| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
sendiren Dost


Kayıt: 07 Mart 2007 Mesajlar: 35
|
Tarih: Pzr Oca 06, 2008 7:32 pm Mesaj konusu: DEVRİMCİ TERÖR-ŞİDDET ÜSTÜNE VE GÜNCEL DURUM |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
DEVRİMCİ TERÖR-ŞİDDET ÜSTÜNE VE GÜNCEL DURUM
Devrimci şiddet ve devrimci terör savunusu,komünist devrimcilik ve devrimciliğin temellerindendir.Devrim,eğer bir sınıfın iktidarın ortadan kaldırılması ve yerine yepyeni bir iktidarın kurulması eylemi ise;iktidardaki sınıfların kendi elleriyle mevcut konumlarını terk edip gitmeyecekleri bir gerçek ise,devrimci şiddet ve terör olmaksızın bunun kazanılması ve nihai kurtuluş olanaksızdır.
İster iktidar elde edilmeden ve isterse karşı-devrimci tüm gerici faaliyetler karşı devrimci terör ve şiddetin uygulanması kaçınılmazdır.Devrimci terör ve şiddet derken Marksist Leninistlerin-komünist devrimcilerin anladığı bunun, partinin ,parti içindeki değişik grupların ya da tek tek devrimcilerin uyguladığı sisteme-düzene karşı yıkıcı eylemlerini değil;tam tersine emekçi ve proleter yığınların kitlesel devrimci şiddet ve terörünü anlamaktayız ve eğer Marksist iseniz böyle düşünmek ve davranmak zorundasınız.Bireysel terörizm eylemleri,komünist devrimcilerin eylem biçim ve tarzları değildir.Ya da silahı propaganda ve eylemin temeli haline getirip,silahı kutsayan eylem içerikleri Marksist Leninist düşünce ve eyleme yabancıdır.Bu tip eylem tarzının ve bu tarzın yüceltilmesinin karşısına öncelikli olarak Marksistler çıkacaktır.
Bu tipte terör eylemleri,hareketin kendisinin enerjisini gereksiz yere çar çur edip,amaç ve hedeflerden sapma anlamına gelecektir hareket açısından.Doğal olarak bu güç dengesizliği,faşist devlet ile onların karşısında bir avuç militanın düellosu haline dönüşüp doğal olarak,devrimci maceracılık sonucunu üretecektir.Genel olarak teröre-şiddete karşı olmayan ve mücadelenin kesin-nihai sonucunu belirleyen bir savaş yöntemi olarak benimseyen komünist devrimciler,amaçsız-hedef gözetmeksizin-yığınları da içine alan-içinde bulunulan koşul ve şartları hesaba katmayan bu tarz eylem biçimlerini asla kabul edemezler.Sistemle ve emperyalist kapitalist düzenle hesaplaşma,kesinlikle yığınların devrimci eylemi-şiddeti-kitlesel ayaklanması ve onun sonucu nihai çarpışmalarla olacaktır.Yığınlara güvenmeyen,yığınları devrimin basit birer figüranı olarak görme eğilimli küçük burjuva devrimciliğinin basit mantığı ve sonucudur bireysel terörizm yöntemleri.Bir diğer yönüyle de,siyasal-teorik-politik-pratik olarak açmaza girmiş,yerel ya da merkezi örgütlülüğün güçsüzlüğünün dışa vurumunun da bir ifadesi olarak ta görülebilir bu durum.
Gelelim günümüz dünyasına.Sıkışıp kalmış,yığınlarla arasına epeyce mesafe almaya başlamış,düşman ve egemen güçlerin göreli güçlülüğünün kendini yığınlar nezdinde önemli oranda hissettirdiği Avrupa’da BASK-ETA,İrlanda-IRA deneyimleri aslında bu yukarda ifade ettiğimiz ilke-değer ve duruşun temelini örneklerini en güzle biçimde vermektedirler.Bugün,Kuzey Kürdistan coğrafyasında yürütülen ulusal kurtuluş mücadelesi lideri PKK’de epeyden beridir bu bireysel terörizmi hem uygulayagelmektedir.Ve hem de bunu mücadele içinde bir tehdit unsuru olarak sürekli bir biçimde kullanmaktadır. Şehirlerde hedef gözetmeksizin patlatılan bombalar (ve çoğunlukla emekçilerin-yığınların öldüğü bombalamalar bunlar),yine Vandalizme varan düzeyde yıkıcılık-yok edicilik eylemlerinin biçimi olan araç yakmaları(yine hedef gözetme ne düzeydedir tartışılır-ayrıca kişisel hesapları bulunan insanların hareketle ilgisi olmadan yaptığı bu eylemlerde sistemin bunu kullanması dolayısıyla PKK üstüne kalabilmektedir) ya da kısacası emekçi ve proleter yığınların hedefler net seçilmediği ve düzgün organizasyonlar yapılmadığı için arada kalması ve ölmesi benimsenir ve kabul edilir bir yanı olmayan eylemlerdir.
