| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
aborjin Dost


Kayıt: 23 Temmuz 2006 Mesajlar: 49
|
Tarih: Sal Oca 09, 2007 12:42 am Mesaj konusu: kürtler ve son durum |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
arkadaslar kürt sorununun taraflarindan iyisi ile kotu ise kürt ulusal hareketinin onderi apdullah Öcalanin son aciklamalarini buraya aldim sizler neler düsünüyorsunuz bu konuda.
ÖCALAN: İMHAYA KARŞI ORTAK DURUŞ SERGİLENMELİ
Kürtlerin tarihi ve kritik bir süreçten geçtiğini belirten PKK Lideri Abdullah Öcalan, 'Büyük tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Kürtlere imha amaçlı yönelmeyi planlayan güçler var. Kürtler tüm bunlara karşı tedbirli olmak zorunda. Kürdistan'daki bütün güçler, özellikle gençlik bu konuda hassas olmalıdır. KDP ve YNK gibi güçler de kendi aşiretsel-parti menfaatlerini bir tarafa bırakıp savunma amaçlı ortak bir duruş sergilemeli' dedi. Saddam'ın ABD'ye güvenerek hata yaptığını da vurgulayan Öcalan, Saddam'ın sonunu getiren, ulus-devlet anlayışındaki ısrarı olduğunu dile getirdi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan, avukatları ile Çarşamba günü gerçekleştiremediği haftalık olağan görüşmesini 4 Ocak Perşembe günü gerçekleştirdi. Öcalan görüşmede, Kürtlerin durumu, Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in idamı, Yahudilerin dünya siyasetindeki etkileri ve kadın-erkek ilişkilerine dair birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Saddam Hüseyin'in aldığı idam cezasının infaz edileceğini tahmin etmediğini belirten Öcalan, 'Saddam, Ortadoğu siyaset gerçekliğinin, Ortadoğu realitesinin babasıdır. Aslında Saddam, idam edileceği ana kadar bu cezanın infaz edilmeyeceğine inanıyordu. ABD'nin buna izin vermeyeceğini düşünüyordu, ABD'ye güveniyordu. Kürtler de ABD'ye çok güveniyor, tapıyorlar' dedi. PKK dışında bütün Kürt örgütlerinin ABD'ye bağımlı olduğunu ifade eden Öcalan, 'Biz başından beri kendi özgücümüze güvendik. Kürtlere tavsiyem ABD'ye güvenmesinler, kendi özgüçlerini esas alsınlar' diye belirtti.
'Türkiye Irak'tan ders alsın'
Saddam'ın sonunu getiren anlayışın 'erkeklik' ve ulus-devlet anlayışı olduğunu vurgulayan Öcalan, şöyle devam etti: 'Saddam çok ilginç, ölüme giderken bile erkeklikten söz ediyor. Ölüme giderken bile cellatlarına 'erkek olun', 'erkeklik öldü mü' diyor. İşte bu ölüme giderken bile değindiği 'erkeklik' kendi sonunu getirdi, halkını da perişan etti. Saddam, ABD ile giriştiği son savaş için, 'bu savaş bütün savaşların anası olacak' demişti. Saddam'ın sonunu getiren ulus-devlet anlayışındaki ısrardır. Saddam, Kürtlerin ve Şiilerin çoğunlukta olduğu Irak'ta Sunilere dayalı bir ulus-devlet yaratmak istedi. Ama Ortadoğu'nun sosyolojik ve tarihi yapısı ulus-devlete uygun değil. Benim söylediklerim bir bir çıkıyor. Türkiye'deki sert ulus-devleti de eğreti duruyor. Türkiye'nin Irak'ın durumundan ders çıkarması gerekir.'
