Munzurun Susmayan Sesi MUNZURCA
İletişi Üye Hesabı Müzik Dinle Haberler Forum Anasayfa
Ana Menü

 Videolar
 Forumlar
 Köşe Yazıları
arrow.gif Şiir Bahçesi
arrow.gif Türkü Arşivi
 Ziyaretçi Defteri
 Video Klipler
_SOMRESTRICTEDMEMBERS Dosyalar
_SOMRESTRICTEDMEMBERS Röportajlar
 Albüm Tanıtımı
 Müzik (MP3) Dinle
· SOHBET

 Üye Menüsü

 HABER

 Destek

 Bilgi Bankası
 Dersim Munzur
 Zazaca Dersler
_SOMRESTRICTEDMEMBERS Dersim Resimleri
 Biyografiler
 Bilgi Bankası
_SOMRESTRICTEDMEMBERS Zazaca Türkü Sözleri
 ZazakiYeni!

 Extra
Röportajlar

bezovut

Pirocan_Mİraz
Zazaki Dersler
· Genel ve Zorunlu Bir Ön Açıklama
· Alfabe Ve Temek Bilgiler
· Bağlaçlar
· Dişil ve Eril Sıfat Örnekleri
· Tek ve Çok Heceli Sözcükler
· Zıt Anlamlı Kelimeler
· Aylar - Renkler - İnsan Vücudu
· Zazaca'da Emir Kipi
· Zazaca'da Fiil
· Fiil Çekimlerinde ‘Şimdiki Zaman’
· İsmin Bükümlü Hali ve ‘Dili Geçmiş Zaman’
· Zazaca'da Tamlama
· Zazacada Sıfat
· Zazaca'da Edat
· Bazı Kelimeler
· Değerlendirme Sınavı
Köşe Yazarları

Dersimliyim Diyebilmek


Zübük


Kayıp İşaretler


Dersim Hayat Ve Bize Çağrıştırdıkları

Site Dergisi

Dergimizi Okumak Veya İndirmek İçin TıkLayın.

Zazaki ARşiv

ZAZACAYI DAHA İYİ ÖĞRETEBİLMEK KAVRATABİLMEK VE TANITMAK AMACIYLA
 HAZIRLADIGIM SAYFAYA HOSGELDİNİZ


[ Zazaların yaşadıkları çoğrafya]

[ Dil ve ETKİNLİK]

[ Din]

[ Zazaca isimler]

[ ZAZACANIN  TÜRKÇE, KÜRTÇE VE DİĞER DİLLER ARASINDAKİ FARKI]

[ ZAZACA ALFABE]

[ Zazaki ve gorani dilleri ]

 







Payasim.Net Portal - ATATÜRK
























Zazaca, Kürtçe ve Türkçe
Dilleri Arasindaki Fark


Iki dil
arasindaki dil birligi, o
dillerin köklerinin hangi
guruptan geldigi temel alinarak
ortaya konur veya o dillerdeki
en eski kelimelerin, sözcüklerin
göz önüne alinmasi ile de
anlaşilir. Bundan dolayidir ki
dil bilimciler (lingivistçiler),
dillerin köklerini araştirirken
temel olarak dilde bulunan en
eski ifade şekillerini
kendilerine kaynak aliyorlar.
Çiçek isimleri, hayvan isimleri,
naturel (tabiatsal) cisimlere
verilen adlari, gramatik
yapisini göz önüne aldiktan
sonra o dilin hangi dil
gurubundan geldigine ve hangi
dillere yetiştigi konusunda
varsayimlarini öne sürüyorlar.


Dillin oluşumu resimlerle
başlar. Insanoglu yazi dilini
resimlerle geliştirdi. Resimler
yazi dilinin kökünü
oluşturduklari gibi, bunun
insanlar arasinda iletişim (kominikasyon)
araci olmasinida saglamiştir.


Insanoglunun yaşam tarzi
kabile hayati ile başlar.
Kabilesinden, yurundan,
topraklarindan uzak düşen toplum
üyesi, kabilesinin, yurdunun dil
karekterini de kendisi ile
birlikte taşimiştir. Dünyada ki
göç (ekonomik, dogal affetler,
siyasal) ve sürgün olaylari
dillerin dagilmasina verilecek
en iyi örneklerden biridir.
Insanlarin anayurtlarindan
ayrilip bir bilinmeyene dogru
dagilmasi, bir noktada dilinde
yayilmasi ile eş anlamlidir.


1813 yilinda Thomas Young; "Sansikritçe,
Yunanca, Latince, Keltçe,
Almanca ve Iran dillerinin bir
dilden geldigini" illeri sürmüş
ve bu dilleri, "Avrupa-Hind
dilleri" olarak adlandirdiktan
sonra da, bu dilleri kulananlara
da "Ari halkidir" dimiştir.


Örnek:



























































Zazaca



Türkçe



Ingilizce



Isveççe


Esto

Var

There is

Est (S. Kihan)

Hag, hak

Yumurta

Egg

Ägg (eg)

Estor, hestor

At

Horse

Häst (hest)

Nak

Göbek

Navel

Navel

Por

Saç

Hair

Har (hor)r

Sol

Tuz

Salt (solt)

Salt

Verg

Kurt

Wolf (volf)

Varg

Va, (ti se va?)

Ne (Ne dedin?)

What

Vad (Vad sa du?)

