| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
rojdeniz Dost


Kayıt: 07 Ağustos 2007 Mesajlar: 41
|
Tarih: Çrş Ağu 29, 2007 8:35 am Mesaj konusu: PABLO NERUDA Şiirleri ...BİZLER SUSUYORDUK |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Bizler Susuyorduk
Bilmek acı çekmektir. Ve bildik;
Karanlıktan çıkıp gelen her haber
Gereken acıyı verdi bize:
Gerçeklere dönüştü bu dedikodu,
Karanlık kapıyı tuttu aydınlık,
Değişime uğradı acılar.
Gerçek bu ölümde yaşam oldu.
Ağırdı sessizlğin çuval
pablo neruda |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
rojdeniz Dost


Kayıt: 07 Ağustos 2007 Mesajlar: 41
|
Tarih: Pzr Eyl 02, 2007 9:01 pm Mesaj konusu: öğrendim artık |
|
|
öğrendim artık
--------------------------------------------------------------------------------
Buralar aynı; oralar gibi
Soğuk, hâlâ esiyor rüzgâr
Gidişindeki gibi
Üşüyorum..
Düşünüyorum ;
Gelip ısıtırsın belki
Buralar sen gibi ;
Oralardaki ben misali
Sen..
Öyle yabancı, karanlık, ıssız ki
Ben..
Sana isyankâr, sersefil ama sevgili
Biliyorum gelmeyeceğini.
Geçenlerde yağmur yağıyordu buralarda
Yalnızlığımı paylaştım damlalarla
Düşündüm de..
Derdi olan tek kişi değilmişim dünyada
Seni anlattım sonunda onlara
Farklı düşünüyorum artık
Sanırım sen haklıydın da...
Bilemedim sevginin değerini
Dön desem dönmezsin belli
Bari için rahat etsin sevgili
Öğrendim artık..
Sevmeyi değil; neyi sevmem gerektiğini ! |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
rojdeniz Dost


Kayıt: 07 Ağustos 2007 Mesajlar: 41
|
Tarih: Pzr Eyl 02, 2007 9:02 pm Mesaj konusu: içimdeki haya |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Sözlerim bitmiş gibi… suskunum
İçimdeki hayatları öldürmüşüm ve içimdeki enkazın ağırlığını hissediyorum.
İçimdeki yeminlere kör düğüm atmışım ve açılmıyor.
Yeminlerime bir yemin daha katıyorum duygularıma nasır atarak…
Unutursun dediler bana… meğer herkes yalancıymış…
Biraz daha büyüyorum hayatın kollarında nasırlaşarak.
Bu ben değilim o balonlu kız değilim!
Elimde balonlarım patlatıldı. Artık eskisi gibi nazar boncuklarını sevmiyorum.
O güler yüzlü yüzümü aynalara hapsettim.
Yağmurlu günlerde dışarı çıkmıyorum artık.
Asık suratımı takıyorum yüzüme dünyanın ve dışarıdaki anlamsızlığına atıyorum kendimi…
Kelimelerimi kaldırdım dolaba
Aynalara ve kendime anlatacak bir şeyim yok çünkü…
Yargılarımı çöpe attım.
Renkli kalemlerim yok!
Zaten renklerimi de kovaladım kaçtılar benden…
sen yine olduğun gibi kal!
__________________ |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 805 Nerden: DersiM
|
Tarih: Pzr Eyl 02, 2007 9:04 pm Mesaj konusu: Re: içimdeki haya |
|
|
Yoksulluk
Çok da hevesli değilsin,
yoksulluk
korkutur seni,
çok da istekli değilsin
pazara yıpranmış ayakkabılarla gitmeye
ve eski giysilerle eve dönmeye.
Zenginlerin arzuladığının tersine
sefaleti sevmeyiz biz,
sevgilim. Bugüne dek
insan yüreğini kemiren şeyi
çekip çıkaracağız ikimiz çürük bir diş gibi.
Fakat istemem ki
korkasın ondan.
Eğer sorumlusu bensem evine gelmesinden,
eğer yoksulluk kovalamışsa
altın renkli ayakkabılarını,
bırakma kovalamasına gülüşünü, hayat ekmeğini.
Ödeyemezsen kiranı,
gururlu adımlarla git işe,
ve bakışlarımın seni izlediğini düşün sevgilim,
ve yeryüzünde daha önce hiç görülmemiş
en büyük servetiz biz birlikteyken.
Pablo Neruda