Cezaevinden çeşitli mektuplar aldığını belirten Öcalan, mektupların içeriğinin iyi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: 'Cezaevinden mektuplar geliyor. Cevap vermek istiyorum ama süre kısıtlı. Cezaevi'nden az sayıda mektuplar geliyor ancak, bunların bir kısmını övgü nedeniyle sansürleyip veriyorlar. O nedenle cezaevlerinden gelen mektupların bir kısmını veriyorlar. Onların dışındakini genelde vermiyorlar. Bundan sonra gönderilecek mektuplar en az bir sayfa olsun Siyasi değerlendirmeler yapabilirler. Yine felsefi, edebi, düşünsel tartışmalarını yazabilirler. İnfaz hakimliğinin bana gönderdiği cevapta da bu şekilde mektup alma hakkımın olduğu yazılıyordu. Arkadaşların mektuplarında Önderlik, Başkan gibi terimleri kullanmalarına gerek yok. Bu tür ifadelerin olduğu mektupları vermiyorlar. Genelde tebriklerin arkasına da kısa notlar yazılıyor, bu şekilde kartlara gerek yok. Mektup göndermeleri daha iyi olur.'
Mustafa Kemal Latife Hanım ilişkisi
Mustafa Kemal ile Latife Hanım'ın ilişkisini değerlendiren Öcalan, şöyle devam etti: 'Bir arkadaş gönderdiği mektupta İpek Çalışlar'ın 'Latife Hanım'la ilgili son kitabını okumuş, bu kitap üzerinden kadın sorununa ilişkin değerlendirmeler yapmış ve benim görüşlerimi sormuş. Latife Hanım'ın durumu trajedidir. Aslında Latife Hanım'ın o dönem içinde bulunduğu durum, Türkiye'nin bazı sorunlarının bugüne kadar nasıl dondurulmuş olduğunu iyi göstermektedir. Latife Hanım, Batı kültürüyle yetişmiş, liberal demokrat bir kişiliktir. Ama Mustafa Kemal, döneminin ve çevresinin koşulları nedeniyle Latife Hanım'ın liberal demokrat taleplerine cevap verememiştir. Kılıç Ali, Latife Hanım'dan 'o karı' diye bahsederken Mustafa Kemal buna karşı çıkıyor, 'karı değil bir hanımefendi' diyor. Mustafa Kemal, Latife Hanım'a kin nefret duymuyor. Aralarındaki çatışma siyasaldır. 80 yıllık Cumhuriyetin sorunları Latife Hanım şahsında dondurulmuştur. Latife Hanım, hayatının bir kısmını bir evde, kimseyle görüşmeden, yalnız bir şekilde geçirmek zorunda kalmıştır, mektuplaşmasına dahi izin verilmemiştir. Bu, olmaması gereken, hoş olmayan bir durumdur. Mustafa Kemal Latife Hanım ilişkisinde Mustafa Kemal otoriterdir. Benimle Kesire arasındaki ilişkide ise, Latife Hanım ile Mustafa Kemal arasındaki ilişkinin tam tersi bir durum söz konusudur. Yani bu ilişkide ben özgürlükçü ve demokrattım, Kesire ise Mustafa Kemal'in pozisyonunda, yani otoriterdi. Ama Kesire'nin neden böyle bir tutum sergilediğini, ne yapmaya çalıştığını anlamadım, karanlık bir durum da söz konusu. Şu an ne durumda bilmiyorum. Aslında Kesire'nin köklü bir ailesi vardı. Aile büyüklerinin Mustafa Kemal ile İnönü ile de ilişkileri olmuş sanırım.'
'Kadınlar özgürlük için çalışmaya devam etsin'
Her zaman kadın sorunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalıştığını aktaran Öcalan, 'Kadın arkadaşları bu konuda teşvik ettim. Bunun için mücadele ettim. Özgürlüğe giden yolun kadınların özelde de Kürt kadınlarının sorunlarının aşılmasından geçtiğini ifade ettim. Birkaç hafta önce kadın sorununa ilişkin söylediklerim bir gazetede yer almış, okuyabildim. Bilinçli olup olmadığını bilmiyorum ama biraz eksik ve yanlış yazılmış. O görüşmede tecavüz kültürünün iğrençliğinden söz etmiştim. Bazı kadın arkadaşlar tıkandıkları zaman işte evlenip ayrılıyorlar ya da kaçıyorlar. Ben şimdi kadın arkadaşlarımıza evlenin ya da evlenmeyin diyemem. Benim özgürlük anlayışım bellidir, kadın arkadaşlar da kavrayamıyorlar. Bu beş bin yıllık bir meseledir. Kadınlarımız beş bin yıldır hep kendilerine verilmiş kadınlık rolüyle yetişmişler, bunu aşamıyorlar. Hep bir yaşa geldiğinde evlenecek, erkeğe hizmet edecek ya da evde kalma psikolojisine girecek. Bu döngüyü aşamıyorlar. Ama onlara söyleyeceğim şudur; özgürlük mücadelesi için çalışmaya devam edin. En anlamlı, en güzel mücadele budur. Bir ekmek parçası, karın tokluğuna da olsa yaşayın ama mücadelenizden taviz vermeyin. Bu söylediklerim dürüst erkekler için de geçerlidir' dedi.
