Dersim kökenli vekillere AÇIK MEKTUP

*Manşet, Dersim 38 | Tija_Sodiri | Aralık 28, 2009 at 01:01

dersim38

Hüseyin Akar (23.12.2009)

Dersim Katliamı hukukunun, bir değerlendirilmesi:

“ …1935 yılında yapılan CHP’ IV. Büyük Kurultayında Recep Peker, Türk demokrasisinin amacının  kuvvet yolu ile ulusal birliği sağlamak olduğunu söylemektedir… Dersim’i tedip ve tenkilden vazgeçilemiyor…

G.K. Başkanı Fevzi Çakmak’ın yaklaşımı ve çözüm önerisi; Dersim evvela bir koloni gibi ele alınmalı, Türk camiası içinde  “Kürtlük” eritilmeli… Dersim için düşünülen ıslahat ve yerleştirme planının ilk ürünü,  1934 tarihli İskan Kanunu olacaktır.  “Devlet hiçbir Türk’ün Türklüğünden bir soluk işkillenmek istemez” cümlesi bu güne dek süren zihniyetin ve bu zihniyetin Dersim gibi yaşatıldığı birçok acının da temel paradigmasıdır. Ya ”Türkler” içinde erimeyi kabul edecekler ya da sonuçlarına katlanacaklar. “Türküm” demekten haz etmeyenler “hain” sayılacaktır. Bu bir asimilasyon kanunudur…

Neşet Uluğ “Cumhuriyet’te şevket, merhamet yoktur, adalet vardır” der. Güçlünün güçsüzü imha ettiği, insanla birlikte insani değerlerin yok edildiği yerde adalet olur mu?..

İsmet İnönü’nün 1935 “Şark Islahat Raporu”  Dersim için bir özel plan öngörmektedir. Gizli olan bu plana göre silahların toplanmasından sonra valilik bir kolordu karargâhı olarak çalışacak, memurlar yerli halktan olmayacak, karargâhın asayiş, adalet, maliye, ekonomi, kültür, sağlık gibi şubeleri olacak, idam cezasına kadar her türlü infaz valilikçe yerine getirilecek, yargılama yöntemi basit, özel ve kesin olacaktır. İsmet İnönü’nün bu önerilerinden hareketle bu planı gerçekleştirmek üzere ilk adım olarak 25.12.1935 tarihli “Tunçeli Vilayeti İdaresi Hakkındaki Kanun” çıkarılmış. Dersim’e vali, komutan ve  4. Umum Müfettişi olarak, Abdullah Alpdoğan atanmıştır, böylece  hukukun, vicdanın ve ahlakın dışında bir rejim uygulanmaya başlamıştır. 21 Mart 1937’de yine hava bombardımanı dahil, yangın bombalarıyla boğucu gazlar kullanılarak en ağır şekilde bastırılmıştır. 15 Temmuz 1938’te Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle Dersim’de ikinci harekat başlamıştır. Mağaralarda saklananları dışarı çıkarmak için dinamit kullanılması, sivil halkın çok kayıp vermesine neden olmuştur…. Atatürk,  Dersim Harekatlarından  dolayı, Fevzi Çakmak’ı telgrafla kutlar.

Sonuç bir insanlık suçu olan kıyım ve sürgündür. Dersim’deki insanlık dışı facianın sanığı o dönemin CHP’sidir. Bireysel insani trajediler ve toplumsal travmalar barındıran bir faciayı örnek göstermek, CHP’nin Dersim’de donup kaldığının hakiki bir resmidir.” (Dersim’den Tunç Eli’ne  Emk. Ask. Hakim Ümit KARDAŞ )

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,

Bu “hakiki resim”,  bir eklentiye gerek bırakmayacak kadar net. Nitekim siz de, bu netliğin ayırdına vardınız ki Öymen’e, “gereğini yap dediniz. Ne yazık,  Dersim’deki bu onurlu atağınıza, Ankara ringinde “havlu atmanız” yakışıksız oldu.