Devrimci terör ve şiddet,tamamen düzen ve onun paralı bekçilerini hedef alır.Bu noktada,IRA ve ETA’yı örnek alan PKK kesinlikle onlardan kat be kat geridedir.Zira koydukları bombanın yerini söyleyen hareketlerdir bunlar.Ve egemen ulus emekçilerinin burnunun kanamaması için ellerinden gelen fedakarlığı yapmaktadırlar.Bu anlamda basitçe örnek aldığı hareketleri gerçekte eylem tarz ve biçimlerinde hangi ayrıntıları dikkate aldığını titizlikle incelemelidir PKK.
Öte yandan,Kürtleri ve hareketin kendisinin linç edilmeye çalışılıp,toplumsal olarak Kürt ve Türk’leri iç savaş içinde eritmeye çalışan,bunun için her türden provokasyonun içinde olan faşist sömürgeci devletin,özellikle bu türden manevralarının boşa çıkarılması gerektiği bir dönemde,provokasyon ortamını iyice üst seviyelerde tutarak ipi iyice germek,Kürtlere ve Hareketine ve de proleter hareketin kendisine ciddi zararlar vermektedir.
Kürtlerin ve Türk proletaryasının düşman hale getirilip,iç savaş ortamında birbirine düşürülmesinden en çok zarar görecek olan Kürtler ve her şeyden önemlisi Kürt proletaryasıdır.Zaten mevcut durum ve koşullarda iç savaşı dayatan ve halklar arasına düşmanlık tohumları ekmek için her fırsattan ince ince yararlanan ABD emperyalizmi ve onun yerli uşakları ,ellerini oğuşturarak eylemlerin daha da yaygınlaşması ve artmasını gönülden istemektedirler.Kürt ulusal hareketi,bu nesnel durumu doğru analiz etmelidir.Bir an önce bu tarzda eylemlerine son vermelidir.Devrimci kitlesel kalkışmalar,devrimci kitlesel eylemleri öne çıkaracak ve mevcut durumda kardeşlik-birliktelik bağını geliştirecek manevralara ağırlık vererek;egemenlerin eylemlerinin içeriğini deşifre etmelidir.Onları oynamak istedikleri bu oyunda yalnız bırakmalıdırlar.Bu tarz eylemlere destek ve omuz veren çeşitli devrimci örgütler de bu tavırlarını yeniden gözden geçirmelidirler.
Halkların birlikte ve omuz omuza mücadelesi nihai kurtuluş olan komünizmi kazanacaktır.Bugün her zamankinden daha fazla bu kardeşlik ve birlik köprülerine ihtiyacımız var.Egemenlerin halkları karşı karşıya getirip linç etme politikalarının boşa çıkarılması açısından,herkesin her türden eyleminin hesaplarını açıkça vermesi gereken bir özel dönemden geçiyoruz.Kürtleri ve hareketini linç politikasının boşa çıkarılması için perspektif ve duruşun bu noktaları hesaba katması gerekir.Etkin psikolojik savaş yöntemleri ve kontrgerilla katliamlarının ortaya çıkarılması,mahkum edilmesi,gerçeklerin mücadelesinin verilmesinin yolu budur.
Bireysel terör ve devrimci terör,doğru algılanmalıdır.Terörü ilkesel olarak red etmeyen komünist devrimciler,devrimci terörü temel alırlar.Devrim,ezilen-sömürülen yığınların eseri olacaksa,yığınların devrimci terör ve şiddetidir emperyalist kapitalizmi devirecek olan ve yerine kurulacak iktidarın korunması açısından güvence olan.
NOT:Bizim alıntı yapmayı sevmediğimizi,alıntılı yazılar yazmayı benimsemediğimizi bizim yazılarımızı takip edenler bilirler.Ama,bu ilkemizi bu yazının taşıdığı yaşamsallığı dikkate alarak bir kezliğine çiğnemek zorunda kalacağız.Bu konuda Lenin’in çeşitli dönemlerde konu üstüne yazdığı yazılardan parçalar sunacağız aşağıda..
