| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
murat_sahin Yeni Dost


Kayıt: 31 Mayıs 2007 Mesajlar: 10
|
Tarih: Prş May 31, 2007 10:47 pm Mesaj konusu: CANLAR Bİ ZAHMET BAKARMISINIZ BANA YARDIMCI OLURSANIZ SEVİNİ |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
ARKADAŞLAR DERSİMLİLER KÜRT YADA ZAZA HERNEYSE PEKİ BU DEDE SOYLU AŞİRETLER(KUREYŞAN,SARISALTIK.....) NE OLUYO EĞER HZ.ALİ SOYUNDALARSA ARAP OLMALARI LAZIM YOKSA HZ.ALİ KÜRTMÜ YADA ZAZAMI:) CEVAPLARINIZ BEKLİYORUM TŞKLER  |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
babakures İlerleyen Dost


Kayıt: 26 Temmuz 2006 Mesajlar: 84
|
Tarih: Cum Hzr 01, 2007 9:28 pm Mesaj konusu: |
|
|
ALEVİ OCAKLARI NIN SOYLARI 12 İMAM SOYUNA BAĞLANIR
ŞÖYLEKİ
EMEVİ VE ABBASİ ZÜLMÜNDEN KAÇAN EHLİBEYT TARAFTARLARI- Kİ ÇOĞUSU HZ.ALİ SOYUNDAN GELME VE AKRABADIR-HORASANA KAÇAR O SIRALAR HORASANDA BULUNAN DERSİMLİLERİN ATALARI DA İSLAMI BENİMSERKEN İSLAMIN ALİCİ YORUMUNU EHLİBETY SAYESİNDE BENİMSER SONUÇTA KIZ ALINIP KIZ VERLİR BİR AKRABALIK KURULUR
ÖRNEK OLARAK
KUREŞANLILAR 12 İMAM SOYUNDAN GELMEDİRLER
BU AŞİRET OCAĞI ADINI KUREŞ TEN ALIR
KUREŞ İN ASIL İSMİ SEYİT MAHMUT HAYRANİ DİR Kİ KENDİSİ MOĞAL İSTİLASI SONUCU HORASANDAN YANİ DEYLEM BÖLGESİNDEN ANADOLUYA GELMİŞ ZAMANIN İNANÇ ÖNDERLERİNDEN BİRİDİR
SEYİT MAHMUT HAYRANİ 12 İMAM DAN
İMAM MUSA İ KAZIMI IN SOYUNDAN GELMEKTEDİR
BU DEĞİLDİRKİ KENDİSİ ARAPTIR
ÇÜNKÜ DEYLEMDEN BU GÜNE BU AŞİRET HEP ZAZACA KONUŞMUŞTUR
HZ ALİ NİN VE PEYGAMBERİN DOLAYISIYLA HZ. 12 İMAMLARIN AŞİRETİ DE KUREYŞ TİR BU BAKIMDAN
İNANÇ YÖNÜNDEN ONLARIN SOYUNDAN GELİNDİĞİNE İNANILDIPI İÇİN ANADOLU DA SEYİT MAHMUT HAYRANİ YE KUREŞ ÜNVANI VERİLMİŞ
VE AŞİRETİN ADI DA ORDAN GELİR
KUREŞ İ
ALEADDİN KEYKUBAT MAZGİRT İN BAĞIN KALESİNDE FIRINA ATIRRIR
FIRINDAN ÇIKINCA KUREŞ E BİR ŞEY OLMADIĞINI GÖRÜNCE KENDİSİNE SAYGI GÖSTERİR VE ŞECERESİNİN EHLİBETY SOYUNDAN GELDİĞİNİ ONAYLAR BU GÜN İÇİN ANADOLU DA ALEVİ OCAKLARINDA EN ESKİ SOY ŞECERSİ KUREŞANLILARA AİTTİR
KUREŞ NAZMİYENİN DEWA KHURESU DENEN KENDİ ADIYLA BİLİNEN KÖYÜNE YERLEŞİR VE SOYU ORDAN TÜM DERSİME YAYILIR
KUREŞ İN 12 OĞLU OLUR VE ADLARI ŞUNLARDIR YANİ BU GÜN İÇİN KUREŞAN AŞİRETİ 13KOLDAN OLUŞUR