Genel seçim öncesi bir toplantıda; “Kürt değilim” imalı politik yanıtınızı, bağlı olduğunuz aşiretin (Alevi dedeliğinin) “ehl-i beyt” yanılgısına yormuştum. Yerden yere sürülen, kıyılan, asimile edilen Anadolu halk topluluklarının, “feodal aşiret yaşamında” bireyin kimlik “turnusolu ana dilidir. Topluluğun, Horasan vs. yerden gelmesi, soy belirleme lüksü olamaz.

Belli olan, sizin de benim gibi, ana dilinizin Dimili (Dersimce) olduğudur. İkimiz de diğer Kürt çocukları gibi Türkçe’yi, okul çağlarında öğrendik. Dersim’in ünlü ozanı Şeyh Qaji,  “her kuş kendi dilinde öter / her ot kökü üzerinde yeşerir” der.

Türk, Kürt, Ermeni olma önemli değil, önemli olan, ırkçı devlet ideolojisi zulmünün kıdemli temsilcisi CHP’nin, 71 yıl önce Dersim’de işlediği vahşeti sahiplenmesi, onu meşru gösterme onursuzluğu, “kanı kanla temizleme” olgusudur. Sizin alkışlamanızın, Baykal’a olan minnetin bedeli olmadığı, bilinç dışı bir refleksten kaynaklandığı, özürünüzle anlaşılıyor. Yukarıdaki “alıntıyazıda bahsi geçen 15 Temmuz 1938’deki “2. harekatta”, dedem Süleyman ve altı kardeş aileden olmak üzere 25 çocuk, 12 kadın, 14 erkek “Konya’ya sürgün” diye bir gece vakti zorla yola çıkarıldı. Annem ne olur ne olmaz diye çocuklarını, çalılar içine atabilmişti. Ben o zaman 4-5 yaşlarındaydım, babam evde olmadığı için sürgüne katılmadık.

Nazimiye’den gelen takviye kuvvet, bu “sürgün kervanını”, Ramazan Deresi’nde karşılar karşılamaz, önce erkekler, sonra kadın ve çocuklar, birbirine bağlanır ve tümü kuşatmaya alınır. Yakın aşiretleri kuşkulandırmamak için, kurşun kullanılmaz. Gelen takviye kuvvetin getirdiği 3-4 teneke gazyağı, üstlerine dökülür sonra, “süngüle” komutu verilir. Tümü barbarca, yakılıp süngülenerek katledilir. Yöre, günlerce yanık et kokusu kusar.

Sizin de akrabalarınızın da, aynı tarihte, başka bir yerde aynı biçimde öldürüldüğünü biliyorum. İkimiz bir vahşetin mağdurlarıyız, tek fark, ben olayın canlı tanığıyım.

Sayın Kılıçdaroğlu, kılıcınızın, “çatallı” olduğunu bilmiyordum. Yeni kuşağın kolayca sindiremeyeceği, 24 saat içinde iki “Kemal” portresi çizdiniz.

Birinci portre: “Dersim katliamını” araştıran,  bulgularıyla yeniden, “Dersim tarihini yazma” ahdı ile İ. Sabri Çağlayangil’le “Dersim olayı” röportajı yapan, sözüne güvenilir, dürüst,  “Dersim Katliamı” mağduru “KemalKılıçdaroğlu”.

İkinci portre: CHP ırkçı erki karşısında, nutku tutulan, cayan (“tükürdüğünü yalayan” diyemiyorum) “Dersim katliamı” mimarı partinin, devletin ırkçı ideoloji ezberini; “iç-dış  mihraklara” yoran, bu erkçe dışlanan, karartılan, “yürü” deyince de Ali Kılıç’ı yanına alarak çıktığı Avrupa Seferinde, yuhalanan, “ricat eden”, Dersim mağduru “Kemal Kılıçdaroğlu”. Bu ikinci resminiz, “Dersim’de donup kaldığınızın hakiki bir resmidir”.

