Sevgili Dersim´de İklim Gazetesi’nin okurları; bu aydan
itibaren “Kayıp
İşaretler” başlığı ile yeni bir yazı dizisi hazırlıyorum. Bu yazılarda
formüle edeceğim bazı fikirler bazı insanlarımıza ters gelebilir. İnanıyorum ki
çok farklı fikirlerin yan yana durması ve tartışılması en güzel hünerdir ki, bu
da zaten gazetemizin amaçlarından biridir.
32 yaşlarına vardım, bundan sonra 20 yıl daha yasar mıyım yasamaz mıyım
bilinmez. Bu kısa ömür zarfında aklıma ve vicdanıma sorduktan sonra
doğru dediğim düşünceleri, en çıplak biçimi ile sizlerle paylaşmak istiyorum.
Meramımı yazmazsam dünya batar desem yanlış olur. Eğer insana ve yasama dair
güzel bir söz söyleyebilirsek ne mutlu bize. Söyleyemezsek de
, doğru söz yedi derenin suyunda yıkanıp kamilleşerek gelecektir.
Büyük yanılsamalar yaşadığımızı düşünerek geçmişe ve geleceğe dair
yazacağım fikirlere övgüler dizilir veya küfürler dizilir, mümkündür. Başta
söylemeliyim ki bu kaygılar kapının eşiğinde, dışarıda bırakılmıştır. Nasıl
hissediyorsam öyleyim...
Yitik bir kavimin
Yalnız ozanı
Erteler aşkını
Sürgün zamanı
“ilkel” den dilleri
Hüzünlü nefesleri
Vaaz eder insana
Kayıp işaretleri
Son dönemlerde üzerine yoğunlaştığım meselelerle ilgili yazdığım dizeler bunlar.
Yitik her kavim kaybolan bir mirastır insanlık adına, çünkü her kavim dil ve
kültürü ile binlerce yıllık yaşama dair tecrübeleri
aktarır sonraki kuşaklara. Bütün kavimlerin bulduğu güzel işaretlerin
toplamı ile İnsan-e Kamil’in doğusu gerçekleşir. İnsan-e kamil in bir
önceki evreleri Beyin-e Adem ve İnsan-e Natik’dir. Ve İnsane Kamil in
öncesi naçarlıktır.
Kaybolmaya yüz tutmuş bir kavimin ozanı bekes olur, ve
terkedilmiştir... Çünkü o ozanın tarih karşısında yenilmiş dili ile
söyledikleri torunları tarafından anlaşılmaz olur, meramı boşluğa ya da
suya söylenen Klamlar misalidir.
“Modern” olanlar kayıp olacak bir kavimin diline ilkel derler,Beyaz
Adam karşısında mahcup yitik kavimin fertleri, biçare ve
ürkektirler. Kendi geçmişlerine Beyaz Adam’dan daha çok saldırarak
ilkelliğinden sıyrılmaya çalışırlar...
Yitik bir kavimin acısı bir ölünün son nefesine benzer, ağır yükünden kaçan
kurtulurum sanırmış...
Yitik bir kavimden başka bir kavime göç eden sairin bir kanadı
hep kırık olurmuş...
Klamların Miri Ahmed Arif in “Kavimler kapısı Anadolu” deyimine atfen “Kavimler
kapısı Anadolu daha kaç kavim yutacak” diye sorasım
geliyor. Nerede Anadolu’nun Ermeni ve Asur çocukları? Nerede “namus
isçileri’nin” vicdanı?
Hey sersem vicdan ve duyarlılığı çarpıtılmış yalancı şair, anlat bana!
Kırmanciye
Tarihçi ve yazar Erdal Gezik’in bir makalesinden okumuştum; Avrupa’da yaşayan
bir ailenin dört çocuğundan bahsediyor. Dersimli olan bu ailede dört kardeşten
biri kendisini Kürt, biri Zaza, biri Alevi biri de enternasyonalist olarak
niteliyor. Dört kardeşinde iletişim kurdukları cemaat ve mekanlar ayrı ayrı. Bu
cemaatlar da çoğunlukla birbirilerine karşı sıcak değiller.
Bu aile aslında Dersimlilerdeki kimlik arayışlarının genel durumunu yansıtıyor.
Bizim insanlarımız arasında devamlı bölünme ve parçalanma bir kader midir?
1938 yenilgisinin sebebi de aşiretler arasındaki bölünmüşlüktü. Nitekim bu
yıllarda öyle bir iç ihanet yaşanmıştır ki, bir kese altın için kardeş kelleleri
torbalarda devlete sunuluyordu. Bizim gibi katliama uğramış diğer halkların
tarihlerinde böyle içe dönük barbarlık pek görülmez. Kronik bir hastalığa
dönüşmüş olan bu devamlı bölünme ve içe
dönük didişmenin köklerini de düşünceme göre bu trajik tarihimizde aramak lazım.