DUZGIN BAVA Kİ SIR OLDUĞU İÇİN SOYU KARDEŞLERİNDEN SÜRMÜŞTÜR
ŞIH ALİYAN
HÜSEYNİNAN
KUDAN
ALİYAN
ÇINAN
KALİYAN
HEMAN
SÜLEYMENAN
GAZİYAN
SADIGAN
GULİYAN
MEWALİYAN
DÜZGÜN BAVA Kİ ASIL ADI ŞAH HAYDAR DIR KUREŞ İN OĞLUDUR
KUREŞİN Bİ DE KIZLARI VARDIR BUNLARDAN BİRİNİN ADI ŞU AN İÇİN AKLIMDA
Kİ ADI -HASKAR-DIR
KUREŞANLILAR GÜNÜMÜZDE ETNİK OLARAK ZAZADIRLAR Kİ HEPSİ ZAZACA KONUŞUR
ESKİDEN CEMLERİ DE ZAZACA YÜRÜTÜRLER Dİ
METİN KEMAL İN SON KASEDİNDE ÇEVERU HAZARU DA Kİ DEYİŞLERİN ÇOĞU DERSİM MERKEZ ANBAR KÖYÜNÜN BİRMAN MEZRASINDAN KUREŞANLI SEYİT MAHMUT YILDIZ A AİTTİR
SONUÇ OLARAK EN ESKİ ALEVİ OCAKLARINDAN OLAN KUREŞANLILAR ZAZA DİLİNİ KÜLTÜRÜNÜN BİR PARÇASI
ANADOLU VE ÖZELİKLEDE DERSİM ERZİNCAN ERZURUM BİNGÖL VARTO SİVAS ALEVİLERİNİN İNANÇ ÖNDERLERİNDEN DİR DİĞER OCAKLARLA BİRLİKTE |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
murat_sahin Yeni Dost


Kayıt: 31 Mayıs 2007 Mesajlar: 10
|
Tarih: Cmt Hzr 02, 2007 10:00 am Mesaj konusu: |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
babakureş |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
babakures İlerleyen Dost


Kayıt: 26 Temmuz 2006 Mesajlar: 84
|
Tarih: Cmt Hzr 02, 2007 6:58 pm Mesaj konusu: |
|
|
Aleviligin anlasilmasinda Zazaca´nin yeri nedir?
Izmir Dersim Dergisinde yayinlanan Hüseyin Arslan´in yaptigi Metin Kemal Kahraman röportajindan aktari.
Arslan- Eserlerinizin her şeyden önce Dersim Dili’ne bizi daha fazla bağladığını ve unutulmuş ya da unutturulmuş tarihi kavramlarla bizi tekrar buluşturduğunu görmekteyiz. Dille inanç sisteminin bağlantısı nedir?
Kahraman: Dil en önemli mana aktarıcısıdır; ama aynı zamanda da mana´nın kendisidir. İnanç sistemleri de en temelde insanın hayat´la ve bağlı olarak ölümle ilgili sorduğu soruların cevaplar sistemidir. Hiçbir mana sistemi dil olmadan anlaşılamaz, anlatılamaz, yaşatılamaz, aktarılamaz. Demek ki, mana ile olan ilişkileri yüzünden dil ve inanç sistemlerini bir birinden ayıramıyoruz.
Biz, bu dili bilen okumuş-yazmışlar olarak bu konularda hem geç hem de yetersiz kaldık. Dilimizin taşıdığı zenginlikleri biz açığa çıkartmadıktan sonra kim bize bunları anlatabilir. Sonuçta hala insanlarımızı, dilimizin gerekli olup olmadığına ikna etmek aşamasındayız.