MahmutHalilCan(Sendiren)
http://www.ateshirsizi.org
"İlkesel olarak terörü hiç bir zaman reddetmedik ve reddedemeyiz. Terör, çarpışmanın belli bir anında, askeri güçlerin içinde bulunduğu belli bir durumda ve belirli koşullar altında kesinlikle işe yarar ve hatta zorunlu savaş yöntemlerinden biridir. Fakat meselenin özü, bugün terörün, savaşın bir ordunun tüm savaş sistemiyle sımsıkı bağlı ve koordineli operasyonlarından biri olarak değil, kendi başına ve herhangi bir ordudan bağımsız bir münferit saldırı aracı olarak ön plâna çıkarılmasıdır. Evet, merkezi bir örgütün yokluğu ve yerel devrimci örgütlerin güçsüzlüğü koşullarında zaten terör de bundan başka bir şey olamaz. Tam da bu nedenle biz kararlılıkla, bugünkü koşullar altında böyle bir savaş aracının zamansız ve elverişsiz olduğunu, en aktif savaşçıları, hareketin bütününün çıkarları için en önemli, gerçek görevlerinden saptırdığını ve hükümet güçlerini değil, devrim güçlerini parçaladığını açıklıyoruz. Son olaylar anımsansın: kent işçilerinin ve kentlerin 'aşağı halk'ının geniş kitlelerinin mücadele isteğiyle nasıl yanıp tutuştuğunu görüyoruz, fakat devrimcilerin bir yöneticiler ve örgütçüler kurmayına sahip olmadıkları görülüyor. Bu koşullar altında en enerjik devrimcilerin teröre yönelmeleri, ciddi umutlar besleyebileceğimiz biricik ordunun güçsüzleşmesi tehlikesini içinde barındırmıyor mu? Bu, devrimci örgütlerle, güçsüzlükleri tam da dağınıklıklarında yatan hoşnutsuzlar, muhalifler ve mücadele etmek isteyenler kitlesi arasındaki bağın kopması tehlikesini yaratmıyor mu? Oysa başarımızın tek güvencesi bu bağda yatıyor. Yapılan tek tek kahramanca eylemlerin bütün önemini reddetme düşüncesinden çok uzağız, fakat terör sarhoşluğuna kapılmaya, bugün pekçok devrimcinin meyilli olduğu, onu en önemli ve en temel mücadele aracı olarak kabul etmeye karşı uyarıda bulunmak bizim görevimizdir. Terör hiçbir zaman olağan bir savaş yöntemi olamaz: En iyi halde terör, sadece tayin edici taarruz yöntemlerinden biri olarak uygundur. İçinde bulunduğumuz durumda böyle bir taarruz çağrısı yapabilecek durumda mıyız? Belli ki 'Raboçeye Dyelo' bu soruya olumlu yanıt veriyor. En azından şu çağrıyı yapıyor: 'Taarruz kolları oluşturun!' Fakat burada da gayretkeşliği aklından ağır basıyor. Askeri güçlerimizin esas kütlesi gönüllülerle isyancılardır. Daimi ordu olarak sadece bazı küçük birliklere sahibiz, ve bunlar da seferberlik halinde değiller, birbirleriyle bağlantı halinde değiller, bırakın taarruz kolları oluşturmayı, herhangi bir askeri kol oluşturmak için bile eğitilmiş değiller. Mücadelemizin genel koşullarını, bunları tarihsel olayların her 'dönüm noktası'nda unutmadan görebilecek durumda olan herkes için, bugün şiarımızın 'Haydi taarruza!' değil, 'Düşman kalesinin kurala uygun şekilde kuşatılması' olabileceği açıktır. Başka kelimelerle: Partimizin dolaysız görevi, bütün mevcut güçleri şimdi bir taarruza çağırmak olamaz; daha çok, bütün güçleri birleştirebilecek ve hareketi sadece sözde değil gerçekte yönetecek, yani tayin edici savaş için işe yarar askeri güçleri çoğaltmak ve güçlendirmek amacıyla yararlanılması gereken bütün protestoları ve devrimci patlamaları desteklemeye daima hazır olacak bir devrimci örgütün yaratılması çağrısı olmalıdır." (Lenin Seçme Eserler, cilt 2, sayfa 29-30, İnter Yayınları) "Nereden Başlamalı?" (Mayıs 1901)
"İkinci noktaya, terör sorusuna geçelim.
Rus devrimci hareketinin deneyimleriyle elverişsizliği çok açık olarak ispatlanmış olan terörü savunan Sosyal-Devrimciler, bu savunma işini yaparken bizi kendilerinin terörü yalnızca kitleler içinde çalışmayla birlikte kabul ettikleri, bu yüzden de bu mücadele yönteminin yanlışlığını ortaya koyan Rus sosyal-demokratlarının getirdikleri argümanların kendileri için geçerli olmadığı konularında ikna etmeye çalışıyorlar. ( ...) 'Biz teröristlerin (burada Sosyal-Devrimcilerin terörist olarak adlandırdıkları 19. yüzyılın sonlarında Rus devrimci hareketi içinde kitle hareketinden kopuk, bireysel terör eylemleri gerçekleştiren ve bunlarla düzeni değiştireceğini uman köylü devrimcisi (narodnik) ve anarşist küçük guruplardı. Lenin'in ağabeyi de böyle bir gurup içindeydi. BN.) yanlışlarını tekrarlamıyoruz ve dikkatleri kitle içinde çalışmadan başka yerlere kaydırmıyoruz' diyor Sosyal-Devrimciler ve bizi buna inandırmaya çalışıyor. Fakat onlar aynı zamanda Sipyagin'in Balmaşov tarafından öldürülmesi gibi eylemleri de hararetle tavsiye ediyorlar. Halbuki bu eylemin kitlelerle hiç bir bağı olmadığını ve yapılış tarzı bilindiğinde hiç bir bağının olamayacağını, bu eylemi gerçekleştirenlerin kitlelerin belirli bir eylemini ya da desteğini hesaplamadıkları ve beklemediklerini herkes gayet iyi görüyor ve biliyor. Sosyal-Devrimciler safça, kendilerinin teröre duydukları eğilimin, onların en başından itibaren işçi sınıfı hareketinin dışında bulundukları ve hâlâ da aynı durumda oldukları ve onların işçi sınıfının sınıf mücadelesini yönlendirecek devrimci bir parti olmaya hiç bir şekilde yönelmedikleri olgularıyla sıkıca bağlı olduğunu görmüyor."