'Tehlikeli olan cinselliğin iktidarın objesi olmasıdır'
Şuan M.Foucault'ın 'Cinselliğin Tarihi' kitabını okuduğunu belirten Öcalan, okuduğu kitapta katıldığı ama onun düşüncelerini de aşan, daha kapsamlı düşünceleri olduğunu ifade ederek, şu değerlendirmeleri yaptı: 'Cinsel güdüler doğaldır, her insanda bulunur. Tehlikeli olan cinselliğin iktidarın objesi haline gelmesidir. Mevcut cinsellik bir iktidardır, şaha kalkmış erkekliktir. Hatta erkeği vahşileştiren bir hale getirmiştir. Sonuçta mevcut cinsellik ilişkisi erkek egemen topluma hizmet ediyor. Kaba, vahşileştiren, yok edici bir iktidar anlayışı ortaya çıkarmıştır. Hepsinin temelinde bu anlayış vardır. Namus cinayetleri, tecavüz kültürünün altında bu anlayış vardır ve bu anlayış değişmeden ne demokrasi ne de özgürlük sorunu çözümlenemez. Cumhuriyetin kuruluşundaki eksik kalan ayaklardan biri de budur, kadın sorunu çözülmemiş, dondurulmuştur. Saddam'ın ipe giderken bile 'erkeklik öldü mü' demesi bu vahşileşmiş erkek anlayışıdır. Biz bu anlayışa karşıyız. Biz hep bu anlayışı aşmak için mücadele verdik.'
'Kürtler bölücü değil'
Kürtlerin bölücü olmadığını, tam aksine Musul ve Kerkük'ün Misak-ı Milli dışında tutulmasına karşı çıktıklarını kaydeden Öcalan, 'Cezaevinden bir arkadaşın mektubunda tarihi bazı gelişmelerden bahsediliyor. 1876 ile 1923 arası dönemi inceliyor. Bu tür çalışmaları faydalı buluyorum. Musul-Kerkük meselesine ilişkin söyledikleri de doğru sayılır. Kürtlere bölücü diyorlar, aslında Kürtler bölücü değil, Musul ve Kerkük Misak-ı Milli'nin dışında tutulduğu için Kürtler isyan etmiştir. Şeyh Sait ayaklanması, Musul ve Kerkük'ün taviz verilerek misak-ı milli dışında tutulması nedeniyle meydana gelmiştir. Kürtlerin ayaklanmasının bir sebebi de aslında budur. Söylendiği gibi İngilizlerin kışkırtması nedeniyle değildir. Bu arkadaş yine ittihatçıların o dönemdeki rolüne değiniyor. Daha önce ben de değinmiştim. İttihatçılar o dönem tutumlarıyla Osmanlı'yı yıkıma sürüklemişlerdir ve bugünkü temsilcileri olan ve benim neo-ittihatçılar dediğim kesimler de ne yazık ki bugün o rolü oynamaktadırlar' diye kaydetti.
