|
15 Ocak 1962 tarihinde Urfa’nın Kısas köyünde doğdu. Asıl adı Veli Aykut’tur.
Dedesi Ahmet Baba ve babası, asıl adı Hamdullah olan Aşık Büryani’dir.
Ailesindeki geleneğin devamı olarak küçük yaşlarda aşıklık konusunu ve bağlama
çalmayı öğrendi. Şiir yazmaya da yine küçük yaşlarda başladı.
İlk ve ortaokulu köyünde, liseyi ise Urfa’da bitirdikten sonra yükseköğrenimini
Ankara’da tamamlayan Dertli Divani, hem kendi şiirlerini hem de babası ya da
başka aşıkların şiirlerini bestelemektedir.
Mahlasını oluşturan Dertli bölümünü 1978 yılında Emrullah Efendi, birkaç ay
sonra evlerini ziyaret eden Bektaş Efendi ise Divani bölümünü verdi. Böylelikle
Dertli Divani mahlası tamamlanmış oldu. Daha 16 yaşındayken söylediği doğaçlama
deyişlerin de bu mahlası almasında önemli bir etkisi oldu.
Aşıklığın yanısıra Hacı Bektaş Dergahı yönünden bir Alevi-Bektaşi dedesi olan
Dertli Divani, Türkiye ve Türkiye dışında birçok konser ve toplantıya katıldı.
Eserleri birçok sanatçı tarafından yorumlanan Dertli Divani, bugüne dek 4 tanesi
kişisel olmak üzere, birçok albüm hazırladı.
Hemen her konuyu işleyen Dertli Divani’nin şiirleri çeşitli gazete, dergi ve
araştırmalarda yeraldı.
############################
############################
############################
Hasbihâl / Sunuş
Sevgili dostlar,
Halaylar, türküler, deyişler, semahlar ve duazlar bize hayat veren, gönülleri
arıtan kültürel değerlerimizdir. Bu değerler, bilge âşık ve sadıkların can gözü
ve can kulağıyla gördüklerinin, duyduklarının, hissettiklerinin halkın özünde
yoğrulup süzüldükten sonra bizlere ulaşan ölümsüz eserlerdir.
Bu çalışmada, Ulu Pir Hacı Bektaş Veli soyundan Şah Kalender Çelebi, Güzide Ana,
Feyzullah Çelebi; yedi ulu ozanlarımızdan Yeminî ve Pir Sultan Abdal; bilge
ozanlarımızdan Âşık Sıtkı ve Seyrani; varlığımı borçlu olduğum ustam, babam
Büryani; günümüz ozanlarından Âşık Mahrumi ve yazar İsmail Kaygusuz’dan birer
eser, deryanın yanında belki bir damla olabilecek bana ait beş eserle Hasbihâl
eyledik.
-Dertli Divani
Hasbihâl / Teşekkür
Bu çalışmamda himmetine nail olup büyüy feyz aldığım serçeşmemiz Pir Hacı Bektaş
Veli evladı ve postrnişini Veliyettin Ulusoy’a; verimli olabilmem için her zaman
bana güç veren eşim Canan’a; eserlerin yazılım, sözcük anlamları ve yorumunda
yine Pir evladı Hüseyin Hürrem Ulusoy’a; yol ablam Yeşim Dorman’a; dostlarım
Ahmet Koçak, Işıl ve Celal Köksal’a; bağlamaları ve düzenlemeleriyle katkıda
bulunan pırıl pırıl geleceğimiz olan gençlerimiz Hüseyin Albayrak, Ali Rıza
Albayrak, Emre Gültekin, Ulaş Özdemir ve Mustafa Kılçık’a; Pir Sulran Abdal’ın
eserinde müziği ve sesiyle bana destek veren sevgi dolu insan Lütfü Gültekin’e;
yine Yeminî’nin eserinde ................ büyük usta, güzel insan Erkan Oğur’a;
kavalıyla Sinan Cem Eroğlu ve perküsyonlarıyla Ömer Avcı’ya; vokallerde
Feyzullah Ürer, Özlem Taner, Çiçek ve Hasan Dalkıran’a; tonmaisterler Murtaza
Salper, Harun Özdemir, Munzur Gültekin, Mustafa Karaduman ve Hasan Bitmez’e;
desenleriyle Kılavuz Bakır’a; fotoğraflarıyla Baran Özdemir’e; sevgili Hasan
Saltık ve tüm Kalan Müzik çalışanlarına; gönlü bizimle olan can dostlarımıza aşk
ile sonsuz teşekkürler.