Lenin bu makalenin devamında Sosyal-Devrimcilerin bir bildirilerinde bireysel terör eylemlerini savunurken getirdikleri gerekçeleri tek tek ele alıp bunları çürütür.
Sosyal-Devrimcilerin "Ne yazık ki emekçi halkın henüz karanlıktan çıkıp güçlü bir halk hareketiyle demir kapıları yıkacağı zaman gelmedi" gerekçesiyle uğraşırken Lenin önce Sosyal-Devrimcilerin gelişen halk hareketini görmediklerini tespit ettikten sonra şöyle diyor:
"Ve eğer bu artık çiğnene çiğnene iyice eskimiş sakız gibi olan bu iddia gerçeğin ifadesi olmuş olsa, o zaman da bundan terörün işe yaramazlığı çıkardı, çünkü emekçi halk olmadan bütün bombalar güçsüzdür, açıkça güçsüzdür." Eylül 1902'de Iskra'da yayınlanan "Devrimci Maceracılık"
Sosyal-Devrimcilerin bir başka gerekçesi ve Lenin'in tavrı şöyle:
"Dinleyin: 'Her terörist darbe monarşinin gücünün bir bölümünü alıp, bu gücü(!) özgürlük savaşçılarının kefesine aktarıyor(!).' 'Ve eğer terör sistemli! bir biçimde uygulanırsa, nihayetinde bizim kefemizin ağır basacağı açıktır.' Evet, evet burada herkes için açık olan bir şey var, o da burada söz konusu olanın teröristlerin en büyük ön yargısının en kaba biçimiyle karşımızda durmasıdır: Politik cinayet kendiliğinden 'gücü aktarır'!"
Lenin makalenin devamında şu tespitleri de yapar:
"Devrimcilerin şimdiden ayağa kalkan kitlelere önderlik edecek güç ve araçlara sahip olmadığı bir dönemde terör -ki bu tek tek bireylerin veya birbirinden haberi olmayan çevrelerin bakanlara karşı suikast örgütlemesinden ibarettir- çağrısı yapmak, bizzat bu çağrı yoluyla yalnızca kitleler arasında çalışmayı durdurmak değil, aynı zamanda bu çalışmayı doğrudan dezorganize etme anlamına gelir.
(...)
'Bir kahramanın düellosu bizim hepimizde mücadele ruhunu uyandırıyor ve cesaret veriyor', diyorlar bize. Biz fakat geçmişten biliyor ve anda da görüyoruz ki, herkeste mücadele ruhunu ve cesareti gerçekten uyandıran tek şey kitle hareketinin yeni biçimleri ve kitlelerin yeni katmanlarının bağımsız mücadeleye katılımıdır. İkili mücadeleler, bunlar Balmaşov tipi düellolar olarak kaldığı sürece, dolaysız olarak geçici bir sansasyon yaratır ve fakat dolaylı olarak hatta hareketsizliğe, bir dahaki ikili mücadelenin pasif bekleyişine yol açar.
(...)
Biz, şiddet ve terörü ilkesel olarak hiç reddetmeksizin, kitlelerin doğrudan katılımını hesaplayan ve bu katılımı sağlayacak olan şiddet kullanımı biçimlerinin hazırlanması çağrısında bulunduk. Biz bu görevin zorlu olduğu gerçeğine gözlerimizi kapamıyoruz, fakat biz bu görevin çözümü için bütün gücümüzle ve inatla çalışacağız ve bu görevin çözümünün 'bilinmez bir gelecekte olacağı' itirazlarının bizi şaşırtmasına izin vermeyeceğiz. Evet baylar biz mücadelenin geçmişteki yalnızca biçimlerinden değil, gelecekteki biçimlerinden de yanayız. Biz, gelecek vaat edeni, bu zorlu ve uzun vadeli de olsa, 'kolay' ve geçmişte mahkûm edilmiş olanın yinelenmesine tercih ederiz."