'Sunni Şii çatışmasını Yahudiler yarattı'
Yahudilerin geçmiş tarihte oynadığı rolü yaptığı analizlerle açıklayan Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Şimdi kısaca iki tarihi analiz yapmak istiyorum. Ama baştan söyleyeyim, kesinlikle Anti- Semitist değilim. Yahudilerin de Ortadoğu'da eşit ve özgür yaşama hakları var. Irak'ta, Kürdistan'da yaşama hakları var. Ben Sabetaycılığa ve sahte Müslümanlığa karşıyım. Tarihi analizlerimden birincisi Irak'taki Şii-Sunni çelişkisine ilişkin. Hz. Muhammed Medine'de kaldığı dönemde ve Hendek Savaşı'ndan önce, Medine yakınlarındaki bir Yahudi kabilesine çağrıda bulunuyor. Mekkelilere karşı birlikte savaşmak için desteklerini istiyor. Fakat o Yahudiler, çekindikleri, korktukları ya da Müslümanların kazanacaklarına emin olmadıkları için bu desteği vermiyorlar. İddia şu ki, daha sonra Hz. Muhammed, savaşı kazanınca bu Yahudilerin öldürülmesini emrediyor ve hepsi öldürülüyor. O dönem Hayber Kalesi de Yahudilerin elindedir. Orası da ele geçiriliyor, oradakilerin de çoğu öldürülüyor. Ve Hz. Muhammed'in Yahudilerin bütün Arabistan'dan temizlenmesi emrini verdiği söyleniyor. Ben aslında Hz. Muhammed'in Hırıstiyanlara ve Yahudilere karşı olduğunu düşünmüyorum. Zaten eski Yahudi düşüncesini anlatan Yahudi ve Hıristiyan din adamları ile ilişkileri olmuş, onlardan etkilenmiştir. Zaten bu dinleri Ehl-i Kitap olarak kabul etmiştir. Yahudiler daha sonra Müslümanlarla baş edemeyeceğini anlayınca Müslümanlar arasına çelişki koymayı kararlaştırmışlardır. Yanılmıyorsam Hz. Osman döneminde İbn-i Sebe adlı bir Yahudi Müslümanlığı seçiyor ama aslında sahte bir Müslümandır. Amacı Müslümanlar arasına nifak sokup onları zayıflatmaktır. Sunni Şii çelişkisinin tarihi böyle başlamıştır. Bugün Irak'ta Suniler ve Şiiler acımasızca birbirlerine saldırmakta, öldürmektedirler. Bilindiği gibi Irak'taki karışıklıkların arkasında ABD var, ABD'nin arkasında da İsrail ve Yahudi lobisi vardır.'
Masonlar ve Osmanlı
Yahudiler ile ilgili ikinci analizinde çarpıcı bilgiler veren Öcalan şöyle devam etti: 'İkinci tarihi analiz olarak şunları söylemek istiyorum; İspanya'dan sürülen Yahudilerin bir kısmı Osmanlı'ya sığınıyor. Tarık Ali'nin 'Nar Ağacının Gölgesi' kitabında bu konudan bahsediliyor. Osmanlı Yahudileri Osmanlı mali sisteminde kilit noktalarda yer alıyorlar. Ekonomik olarak güçlüdürler ve Osmanlı'nın son dönemlerinde 19. yüzyılın sonlarına doğru Yahudi Masonlar, bir yurt arayışına girdiler. Hatta Abdulhamit'ten Selanik ve çevresi ya da Filistin'den toprak istediler. Hatta satın almak istediler ama Abdulhamit kabul etmedi. O dönemde Nakşilik özellikle Kürtler arasında iyice yayılmış ve etkili olmaya başlamıştır. Abdulhamit döneminde Nakşi Kürtler çok etkilidir. Hamidiye Mektepleri bu temelde açılmıştır. Devletin önemli kademelerine kadar Nakşi Kürtleri yükselmiştir. Seyit Abdulkadir o zamanki Danıştay Başkanlığı'nı yapmıştır. Yani Nakşilik çok önemli bir pozisyondadır. Yahudi Masonlar bu şekilde Abdulhamid'i ikna edemeyeceklerini anlayınca, İttihat ve Terakki örgütlenmesini gerçekleştirerek Abdulhamid'i devirme planını yapmışlar ve neticede Abdulhamid'i devirerek İttihat Terakki ile iktidara gelmişlerdir.'
İttihat Terakki'nin merkezinin Yahudi masonlarının almak istediği Selanik ve çevresi olduğuna vurgu yapan Öcalan, 'Mustafa Kemal İttihat ve Terrakicilerin oyununu bozarak sonuçta Cumhuriyeti kurmuştur. Daha önce söylediğim gibi Mustafa Kemal'den Selanik'i almasını istemişler, ısrar edip baskı da yapmışlar ama Mustafa Kemal oyunlarını anlamış ve kendi doğduğu bu şehri almaya yanaşmamış, ittihat terrakicileri daha sonra tasfiye etmiştir. Yalçın Küçük'ün dediği 'Kurtuluş savaşı, Hıristiyanlarla Yahudilerin savaşıdır' sözü bir derecede doğrudur. Ulus-devletlerin temeli olan Fransız ihtilalinde Mason Yahudilerin büyük rolü olmuştur. Tapınak şövalyeleri Fransa Kralı'ndan intikam almak için örgütlenmiş ve Fransız ihtilalinin hazırlanmasında önemli rol oynamışlardır. Fransız ihtilalinden sonra ulus-devletler ortaya çıkmıştır' dedi.