Sayın Kamer Genç

Yukarıda tanığı olduğum aile katliamı, köyünüzün altındaki derede gerçekleştirildi. Bu vahşeti bana anlatan babam:  “Oralara, günlerce yanaşamadık, yanık et kokuyordu” dedikten sonra, bilinen bir ayrıntıyı da; “Gece karanlığında, ölülerin altında sağ kalan 13-15 yaşında iki gencin, köye doğru koştuğunu, arkalarındaki takibi görünce de en yakın çalılığa sığındıklarını, saklandıkları yeri gören çobanın gösterdiği yerde, askerin bu iki çocuğu yakalayıp orada boğazladıklarını…” ve çok yakın akrabanız Dursé Alé Areyiz’in nasıl öldürüldüğünü de ilave etmişti. Bütün bunları bilmemeniz olanaksız.

Siz 4 dönemdir TBMM’de Dersim’i temsil ediyorsunuz. Darbe anayasasına “ret”  oyu veren tek parlamenterdiniz. M.Ali Ağca’nın idam cezasını, “af”a uğraştınız.  Şimdi de tek başına, Baykal’a eş, “doluyu boşa vuran” bir “boş” muhalefet didişmesi içindesiniz.

Onur Öymen’nin, deştiği yara altından çıkan cerahat değil, 60-70 bin Dersim’linin, toprağa gömülen insani onurudur. Baba evininin köşe taçlarına bakarsan ailemin, süngülenen 54 kişiden fışkıran kan izlerini görürsün, bu kadar yakınsın, bu insanlık suçuna. Ne yasaya verilen ret, ne idam cezasının kaldırılması, bu denli önemli. Muhalefet, yanlışa karşı, yoksulun, biçarelerin hak kukunu korumak,  kırılan insanı onurları “dürüstçe” sahiplenmektir.

Sayın Yılmaz Ateş

Dersim barbarlığı, Maraş Alevi katliamı, Ergenekon avukatlığı” CHP’nin yüz karalarıdır. CHP’nin yönetici ırkçı erki, bu yüz karası yaptırımları savunma ve demokratik her türden açılıma karşı, açık ve kesin tavırlıdır. Öymen, bu ırkçı ezberle,  CHP’nin karanlıkta bırakılan yüzünü açtı. Baykal, “El Beşir üçyüz bin kişi hakladı” demekle, CHP’nin Dersim’deki  60-70 bin “katliamı az görüyor, küçümsüyor. “Türkler Ermenileri öldürdü de Kürtler  hiç öldürmedi mi? diyen Baykal’ın derdi Kürtler, daha çok kan,  “kanı kanla yıkama”.

Sayın Ateş, bu ırkçı faşist erkin arkasında duran biri de sizsiniz. Baykal, Dersim’i teslim almış esirleri sanıyor. Yoksa “Alevilerden sana hayır yok, başka kapıya Başbakan” der mi?  Sizler gibi Dersimli Alevi “kılıçdarları” olmasa  “Dersimde biz bir katliam yaptık, sonra oturup sağ kalanlarla anlaştık, katil maktul uzlaşmışken size ne oluyor” diyebilir mi?

Öymen-Baykal söylemlerinin arkasında “Türk” etniğe, yasalarca tanınan imtiyazın devam etmesinin suçluluk telaşıyla, CHP’nin kararttığı gerçeklerle yüzleşmekten kaçınması, ve  ırkçı ideolojinin sorgulanması rahatsızlığı var. Tarih, ezilen insanların katillerine teslim olduğuna tanıktır. Ancak böylesi,  ne “katlettim ama sağ kalanıyla uzlaştım” diyen çağ dışı zihniyete, ne de bu zihniyete tapan bir toplum bilincine ne de bir uzlaşana tanık.