(Bütün alıntılar "Devrimci Maceracılık" makalesinden; Lenin Eserler, Alm. cilt 6, sayfa 178-188 arası. Türkçesi için bkz. "Örgütlenme Üzerine", sayfa 23-35 arası, Sır Yayınları,)
Lenin aynı dönemde kaleme aldığı "Sosyal-Demokrasi Sosyal-Devrimcilere Karşı Neden Kararlı Ve Acımasız Bir Savaş Açmak Zorundadır?" başlıklı makalesinin 6. maddesinde şöyle der:
"6- Çünkü Sosyal-Devrimciler, terörü programlarına almakla ve onu bugünkü biçimiyle politik mücadelenin aracı olarak propaganda etmekle, harekete ağır (en ağır) bir zarar vermekte ve sosyalist çalışmanın devrimci sınıfın kitleleriyle olmazsa olmaz bağını yıkmaktadırlar. Bugün Sosyal-Devrimcilerin kullandığı ve propaganda ettiği biçimiyle terörün, kitleler içinde, kitleler için ve kitlelerle birlikte yapılan çalışmayla hiçbir bağı olmadığı, Parti tarafından terörist eylemlerin örgütlenmesinin, sayıca son derece az olan örgütsel güçlerimizi, devrimci bir işçi partisinin örgütlenmesi gibi zor ve henüz yerine getirilmiş olmaktan çok uzak olan bir görevden saptırdığı, Sosyal-Devrimcilerin terörünün, gerçekten de, tarihsel deneyimlerin tamamen mahkûm ettiği bir düellodan başka bir şey olmadığı kesin gerçeğini bol sözlü ve bol yeminli açıklamalar da ortadan kaldıramaz." (Lenin, Seçme Eserler, cilt 2, sayfa 198, İnter Yayınları)
1905 devrimi sırasında kaleme aldığı ve Proletari'nin 18. sayısında (Eylül 1905) yayınlanan "Savunmadan Saldırıya" başlıklı makalesinde Lenin, terörün nasıl kullanılması gerektiği konusunda görüşlerini olumlu örneklerle ortaya koyar.
Söz konusu yazı şu gazete haberiyle başlar:
"Önceki gece 70 kişilik bir grup Riga merkez hapishanesine saldırdı, bunlar telefon hatlarını kestikten sonra, ip merdivenlerle hapishane duvarını aşarak avluya girdiler, çıkan çatışmada iki gardiyan öldü, üçü ağır yaralandı. Saldıranlar askeri mahkemede yargılanan ve ölüm cezası bekleyen iki siyasi tutukluyu kurtardılar. Saldırganların takibi sırasında bir polis ajanı öldü ve bir kaç polis de yaralandı. Tutuklanan iki saldırgan dışındakilerin tümü kaçmayı başardılar."
Lenin şunları söyler:
"İşler ilerliyor nihayet! Hareket anlatılması güç sayısız zorluklara rağmen ilerlemeler kaydediyor. Aydın zaafının ürünü olan bireysel terör artık eskiler imparatorluğu içinde batıp gidiyor. Herhangi bir Sergey'in (ki o Moskova'yı bir çok devrimciden az olmayan bir ölçüde devrimcileştirdi) öldürülmesi için, 'halk adına' işlenecek bir cinayet için onbinlerce ruble ve bir sürü devrimci güç harcanacak yerde, şimdi artık halkla birlikte mücadele eylemleri başlıyor. Bu artık silahlı mücadele gönüllülerinin sadece lafta değil, eylemde kitlelerle kaynaştığı, işçi sınıfının mücadele bölük ve gruplarının başına geçtiği ve iç savaşın ateşi ve kılıcıyla düzinelerle halk önderini eğittiği andır. Bu halk önderleri yarın işçiler ayaklandığında, deneyimleri ve kahramanca cüretleri sayesinde binlerce, onbinlerce işçiye yardımcı olacaklardır.
(...)
Bu artık nefret edilen bir kişiye karşı yönelmiş bir suikast, bir intikam eylemi, çaresizliğin ifadesi olan bir eylem ya da yalnızca 'korku salma' değildir; hayır bu bir devrimci ordunun birliklerinin iyi düşünülmüş, hazırlanmış, güç ilişkilerini doğru değerlendiren eylemlerine bir başlangıçtır. Sayıları 25-75 arasında değişen böyle birliklerin her büyük şehirde, bir çok halde banliyölerde bir kaç düzineye çıkarılabilir. Yüzlerce işçi bu birliklere girecektir? Derhal bu düşüncenin propagandasına geçilmeli, birlikler kurulmalı, bunlar -bıçaktan tabancaya ve bombaya kadar- her türlü silahla donatılmalıdır ve bu birlikler de askeri eğitimden geçirilmelidir.
