BARAJ…

*Manşet, Munzur Vadisi | Tija_Sodiri | Kasım 7, 2009 at 00:47

munzur-site1Son yazdı. Güneş sırtımda tatlı bir okşayış bırakmıştı. Ilık zamanların serüvenine kaptırmışım kendimi. Kıyı boylarında yürümeyi nasıl da seviyordum. Bir çocuğun yüzüne bakar gibi yol alıyordum Ovacık yolunda. Ne güzeldi sararan yaprakların suya vuran aksi. Ömür bir son yazını daha sunuyordu gözlere. Su akınca onca kaygıyı da kendisiyle alıp götürüyordu.  Kaygılı mıydım ? Galiba evet…

Güçlendirilen, güçlendirilirken birkaç kat daha eklenen Tepebaşı Oteli’yle Yunus Emre Lokalinin arasındaki  o mezbeleye dönen boşlukta biriken kalabalık içinde giderek boğulan Munzur’a bakıyordum.  İçimden  “ Bize sunulan güzelliğe bak hele” dedim.  Kabaran suların içinde kalan derme çatma yapılar, kesilmeye zaman bulunamayan ağaçlar… Ne idik ne olduk, dedim fısıltılı bir sesle. Bir vakitler kıyı boyu birbaştan birbaşa söğüt ve kavak ağaçlarıyla kaplıydı. O zamanın fotoğrafları kimdeyse saklasın; zira antika değeri taşıyor ( ! )

Adana’dan bir konuğumuz gelmişti, şimdi sular altında kalan çay bahçelerinden birindeki düğüne. Oturduğumuz çay bahçesinden gözlerini Munzur’a daldırmış, tatlı bir rüyadan uyanmanın  yüzüyle bana dönüp: Tuncelililer, çok güzel bir memlekette yaşıyorsunuz, bunun kıymetini bilin, demişti. Güzel bir memlekette yaşamasına yaşıyorduk da cenneti cehennemle bize sunuyorlardı ne gam. O konuğumuzun söylediği söz üstünden aşağı yukarı  iki yıl geçti. Baktığımız yerlerin yerinde şimdi bir bataklık vardı. Barajlar yapılır mı ? Sanırım alternatif bir kaynak bulunmadıkça barajlar yapılmaya devam edecek gibi görünüyor. Barajlar yapıldıkça da onca yerleşim yeri, onca yerleşim yeriyle birlikte onca kültür de yok olacaktı. Her yerleşim yerinin kendine ait bir kültürü vardı. Bir şehirde sokaktan sokağa bakışlar ve davranışlar değişir de köylerin kendine ait bir yaşamı olmaz mıydı ?

Kaç kişiydik o mezbeleden bakarken kabaran sulara ? Sanırım yirmiye yakındı. Gözler  hüzünlüydü, gözler bir beddua gibi doluydu. Daha çok yaşlılar bakıyordu, daha çok onların anıları sular altında kalıyordu. Birden bir gülücük koptu dudaklarımdan.  Bir zamanlar, sahi o bir zamanlar var mıydı bizim için ? Daha çok çalınan zamanlar, diyelim. Noktaların kurulu olduğu zamanlar, noktalarla sınırlanan zamanlar, yüzlerin birbirine korkuyla baktığı zamanlar, gözetlenen zamanlar…

Bir su kıyısına bunca yüklü bakmak…

Daha sular altında bırakılacak hangi kıyılar vardı ? Merak etmeyin yakındır zamanlar…

Bizi kim seviyor ?!

Bir küçük şehir, bütün sokaklarını toplayıp üst üste koysan kırk kilometre eder, hadi abartalım altmış… Bir küçük şehir, onca zaman içinde Ovacık’a giden yola bakın. Her adımı tehlike dolu. Yayalarla taşıtlar aynı  yolu kullanıyor. Kışla Meydanından  Miskesağ’a kadar kaç kilometre ? Haydi en kaba hesapla on diyeyim. Yıllardır o yol yüzünüze bakmıyor mu?  Tam karşısında Eski öğretmen okulu… Ki yaşlılar diyorlar ki “ Babam o dağın etrafını ne yapıyorlar ? “  Bakın kaç güzelliği bozuyor eller. Bir dağın yada tepenin dokusunu bozmak kimin harcı ?  Tam o tepeye nazır yüzü  merhum Michel jacson’un yüzü kadar sahte ve soğuk bir  yapma şelale…  Bu şehir bu kadar zaman içinde nasıl da bozuluyor görüyor musunuz ?

Kararları alanlar bize hiç danışmıyorlar. Geçen zamanlara bir bakın hep kafa kol ilişkileri. Bir gün para da para etmeyecek. Bir gün doğaya ve insana karşı işlediğimiz onca suç gelip bizim boğazımızı sıkacak. Bakın köşe başlarındaki madde bağımlısı çocuklarımıza, bananecilik anlayışımızın yapıtı bunlar.

İhtişamlı dağlarla binaları n’olursunuz yarıştırmayın. Derelerin, çayların yasasıyla oynamayın. Her kuşun, her börtü böceğin bedduası var, almayın. Bazı sıkıntılar zamanla kabuk bağlar, heyecana gelip, şurayı şöyle yapsak, burayı böyle yapsak anlayışıyla bu iklimi bozmayın kirletmeyin. Bakın Munzur dağlarından köpürerek çıkan sular taa neredeki insanların dudağına değebiliyor.  Pülümür vadisinde üretilen bal, bakın kimlerin sofrasına kadar gidebiliyor. Mercan dağlarında Şavaklıların ürettiği tulum peyniri kimlerin ağzını sulandırmıyor ki! Sizler Hakis’in cevizini, dağlarındaki kumkor mantarını biliyor musunuz ? Şu Dersim dağlarının, vadilerinin dünyanın en nadide endemik bitkilerine sahip olduğunu biliyor musunuz ? Bin yılların tarihi toprak altında değilse, bunca tarih talancısının bu topraklardaki işi ne?

İki suyun birleştiği yer bir lütuftur. Bizim anlayışımızda suların birleşmesi bir dostluk ve kardeşlik örneğidir, bir barış ve sevinç simgesidir. Yıllardır insanlar Gole Çeto’yu bu sevgi ve saygı içinde anmışlardır.  Bazı yerler bozulmadan bu günlere gelmişlerse o itikatın büyük payı vardır. Zağğe  şelalesinin eski görkemi var mı? Yok. Eee şehre su geldi ama. Binlerce yıl içinde oluşan bir güzelliği bir çırpıda yok etmeyi becerdik.  Hanginiz  doğanın bu güzel çizimini yapabildiniz ? Yapay şelaleniz ortada. Kıymayın… Tanrı kalemine kıymayın… Doğal ortamında yetişen bitkilere bir bakın, bir de hormonla şenlendirilen bitkilere. Güzel görünürler; ama kokuları yok. Ağzınızda gezdirirken plastik mi yiyorsunuz, domates mi belli değil.

Çözüm mü?  Var…  Herkes bilenmiş yanını törpüleyecek. Alacak sevgiyi, alacak dostluğu, bırakacak kini ve nefreti, kardeşlik duygularını Munzur Munzur köpürtecek… Bu herkes için geçerli.  Bir de Munzur ve Harçik kıyılarını, insanların dinlenmesi için düzenleyin; yaşlıları ve çocukları unutmayın!

Burhan  GÜNDOĞAN

Yazı www.tunceliemek.com.tr adresinden alıntıdır.

Tags: , , ,
  • Benzer YAZILAR

  • YORUM YAP