Sonraları solun girişiyle bu parçalı durum devam etti. Ve bu ayrışma hobisi
şimdilik kimlik arayışına yansımış görünüyor.
Bize gelen e-maillerden de anlaşılıyor ki bayağı bir kafa karışıklığı mevcut.
Bazıları bizi ‘Kürtçü’ bazıları ise ‘Zazacı’ vb. kelimelerle eleştiriyor.
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki ben bir dil bilimci değilim. Bizim bölgemiz
hakkında araştırma yapan çeşitli oryantalistleri okudum. Fakat inanıyorum ki en
iyi bizler kendimizi tanımlayabiliriz, dışarıdan bize ne dendiği çok önemli
değil. Asıl yaşlılarımızın hafızasını temel alarak öğrendiğim bu konudaki
fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yukarıda kendilerini ayrı ayrı tanımlayan kardeşler arasından bir tercih hakkım
var tabiki fakat ben daha çok dört ayrı yöne hareket eden kardeşlerin Annesine
dikkat çekmek istiyorum. Bu anne çocuklarına ne diyordur acaba? Kendimi onun
yerine koyuyorum...
‘Bıra arde mı qediye’ adlı eski bir Kırmancki Klamında ‘Oğul sen Kayseri’ye
gidersen onların dilini bilmezsin, kendini Koçgiri’ye doğru çevir’ diyerek kendi
ailesine ait diğer fertleri belirtiyor. Yine Hüseyin Doğanay’ın ‘Şahan Ağa’
klamında da ‘Ordu Dersim sınırlarını Kemah suyuna dayamış’ diyerek Kırmanciyenin
Dersimden daha geniş topraklarına
işaret ediyor. “Kırmanciye” olgusunu ispat etmek niyetinde değilim, çünkü herkes
yanındaki bir yaşlıya başvurarak bu kelimeyi duyar.
Varto’daki Lolanlı’dan Koçgiri Aşiretlerine kadar bütün kızıl başlar, köklerinin
Dersim’den geldiğini söylerler, yani hepsi bu orijinden çıkma. Tunceli’deki
Lolanlı Dersimli de Varto’daki niye Dersimli değil?
Dersim’in tam olarak neresi olduğuna gelince; Farklı zamanlarda farklı yerler
için kullanılmasına rağmen devlet arşivlerinde Kayseri’den ötesi olarak bütün
kızıl başların yaşadığı alanı kapsar. Bu da bahsi gecen Kirmanciye’dir.
Yabancıların bize taktıkları isimler bizi ancak böler ve parçalar. Bunun için
Avrupalı oryantalistlerin yanına gitmeye gerek yok. Yaşlılarımızın hafızasında
her şey mevcut.
Şimdi “Kürt”, “Zaza”, “Alevi” tanımlamasına gelelim. Bunlar Kırmanciye
içerisinde asırlardan beri harmanlanmış renkleri temsil eder, hepsi hatta
Ermenilik dahi Kırmanciya belek in dokularındandır. Kendisini bu terimlerle
tanımlayanlara saygımız vardır. Lakin kendisini Kürt olarak tanımlayanın Zaza’yı
dışlaması, kendisini Zaza olarak tanımlayanın Kürt’ü dışlaması , Alevinin de her
ikisini dışlaması anormaldir. Kırmanciye bana göre bunların hepsini
kapsamaktadır, dört ayrı yöne doğru hareket eden çocukların annesi
Kirmanciye’dir, bu aynı zamanda hepsinin buluştukları orijini temsil eder. Benim
müziğim de bu ana damarların hiç birinden vazgeçmez.
Anne kendi çocuklarına “Kırmanciye nasbikere” diyor. Kaldı ki bu farklı renkler
arasında eski Dersim’de hiç bir sorun yaşanmamıştır. Bu uyum değerli bir
mirastır ki benzeri az görülür.
Diğer bir sorun bugünkü Tuncelililer kendini asıl Dersimli olarak görmeleri
tarihi bir yanılsamadır. Tunceli, Dersim’in bitirilen ismidir. Nitekim Tunceli
kendini Dersimli olarak üste koyunca Koçgirili, Erzincanlı, Vartolu bu kelimeye
uzak duruyor. İşte bu da en korkunç olanıdır ki aynı aşiretlerden olup farklı
topraklara dağılan insanlarımız arasında bir hafızanın kaybolmasına neden
oluyor.
Sonuç olarak; Ez Kirmanco, Kirmancki qeseykon, name welate mi Kirmanciya.
Yazar: Mikail Aslan
Tarih: 2007-02-16