Ne mutlu ki devrimci bir halkın yokluğu şartlarında tek tek devrimci teröristlerin devrimi 'yaptığı' dönemler artık geride kalmıştır. Bomba tek tek bombacıların silahı olmaktan çıkmıştır artık. O artık halk silahlanmasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor." (agy, Lenin Eserler, Alm. cilt 9, sayfa 278-279. Türkçesi için bkz. "Partizan Savaşı", sayfa 95-97 arası, Yar Yayınları, 1977 İstanbul)
Lenin 1908'de yazdığı "Portekiz Kralına Suikast" başlıklı makalesinde de, bireysel terörle, kitlelerin mücadelesinin parçası olan terörü birbirinin karşısına koyar, şöyle der:
"Biz kendi adımıza şunu ekleriz: Bizi üzen tek şey şudur: Portekiz'deki cumhuriyetçi hareket tüm maceracılarla yeterli bir kararlılıkla ve açıkça hesaplaşmamıştır. Bizi üzen Portekiz Kralı'na karşı suikastte hâlâ komplocu -yani özünde hedefe götürmeyen terör unsurunun ağır basması, buna karşı o büyük Fransız Devrimi'ne şan katan, bütün halk tarafından uygulanan ve ülkeyi gerçekten yenileyen terörün henüz zayıf gelişmiş olması olgusudur." (Lenin Eserler, Alm., cilt 13, sayfa 480-481)
"Amaçsız, anlamsız, birbirinden kopuk şiddetten, kitlelerin hedefe kitlenmiş şiddetine geçiş"ten söz eder. (Lenin Eserler, Alm., cilt 15, sayfa 51)
Lenin 4 Kasım 1916'da "İsviçre Sosyal-Demokrat Partisi Kongresi'nde Konuşma"sında, Avusturya'da bir sosyal demokrat önderin Avusturya Başbakanı Stürgkh'e yaptığı suikastten yola çıkarak bir kez daha terör/terörizm konusunda Rusya Sosyal-Demokrat Partisi'nin deneyimlerini ve tavrını özetler:
"Bugünlerde üzerinde konuşulan ve Rus Sosyal-Demokratları'nın oldukça büyük bir deneyime sahip oldukları bir noktaya daha değinmeme izin veriniz: Söz konusu olan terörizm sorunudur.
Biz Avusturya'daki devrimci sosyal-demokratlardan henüz haber alamadık, bunun dışında da gelen haberler çok sınırlı. Bu yüzden de Stürgkh'ün yoldaş Fritz Adler tarafından idamının kitlelerin devrimci mücadelesiyle bağı olmaksızın sistemli siyasi suikastler örgütlenmesi olan taktik olarak terörizm uygulanması mı, yoksa anavatanı savunan resmi Avusturya sosyal demokrasisinin, oportünist, sosyalist olmayan taktiğinden, devrimci kitle mücadelesi taktiğine geçişin bir adımı mı olduğunu bilmiyoruz. (...)
Her halükârda biz şundan eminiz ki, Rusya'da devrimin ve karşıdevrimin deneyimi partimizin 'taktik olarak terörizm'e karşı yirmi yılı aşkın süredir yürüttüğü mücadelenin doğruluğunu göstermiştir. Fakat şu unutulmamalıdır ki, bu mücadele ezilen sınıfların ezen sınıflara karşı her türlü şiddet kullanımını, gerek kitle mücadelesinde, gerekse kitle mücadelesi ile bağ içindeki şiddet kullanım biçimlerini, reddetme eğiliminde olan oportünizme karşı da uzlaşmaz bir mücadele ile kopmaz bir bağ içinde yürütüldü. İkinci olarak: Biz terörizme karşı mücadeleyi, daha 1905'den çok önce başlayan ve yıllar süren silahlı ayaklanma propagandası ile birleştirerek yürüttük. Biz onu (silahlı ayaklanmayı ÇN.) yalnızca poletaryanın hükümetin politikasına karşı verebileceği en iyi cevap olarak değil, aynı zamanda sosyalizm ve demokrasi için sınıf mücadelesinin gelişmesinin kaçınılmaz sonucu olarak görüyorduk. Üçüncü olarak biz şiddet kullanımının ilkesel olarak kabulü ve silahlı ayaklanmanın ilkesel olarak propagandası ile yetinmedik. Biz örneğin devrimden dört yıl önce kitlenin kendilerini ezenlere karşı şiddet kullanımını -özellikle kitle yürüyüş ve gösterilerinde- destekledik. Biz böyle gösterilerin pratiğinin tüm ülkede yaygınlaşması için çaba sarfettik. Biz her zaman kitlelerin polise ve askere karşı uzun süreli ve sistemli direnişini örgütlemeye, proletarya ile hükümet arasındaki savaşımın bir parçası olan bu direniş içine ordunun mümkün olduğunca büyük bir kesimini çekmeye; köylülerin ve askerlerin bu mücadeleye katılımını sağlamaya çaba sarfettik. Terörizme karşı mücadelede kullandığımız taktik bu oldu ve biz böyle bir taktiğin başarılı olacağından eminiz." (Lenin Eserler, Alm., cilt 23, sayfa 120-121) "Rus Devrimi'nin Değerlendirilmesi Üzerine"
"Devrim tayin edici zafere ulaşırsa, o zaman Çarlıkla Jakoben tarzda, ya da isterseniz 'plebce' hesaplaşacağız.