Zazaca, Zazalarla birlikte
veya Zazalar'dan sonra Dicle ve
Firat nehirleri (eski
Mezopotamya) arasina yerleşen


halklardan kelimeler ödünç
almiş veya bu dillerden
etkilenmiştir. Örnegin,
Iranca'dan, Ermenice'den,
Hurice'den, Hititçe'den,
Sümerce'den, Yunanca'dan,
Türkçe'den ve diger halklarin
dillerinden bir karişim söz
konusudur. Bu halklardan ödünç
alinmiş olunan bu sözcükler,
kelimeler, deyimler günümüz
Zazaca'sinda vardir ve
kullanilmaktadir. Ama; bu, şu
anlama gelememelidir ki Zazaca
bu dillerin bir diyalekti veya
bir lehçesidir. Ki, diller
arasindakisözcük ve deyim
aliş-verişleri diyalekt ya da
lehçe olmaya kanit gösterilemez.


Zaza yerleşim yerlerinin,
göçlerin, savaşlarin,
kapitalizasyonlarin ve ipek
yolunun kesiştigi bir nokta
olmasi, Zaza dili üstünde bir
degişim yaratmiştir. Ama; hiç
bir şekilde Zaza kültürü üstünde
köklü bir degişim yaratmamiştir
ve kalici olmamiştir. Zaza
kültürü de, Zaza dili gibi
kendini bu firtinalara karşi
engeller kurarak korumuştur ve
bu nedenden dolayi da kalici bir
degişim yaşamamiştir. Avrupa'da
yaşayan ve Zazaca'yi şu ya da bu
dile kuyruk yapmak isteyen,
Zazacayi diger dillerin
diyalekti, lehçesi olarak görmek
isteyen bazi ilginç kişiliklerin
kendileri, Zaza dilini kültürünü
tanimadiklarini yaptiklari
teorileri ile ondan oldukça uzak
olduklarini gözler önüne
sermektedirler.


Eger gerçekten Zazaca'yi
başka bir dilin diyalekti,
lehçesi olarak görmek
istiyorlarsa, şu gerçegi gözardi
etmemeleri gerekmektedir. Konuyu
inceler ve farkliliklarini,
benzerliklerini ciddiye
aldiklarinda göreceklerdir ki,
Zazaca dili Farsça'ya bir çok
dilden daha yakindir (Irani dil
gurubundan olmasindan dolayi).
Farsça'nin diyalektidir deseler,
daha mantikli olmaz mi? Ama;
şunu unutmamak gerekiyor ki her
şey tarihsel veri, bilimsel
belgelerle kanitlanmalidir.
Hind-Avrupa dilbilimcileri
eserleri ile Zazaca'nin en eski
dillerden bir dil oldugunu
illeri sürmüşler ve
kanitlamişlardir. Oskar Mann'in,
Karl Hadank'in, CI.J.Rich'in,
A.V.Le Coq'un, Peter Lerch'in
v.b araştirmacilarin yapitlari
incelendiginde Zazaca'nin kendi
başina bir dil oldugu daha iyi
anlaşilacaktir.


"Encyclopedia of Langauges
and Linguistics" (Dil ve
lingvistik ansklopetisi) adli on
ciltlik bu yapittin 4780'inci
sayfasinda "Turkey; Langauge
Situation" (Türkiye; Dil sorunu)
başligi altinda şunlar yazilmiş;
"The langauges spoken in Turkey
are Turkish, Kurdish
(Kurmanchi), ZAZA, Cherkess,
Ayhbas, Laz, Georgian, Arabic,
Armenian e.t.c" (Türkiye'de
konuşulan diller; Türkçe, Kürtçe
(Kürmanci), Zazaca, Çerkezce,
Abkasça, Lazca, Gürcüce, Arapça,
Ermenice v.d) Ayni kitabin ayni
sayfasinda bunlarda yazilmakta;
"Turkish is spoken throughout
the country. Kurdish, with its
dialects, and ZAZA are spoken
mainly in eastern and
southeastern Anatolia" (Türkçe
dili tüm Türkiye'de
kulanilmaktadir. Kürtçe ve
diyalektleri ve Zazaca Dogu ve
Güneydogu Anadolu bölgesinde
konuşulmaktadir.) Ayni kitapta
şunlar da kaleme alinmakta;
Şehir yerleşim birimleri
dişinda, köylerde yaşiyan yerli
halk arasinda Zazaca veya Kürtçe
kulanilmaktadir ve bunlar sadece
bir dili kulanabilmektedirler.
Yani ya Zazaca, ya da Kürtçe
konuşabilmektedirler. Eger bu
kitabin "Içindekiler" kismina
bakilirsa "Zaza" bakiniz "Dimli"
yazar ve Dimli içinde şu
yazilmaktadir; "Dimli, Hind-Ari,
Irani veya Hind-Avrupa
dillerindendir." Yani burada
Zazaca'nin Türkçe, Ermenice,
Farsaça, Asurca, Arapça ve de
Kürtçe'nin bir lehçesi,
diyalekti oldugunu ileri
sürmedikleri gibi Zazaca'dan söz
ederken Zaza dili diye konu
edilir.


Avrupa'li dilbilimciler,
yazarlar bu terimleri
kulaniyorlar diye biz de öyle
diyoruz, gibi bir kani kimsede
dogmasin. Zaten öyle uzun
yollari arşinlamaya gerek yok.
Burnumuzun dibindeki halkimiza
gidip baktigimiz ve "diyalekt,
lehçe" terimini halkimiza
yöneltigimiz zaman, alacagimiz
cevabin çok ilginç olacagini
hemen belirtmek isterim. Bir
Zaza ya şu soruyu yönelttigimiz
zaman;


"-Ti bi kamcin lehçeya qisey
kene/kena?