Sayın Dersimli Vekiller

Bir yaranın kaşınmasıyla, birçok gerçek ortaya çıktı. Halk bunları gördü, zamanı gelince, size de anlatacaktır. Halk topluluklarını ve inanç gruplarını ezen, dışlayan, aşağılayan, insanlık dışı metotlarla gücü yettiğini asan, kesen, katleden bir ırkçı, militarist, faşist, gaddar erkle karşı karşıyayız. Sizler, bu halk gruplarından en çok ezilen, zarar gören kesimin temsilcilerisiniz. “Unutalım” diyorlar, söz konusu olan insani sorumluluklardır. Kıyım ve sürgün bir insanlık suçudur. “Uzlaşma”nın yolu; silah gücüyle üstü örtülen vahşetin aydınlığa kavuşması, bilinmesi, suçlu veya ardıllarının tarihiyle yüzleşmesinden geçer. Siz temsilcilere, “Dersimi katlettim sağ kalanla uzlaştım” onursuzluğu yüklenmek isteniliyor. Dersimlilik “Kafatasım duvar değil beynime /doğrudan sapmam ilmik geçse de boynuma”yı özümsemektir.  “Dersimlilik ayrıcalığı, dürüst olma,  onun da bir bedeli varsa ödemektir.

1.Dönem Dersim Mebusu Lütfi Fikri :

Dersim Kıl köylü Lütfi Fikri, önceleri katıldığı İttihat ve Terakki Partisine; “Bir kazanda yirmi sene kaynasa bağdaşmalarına ihtimal olmayan unsurlardan oluşmuş bir kitle” diye karşı çıkar sonra ayrılır.

Adliye Vekili Necati Bey, Lütfi Fikri’nin başkanı olduğu İstanbul Barosu’nu kaldırmaya çalışınca “yapamazsın” diye karşı çıkar ve “İstanbul Barosu muamelatına müdahalenizi men ederim” diyerek azarlar. İnsan hakları savunuculuğunda, “BEN KANUN ADAMIYIM KARŞI HAREKET BENDEN SADIR OLMAZ” söylemiyle ünlenir.

TBMM Kürsüsünde; “Demek ki Talat Paşa komitacılığı koca bir millet meclisini “evet efendimci” meclis haline getirmeye kafi geldi” eleştirisi nedeni ile İstiklal mahkemesinde yargılanır ve beş yıl “muvaffak küreğe” mahkum edilir (27/12/2923). Sivas Mebusu Halis Turgut Bey, Lütfi Fikri’ye (Atatürk’ten) “af” dilemeyi teklif eder. Lütfi Fikri bu teklifi şiddetle reddeder ve “Ben mücrim değilim ki affımı isteyeyim, isterlerse hakkımdaki hükmü refetsinler” der. Lütfi Fikri İkinci dönem seçimine sokulmaz, yerine yeğeni Feridun Fikri Düşünsel, Dersim Mebusu olarak gönderilir. Atatürk, “dürüst” diye Lütfi Fikri’yi “af“ eder ve  uzun süre Büyükada’da göz hapsinde bulundurur. (Dersim’den Portreler H.A. s.54)

Pazarlıksız”  Mebus olma yolu

Koçuşağı aşiretine  yapılan ani bir saldırıda  Halil beyin oğlu İsmail esir alınmış,  zahire ve hayvanlarına el konulmuştur. Aşiretler, İsmail’in serbest bırakılmasını, malların geri verilmesini isteyen bir muhtıra hazırlar. Muhtırayı,  Mıço Ağa Dersim Mutasarrıfı Rıza Bey’e verir ve “24 saat içinde cevabını getirmezsen, bu iki parmağımla gözlerini oyarım” der. Rıza Bey o gece Elazığ’a gider, durum Ankara’ya bildirilir (15 Kasım 1920). Devlet (Atatürk)  Dersim’e, bir iyi niyet heyeti gönderir. Heyetin verdiği rapor üzerine, Diyap Ağa, Mıço Ağa, Seyit Rıza, Ali Şer, Dersimli Mustafa, Kongo oğlu Ahmet Ramiz, Binbaşı Hasan HayrıDersim Mebusu olarak çağrılır (Seyit Rıza ve Ali Şer kabul etmez). Bir çok büyük kentin  TBMM’de tek temsilcisi bile yokken, 1. Dönem TBMM’de altı “Dersim Mebusu” vardı. Demokratik olmayan yönetimlerde, silah gücü bugün olduğu kadar dün de  her şeye kadirdi!