'Tüm Fransız terörizmi, burjuvazinin düşmanlarıyla, mutlakiyetle, feodalizmle ve darkafalılıkla pleb tarzında hesaplaşmaktan başka bir şey değildi." (Bkz. 'Karl Marx, Friedrich Engels ve Ferdinand Lassalle'ın Edebi Mirasından', yayımlayan Franz Mehring, ikinci baskı, cilt 3, s. 211.)
Demokratik devrim döneminde Rusya'daki sosyal-demokrat işçileri 'Jakobenizm' umacısıyla korkutanlar, Marx'ın bu sözlerinin anlamı üzerine hiç düşünmüşler midir acaba?
Bugünkü Rus sosyal-demokrasisinin Jirondenleri, yeni Iskracılar, Kurtuluş Birlikçileri'yle kaynaşmıyorlar, fakat fiilen, şiarlarının niteliği gereği, onların artçıları haline geliyorlar. Kurtuluş Birlikçileri, yani liberal burjuvazinin temsilcileri ise otokrasiye karşı reformcu tarzda, son derece yumuşak davranmak niyetindedir: aristokrasiye, soylulara, saraya herhangi bir zarar vermeyen bir uysallıkla; hiçbir şeyi kırıp dökmeyen bir ihtimamla; beyaz eldivenler (tıpkı Kanlı Nikola'nın 'halk temsilcileri'ni (?) kabulü sırasında Bay Petrunkyeviç'in bir 'başıbozuk'tan ödünç aldıkları gibi, bkz. 'Proletari' No. 5) içinde, terbiyeli, kibar bir biçimde ve büyük bir nezaketle hesaplaşmak istiyorlar.
Modern sosyal-demokrasinin Jakobenleri -Bolşevikler, 'Vperyod'cular, Kongre'ye bağlı olanlar ya da 'Proletari' yandaşları, bunları nasıl adlandıracağımı bilemiyorum-, şiarlarıyla devrimci ve cumhuriyetçi küçük-burjuvaziyi ve özellikle de köylülüğü, tam sınıfsal özelliğini koruyan proletaryanın tutarlı demokratizminin seviyesine çıkarmak istiyorlar. Halkın, yani proletarya ve köylülüğün, monarşi ve aristokrasiyle 'plebce' hesaplaşmasını, özgürlüğün düşmanlarını acımasızca yok etmesini, direnişlerini şiddet yoluyla kırmasını ve serfliğin, Asyaîliğin ve insanların aşağılanmasının lanet olası kalıntılarına hiçbir taviz vermemesini istiyorlar." (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, sayfa 63-64, İnter Yayınları)
Lenin, "küçük-burjuva yarı-anarşist devrimciliğe karşı mücadele" deneyimlerini özetlerken de şöyle demektedir:
"Bolşevizm 1903'de ortaya çıktığında, küçük-burjuva, yarı-anarşist (ya da anarşizmle flört edebilecek olan) devrimciliğe karşı amansız mücadele geleneğini devralmıştır. Bu gelenek devrimci sosyal-demokraside her zaman varolmuştur ve bizde özellikle, Rusya'da devrimci proletaryanın kitle partisinin temelinin atıldığı 1900-1903 yıllarında kök salmıştır. Bolşevizm, küçük-burjuva devrimciliği eğilimini en çok temsil eden partiye, yani 'Sosyal-Devrimciler' partisine karşı mücadeleyi devralmış ve bu mücadeleyi üç ana noktada sürdürmüştür. Birincisi, Marksizmi reddeden bu parti, her politik eylemden önce sınıf güçlerini ve bunların karşılıklı ilişkisini nesnel olarak hesaba katmak gerektiğini anlamak istemiyordu (daha doğrusu anlayamıyordu). İkincisi bu parti, 'devrimciliği'ni ve 'radikalizmi'ni, biz Marksistlerin şiddetle reddettiği bireysel terör ve suikastlerden yana olmasında görüyordu. Elbette ki biz bireysel terörü amaca uygunluk nedeniyle reddediyorduk, ne var ki, Büyük Fransız Devrimi'nin terörünü, ya da genel olarak muzaffer ve bütün dünya burjuvazisi tarafından kuşatılmış devrimci bir partinin terörünü 'prensip' itibariyle mahkûm edebilen kişilerle Plehanov, henüz bir marksist ve devrimci olduğu 1900-1903 yıllarında alay etmiş, onları küçük duruma düşürmüştü. Üçüncüsü, 'Sosyal-Devrimciler', örneğin tarım sorununda, proletarya diktatörlüğü sorununda Alman sosyal-demokrasisinin aşırı oportünistlerine öykünürken, aynı partinin nispeten önemsiz oportünist günahlarıyla alay etmeyi 'radikalizm' sayıyorlardı." (Lenin, 'Sol Radikalizm' Komünizmin Çocukluk Hastalığı, sayfa 24-25, İnter Yayınları)
Rusya'da Ekim Devrimi ertesinde proletarya iktidarı ele geçirdikten sonra, emperyalist güçler, Rusya'daki karşıdevrimci güçlerle işbirliği içinde genç Sovyet iktidarını yıkabilmek için dört yandan saldırdılar. Bu dönemde Rusya'da iktidarı ele geçiren proletarya, iktidarını korumak ve güçlendirmek için karşıdevrime karşı devrimci terörü kullandı. Bu ortamda reformistler, sosyaldemokratlar yaygarayı bastılar.