(-Hangi leçeyle
konuşuyorsunuz?)" O Zaza'nin ilk
tepkisi size bakip gülmek
olacaktir ve sonra da şu soruyu
sormadanda edemiyecektir;


"-Lehçe çiçi yo? (-Lehçe
nedir?)". Ama; sorunuzu
degiştirip, şu şekilde
sorarsaniz;


"-Ti bi kamcin ziwana qisey
kene/kena? (-Hangi dilli
konuşuyorsunuz?)" sorusunu o
Zaza'ya yönelttiginiz soruya
karşilik alacaginiz yanit şu
olacaktir;


"-Ez bi ziwane Zazaki qisey
kena. (-Zazaca diliyle
konuşuyorum.)" Bunu ben kendim
deneyerek yaşadim ve "lehçe"
dedigimde, soruyu yönelttigim
yaşli Zaza amca ve teyzenin o
güzelim kahkahalari kulaklarimi
çinlatti, bugün hala unutmuş
degilim. Anadili veya babadili
Zazaca olanlar gidip "diyalekt,
lehçe"nin ne oldugunu Zazaca yi
bilen büyüklerinden sorsunlar.
Tabiî malupulasyon yapmadan,
(büyüklerini cahilikle
suçlamadan, 'okuma-yazma
bilmiyor' ile küçümsemeden
yöneltsinler sorularini).
Bakalim "aydin", okuma-yazma
bilen "entellektüellerimizin"
alacagi yanit ne olacaktir?


Dil: Insanlarin
düşündüklerini ve duyduklarini
bildirmek için sözcüklerle ya da
işaretlerle yaptiklari anlaşma
ve Stalinist teoriyi göz önüne
alarak açiklarsak, şu şekilde
yorumlayabiliriz; Ortak dil halk
olmanin şartlarindan biridir.
Yani ülke sahibi olan bir halk,
devlet sahibi olan bir halk,
ayni zamanda ortak bir dile de
sahiptir.


Diyalekt: Yanlizca bir
bölgeye ait olan ve bir bölgede
konuşulan, yapi olarak ana
dilinden degişik özellik
göstermeyen yanlizca söyleyiş
tarzinda bir degişiklik
gösteren, yapi olarak bagli
oldugu anadile lokal bir yapi
kazandirana denir. Yani lokal
dillerin adlandirilmasi,
diyalekt/lehçe olarak
gündemleşmektedir. Örnegin;
Isveç dili ve Norveç dili
birbirlerine o kadar yakindirlar
ki, bu dillere iki dil demek
insanin çok tuhafina gidiyor. Bu
iki dile ayni dil demek daha
uygun olur bence. Ama;
Isveçliler, Norveççe için
diyalektimizdir, demiyorlar.
Norveççe tabirini kulanmayi daha
uygun buluyorlar (Norveçliler de
Isveççe için öyle bir tabir
kulanmiyorlar).


Başka bir örnek verecek
olursam; Finceyi (Finlandiyaca)
örnek verebilirim. Finliler,
Letonyaca, Estonyaca için
diyalektimizdir demiyorlar.
Aksine Lentonyaca, Estonyaca
dilleri diyorlar (ki, bu diller
Finceye çok yakin dillerdir).
Tabiî bu da devlet olmanin
vermiş oldugu avantajlardan
biridir.


Konuyu çok basitleştirerek
anlatmaya çalişirsam benim için
ise dil, şudur diyebilirim
(bugüne kadar bizlere dayatilan
ve kabullendirilmeye çalişilan
resmi görüşlerden çikarmiş
sonuca göre):


Dil: Devleti, Bayragi (veya
vardir ama; resmi degildir) ve
askeri olan halklarin kulandigi
ifade yapisina dil denir.


Diyalekt: Devleti, bayragi ve
askeri olmayan halklarin
kulandigi dil diyalektir. Bu
'espiriyi' yapmaktan kendimi
alikoyamiyorum.


Ilginç bir açiklama tarzi
ama; günümüz gerçegine çok yakin
olan bir yorum şekli. Dolaysiyla
bu gibi şeyleri yazdigimda,
okudugumda kendimi eski
devirlere dalip gitmekten men
edemiyorum. Rönensanstan,
Avrupa'da ki aydinlanma
döneminden önce ki zaman
diliminde buluveriyorum kendimi.
1500 yillarinda Kopernikus
(1473-1543) "Güneş sistemi"
üstüne teorisini yazip
açikladiginda, tüm dünyayi,
kiliseyi ve papazlari kendi
karşisina aldi. Kopernikus'un
ileri sürdügü düşünceleri sadece
şuydu; "Dünya yerinde sabit
degildir. Aksine dünya hem kendi
yörüngesinde (çevresinde), hemde
güneş'in yörüngesinde
dönmektedir. Güneş'in
yörüngesinde dönmesi bir yil
gibi bir zamani almaktadir."
Kopernikus ta, Galieo gibi
papazlardan, kiliseden ve
gericilerden hakina düşeni
almiştir... Kopernikus'tan sonra
Galileo Galilei (1564-1642)
deney ve gözlemleriyle
aydinlanma dönemine kendini
adamiştir. Deneylerinin agirlik
noktasi ise; "Dinamik" olmuştur.
Kopernikus ve Galileo
kendilerini gerici kilisenin
Enginisizyon mahkemelerinin
pençesinden kurtarmişlardir.
Onlarin kaderi Giordano
Bruno'nunkine benzemmemiştir.
Giordano Bruno yedi yilik bir
ceza dönemindenden sonra
canli-canli yakilmiştir. 1835
yillina kadar "dünya dönüyor"
diye yazan tüm kitaplarin
dagitimi, basimi yasak ve
varolanlar da yakilma kararina
tabiydiler. Kilise bu
düşünceleri 200 yil boyunca
yasakladi, inkar etti