-Dertli Divani
Dertli Divani
1990 yılında Hakka yürüyen halk ozanı Hamdullah Aykut’un (Âşık Büryani) oğlu
Dertli Divani (Veli Aykut), 1962'de Kısas'da doğdu. Tüm çocukluğu cemevlerinde,
Adıyaman, Urfa, K.Maraş gibi pek çok yörede cemleri yürüten babasının yanında
geçti. Dertli Divani mahlasını, 16 yaşında iken, Hacı Bektaşi Veli evladı Bektaş
Ulusoy’dan aldı. 1989 yılında deyiş severlerin gönüllerine taht kuran ilk albümü
"Divane Gönül" yayınlandı. 1992'de "Diktiğimiz Fidanlar", 1996'da "Duaz-ı İmam"
adlı albümleri yayınlandı. Bu dönemde seslendirdiği eserler, Alevi – Bektaşi
müziğinin son dönemde en çok seslendirilen eserleri oldu. Başta Arif Sağ olmak
üzere türkü ve derlemeleri, Zülfü Livaneli, Belkıs Akkale, Musa Eroğlu, Sabahat
Akkiraz, İlyas Salman, Güler Duman, Haluk Özkan, Gülcihan Koç gibi birçok halk
müziği sanatçısı tarafından seslendirildi. 2000 yılında dördüncü solo albümü
“Serçeşme” yayınlandı. Albümlerinde, bir yandan söz ve müziğini kendisinin
yazdığı deyişleri, diğer yandan Kısas cemleri ve muhabbetlerinde söylenen semah
ve deyişleri seslendirdi.
Dört Köşe İçin Bir Kapının Eşiğinde Çekilen Gülbank
#$#1#Alevi-Bektaşi Kültürü’nün son 25 yıl içinde azami süratte yaşadığı
dejenerasyonun nedenleri üzerinde yoğunlaşan çalışmaların parmak hesabı bile
yaptıramayacak kadar yetersizliği, bu kültürün musikiden ilham aldığının
bilincindeki bir avuç kalburüstü figürü bir öz muhasebesi yapmaya yöneltmiştir.
Bu merakın ve ilginin konformist dervişlerce konumlandırılan taşlı topraklı
yollarda edep ve erkan rölantiye alınarak kat edildiğini de özellikle vurgulamak
ve unutmamak gerekir.
Alçakgönüllü cümlelerle biten hal tercümelerinin sonuna doktriner dipnotları ve
özetleri estetikten nasipsiz melodilerle notaya ekleyen, cibilliyetinin nereden
menkul olduğu meçhul, mal bulmuş mağribinin hissiyatına açılan bütün yolları
paradokslarla bezenerek yoldan çıkan, ne mene adı “Unkapanı” olan çıfıt
çarşısının olabildiğince dışındaki Kalan Müzik, bu muhasebenin koordinatlarını
belirleme misyonunu, kör mızrak için içi demir döşeli çuval hazırlandığından
beri sürdürmektedir.
Bilimsel dağarcığı şarlatanlığın ağzını kulaklarına vardıramayacak bu mesailer;
ülkesine hazan mevsiminde bile bahar ulaştıran Abuzer Karakoç’u; ayn-i cemin
bülbülüyken tarumar olan bağıyla kalan dikensiz gül Ali Murtaza Topal Dede’yi;
yığın şizofrenisinin plazmasının sıklıkla yırtıldığı Kahramanmaraş’tan Sinemilli
Âşıklar’ı; İndiana Üniversitesi’nin koridorlarında sesini bulmasına nihayet izin
verilen Ali İzzet Özkan’ı; ürünleri gözü doymaz haramzade ordusunca çalakaşık
mideye indirilen -beynin olup bitenden haberi elbette yoktur- deryadilliliğinin
mükafatını metruk bir bank üzerinde son nefesini verirken -ki bıraktığı, zahiri
rüzgarın önünde gider; içinde biriktirdiği her an için lavını püskürtecek Batini
bir volkan hep vardır- alan Fayzullah Çınar’ı; Osmanlı İmparatorluğu’nun iskan
politikasına ev sahipliğinden dolayı fark edilen, ulus-devletleşme sürecinde
gerçekleşen kırılmaları yüzeyden değerlendirilip aba üstünden sopa sallanarak
karşılanan Rumeli’nin Bektaşileri’ni; Aziz Mahmud Hayrani ile Teslim Abdal’ı
aynı dergah için buluşturan Davut Sulari’yi; Melih Duygulu, Mahmut ve
oryantalizm ile oksidentalizme aynı mesafeden bakan François Demir ve Ulaş
Özdemir; hem yordam yorgunu, şiraze dalgını hem de edep erkan soy kütüğünün
rahle-i tedrisinden geçmiş vakanüvisleriyle hemhal etmiştir.
Melih Duygulu’nun, Mahmut ve François’nın ve Ulaş Özdemir’in sayesinde Âşık
Veysel Şatıroğlu ve Nesimi Çimen de bu vesile ile duyma organlarını kirden ve
pastan tasfiye ettiler. Hatta bu sismik kaydediciler, Ege ve Akdeniz
Bölgelerinin mevsimlik değil ömürlük bir Tahtacı kültürü ile kimliğini ve
kişiliğini olgunlaştırdığını ispat ettiler.