Nakşilerin devletle çatışması
Nakşilik ve ve yarattığı etkiler üzerinde duran Öcalan, Mustafa Kemal'in tarikatlarla mücadele ettiğinibelirterek, şunları söyledi: 'Mustafa Kemal, Cumhuriyet'in kuruluşunda Nakşi Kürt büyükleriyle görüşmüş. Kürtler'den de Nakşicilerden de destek almıştır. Fakat özellikle dindarların ve Nakşilerin desteği hilafet ve saltanatın kurtarılması üzerineydi. Bütün Nakşiler Kürttür demiyorum, içlerinde Türkler de var. Hilafet ve saltanatın kaldırılmasından sonra Nakşiler ve diğer dindar kesimler Cumhuriyet ile ters düşüyorlar. Mustafa Kemal Nakşilikten ziyade Bektaşiliğe yakınlık duyuyor ve Cumhuriyet koruma adına bunları tasfiye ediyor. Nakşi olan Said-i Nursi ve cemaatinin bundan sonra Cumhuriyetle ilişkileri bozuluyor ve ABD ile ilişkileniyorlar. Cumhuriyet'in kuruluşunda Kürt düşmanlığı yoktur. Ümmetçilik ve milliyetçilik de yoktur. Mustafa Kemal milliyetçiliği, yurtseverliktir. Bugünkü MHP ve CHP ve diğer benzer partilerin yaptığı ırkçı milliyetçilik Cumhuriyet'in kuruluş aşamasında yoktur. Bu milliyetçilik 1945'lere kadar Alman emperyalizminin de etkisinde kalmıştır. 1950'lerden sonra ABD emperyalizminin etkisi devreye girmiştir ve bugüne kadar gelmiştir. Türkeş de '50'lerden sonra ABD'ye gitmiştir. Bugünkü neo-ittihatçıların yapmak istediklerini çok eleştirdiğimiz Yavuz bile yapmamıştır, hatta gerektiğinde ittifak yapmıştır. Ben geçmişte Yavuz'dan Alparslan'dan boşuna söz etmedim. Cumhuriyet, Neo-İttihatçıların iddia ettiği gibi Kürt düşmanlığı üzerine kurulmuş değildir. Kürt düşmanlığı 1950'lerden sonra tırmandırılmıştır. Kürt dili, Kürt kültürü yok sayılmıştır.'
Ortadoğu'da Demokratik Konfederalizm ile yaşanan tüm sorunların aşılabileceğini kaydeden Öcalan, 'Ben görüşlerimi genelde Ortadoğu ve bütün insanlık için, özelde de Kürtler için dile getiriyorum. Irak için görünen o ki en uygun model üçlü federasyon ya da konfederasyon olacaktır. Eğer üçlü federasyon ya da konfederasyon engellenirse, oluşacak olan Şia-Kürt ittifakıdır. Talabani'nin daha önce de söylediğim gibi İran'la güçlü ilişkileri söz konusudur. Benim savunduğum ise, Suriye, Irak, İran ve Kürtler'in yaşadığı diğer topraklarda Demokratik Konfederalizmin uygulanmasıdır' diye belirtti.