"Insanoglu düşündükçe
özgürdür, veya özgürleşebilir"
diyor, Albert Bayet. Ne güzel
bir yorum. Insanoglu özgür
düşünüp özgürce ürettemedigi ve
bu yeni özgür düşüncelerinden
yeni teoriler yaratamadigi
sürece özgür degildir. Onun
içindir ki; yeni ve özgür
düşünceler serbestçe söylenmeli,
tartişmalara açilmalidir. Neyin
yanliş, neyin dogru oldugu ancak
o zaman kesinleşir. Birde
yanliş, dogru var midir? Yok
mudur? Hayir, yanliş ve dogru
olayi yoktur. Bu konuda hem
J.P.Satre'ye hemde
Shakespeare'ye katiliyorum.
"Yanliş ve dogru yoktur. Benim
için yanliş olan bir şey başkasi
için dogru olabilir. Benim için
dogru olan bir şey başkasi için
yanliş olabilir" Eger bu
önermeyi kabul edersek, oturup
biribirimizi anlamaya çalişarak
tartişmalarimizi sürdürebiliriz.
Çamur atmakla, anlamsiz
yorumlamalar, boş konuşmalar ve
asilsiz suçlamalarla bir insan
yanlizca kendi cahil iç
dünyasini gözler önüne serer.
Kitap okumakla, belli kurum ve
kuruluşlarda belli bir yere
gelmekle/sahip olmakla aydin
olunmuyor. Aydin olmanin
kistaslari bana göre, çok daha
kapsamli ve kavrami daha
genişçedir. Aydin/entellektüel
olmak; cesaretle yenilikçi
düşünceleri açiklamak, konudan
habersiz ya da habersiz
kitlelere konuyu korkusuzca
götürmek, bilgilendirmek ve
düşüncelerini savunmakla olur.
Herşeye "evet" demek ve
kuyrukçuluk yapmak, mevki
hastaligina kapilmakla kişi
aydin olmuyor.


Biz, kimsenin korkudan
söyleyemedigi düşünceleri
söylemeye/anlatmaya çalişiyoruz.
Gecelerin o karanlik ihanet
kokan boşlugundan, baskinin
sümürücü pençesinden, duman ve
sisin içinden düşüncelerimizi,
kökümüzün bagli oldugu temelleri
gözler önüne serecegiz. Bu da
bilinçli, uzman çalişmayla ancak
gerçekleştirilebilinir.


1210 yillarinda
Aristoteles'in düşünceleri
yasaklanmişti/yasakti. Bu
düşünürün yazilarini,
kitaplarini okuyanlar ölümle
ödüllendiriliyorlardi. Ama; bu
sure zarfinda olan neydi, neler
olmuştu? Hangi degişimler
yaşandi? Aristoteles, Galileo,
Kopernikus, Copernic, Nicolas
d'Autrecourt, Civan Aucassin,
Michel Servet. Giordano
Bruno'larin düşünce ve görüşleri
ortadan kaldirilabildi mi? (Ki,
Michel Servet ve Giordano Bruno
düşüncelrinden dolayi ateşte
yakildilar) Hayir. Baski ve
işkence ile insanoglunun
düşünceleri mi degişti? Bu
düşünürlere şeytanin kullari
(moderin littertürde "hayin,
ihanetçi"), cahiller denilmiyor
muydu? Evet şimdi sormanin tam
da sirasidir diye düşünüyorum:


Evet efendim ne oldu? Tarih
kimi yargiliyor bugün? Genç
şövalye La Barne kilisenin
izniyle öldürüldü. Suçu mu
neydi? Cevabini isterseniz yine
biz verelim. Suçu; kilisenin
yasak etmiş oldugu bir kitap
olan "Felsefe sözlügü"nü okumuş
olmasiydi. peki bu genç
şövalyenin başina geleni
biliyormusunuz? Önce dili, sonra
kafasi kesilip ateşe atiliyor.
Suçu "Felsefe sözlügü"nü okumak.
Evet kitap akumak.


Bakiniz Avrupa'li bazi aydin
düşünürler ne diyorlar;


Montesquieu; "Gerici düşünce,
geri zekaliliktir"


Voltaire; "Gerici düşünce,
dünyayi kanla boyamiştir."


Diderot; "Gerici düşünce,
insanin midesini bulandiran
şeydir."


Helvetius; "Gerici düşünce,
biçak gibi insanoglunun başinin
belasidir."


"Eger insanoglu düşüncelerini
açik diyemiyorsa, insanlar
arasinda özgürlükten söz
edilemez." Voltaire. "-Bunlari
niye yaziyorsun/açikliyorsun?"
diyorsaniz, bugün, geçmişte
olanlarin en zalimanesini
bulundugumuz 'modern' çagda
yaşiyoruz derim.


Meseleyi ele almamin nedenini
sadeleştirmeye çalişayim;
tarihte karalama felsefesi
sürdürmekle, baski metodlarinin
yenilerini denemekle, özgür
düşünce öldürülememiştir. Dil,
kültür üstüne yaptigimiz
çalişmalarimiz şimdiden bir çok
gerici, dar görüşçü çevreyi
rahatsiz etmiş durumda. Bu
rahatsizliklar hem yazili, hem
de sözlü olarak basina
yansimiştir. Şunu belirtmeden
edemiyecegim; bize bu gibi agir
suçlamalarla gelen insanlarin,
önce kendi tarihlerini ve
sonrada günümüzde ne
yaptiklarini göz önüne almalari
gerekiyor kanisindayim. Agir
suçlamalariyla ancak o zaman
bize gelmelerini öneriyorum.
Yeri gelmişken tarihten dini bir
olayi aktarmak istiyorum. Birgün
Isa, bir toplulugun bir kadini
taşladigini görür. Isa topluluga
yanaşir ve sorar;


"-Bu bayani niçin
taşliyorsunuz?" Toplulugun
içinden ileri gelenlerden biri,
kendinden oldukça emin ve yüksek
bir sesle Isa'yi şöyle cevaplar


"-O bayan bir fahişedir.
Günahlari, suçu çoktur" der.
Isa, döner topluluga ve şöyle
hitap eder;


"-Içinizde dürüst, suçu ve
günahi olmayan, taşi atan, ilk
insan olsun..." der ve bekler.
Ama topluluktan ilk taşi attan
bir türlü ileri çikmaz.