Hasan Saltık’ın üçüncü gözüyle, yarını bugünün, dünü bir asır öncesinin
mirasçısı belleyerek ilerleyen Kalan Müzik, Dertli Divani’nin deyişlerini
“Hasbıhal” başlığıyla gün yüzüne çıkararak, hesaplaşma seansının henüz sona
ermediğini amnezia’ya abone belleklere iyice kazıtmış oldu.
Sinemilli Âşıklar’ın lamekan seyahatinin sırrını hem aşıkların hem de kendi
sesiyle faş ettiren; Fethiyeli Ramazan Güngör’ün dehlizlerde bekletilen
yaratıcılığının izini Salih Nazım Paker ile süren; Mare Nostrum’un gölgesinde
kalmadan “O da Beni Seviyor” filminin müziklerine imza atan; Abuzer Karakoç’u
kaynağında tanıtan Ulaş Özdemir’in genel yönetmenliğini yaparak yayına
hazırladığı albümün türkü ile deyiş arasındaki uçurumun bilincine varılarak
huzura çıkartıldığını öncelikle vurgulamak gerekir.
Yeni, sureti zailden milliyetçiliğin ileri karakolu olma şerefine (!) nail olma
gururuyla dolup taşmayı ihmal etmeyen, sekter gönüllerde iki ayağı çukurda
tahtını kuran eğreti zeminlileriyle, haritadaki yerine düşünülmeden mim koyulan,
Şanlıurfa’nın Harran ilçesinin Hacı Bektaş-ı Veli’nin ruhuyla hala titreyen
Kısas Beldesi’nde dünyaya gelen Dertli Divani’yi bu albümde Zühre Yıldızının
yaydığı ışığın menziline erişme isteği ile yola çıkarken Ali Rıza ve Hüseyin
Albayrak ikilisi bir başına bırakmıyorlar. “Batıni Nefesler” ve “Şah Hatayi
Deyişleri” başlıklarıyla nakışlayıp arz-ı endam ettirdikleri albümleriyle
süveydalardaki ücrayı ve tenhayı popüler kavramların beyhude künhüne varmadan
sahiplenen ikili, bağlama sakinlerinin planlı ve programlı kaderlerini bu
çalışmada da değiştiriyorlar.
Kozmolojiyi, perdesiz gitar adını verdiği orkestrasıyla vecde getiren irreel
mucit, anakronik bir düzlemde ilerleyen albüme, balerinlerin imrenecekleri
-kıskanmak haddi irtifa yitirmeye mahkumdur- zarafetini armağan ediyor.
Kalender ve Feyzullah Çelebiler’in,Yemini’nin, Âşık Sıtkı’nın ve Pir Sultan
Abdal’ın eliyle Küntükenz esrarına mazhar olma adına, Ortodoks söylemin fasit
dairesinden çıkan Dertli Divani; İsmail Kaygusuz’un, babası Âşık Büryani’nin,
Âşık Mahrumi ve kendisinin dilinden 21. yüzyılda, bilginin posasız kaldığı bir
çağda, nasıl ve ne şekilde devreye girdiği aslında çok iyi anlaşılan ancak
Alevi-Bektaşi toplumunun tatlısu frenklerinin idrakine varamadıkları
konjonktürel altüst oluşun analizini Sefil Selimi ve İbreti gibi ruh ikizlerinin
sözlerinden kam alarak çuvaldızının ucunu iyice sivriltip batırarak
gerçekleştiriyor.
Huri Gılman’ın varlığı ile anlam kazanan Firdevs-i Ala’nın ebruli çiçeklerinden
Güzide Ananın da katıldığı ozanın, “ana”sına ithaf ettiği albüme, farklı
temaları işlediği öykülerine de bir anabacı sıcaklığı sinen Yeşim Dorman,
çektiği demle Özlem Taner ve arkaik tatları damaklarda ölümsüzleştiren grafik
tasarımlarıyla Burcu Kayalar, ablaca ve annece sözlüğünün en insani
kelimeleriyle eşlik ediyorlar albüme.
Kemal Eroğlu’nun gıyabında Sinan Cem Eroğlu’nun, Lütfü Gültekin’in dizinin
dibinde Emre Gültekin’in, Âşık Büryani’nin terkisinde Dertli Divani’nin, kah
dört nala kah asude giden albümü evladiyeliğin atardamarında topluyor gelenek
kavramını.
Ezginin Günlüğü’nden aşina olduğumuz Tanju Duru’nun emeğinden; Baran Özdemir’in
deklanşörünün nurundan ziyadesi ile nasiplenen “Hasbıhâl”; sohbetin dibi tutmuş
temcit pilavlarıyla yapışık ikizi oynadığı, muhabbetin sanallaşmanın kapsama
alanının içine gayri resmi bir geçit ile hapsedildiği laf-ı güzaf yığını ile
yaldızlanan hayatlara; kaşanenin mağrurluğundansa viranenin masumluğunu
garipliğini tercih etmeleri için mihman oluyor.
|