Dünya vicdansız aklın güdümüyle bu hale geldi
Kültür & Sanat | Tija_Sodiri | Mayıs 30, 2010 at 09:08
Tarihin de zamanı var, Dersim’in de zamanı var… Yeniden ve yeniden tanık olmaya devam edecek yaÅŸananlara. Bütün gerçekleri kaydedecek tarih kendi hafızasına. Ne 38′i unutacak, ne Rayber’in sırtına sapladığı ihanet hançerini, ne de Seyit Rıza’nın ak sakallarından damlayan o nurlu ışığı… ‘Senin hile ve yalanlarınla baÅŸa çıkamadım, bu bana dert oldu. Karşında diz çökmedim ya bu da sana dert olsun.’
Dersim sürgünlerin vatanı aslında. İki kez ciddi sürgün yaÅŸamış ama bu sürgünler onunla bitmemiÅŸ bugün hala devam ediyor. Dersimliler sırtlarında vatan özlemleri ve bu topraÄŸa olan doyumsuz sevgileriyle dağılmışlar dünyanın dört bir yanına. Nereye giderseniz gidin bir Dersimliyle karşılaÅŸmanızın nedeni her evladını sürgün yollarına göndermiÅŸ olmasıdır. Kaç yıldır göç denilen sürgünü yaÅŸamaya devam ediyor. Bütün köyler suskun bugün, lal olmuÅŸ dilleri. KonuÅŸmuyor kimseyle ve konuÅŸacak kimsesi yok bu köylerin. Türkülerle kendini yaÅŸatmaya çalışıyor… ‘Åžarkılarım babamın lallığının dil tutmuÅŸ halidir’ diyerek uzun soluklu müzik serüveninde kendini yalnızlığa hapsederek bugüne gelen ErdoÄŸan Emir, köklerinin izini sürerek düş kurmaya baÅŸlamış. KOM Müzik etiketiyle çıkan albümü SAD (TANIK) ile bu izleri bizlerle paylaÅŸan ErdoÄŸan Emir, ‘Ve iÅŸte bulduÄŸum ÅŸey SAD’ın kendisi oldu ve bende harcını döken kiÅŸi… SAD’ı dinlediÄŸimde sanki yıllar önce yapmışım gibi gelir bana. Zaten hep bir evveliyatı vardı. İnsanı kamil belki de oradan bize meymandı’ diyor.
Uzun süreli bir yolculuğun ardından nihayet tanıklıkların, biriktirdiklerin bir albümde toplanarak dinleyicilere ulaştı. Albümün oluşum sürecinde yaşadıklarını ve bugün hissettiklerini paylaşır mısın?
Albümün oluşum süreci benim için hem müzikal anlamda hem de hayata dair yeni deneyimler edinmeme ve birçok şeyi daha iyi değerlendirmeme vesile oldu. Keyifli, bir o kadar da sıkıntılı bir hazırlık süreciydi. Ekonomik sıkıntıların istediğim birçok şeyi gerçekleştirmemi engellemesini bir yana bırakırsam, güzel bir heyecanı biriktirerek bu albümü oluşturdum ve dinleyicilerimle paylaşabildim. Bugüne kadar yaratmış olduğum eserlerin arasından bir bölümünü özenle seçip dinleyici ile paylaşmak en önemlisiydi sanırım.
Albümün adı SAD yani tanık. Nelere tanıklık ettin, sendeki izleri ne?
Büyük bir misyonla hareket eden bir albüm deÄŸil. Bazen kiÅŸisel, bazen de toplumsal vurgu barındıran bir albüm. YaÅŸadığım coÄŸrafyanın, Dersim’in geçmiÅŸten bugüne belli bir sürecine tanıklık etmeye çalışan bir albüm. Mesela bir yandan Seyit Rıza’yı anlatmayı, bir yandan yalnız kalan kamil insanı, bir yandan kaybolmuÅŸ o maneviyatı, bir yandan da içimdeki o mistik havayı ve sevgiliye duyulan özlemi anlatmaya ve taşımaya çalıştım. Dersim bölgesinde çocukluÄŸumdan aklımda kalan o taÅŸtan yıkıntıların öylesine doÄŸal bir yıkıntı olmadıklarını o taÅŸlara izini düşen o motiflerden öğrendim. TaÅŸlardaki izlerden yola çıkarak, farklı inanç ve kimliklere mensup daha baÅŸka kadim halkları tanımaya vesile oldu. GeçmiÅŸ medeniyetleri yorumlama ve taşıma sorumluluÄŸu yüklemiÅŸ oldum omuzlarıma. Zamanla Sad’dan daha çok ÅŸey öğreneceÄŸime inanıyorum. Sad, bir vicdandır en önemlisi ve koca bir armaÄŸandır kamillerimden.
Senin ‘REM-RO-ZERÉ’ isimli üçlemede anlattıkların bu albüme de yansıdı mı?
O bir konsept projeydi. O döneme ruhunu veren bir üçlemeydi ve devamında albüme yansıması elbette ki çok belirgin oldu. AÅŸk-Ruh-Yürek (vicdan)… Albüm bunların bir bütün olarak yansıması…
Vicdanı çok önemsediğini biliyorum. Yok olan vicdanlar için neler söyleyeceksin ve sence vicdan yitiminin nedeni ne?
Vicdan insanın dur noktasıdır. Düşünmenize ve muhasebe yapmanıza vesile olur, aklı teraziye tabi tutandır. Egoyu dengeleyendir, ben duygusunu insanlıkla en iyi buluşturan bağdır. Dolayısıyla bunların farkında olmadan yaşamak vicdanı reddetmek; topluma karşı oluşturulmuş en sorumsuz tutumdur. Dünyanın bugün içinde olduğu haldir. Kaybolan vicdanlar için bir şey söylemem ya da vicdan sorgusu yapmam çok doğru olmayacak ama yarattığı enkazın farkında olmak yeterli. İşte dünya vicdansız aklın güdümüyle bu hale geldi.