Ben buradan, bize çirkin agir
suçlamalarla yönelen insanlara
şunu illetmek istiyorum;
karanlik güçlerden yardim, maaş
aldigimizi ve onlarla birlikte
çaliştigimizi dile getirenler
dedikodularla iftiralar
üretecegine, basina belgeleriyle
veya kaynaklariyla birlikte
açiklamalidirlar ve açiklasinlar
(bu, biz Zaza yurtseverlerinide
sevindirecektir). Bir kez daha
vurguluyor ve sormak istiyorum;
eger bu iddialari ileri sürenler
bu kadar gizli istihbarat
bilgilerini elde
edebiliyorlarsa, bunu nasil ve
nereden elde ettiklerini elde
ettiklerini açiklayabilirler mi?
Ve üstelik, bu bilgileri, "kim"
elde edebilirinide sormuyorum,
burada da tartişmiyorum. Ancak
akli-selim sahibi birilerinin
meselenin üzerinde
düşünmelidirler...


Yazan-çizen, konuşan,
politika üreten, ya da
ürettiklerini iddia eden her
insan dediklerinde çok dikkatli
olmak zorundadir. Yoksa gereksiz
yere kuşku yaratmak, insanlarin
kafasina soru işareti takmak
suretiyle provakasiyona
yönelmek... PROVAKTÖRLÜKTÜR.
Bugün bu soruyu biz sormasak
bile, birgün ve mutlaka gelecek
nesiller bu soruyu soracaktir...
Şunu da düşünmeden insan
edemiyor. Bu gibi düşünceleri
ileri sürenler olmasin ki kendi
pisliklerini ört-bas edebilmek
için, bu tür çirkin iddialarini
ileri sürmüş olsunlar?! Ayrica,
lütfen ne Zaza halkini, ne Kürt,
ne de Türk halkini özgür
düşünceye sahip olmayan insanlar
yerine koysunlar. Çünkü,
halklarimiz hala yapilan bazi
olumsuzluklari-hakaretleri
unutmuş degildir.


Biz, düşünce, siyaset ve
tarih geliştiremeyen insanlar
degil, aksine ugraşilarimizi
belli metodik ve sistemli
çalişmalarimizla birlikte
halkimizin kimlik arzusunun
savunuculari olarak ve demokrat
bir perspektifle dünya
halklarinin sinirsiz
kardeşliginin temellerini
atabilecegimizin bilincinde
olarak, kardeşlik çagrilarimizi
yorulmadan tekrarlayaca-gimizi
da belirtmek isterim. Biz de,
halkimizin kimlik arzusu ve bu
dil teorisi düşüncelerimizle
toplum karşisina çiktigimizda,
önümüze çikarilacak engelleri,
yani bizi nelerin bekledigini
çok iyi biliyorduk.
Yazip-çizdiklerimizin bazi
nasyonalist (düşüncelerinde
hümanist/ insancil ve sosyalist)
kesimlerin rahatini kaçiracagini
da biliyorduk. Zaten halklarin
kimlik arzusu, diyalekt ve lehçe
sorununa ilişkin olarak
böylesine 'ilginç' bir politika
Ortadogu devletlerinin sürekli
uygalaya geldikleri çirkin bir
gelenektir. Türkler, Iranlilar,
Araplar Kürt dili için hep, "Biz
ayri ayri halklar degil, tek bir
halkiz (Türk, Arap, Fars, Kürt
v.s). Ayri bir dil degil,
lehçemizdir, diyalektimizdir"
demiyorlar mi?


Bundan böyle, Ortadogu
devletlerinin ugulamiş ve
uygulaya geldikleri zulüm
politikalarinin bilincinde
olarak bu çirkin oyunun birer
figuranlari olmayacagiz. Ve bu
oyunlarina da gelmeyecegiz Evet
baylar, bizlerde akillandik
artik... Çünkü, artik biliyoruz
ki bizim hakkimizda yazilarini
kaleme alanlar, sümürgeci kültür
sahibi ögretmenlerinden
aldiklari dersi can-kulagiyla
dinledikleri, dolaysiyla egemen
devletlerin sömürgeci
politikalarinin muntazam bir
izleyicileridirler. Tutum ve
davranişlariyla bu konuda
oldukça net olduklarini her
hal-u karda gözler önüne gururla
seriyorlar BRAVO.


"Niçin yaşadigini bilen,
nasil yaşayacaginida bilir."
diyor Nietzche. Günümüzde, tüm
kitalar ve adalarda 6000'e yakin
dil kulanilmaktadir. Bunlardan
sadece 600'e yakini yok olma
tehlikesini aşmiştir; ve bu
şekilde dünya dilleri arasinda
yerlerini perçinleştirmişlerdir.
Alaska'da ki Fairbanks
Üniversitesi dilbilimcilerinden
(lingivist) Michael Kraus'un
06.01.1996'da New Scientist
dergisinde yayinlanan
makalesinde yukarda bahis konusu
olan olgular tartişma götürmez
bir açiklikla vurgulanmiş olup,
bilimsel verilerle
güçlendirilmiştir.


