sevgili ruhatin arkadaş desteğin için çok teşekkürler,bizlerde gönüllü arkadaşlar sayesinde sol eğilimli siteler ve çeşitli alevi forumlarında duyuru yapmaya ve yaygınlaştırmaya devam etmekteyiz...SESİMİZE SES KATMAYA DEVAM EDECEĞİZ
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
DersiMVataN CANDOST
Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 808 Nerden: DersiM
Tarih: Pts Arl 25, 2006 12:38 pm Mesaj konusu:
Reklamlarımız Destekcilerimiz
AHMTE ALTAN DİYORKİ
Bir adam ölüyor…
Kasları, damarları, bütün iç organları eriyerek ölüyor.
Ölümlerin en zorunu, açlıkla ölümü seçmiş.
Kendi bedenini ve hayatını, insanların dikkatini hapishanelere çekebilmek için yok ediyor.
Bir hayat karşılığında, “içerde” unutulmuşlara biraz ilgi istiyor.
Hapishaneleri bilir misiniz?
İnsanoğlunun, ölümün dışında bulabildiği en büyük ceza.
Duvarların arasına koyarlar sizi.
Pencerelerde demir parmaklıklar.
Hiçbir kapıyı kendiniz açamazsınız.
Başkaları açarlar o kapıları ve açtıklarından daha hızlı kapatırlar.
Zaman, bacakları kopartılmış bir kırkayak gibi sürünerek, sürtünerek, zorlukla kıpırdayarak geçmeye çabalar.
Ve zaman orada, dakikalarla değil, saatlerle değil, günlerle değil, haftalarla, aylarla değil, yıllarla sayılır.
Bir yılın geçmesi ne kadar sürer bir hapishanede bilir misiniz?
Geceleyin yatarsınız.
Geçmiş hayaller vardır aklınızda.
Hatırlamaya mı, unutmaya mı çalıştığınızı bilmezsiniz.
Sevdiğiniz kadın ya da sevdiğiniz erkek dışarıdadır.
Bir yerlerde.
Özlersiniz.
Merak edersiniz.
Kıskanırsınız.
Elinizden bir şey gelmez.
Duymak istediğiniz bir sesi duyamazsınız.
Dokunmak istediğiniz birine dokunamazsınız.
“Bir avuç gökyüzü” vardır pencerede, görüp görebileceğiniz odur.
Ne bir çimen kokusu, ne bir deniz hışırtısı, ne çocukluğunuzun geçtiği mahalleler.
Kısılıp kalmışsınızdır.
Gitmek istediğiniz hiçbir yere gidemezsiniz.
Nereye dönseniz taş duvar.
Neye dokunsanız soğuk.
Ve kimse sizinle ilgilenmez.
Kimse sizinle ilgili bir yazıyı bile okumak istemez.
Siz, unutulmuşsunuzdur.
Zaman, gırtlağınızdan içeri sokulmuş sakat bir kırkayak gibi genzinizi yakarak sürünür içinizde.
Geçmez.
Çaresizsinizdir.
Sizden çok daha büyük bir güç sizi yakalamış, avucunun içine alıp yumruğunu kapatmıştır.
Tek teselliniz vardır.
Sizinle aynı kaderi paylaşanlarla konuşmak, hayattan, geçmişten söz etmek, şakalaşmak, birlikte hayaller kurmak, gelecek diye bir şey olduğunu birbirinize hatırlatmak…
Tek teselli budur hapishanede.
Ya bunu da vermezlerse size.
Ya konuşacak bir insan bile bulamazsanız.
Duvarlarla ve geçmek bilmeyen zamanla baş başa kalırsanız.
Dertleşecek hiç kimse yoksa.
Kulaklarınız bir insan sesi duymazsa.
Tek kelime konuşamazsanız.
Akmayan bir zamanın içine kısılıp kalırsanız.
Bunun nasıl bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz?
Nasıl bir işkence olduğunu?
Sıkıldığınızda, üzüldüğünüzde, kendinizi yalnız hissettiğinizde bir dost sesini nasıl aradığınızı, nasıl telefonlara saldırdığınızı, nasıl kendinizi sokaklara vurduğunuzu bir hatırlayın.
Bir de bütün bunları duvarların arasında yapayalnız yaşadığınızı.
İşte, Behiç Aşçı kendini bunun için öldürüyor.
Hapishanedeki o yapayalnız bırakılmış insanlara biraz dikkat çekebilmek için.
“Onları serbest bırakın” demiyor.
“Onların birbirleriyle konuşmasına, dertleşmesine, hayaller kurmasına izin verin” diyor.
Bunu, bütün iç organlarının eridiğini hissederek, öleceğini bilerek söylüyor.
O, “başkaları” için kendini öldürüyor.
Sizden istenilen kendinizi öldürmeniz değil.
Bedeninizin ateşe tutulmuş parafin gibi damla damla erimesi de değil.
Sizden istenilen, bir dakika olsun başınızı çevirip “unutulmuşlara” bakmanız.
Sadece bir dakika kendinizi onların yerine koymanız.
Sadece bir dakika kendinizi bir hücrede yapayalnız tahayyül etmeniz.
Sizin bir dakikanıza karşılık bir adamın hayatı.
Yok olan bir hayat karşılığında bir dakikanızı vermeyecek misiniz gerçekten.
Bir dakika olsun durup düşünmeyecek misiniz?
Bir dakika bile kendi vicdanınızla baş başa kalmaya razı olmayacak mısınız?
“Suçları ne olursa olsun, onları cezalandırmak için onların işledikleri suçlardan daha ağırını işlemeye hakkımız yok,” demeyecek misiniz?
Onların nasıl korkunç bir cezayla cezalandırıldığını fark etmeyeceksiniz?
Onlara yapılan, insanları vurup öldürmekten bile kötü neredeyse.
İnsanları sağır ve sessiz bir zamanın buruşturup yok etmesine izin vermek, onları tek tek ayırıp o korkunç sükûnetin içine gömmek.
Siz bu satırları okurken bir insan ölüyor.
Bir dakikanızı başkalarına ayırmanızı sağlayabilmek için veriyor hayatını.
Bir dakika durup düşünmeyecek misiniz gerçekten?
Bir dakika.
İnsan olanla olmayanı ayıracak o bir dakikayı sakınacak mısınız “onlardan” ve kendinizden?
Sakınmayın.
Sizde çok olan dakikalarınızdan birini, artık dakikaları sayılı olan bir insana verin.
Sizde çok var.
Onda ise o kadar az kaldı ki…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız