
HÜSEYİN AKAR*: Dersim potansiyelli iki ölüm (Seyit Rıza ve Dr. Sait)
Tarih: 08.01.2008 Saat: 10:16 Konu: Dersim 38
Tarih,
kendini halka adayıp egemenlerce öldürülenlerin, ezilen tüm kitlelerce
“efsanevi” kahraman olarak algılandığı ve üzerine destanlar dizdiğine
tanıktır.
Seyit Rıza; dostluğun, mertliğin, yiğitliğin
aşiretleştiği, güçlünün güçsüzü hakladığı, hakça paylaşımın dostça
bölüşümün çetin direnişine “eşkıya” Dersim 38’in bir bilgesi.
Dersim yoksuluna el uzatan, lokmasını paylaşan, yaralarına merhem
süren, derin suların geçitiğini gösteren Seyit Rıza, devletin; “eli
kanlı eşkıya, haydut, asi” idamlığı, ezilmişlerin dünyasında bir “Kaf
Dağı devi”… İhsan Sabri Çağlayangil anılarında: “…Seyit Rıza ve çevresi
yakalandı. Mahkemeler sürüyor. İşte bu sıralar Atatürk Elazığ’a
gelecek. Emn. Gen. Müdürü Şükrü Bey bana diyor ki; ‘beyaz donlu altı
bin doğulu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyit Rıza’nın affını
isteyecekler... Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş
işten geçmiş olsun.’ Elazığ’dayım. Savcıya gittim… ‘savcı ben
mahkemeleri etkileyemem’ dedi.
Savcı vekili hukuktan
arkadaşımdı … ona gittim. Mahkeme hakimini evinde buldum …Aptullah Paşa
Sıkıyönetim Kumandanı olarak ... altına ‘yukarıdaki yazı tastık olunur’
demiş basmış boş kağıda imzasını...” Özetle; yasa dışı olmasına karşın,
pazar gecesi araba farları altında Seyit Rıza ve arkadaşlarının
gıyabında idam kararı alınır, asılacak sehpa ve ipini çekecek adamlar
hazırlanır... Anılar şöyle sürer:
“Sanıklar Türkçe bilmiyor,
karar okununca sanıklar anlamadılar ilk anda ‘tunne’ diye bir velvele
koptu. Seyit Rıza sehpaları görünce; ‘asacaksınız’ dedi ve bana döndü
‘sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ Bana güldü. Namaz kılıp
kılmayacağı soruldu. İstemedi. Son sözünü sorduk. ‘Beni oğlumdan önce
asın, kırk liram ve saatim var oğluma verirsiniz’ dedi.
“Seyit
Rıza’yı meydana çıkardık, hava soğuktu ve etrafta kimsecikler yoktu.
Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitap
etti: ‘Evladé Kerbelayıme, Bé guna bé hatayıme, ayıbo, zulumo,
cinayeto’ (Kerbele evladıyız, günasız, hatasızız, ayıptır, zulümdür,
cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap
rap yürüdü çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağıyla
tekme vurdu, infazını yaptı.” Dr. Sait Seyit Rıza idam edildiğinde Sait
Kırmızıtoprak (Dr Şıvan) kan ve göz yaşı içinde, (aile kırımdan)
kurtarılan bir bebekti. Sonraki yaşamının her evresinde, bu kan ve göz
yaşları O’nunla olacaktı. Dr. Sait; ülkedeki ırkçı yapılanmaya karşı
toplumsal barışı; halkların birliğine ve ülkenin sosyal, demokratik
gelişmesini de “Kürt sorununun” çözümüne bağlıyordu.
İlk kez
“49’lar” davasında tutuklandı. Hücre, eğitici, kamçılayıcı bir okul
olur, “sol” grubun başını çeker, Kürt milliyetçilerini tanıma olanağını
bulur. Serbest bırakılınca Türk-Kürt solcuları ile ilişki kurar,
çoğunun “salon milliyetçisi” olduğunu anlar.
Dr. Sait; ezilen,
horlanan halka hizmet, halkla birlikte mücadele gereğine inanır ve
30-40 arkadaşıyla birlikte, Saddam’a karşı savaşan halka yardım için
Kuzey Irak’a gider. Orada kurduğu hastanedeki çalışmaları, çevre halkla
olan ilişkisi O’nu “Dr. Şıvan” olarak aranan ‘efsane kişi’ yapar.
Kurduğu “T-KDP” umulmaz bir başarıya ulaşır: T-KDP silinir, IKDP
sarsılır. İşte bu başarı çizgisi; “Dr. Şıvan için sonun başlangıcı olur.