Var olan dillerden bir çogu
nüfus sayisi yok denecek kadar
az topluluklardan tarafindan
kulanilmaktadir. Bir çok dilde,
yok olma tehlikesi ile karşi
karşiyadir. Dünyanin en ufak
dili Aorecedir (AORE). Bu dil,
Ölü deniz kiyilarindaki Öre
Vanvata Cuhuriyetin'de yanlizca
bir kişi tarafindan
kulanilmaktadir.


Bir çok dil yok olurken,
bunun yaninda bir çok dilde
kendini yenilemektedir. Bu
kendini, yeniden yenileme süreci
çogu kez bilim ve teknigin
gelişmesiyle yakindan ilgilidir.
Bilim ve teknigin gelişim
göstermesi sadece insanoglunun
günlük yaşantisinda degil onun
dili üzerinde de bir degişim
yaratmaktadir. Yani bilim ve
teknigin gelişmesi ile birlikte
bütün dillerde ortak olan bilim
ve teknigin kendisine özgü
termonolojisi ortaya çikar.
Bilim ve teknikle birlikte
ortaya çikan bu kelimeler diger
dillerede yansimaktadir.
Avrupa'nin bir çok ülkesi, ortak
bir dilin yaratilmasini
istediklerinden, Avrupa dilleri
arasindaki benzerlikleri artirma
çabalarini yogunlaştirmişlardir.
Bundan dolayi teknik alanda
oluşturulan kelimeler
degiştirilmemektedir. Buda
kanimca atilmiş olan en mantiki
adimdir (Ama; dillerin kendi
özünü korumasinida savunmadan
edemiyecegim). Örnegin; Zazaca
kalkip Televizyon'u bewnayox
(seyretgeç) Radio'yu da goşdayox
(dinlengeç) yapamayiz. Yaratilan
bu kelimeler suni oldugundan
kalicida olamazlar ve buna
verilecek örnekler binlercedir.
Kelimeler kendi öz orjininde
geliştikçe daha saglikli bir
yapi kazanir. Örnegin Isveç
dilinde hala korunmakta olan
Türkçe "kalabalik, Kiosk (köşk
kökenli bir kelime), dolma v.s"
özün korunmasina verebilecegim
örnekler arasindadir. Çünkü;
suni kelimeler cümle içinde
anlamsizlik yaratabilecekleri
gibi, cümlenin telafüsünde de
dengesizlik yaratabilirler. Bu,
bir dil için iyi sonuçlar
yaratmayan bir gelişmedir.
Bundan dolayida dilin kapisi her
zaman diger dillerden
gelebilecek kelimelere açik
olmalidir ("bu vesileyle tüm
dillere lehçedir
diyebilelim??"). Ki, bir dilden
diger bir dile kelimeler
gümrüksüz girebilsin. Bu dilin
fakirligi degil aksine dilin
zenginleştirilmesidir. Örnegin,
Ingilizcede yüz degil, binlerce
yabanci kelime, isim vardir.
Bunlar Latince'den, Grekçe'den
(Yunanca), Eski Irlandaca'dan
Firansizca'dan, Ispanyolca'dan
v.d dillerden "yatay geçiş"
yapmişlardir. Bu degişiklik
sadece dilde degil, yemek
kültüründe ve toplum
yaşantisinda da kendisini
göstermiştir. Dilin gelişmesi
taze kanla olur. Bu gelişim
anlamini yeni kanin damarlarda
süzülmesinde bulur. Halk
damarlar, dilde kandir. Kan
damarlarda, dilde halk
kitlelerinin arasinda yaşamini
canlilaştirmaktadir. Ondan
dolayidir ki, her insan kendi
diliyle düşünmeli, konuşmali ve
okumalidir. Kendi dilinden
utanmak aydin ve halkinin
kültürel onurundan nasibini
almiş akli-selim hiç bir insanin
yapabilecegi tavir degildir.
Kendi dilinden utanan,
çocuklarinada bu kara utanci
yamalar ve çocuklari da bu
utançla büyür. Bu terbiyeyle
büyüyen çocuklar toplum
içerisinde kendilerini
yarim-yamalak hisederler. Tabiî
ki bu hata çocuklarin degil
ebeveyinleridir. Ana dili Zazaca
olan ailelerde Zazaca degilde
başka bir dil okutulup,
yazdirilip ögretiliyorsa bu
düpedüz kökünü inkar etme ve
özünü pazarlama olayidir. Bunun
adi kendi ana diline ve kendi
özüne yabancilaşmaktir. Başka
bir deyimle saygisizliktir.