Ayrıca „unutulmuşluktan“ ya da „unutturulmuşluktan“ söz ettikten sonra en azından bir birimize her platformda bunun sebeplerinden, tarihinden söz etmemize gerek kalmıyor. Yani yaşananlar yakın tarihin kayıtları arasında vardır ve biz artık Dersimlilik adına, Dersim adına her platformda sadece bize yapılanları anlatarak da var olmak istemiyoruz. Dersimli ve Dersim kültürü zulüm sürecinin ve acıların kurduğu referanslarla açıklanamaz. Bizim bu sürecin etkilerini aşıp kendi içinde, hayat tarzı ve duruşuyla Dersim kültürünün referanslarının ne olduğunu açığa çıkartmak gibi bir sorumluluğumuz var…
Arslan- Bu noktada Kırmancki´nin (Zazaca)’nin de önemine değinebilir misiniz?
Kahraman: Şimdi Alevilik üzerine konuşuyoruz; Alevilik´de belli kurumlar var, belli kavramlar var, bunların adları ve öğreti içindeki anlamları, değerleri var… Şimdi madem ki Alevilik bir öğretidir kendi kavramlarını da anlaşılır kılabilmelidir. İşte bu noktada yine dillere baş vuruyoruz. Hangi dil bize bu kavramları anlaşılır kılıyor; denilebilir ki bu konuda Zazaca´nın yol göstericiliği çiğır açıcıdır. Örneğin Pir kelimesi…
Pir(dini önder)
Pır(dolu; çok),
Pur(yaprak),
per(kanat),
Por(saç),
pırç(yün) ‚
Pır kerdene(doldurmak)
kelimeleriyle akrabadır; tamamlanmış, dolmuş/yaşlı vb. içerikleriyle beraber. Yani Pir, dolu kişi demektir. Alevilikte birçok deyişde de karşımıza çıktığı şekliyle „Pir elinden dolu içmek“ deyimi vardır; yani bizim dilimizle söylersek „ Pir dest ra pır sımıtene“ şeklinde söyleyebiliriz.
Ya da Kirve kelimesi… Türkçe telaffuzu Kirve, Kürtçesi Kirivo ve Zazacası Kewra… Acaba bu üç sözcükten hangisi kelimenin etimolojisine ve Alevilik kurgusundaki manasına en yakındır? Alevilik öğretisi içindeki en önemli kurumlardan biri olan Kirveliğin manası hangi kelimede saklıdır?
Burada dikkatle bakarsak Kırmancki(Zazaca) versiyonun çok şey eleverdiğini görürüz; kelimenin kökü „kewt rae“dir, yani „yola girmek“ tir. Zaten kirvelik de sünnetle birlikte ilk dini törendir. Sünnet yola girmenin ilk adımıdır ve bu ikrar´ın işaretidir; sembolüdür. Çocuk kendi ailesi dışında bir yetişkinin kucağında sünnet edilir ve bu kişi çocuğun kirvesi olur; yani onu yola ilk adım attıran kişi, bir anlamda, yol babasıdır. Bu durumda Kirvelik ve bağlı olarak Sünnet uygulaması, „yol ve yola girme içeriklerine“ de bağlı olarak düşünüldüğünde Dersimliler´in ilk kez İslam´la ve İslam üzerinden tanıştıkları bir şey midir? Peki inanç sistematiği olarak, dünden bugüne ve yarına uzayan YOL kavramı ve uygulamada bundan doğan anlayış farkı nasıl açıklanacaktır? Dersim´de birçok kez dilekler, ricalar da Raa Düzgın´de, Raa Heq´de, Raa Wayirê xode yani Düzgün Yoluna, Hak Yoluna, Sahibin Yoluna deyimleriyle başlar…
Ya da yine Yol anlayışı temelinden türetilmiş Rayber kavramı, hep sanıldığının aksine Farsça´daki rehber´in bozulmuş hali midir, bildiğiniz gibi, tam olarak „rae/yol“ ve „berdene/götürmek“ kelimelerinden türer; yani yol götüren…