Kürt coğrafyasını bölüşen ulusların, “Kürt liderliğini” Barzani
ipoteğinde tutma bedeli, “bağımsız” Şıvan Partisi ile çelişir. 11 Mart
otnomi. antlaşması vs; Türk derin gücü, Barzani, T-KDP üçlüsü: Yaşamını
‘soreş’ idealine adayan Şıvan’ı, direk öldürme yerine, gelecekteki
Kürtlere de ‘ders’ olacak bir komplo kurmayı yeğler. Sait Elçi,
Türkiye’den Irak’a götürülür, tutuklanır, sonra öldürülür. Bir ay sonra
da Şıvan, Ömer ve Hikmet tutuklanır. Kendilerinden Sait Elçi’yi
‘öldürdük’denmesi istenir. “Böyle bir alçaklığı, şerefsizliğini kabul
etmektense ölmeyi tercih ederim” diyen Şivan içkence ile öldürülür
(1971). Dr Şıvan öldükten sonra el yazısı ve imzası taklit edilerek
dört sayfalık bir düzmece hazırlanır, “Dr. Şıvan’nın kendi el yazısı
ile ifadesi, itirafı” diye ilgili kesime gönderilir. “Bu vahşi
katliamı, M. Barzani, Derweş ve Şerafettin Elçi gerçekleştirdi” diyen
araştırmacı S.A; “Yurtsever büyük toprak sahibi Ömer’in babası,
bacanağı eski Milletvekili İskan Azizoğlu’nun girişimiyle de Güneydeki
Kürt hareketi ve Barzani nezrinde etkinliği olan kişilerden Ömer’in
serbest bırakılması için toplanan imzalar Ömer’in amcası İzzettin Ağa
kanalıyla götürülüp IKDP Polit Bürosuna teslim edilir” diye ağa oğlu
zanlı Ömer’i yargısız kurtaran “ilkel milliyetçi güçleri” de açıklar.
Sait Elçi’nin katil zanlısı Ömer, Soro, Şakir, serbest bırakılma
karşılığında ‘susma’, bu hain ‘komployu aklama’, Dr. Şıvan’ın “katil”
olduğunu yaymayı üstlenir. Ömer kurtarılınca (Şeriatça) bir kişi
eksilir! Bunun için de Şıvan hazır ölmüşken, yoldaşı Hasan uygun
görülür. İki ay sonra bu Dersim öksüzü tutuklanıp öldürülür.
Bu
bulunç(vicdan)sızlık, kendi başına eşi görülmemiş, cinayet ötesi bir
vahşettir. Öldürülen iki Dersimli, bir Siverekli üçü Zaza. Bunu, ilkel
milliyetçilik “rastlantı” diye geçiştirir. Naaşları da parçalanıp
dağlara atılır. Dr. Şıvan’nın günlükleri, partisinin kararları
değiştirilir, kendisine mal edilen diğer düzmece, yakışıksız bilgi
kirliliği ile Kürt kamuoyu “Dr. Şıvan katil” diye aldatılır.
Çoğu Kürt aydınının; ikircikli davranışı, “hile, iftira ve ihaneti”
sindirme, bu olayda tüm gücünü insanlık dışı bu “ihaneti perdeleme” ve
“Saitler Komplosunu” aklamada göstermesi, Kürt lider ve aydınları için
talihsiz bir kara sayfa olur. Gelinen nokta; “ilkel milliyetçilik”
pratiğinin ortaya çıkan sonucu ihanetçi bir tutumdur. Melle
Abdurrahim’in deyimi ile, “Yurtseverlik kokan her insanın başını kesen
bir önderliği izlemek ya suç ortaklığı ya da derin bir gaflettir.” Bu
gaflette Türkiye ırkçı erkinin; Kürtlerin siyaset alanını tıkaması,
vatandaşlığın “Türk” olma zoru, Iraklı lidere garantörlük vs nedenlerle
“ortak” katkısı yadsınamaz. Mevcut önderliğin; “teslimiyetçi
milliyetçiliği”, sınırötesi güçlerle Kürtleri katli, Türkiye’deki 20
milyon Kürdün “halkına karşı on binlerce “korucu”, “kaygan” aydın
edinimi, zoraki liderliğin çürümüşlüğü ve Kürt sorununun da çıkmazı
oluyor... Kürt yazar M.Ö.: “Bu çerçevede KDPye bakıldığında ulusal ve
yurtsever bir güç olmaktan uzak olup tam tersine ulusal güçlere sürekli
düşmanlık yapan ve ihaneti gelenek haline getiren bir çete örgütü
olarak karşımıza çıkıyor” diye feryat eder.
Son yıllarda,
kimi Kürt aydının ille ki; “Dr. Şıvan katildir ” yayın furyasına yanıt;
“SAİTLER KOMPLOSU Dr. Şıvan ve Barzani Kürt Liderliği” kitabı oldu. 27
Eylül 2005’te Mannheim Üniversitesi Akademik Heyeti Bilirkişi Raporu
Komplocuların Dr.Şıvan’a mal ettikleri “kanıt belgelerin” Dr. Sait
Kırmızıtortak’a (Dr.Şıvan) ait olmadığını, yani “Saitler Komplosu”na
açıklık getirdi. Bu gerçek karşısında komplocular, komplo aklamayı
yüklen, “itirafçılaştırılanlar”, güçten yana tavır değiştiren ikircikli
aydınlar susmak zorunda kaldılar.
Seyit Rıza ırkçı bir
anlayışın çıkardığı özel yasa ve düşüncenin kurbanı oldu. Dr. Sait ise,
yardımına koştuğu Kürt lider çetesince, “ulusalcı” dostları tarafından,
“hain bir komplo” ile “katil” diye işkence altında “yargısız infaz”
yapılarak katledildi. İkisi de özde: ”zalime karşı diz çökmeyen, Dersim
potansiyel suçlusu...”
* Araştırmacı yazar

|
|