'Türkiye felakete sürükleniyor'
'Türkiye'dekiler, Konfederalizm deyince yanlış anlıyorlar, hemen bir devlet yapılanmasından söz ettiğimizi düşünüyorlar' diyen Öcalan şöyle devam etti: 'Ama ben defalarca söyledim; kesinlikle bir devlet yapılanması söz konusu değildir. Üniter devlete ve bayrağa herhangi bir zararı söz konusu değildir. Bu, bir çeşit demokratik özerkliktir. Bunun yerel ayağı da vardır, yerelde parlamentosu olur. Bunun birçok örneği vardır, vakit yok girmek istemiyorum ama İngiltere örneği var, İspanya örneği var. 1920'lerdeki misak-ı milli sınırları sadece Musul-Kerkük değil Halep'in kuzeyinden geçmekte, Kürtlerin yaşadığı bölgeleri kapsamına almaktaydı. Ben demiyorum bu topraklar alınsın, sınırlara dahil edilsin. Kastettiğim Mustafa Kemal'in 1920'lerde sözünü ettiği 'bir çeşit muhtariyet' bugün bizim söylediklerimizin ta kendisidir. Eğer bunların Mustafa Kemal'in hatırasına birazcık saygıları varsa, bunu uygulamaya geçirirler. Yoksa Irak gibi olur. Mustafa Kemalciyiz diyen kesimlere ve özellikle subaylara sesleniyorum; Türkiye'nin ve bütün halklarımızın bir felakete sürüklendiğini görmüyor musunuz?'
'İmha dayatılırsa Kürtlere başka yol kalmaz'
Bu söylemlerinin yaşamlaşması için bütün yurtseverleri, aydınları duyarlı olmaya çağıran Öcalan şu değerlendirmede bulundu: 'Bu konuda DTP'ye çok iş düşüyor. Hak-Par Federasyondan bahsediyor. Bu çözüm değildir ve Türkiye koşullarına uymaz, mümkün de değil. Kaldı ki bunlar samimi de değildir, menşeileri ve ilişkileri de yeterince aydınlık değil. Öyle ortaya çıkıp federasyon demekle olmaz. Bu tür şeyler yılların mücadelesi ve emeğiyle olur. Böyle bir mücadele ve emeğin kimler tarafından verildiği de ortadadır. Dördüncü ve son seçenek bağımsızlıktır. Benim arzu etmediğim bir seçenektir, çünkü çözüm olamayacağını, felaket getireceğini biliyorum. Ama demokratik özerklik seçeneği devre dışı bırakılır ve Kürtlere imha dayatılırsa, Kürtlere başka yol kalmayacaktır.'
'Kürtler ortak irade oluşturmalı'
Kürtlere menfaatlerini bir tarafa bırakıp ortak bir siyasal irade oluşturma çağrısı yapan Öcalan, 'Kürtler bugün tarihi ve kritik bir süreçten geçmektedirler. Büyük tehlikeyle karşı karşıyadırlar. Kürtlere imha amaçlı yönelmeyi planlayan güçler var. Kürtler tüm bunlara karşı tedbirli olmak zorunda. Kürdistan'daki bütün güçler, özellikle gençlik bu konuda hassas olmalıdır. KDP ve YNK gibi güçler de kendi aşiretsel-parti menfaatlerini bir tarafa bırakıp savunma amaçlı ortak bir duruş sergilemeli, ortak bir siyasal irade oluşturabilmelidirler. Kürtlerin içinden geçtiği bu kritik süreçte ortak politikaları belirleyecek ortak bir siyasal irade oluşması zorunluluktur. Kürtler oturup, siyasal gelişmeleri analiz edip geleceğe dönük gerekli tedbirleri almalıdırlar.