Sadece bu kavramlarla değil genel olarak da öğretinin tanımlanmasında Yol kavramına sıkça rastlanır. Dersimliler kendi dillerinde inançlarını RAA HEQ (Hak Yolu) diye isimlendirirler; yani inanç öğretisinin adı gördüğümüz gibi YOL kavramının nitelenmesidir; yani sıfattır, böyle kabul edilmiştir. Kendisine ise bu temelden hareketle Ehlê Heq der; yani Hak Adamı, Yol Adamı içerikleriyle. Bunu etnik hiçbir anlam yüklemeden evvelden ahire süren Yol anlayışı temelinde yapar. Seyit Süleyman bu konuda konuşurken « Biz 72´den seçilip 73´e dahil olmuşuz. Biz 73´üz. 72 Ehlê Nar´dır“ diyor. İşte bu şekilde Ehlê Heq´ın karşısında 72 milleti temsilen Ehlê Nar diye ikinci bir yoldan söz edilir. Yani bütün bu kavramsallaştırmaları doğru ve yerli yerinde değerlendirmek lâzım. 3´ün, 5´in, 7´nin, 9´un, 12´nin, 14´ün, 17´nin, 40´ın, günlerin, ayların adını ve manasını yerli yerinde değerlendirmek gerekir. Bunları başka inanç sistemlerinde, öğretilerde de görmek her birini bir yere parsellememiz gerektiği anlamına gelmez. Bunların öğreti içindeki yerlerini ve manalarını, yanyana gelerek oluşturdukları daha bütünlüklü mana konseptlerini anlayarak değerlendirmeliyiz.
Ya da cem kelimesi sanıldığı gibi Arapça değildir; Kırmancki´de onlarca aynı kökten gelen farklı kavram gösterebiliriz. Örneğin,
Cem(büyük ırmak, bütün küçük derelerin, çayların toplandığı ana yatak),
Cem(öğün; cemê sodır),
cema(bir kucak; cema vaşi),
çhem(bağ, vas giredane),
gem(atın gemi),
Jen(atın eğer takımı),
geme(sık orman, tutulmuş),
gam(bir adım)…
Hatta can, ceni(kadın), cenin(canlı), goni(kan) sözcüklerine kadar cem sözcüğüyle ilişkilidirler. Can ve Kan(goni) sözcükleri aynı kökten gelir. Kan, can´ın kaynağıdır.
Hayvanın kesilmeden yenilmemesinin, yani kanı akıtılmamış hayvanın yenmemesi bu yüzdendir. Kan akmadan can çıkmamıştır. Ve bütün bunların kökü de „guretene“ yani almak, tutmak fiilidir. Can tutulmuşluktur. Cem de birleşmek, toplanmak, birlik olmak içerikleriyle bu kökten gelir. Zaten Dersim´de vame „ma cem guret“ „yanê cem ceme ya ki cem giredanê.“ Yani biz cem tutarız; ya da bağlarız. Guretene fiiline de baktığımızda fiilin çekim durumlarında bu akrabalığı daha yakından görürüz. Bi je/ Ceno-ceme/ Guret…. Zaten bizim dilimizin açtığı imkanlardan baktığımızda fark ediyoruz ki bütün isimler fiil kaynaklıdır. İlk önce fiil sonra da bu fiil etrafında isimler, kavramlar, sıfatlar oluşturulur.
Arslan- Sözlü tarihten söz ettiniz; toplumumuzda gençler, özellikle kendilerini tarif konusunda biribirine uymayan tanımları ifade eder: KIRMANC, Dersiman, ZAZA, Dımıli, veya Kürt gibi?
Kahraman: Bizim bütün bu isimlendirmelerin hepsine de ihtiyacımız var. Çünkü bunlar bir keyfiyetin ürünü değildir ve hepsinin de hem aynılık hem de ayrılık anlamında bize aktardığı bir şey var. Bunlardan birini seçip diğerlerini aforoz etme lüksüne de sahip değiliz; aforoz etmek bir yana hepsini de anlamak zorundayız.