Acılı toprakların çocuğusun. İlginçtir, Dersimlilerde genel olarak bu yerleşik hüznü görmek mümkün. Senin yüz ifadende de sürekli bir hüzün asılı, bu yarım kalmış bir hesaplaşmanın oluşturduğu bir iz mi?
Her Dersimlinin bir yanında hüzün vardır. Çünkü o, derin acıların ya içinde büyümüş, yaÅŸlanmış ya da kendisine ninni olarak bu derin acılar anlatılmıştır. Yakın zamanda Onur Öymen’in kullandığı cümleleri bir düşünün. O acıları yaÅŸamamış insanlarca belki de şöyle algılandı. Bunlar dünyanın her yerinde oldu. Fakat hiçbir zaman adı zikredilen tarihin yıkımını yaÅŸamış o halkın acılarını anlayamadı kimse. Belki de anlamak istemedi. Nazilerin Yahudilere, Sırpların Kosova ve Bosna’lılara yaptıklarıyla aynı noktada deÄŸerlendirme cesaretini gösteremedi bu ülkenin aydınları. Herkes konuÅŸtu fakat baktığınızda orda tek lal bırakılanlar yine o acıları anlatmaya ihtiyaç duyan gerçek acı sahipleri, gerçek tanıklardı. O yüzden söylüyorum, her Dersim’linin yüreÄŸinin derinliklerinde, yüzünün coÄŸrafyasında bu acının izleri ve hüznü vardır.
Albümde kimlerle çalıştın, repertuarını nasıl belirledin?
Sevgili dostlarım Ali Ekber Kayış ve Özbek dostum Rustam Mahmudov’la birlikte çalıştık. Albüm süresince birçok müzisyen dostumuzda gerek enstrümanlarıyla gerek sunduÄŸu fikirleriyle hep yanımızda oldular. Repertuar zaten daha öncesinden benim tarafımdan belirlenmiÅŸti. Genelde kendi eserlerime yer vermeyi tercih ettim. Bunun yanı sıra dilin ve kültürün belleÄŸine yeni eserler taşımakta bir diÄŸer önemli neden. Albümde iki geleneksel bir de Hıdır AğırdaÄŸ’a ait bir eser var (ezo sono). Onun yanı sıra Zeynel Kahraman’ın, Metin Kemal Kahraman kardeÅŸlerin ’sürela’ albümünde okuduÄŸu ‘hozatın yolları’ ve ‘tew veyvıke’ diÄŸer geleneksel eserler. Bunların yanı sıra AliÅŸan Önlü’de ÅŸiirleriyle ayrı bir renk kattı albüme.
İnsanı kamil Seyit Rıza’yı mı anlatıyor?
Sadece Seyit Rıza’nın ÅŸahsına yazılmadı. Onun için yazılmış bir ÅŸarkı var albümde.
İnsanı kamil Seyit Rıza şahsında, 1938 de Dersim harekatı olarak adlandırılan o utanç toplarıyla hayatını kaybetmiş Dersim halkına yazılmış bir eser ve hala o hareketten yaralı ya da ölülerin altında siper olarak kurtulan ve Kırmanciye ruhunu hala nesilden nesile taşıyan kamillerimiz için.
Dersim’de süregelen bir de barajlar mücadelesi var, bunun neresindesin?
Karşı duruÅŸu elimizden geldiÄŸince ortaya koymaya gayret gösteriyoruz. Barajlar Dersim’in sorunu olmaktan çıkmış bir ülke sorunu olmuÅŸtur. Bu durum bütün çevrecilerin ortak bir akılla ortak tepkiler vermesine kadar gitmektedir. Fakat Dersim özelinde ÅŸunları söyleyebilirim. Barajlar sadece kültürel doÄŸal tahribatın yanı sıra kutsal mekanları da sulara gömen bir utanç gölüdür. Bu barajların yapımı için bir avuç para uÄŸruna atalarının yadigarı olan o derviÅŸ toprağını efendilere peÅŸkeÅŸ çekenlerinde utanç gölüdür. YaÅŸanmış tarihini sulara gömecek kadar gözü dönmüş sermaye düşkünlerinin katkılarını unutmamak lazım. Zaten 38′den baÅŸlayarak 94 ve devamında bu günlere dayanan bir projenin tamamlanma çabasıdır. O coÄŸrafyanın insanına yaÅŸanmaz bir sunni cehennem hazırlama çabasıdır. O dönemde düşmedik mi kara trenlerin küçük pencerelerinden bakarak uzak diyar kentlere.
Politik bir kimliğe sahip olman müzikal serüvenini nasıl etkiliyor?
Müzikal yolculuğumun bir döneminde Grup Yel ve Grup Munzur gibi politik müzik yapan gruplarda yer aldım. Bu gruplarda bulunmuş olmamın müziğimin anlam dünyasına etkileri hala var. Düş kurmak ve o düşe uygun sanat anlayışını ortaya koyup onun gelişimine katkı sunmak benim nazarımda önemli bir durum. Adalet duygusu ve vicdanı olan, halkın çıkarlarını efendilerin çıkarlarından daha önemli bulan biriyim. Müziğim, adaletli ve vicdanlı seslerle buluşma çabası içindedir.
Nesrin AKSU
nesaksu@gmail.com
Günlük gazetesi