Avrupa'da her dilin, lehçenin
okularda okutulma ve ögretilme
haki vardir. Çocuklarinin ana
dilleri ile egitim görmesini
isteyen aileler çocuklarini ana
dil egitimine göndermektedirler.
Eşlerden birinin Avrupa'li
olamasi bu kaideyi bozmamaktadir
(Zaza ve Avrupa'li eşlerden olan
çocuklar Zazaca ana dil
ögretmeni bulunmadigi için, aile
büyüklerince çocuklarin
bulunduklari ülkenin dilini
ögrenmeleri tercih
edilmektedir). Burada başka
halklardan, başka milletlerden
evlenmiş olan tanidigim bazi
Zaza kişiliklerden örnekler
vermeyi istiyorum. Bu
tanidiklarimdan biri bir
Türk'le, ikincisi bir Zazayla ve
üçünsüde bir Kürt'le evli.
Türk'le evli olanin evinde
Zazaca ve Türkçe konuşulmakta.
Yani çocuk babasiyla Zazaca,
annesiyle Türkçe konuşmakta.
Ikinci örnekte çocuklar anne ve
babalari ile sürekli Zazaca
konuşmakta ve son örnekte de
durum biraz farkli, Kürt bayanla
evli olanda ise konuşulan dil
Kürtçedir. Ayrica çocuklara
okulda ögretilen yazi ve okuma
dilide Kürtçedir. Verebilecegim
örnekler sadece bunlar degil.
Eşlerin her ikisininde Zaza
oldugu ama çocuklarin Zazaca
yerine Kürtçe, Türkçe veya
Avrupa dillerinden birini
kulanmasi oldukça revaçtadir. Bu
kendi dilinden kopuşun bir
sonucu olarak, çocuklar ya hiç
bir dili tam olarak
konuşamamakta veya hepsini yarim
yamalak konuşmaktadirlar. Peki
çocuklara ne oluyor? Çocuklar
hangi kimlige sahip oluyorlar?
Çocuklar hangi ülkenin evlatlari
(vatandaşlari) oluyorlar? Tabiî
ki bu sorularin cevabini
çocuklar verecek degil ya. Ama
şu var ki çocuklar piskolojikmen
bir baski altinda kaliyorlar ve
yalancilik bir savunma araci
olarak devreye geçiyor. Çocuk
yalanciligi kalitim yoluyla
degil toplumsal, çevresel
baskilardan edinmiş oluyor.
Tabiî bu yaratilan deger sadece
savunma mekanizmasidir. Bu
çocuklar milletler arasinda
kimlisizliklerini kavradiklari
zaman bir çelişki ile karşi
karşiya kaliyorlar. Bu çelişki
çocukta saldirgan, sinirli ve
konuşulmaya gelmiyen bir kişilik
yaratir ve yaratilabilecek
güzelim bir kuşak böylece heba
edilir. Buna sebep olan elbette
ki Zaza anne ve babalardir.
Yazimin girişine neden
Nietzsche'nin bu deyimini "Niçin
yaşadigini bilen, nasil
yaşayaca-ginida bilir." aldigi
mi sorabilirsiniz. Almama
gerekçe şuydu; Bizden gelecek
kuşaklara miras olarak kalan
sadece dil ve geride
biraktigimiz eserlerimizdir.
Eserlerimizden kastim
çocuklarimiz ve dilimizdeki
yazili dokümanlardir. Bu
vesileyle her insan diline sahip
çikmasini bilmeli ve yok
olmasini engell-emelidir.
Bilindigi gibi günlük konuşma
dili 300-500 kelimeyi
geçmemektedir. Bunu gelecek
kuşaklarimi-za ögretmek kanimca
zor olmamali. Çocuklariniza
köklerini tanimasini saglayin
onlara milletler ve halklar
arasinda bir ulusal kimlik ve
gelecek kazan-dirin. Zaza dili
ve lehçelerini birbirine
kaynaştirin ve çocuklarinizin
Zaza çocuklari ile tanişmasini
sagla-yin. Bugünden
çocuklariniza yapacaginiz ulusal
yatirim, gelecege dönük yapilmiş
en mantikli, en kazançli
yatirimdir. Bu yazdiklarimda
milliyetçilik yaptigimi sananlar
olabilir veya beni
milliyetçilikle suçlayabilirler.
Ben bu düşünceye hiç bir şekilde
katilmiyorum. Yeri gelmişken
burada büyük düşünür Bertrand
Russell'den bir alinti yapmayi
daha uygun görüyorum. Bu alinti
kendisine Woodrow Wyatt
tarafindan yöneltilmiş bir
soruya Bertrand Russell'in
vermiş oldugu cevaptir.


Wyatt - Sizce milliyetçilik
iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?

Russell- Milliyetçiligin Kültür
ve politika yönlerini
birbirinden ayirmak gerekir.
Kültür bakimindan bugünkü
dünyanin içinde bulundugu
tekrenklilik oldukça tatsiz bir
şeydir...............Edebiyatta,
sanatta, dilde ve her türlü
kültür işlerinde degişikligi
sürdürmek için milliyetçilik
istenebilir. Ama, politika
yönünden alirsaniz,
milliyetçiligin kötü bir şey
oldugu su götürmez. Milliyetçi
politikayi iyi gösterecek tek
şey bulunabilecegini sanmiyorum.

Milliyetçilik, bizim en dogal
olan meşru haklarimizi, kimlik
hakimizi savunmamizda degil
aksine kimlik ve meşru
haklarimizin inkar edilmesinde
aranmalidir.

Şimdi de "diyalektimizle"
diger "DIYALEKTLERI" (hata
dilimizi "lehçe" olarak
görenlerin de anlamasi
bakimindan) birkaç örnekle
karşilaştiralim. Ve varsa
benzerliklerini, farkliliklarini
hep birlikte görelim.









































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































































Türkçe

Zazaca

Kürtçe





1


Aglamak

Bermayiş

Girin

2


Agiz

Fek

Dev

3



Veyşan

Birçî

4


Aç!

Aki!

Veke!

5


Açmak

Akerdiş

Vekirin

6


Aci

Nu

Tuj

7


Aci

Tun (guzi)

Tuj

8


Açilmak

Abyayiş

Vekirin

9


Açilmiş

Akewtiş

Vebun

10


Aşagi indirmek

War kerdiş

Ber bi jer kirdin

11


Akşam

Şan

Evar

12


Alt-üst

Verdim

Berpeş

13


Alin

Çare

Enî

14


Amca kizi

Dedkeyna

Dotmam

15


Amca oglu

Deza

Pismam

16


Anne

May

De

17


Arka

Dim

Paş

18


Arkadaş

Embaz (olwaz)

Heval

19


Arkasi

Bahdo, pey

Dawi

20


Armut

Miroy

Hurmî

21


At (atmak)!