Dersim’in potansiyel suçluluğu

Cemal Bardakçı, “Dersim 500 yıl devlet otoritesinden uzak, korunmak için  silahlanmıştır”  der, doğrudur.

“Cumhuriyeti, en çok Dersimli ister. Ne ki Cumhuriyet yasalarına etken ırkçı erk, halkların entegrasyonu yerine,  “Sunni Kürt-Kızılbaş Kürt” ayrımını gerçekleştirir ve böylece yalnız bırakılan Dersim ve Dersimliler, “Türk-İslam” karşısında hep potansiyel suçlu sayılır.

Koçgiri Harekatı’nın başına, “Türkiye’de “zo” diyenleri yok ettik “lo” diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim” diyebilen, soykırımcı Nurettin Paşa getiriliyor. Yanına aldığı Topal Osman Çetesi’yle, Koçgiri  halkı, gece baskını ile evleri basılarak boğduruldu, ırzlarına geçildi, talan edildi… (Topal Osman’ın ölüsü,  sonraları Çankaya sırtlarında bulundu).

“Dersim Katliamını” gerçekleştiren Abdullah Paşa, bu ruh hastası ırkçının damadı. Bu katliamlar CHP’nin sorgulanmayan bilinçli yaptırımları. Bugün Ergenekon avukatlığını yüklenmesinin başka bir açıklaması da yok.

Siz vekilleri buluncunuzla (vicdanızla), Dersim Mebusu Mustafa Bey’in 1921 Koçgiri TBMM gizli celsesindeki konuşması ile baş başa bırakıyorum:

“…Adamlar diyorlar ki bir heyet gelsin, Müftü Efendi’nin buyurdukları gibi kadınların ırzına geçilmiş, herifin oğlu öldürülmüş, karısının ırzına geçilmiş… yakılan yakılmış yanan yanmıştır. Bu fenalığı kaldırmak için, Dersim,  Dersim’i  zaten istemezler ki bunlar adam olsun. Herif yağını götürürken yağını koyup tartarlar …billahi aldılar… sonra öteki herif  avukata giderim dese, vali o sandalyeye yapışmak için, tahakkümünü icra için “Dersim isyan etti” diyorlar. Namusumla yemin ediyorum hepisi isyan etmemiştir. Arz edeyim  bir aşiret zulüm üzerine isyan etmiştir. Birbirine karışmıştır. Beni döverler ben de seni döverim. Dersim’liler diyor ki Meclis-i  Ali, bugün hükümet Peygamber olsa biz hükümetin sözüne güvenmeyiz. Yalnız TBMM  Riyasetine arz ederiz. Bu fenalıklar yapılmıştır. Bu biçareleri af ediniz… Eger biz İngiliz parası aldıksa biz kendimizi asalım, sonra bir heyet gitsin Dersim’in keçisi mi noksan, arazisi mi noksan bunları anlayalım, sonra  etrafa ateş gönderelim, Dersim’i yıkalım çıkalım işin içinden.”

Görünen, 1921 Koçgiri’de silahsız halk; “iç-dış mihrak”,İngiliz parası” vs. “..ırzına geçilmiş herifin oğlu öldürülmüş, karısının ırzına geçilmiş yakılan yakılmış yanan yanmıştır”.

“1937-38 de aynı halk kesiminin, dünyada örneği olmayan “hava bombardımanı, yangın bombaları, boğucu gazlar ve dinamit kullanılarak sığındığı koyaklarda, ölüsü ele geçirilmiş yada  sürgün diye yola çıkarılanlar yolda, vahşice yakılıp Dersim yok edilmiştir”.

Dersim’in devlete karşı isyan ettiği” iddiası, gölgesine sığındığınız, kaşarlanmışların, ırkçı zihniyetin iftirası, devlete mal edilen koca bir yalan ezberden ibarettir. Sizleri bilmem ama halk bunun bilincine vardı,  sayın vekiller.

Yazı www.halkingunlugu.net sitesinden alınmıştır

Tags: , , ,

YORUM YAP

';