Biz toplumumuzdan söz ettiğimiz zaman genel bir ön kabul olarak biliyorsunuz yine modern dünyanın kavramlarıyla, bakış açısıyla konuşuyoruz. Yani „madem bizim de bir dilimiz, kültürümüz var o zaman biz de bir millet olalım.“, Herkes nasıl yaptıysa biz de öyle yapalım“ gibi. Hemen bir ismi tekleştirme, anlamadan dili „yabancı sözcüklerden arındırıp“(!), yeni sözcükler uydurarak bir „yüksek, gelişmiş tek dil yaratma, bir isim yakıştırma, hatta bayrak, ya da milli marş uydurma gibi arayışlar… Bütün bunları uydurmayı millet olmanın kazançları olarak düşünmek, bu yaklaşım üzerine emeğini harcamak benim gözümde boşa kürek çekmekten öte bir anlam taşımıyor. Başka dillerde ezbere yürünmüş ve büyük tahrifatlara, tahribatlara yol açmış bu tür yolları bir kere de diyelim Zaza Milleti için yürümek… Bütün bu modern ulus projelerini ve uygulamalarını elbette iyi incelemek gerekir; ama diyelim Türkçülük projesinin Türk halkına, Türk dili ve kültürüne ne kazandırıp ne kaybettirdiğinin muhasebesini de doğru algılamak gerekir.
Halbuki, dilin bildiğimiz kadarıyla olmadığını görmeliyiz, öğrenmemiz gerektiğini kabul etmeliyiz; isim babalığından önce öğrenme, anlama, araştırma çabasını öne çıkarmalıyız. Bence öğrenmeye değer bulmadığımız şeyin siyasetini, sanatını yapmaya soyunmak doğru değildir. Bu tür pratikler çoğu zaman yarardan çok zarar getiriyor.
Bugün diyelim ki beğenelim ya da beğenmeyelim, belli yasal değişiklikler yapılıyor, dil kursları serbest edildi ve bizim Dersimliler olarak bugüne kadar yarattığımız bir birikim var. Ancak bu birikim Dersim’de bir dil kursu açmaya bile yetmedi. Ya da son yıllarda Dersimliler´de, özellikle gençler arasında kendi diline, kültürüne yönelik özel bir ilgiden söz ediliyor, ama diyelim bu ilgi de bir kursun açılmasına ya da devamına yetmiyor; sözünü ettiğimiz ilgi „ben şuyum“ demekten öte bir derinliğe layık görülmüyor; dilimi öğreneyim, araştırayım gibi bir sorumluluk bilinci açığa çıkaramıyor. Ama bence bir kültür seferberliği şeklinde yapmak lazım. Herkesin kendi çevresindeki yaşlıları kaydetmesi, her türlü kültür ürününü, masalları, efsaneleri, inanç biçimlerini, ağıtları, kılamları, otların, böceklerin isimlerine kadar mümkün olan her şeyi kayıt altına almamız lazım; bilmediğimiz sözcükleri, deyimleri, ifade imkanlarını anlamak için dille ilgili her türlü materyali kayıt etmek lazım; dilimizin zenginliği ya da yoksulluğu ile ilgili verdiğimiz hükümleri ondan sonra kurmalıyız; ama ilk önce anlamalıyız. Gençlerimizle yaşlılarımız arasında özel bir diyalog geliştirmemiz lazım. Dile olan ilgiyi iltifatı geliştirecek özellikle gençlerimize bu dilin bir zenginlik olduğunu bu dilin de ifade imkanlarının gelişkin olduğunu ikna edecek örnekler lazım. İnanıyorum ki şu an üzerine çalıştığımız belgesel albümün en önemli kazançlarından biri de bu olacak; dilimizin ifade imkanlarının, derinliğinin görülmesine küçük de olsa katkı yapacağına inanıyorum. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|