Berzi

Bave

22


At (atmak)!

Çeki

Bave

23


At (hayvan)

Estor, hestor

Hesp

24


Atmak

Çekerdiş

Avetin

25


Atmak

Eştiş

Avetin

26


Ay

Aşmi

Hîv

27


Ayak

Ling

Pî, pe

28


Ayni

Zey

Wek

29


Ayran

Do

Dew

30


Ayri

Ciya

Cude

31


Ayrilmak

Abiryayiş

Ji hev cude kirin,

32


Baba

Pi

Bav

33


Baci, kiz kardeş

Way

Xwişk, xweng

34


Badem agaci

Vamer

Dara behiva

35


Badem

Vami

Bihîv

36


Beddua

Zewt

Nifir

37


Bekçi

Qolçi

Bekçî

38


Bel

Miyane

Pişt

39


Bir

Jew, zu

Yek

40


Bir parça

Leteye

Parçekî

41


Bugday

Xele

Genim

42


Burun

Zinci

Poz

43


Biçak

Kardi

Ker

44


Birak!

Veradi!

Berde!

45


Birakmak

Veradayiş

Berdan

46


Cimri

Kojo

Çikoz, Destgirtî

47


Çamur

Linci

Celb, herî, mule

48


Çagir!

Veyndi!

Banke

49


Çabuk

Rew

Zu

50


Çalmak

Cenayiş

Lexistin, ledan

51


Çalmak

Trawutiş

Dizi kirin

52


Çaliyor

Tiraweno

Dizî dike

53


Çeşme

Piyar

Kani

54


Çekmek

Antiş

Kişandin

55


Çürümüş (ezik)

Hingilisyayiş

Qerimandin

56


Çevirmek

Açarnayiş

Vegerandin

57


Çevre

Çorşme

Dor

58


Çocuk

Qeçek

Zaro

59


Çok, fazla

Veşi

Zahf

60


Çorap

Puçik

Gore

61


Çubuk

Çuwe (şeft)

Ço

62


Çitirik

Çilk

Dilop

63


Damla

Dalpa

Dilop

64


Davul

Niqara

Def

65


Dayi oglu

Xalza

Xwarzî

66


Degiştirmek

Virnayiş

Guhartin

67


Degiştirdi

Virna

Guhart

68


Degirmen

Ariye


69


Deli

Xint

Dîn/Şet

70


Dere otu

Kormit

Dejnik (tere)

71


Devirmek

Dimdayiş

Qulupandin

72


Digeri

Abini

Yadin

73


Dişi

Mak

Mi

74


Dik!

Biderzi!

Bidiru

75


Dikmek

Deştiş

Dirutin

76


Diz

Saqe (çaqe)

Çok

77


Dokumaci

Çilag

Karkere tevne

78


Dokumak

Çilage

Tevn

79


Dokumak

Rateynayiş

Tevn

80


Dokumacilik

Hiramey

Tevn kirin

81


Dokumacilik

Çilagey

Raçandin

82


Dokuyorlar

Ratenene

Tevn dikin

83


Domuz

Xoz

Berez

84


Don

Piren

Kiras

85


Dul

Viya

Bi

86


Dur!

Vindi!

Bise!

87


Durmak

Vinderdiş

Sekinandin

88


Duvar

Des

Duwar

89


Dügme

Zirar (gocak,mak)

Bişkov

90


Dügün

Veyve

Dawet

91


Dün

Vizer

Duh

92


Dön!

Ageyri!

Vegeri!

93


Diş kapi

Keber

Derî

94


Egri

Çewt

Xwar

95


Eşek

Her

Ker

96


Eşek yavrusu

Sipe

Caj/Kurik

97


Elma agaci

Sayer

Dara seva

98


Erkek

Camerd

Peya, mer

99


Ev

Ban, keye

Xani, mal

100


Ev

Keye

Mal

101


Ezik,çürümüş

Hingilisyayiş

Qerimî

102


Fare

Mere

Mişk

103


Şafak

Sodir

Berbang, Şefeq

104


Gecikmek

Berey ameyiş

Dereng hatin

105


Geçiyor

Ravereno

Derbas dibe

106


Geçmek

Raverdiş

Derbas bun

107


Gel!

Be!

Were!

108


Gelin

Veyv

Buk

109


Gelmek

Ameyiş

Hatin

110


Getirmek

Ardiş

Anin

111


Geyik

Kozpez

Pezkuvî

112


Gezdirmek

Çarnayiş

Gerand

113


Gidiyor

Şino

Diçe

114


Git!

Şo!

Biçe!

115


Git!

Şo!

Heri!

116


Gitmek

Şiyayiş

Çuyin

117


Gülmek

Huwatiş

Kenîn

118


Güneş

Tiji (tinc)

Roj

119


Güvercin

Bewran

Kevok

120


Görünmek

Asayiş

Xwane,Xuya kirin

121


Götürmek

Berdiş

Birin, dibin

123


Hala

Ém, Dad

Met

124


Halk

Şar

Gel

125


Kürek

Hiwe

Ber

126


Haşlamak

Xaşeynayeni

Kelandin

127


Homurmak

Hurmayiş

Xirxirdike

128


Hirsiz

Tirotik

Diz

129


Irmak

La

Çem

130


Iç!

Bişmi!

Vexwe!

131


Içindekiler

Teyestey

Naverok

132


Içmek

Şimiteni

Vexwarin

133


Içmek

Şimitiş

Vexwarin