 [/center] |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 805 Nerden: DersiM
|
Tarih: Pzr Eyl 02, 2007 9:08 pm Mesaj konusu: Re: içimdeki haya |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Yol Arkadaşları
Sonra geldim başkente, sisle ve yağmurla
sersemce doymuş.
Hangi tür sokaklardı bunlar?
Yıl 1921, elbiseler dolup taşıyordu sokaklarda
bunaltıcı dumanında kahvenin, gazın ve tuğlanın.
Öğrencilerin arasında dolaşıyordum, anlamadan,
bendeki duvarları güçlendiriyordum ve arıyordum
her akşam zavallı şiirimde
kaybolmuş dalları, damlaları ve o ayı.
Şiirin dibinde arıyordum, her akşam dalıyordum
şiirin suyuna, sarılıyordum
belirsiz içgüdülere, terk edilmiş bir denizin fırtına martılarına,
sarılıyordum gözlerimi kapatmama
ve kendi özümde batmama.
Karanlıklar mıydı, yoksa sadece
yeraltının gizli ve nemli yaprakları mıydı?
Hangi yaralı maddeden kayıp gitmişti ölüm,
kollarıma ve bacaklarıma dokunmuştu,
gülüşümü yönlendirmişti
ve kazmıştı caddelerde mutsuz bir kuyuyu.
Yaşamak için dışarı çıktım: büyüdüm ve pekiştim
sefil sokaklarda dolandım durdum,
merhamet beslemeden, çılgınlığın sınırlarında
şarkı söyleyerek. Duvarlarda attı boyası yüzlerin:
ışığı görmeyen gözler, bir suç gibi aydınlattı
eğilen sular, yalnız bir küstahlığın
mirası gibi, mağaralar
yok edilmiş yüreklerle dolu.
Onlarla dolaştım durdum: sadece onların korosunda
tanıyabildi sesim doğduğu yalnızlıkları.
İnsan olmak için daldım içeri,
alevlerin içerisinde şarkı söyleyerek – gece arkadaşlarının
hoş geldin karşılamalarıyla,
benimle birlikte meyhanelerde şarkı söylemişlerdi
ve bana sempatiden daha fazla duygu göstermişlerdi
onların düşmansı ellerinin koruduğu birden fazla ilkbahar vardı
tek bir ateş, düşmüş varoşların
gerçek filizi.
Pablo Neruda
('Yo soy' / 'Canto General'den)

 [/center] |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
rojdeniz Dost


Kayıt: 07 Ağustos 2007 Mesajlar: 41
|
Tarih: Pzr Eyl 02, 2007 9:09 pm Mesaj konusu: barış |
|
|
--------------------------------------------------------------------------------
ne demek şu barış?
çocuğun ve ananın gördüğü düştür barış,
ağaçlar altında söylene sevda sözleridir bariş,
'yaşasın halkların kardeşliği' deyip kin gütmek değil
en azından kendi halkınla arkadaş olabilmektir barış..
mutlulukla mutsuzluğun ayrılmaz ikili olduğunu bilmek,
her bireyden birşeyler öğrenebilmeyi öğrenebilmektir barış.
akşam alacasında,gözlerinde ferah bir gülümseyişle
döner ya baba,elinde yemiş dolu bir sepet ve serinlesin diye su,
pencere önüne konmuş toprak bir testi gibiter damlalarıyla alnında...
barış budur işte |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
ROJENA Yeni Dost


Kayıt: 28 Mart 2008 Mesajlar: 4 Nerden: MERSİN
|
Tarih: Pts Mar 31, 2008 9:25 pm Mesaj konusu: Re: barış |
|
|
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz...................can dündar alıntı |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
ROJENA Yeni Dost


Kayıt: 28 Mart 2008 Mesajlar: 4 Nerden: MERSİN
|
Tarih: Pts Mar 31, 2008 9:26 pm Mesaj konusu: Re: barış |
|
|
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
* * *
Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
İyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- İşte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
İşte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
İmza: Bir dost!.."
>
Ê
7
5 |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|