Açıklamalarının sonunda herkesin yeni yılını kutlayan Öcalan, şunları belirtti: 'Bana sıradan bir hükümlü gibi yaklaşılıyor, aslında öyle değil. Buradaki tutulduğum koşullar bile bana öyle basit yaklaşılmadığını göstermeye yeter. Ben misyonumun, rolümün farkındayım. Bana Zygmunt Bauman'ın üç kitabını getirebilirsiniz. Cezaevlerindeki arkadaşlara selam gönderiyorum. Bütün bu söylediklerimle beraber tüm halkımızın ve arkadaşların yeni yılını kutlar, yeni yılın halkımıza özgürlük, demokrasi ve barış getirmesini, mücadelenin yükseltildiği bir yıl olmasını dilerim |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
ezgican Çalışkan Dost


Kayıt: 20 Temmuz 2006 Mesajlar: 161
|
Tarih: Sal Oca 09, 2007 9:30 pm Mesaj konusu: |
|
|
| Apdullah Öcalan her yönü ile güzel açıklamalarda bulunmuş bence ve kadınlar ile ilgili yaptığı açıklamalar ise en çok dikkat çekeni benim için ama ben bir yerde takıldım şöyle ki;Kürtlerin ABD'ye çok güvendiğni ve sadece PKK'nın dışındaki bütün Kürt örgütlerinin ABD'ye bağımlı olduğunu belirtmiş, PKK acaba hiç destek görmememiş midir ABD'den? Birde Apdullah Öcalan; 'Bu konuda DTP'ye çok iş düşüyor. Hak-Par Federasyondan bahsediyor. Bu çözüm değildir ve Türkiye koşullarına uymaz, mümkün de değil. Kaldı ki bunlar samimi de değildir, menşeileri ve ilişkileri de yeterince aydınlık değil. Öyle ortaya çıkıp federasyon demekle olmaz. Bu tür şeyler yılların mücadelesi ve emeğiyle olur. Böyle bir mücadele ve emeğin kimler tarafından verildiği de ortadadır' demekle Hak ve Özgürlükler Partisine karşı tavrini açıkca ortaya koymuş ve Türkiye şartlarına uymaz diyerek bir yerde Diplolmatik yollar ile belirli hakların alınmaycağı fikirinini uyanmasına neden oldu bende . Halbuki bazı hakların kazanılması ne savaş ile ne de askeri harekatlar ile uzun vadade çare olmadığına tarih şahit olmamış mıdır? |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
Robar Kurucu


Kayıt: 18 Temmuz 2006 Mesajlar: 142
|
Tarih: Cum Oca 12, 2007 1:09 pm Mesaj konusu: |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Sevgili aborjin; T.C"nin zırhlı duvarlarıylan kuşatılmış, tüm olumsuzluklar ve kısıtlamalara rağmen,kendi kitlesine adeta iğne deliğinden güçlü mesajlar verebiliyorsa....Buda öcalan'ın hala ne kadar güçlü ve dinamik olduğunu gösterir.Cesaretide göz ardı edilemez.ABD'nin dünya siyasetinden, en çokta arap dünyası ve ortadoğu politikasından dolayı çitdi kaygılar duyduğuda bir gerçek.Verdiği mesajlarında senaryoyu yazan ve oynayan aktürlerin tarafından kaydadeğer alınacağıda imkansız gibi gözüküyor
Seksenli yıların ortalarında örgütsel mücadeleye girdiğinde,hedeflerin başlarında bağımsız kürt devleti kurmaktı.Hata sınırları bile çizilmişti.Kendisinin tarifiylende botanın bağımsızlığı bile ilan edilmişti.Bu silaahlı mücadalenin kürt sorununa ne tür katkı sundu?getirisi ve götürüsü ne oldu ?kazanımlar sağladımı ?doğru bir tercihmiydi? bilemem ama..Fedarasyonlar dan bahsetmesi ve DTP 'yi işaret etmesi farklı sıtratejilerin geliştirildiğine işaret olsa gerek.Benim en çok karşı çıktığım aslada kabul etmmediğim ,pkk'nin alevi sorununa çok farklı yol vermek istediğidir.Kendi yayın organlarında pir sultan ve hacı bektaş ilen birlikte apo'nun resmide yer almasıdır.Kürt alevi tanımlamasında bulunup, sırtının sıvaslanmak istenmesidr.Kanım odur ki alevilerin sorunlarının tanımlanmasında pkk'ye ihtiyaç ve aracı olarak görmek istemiyor olusudur..Kabul edilir bir yünüde yoktur.
Belkide kaba ,duyarsız bir o kadarda bencil olduğum eleştirisinde bulunabilirsiniz.Kürtlerin aydınları,yazarları,cizerleri,savaşçıları,önderleri ve siyasi partileride mevcut.Kendilerini tanımlayacak güçleride var.Burda en çok üstünde durmamız gerekn "munzur" ve "munzur" halkının günümüzdeki yozlaşmaya muaruz kaldığıdır.Kürtlerin ve türklerin en çok üstünden siyaset yapmak istemişliğini görmek gerekmektedir.Pkk ve apo'nun önderliğinede ihtiyacı yoktur.
Bizleri kendi özümüze götürecek güçlü önderler ve aydınlarımıza ihtiyacamız vardır.Kırmanciyeéyi,kızılbaşlılığı tüm sıcaklığıylan yaşama arzumuz vardır.Pire,raybére,dewrese,murside,mısayipliğe,kirveliği yaşama arzumuz vardır.. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|