Lenin'in bu yaygara karşısında tavrı bir yandan devrimci terör ve terörizmi sonuna kadar savunurken diğer yandan da kendileri en büyük teröristler olan emperyalist burjuvazinin ve onların çanak yalayıcılarının "teröre" ve "terörizme karşı" yaygaralarının sahtekârlığını teşhir etmek biçiminde oldu.
Bu bağlamda Lenin'den bazı örnekler verelim:
Pravda'da 22 Ağustos 1918'de yayınlanan "Amerikan İşçilerine Mektup"unda Lenin şöyle der:
"Onların (emperyalist burjuvazinin BN.) uşakları bizi terörle itham ediyor... İngiliz burjuvaları 1649'larını, Fransızlar da 1793'lerini unutmuş görünüyorlar. Bu terör, burjuvazi onu kendi için feodal beylere karşı kullandığında haklı ve doğru idi. Fakat bu terörü işçiler ve yoksul köylüler onu burjuvaziye karşı kullanma cüretini gösterdiklerinde korkunç ve cürüm haline geldi! Terör küçük sömürücü bir azınlığın yerine bir başka küçük azınlığın geçirilmesi için kullanıldığında haklı ve doğruydu. Fakat terör, o her sömürücü azınlığı devirmek, gerçekten büyük çoğunluğun çıkarları, proletarya ve yarıproletaryanın, işçi sınıfı ve yoksul köylülüğün çıkarları için kullanılmaya başlandığında korkunç bir cürüm haline geldi!
Enternasyonal emperyalist burjuvazi 'kendi' savaşında 10 milyon insanı katletti, 20 milyonu sakat etti ve bunu İngiliz haydutlarının mı, yoksa Alman haydutlarının mı dünyaya hükmedeceğini belirleyecek bir savaş içinde yaptı.
Bizim savaşımız, ezilen ve sömürülenlerin, ezenler ve sömürenlere karşı savaşı, bütün ülkelerde eğer yarım milyon, ya da bir milyon kurbana mal olursa, o zaman burjuvazi kendi savaşının kurbanlarının haklı bir dava için verilmiş olduğunu, bizim savaşımızın kurbanlarının ise bir cürüm olduğunu anlatacak!
Proletarya bunun tam tersi görüştedir.
(...)
Biz burjuvazinin bütün ülkelerde sosyalist devrime karşı azgınca direneceğini ve bu direnişin devrimin ilerlemesine paralel olarak büyüyeceğini biliyoruz. Proletarya bu direnişi kıracaktır ve o direnen burjuvaziye karşı mücadelede nihayetinde zafer ve iktidar için olgunlaşacaktır.
Satılmış burjuva basını varsın bizim devrimimizin her yaptığı yanlışı büyüterek dünyaya duyursun. Biz hatalarımızdan korkmuyoruz. Devrimin patlamasıyla insanlar azizlere dönüşmüyor. Yüzyıllardır ezilmiş, korkutulmuş, sefalet ve cehalet içinde tutulmuş, vahşileştirilmiş olarak yaşamış olan emekçi sınıflar devrimi, hatalar da yapmadan gerçekleştiremezler.
Ve benim daha önce de söylediğim gibi, burjuva toplumunun cesedi ve tabut içinde çivilenip mezara gömülüp bitmez. Hal edilmiş kapitalizmin cesedi bizim içimizde, ortamızda çürümeye başlar, havayı zehirler, varlığımızı zehirler ve yeni olanı, taze, genç, canlı olanı eskinin, çürümüşlüğün ve ölümün binlerce bağıyla bağlayıp boğmaya çalışır." (Lenin Eserler, Alm., cilt 28, sayfa 57-59)
3 Ağustos 1919'da , "Eğitim ve Sosyalist Kültür Alanında Çalışanların I. Tüm Rusya Konferansı"nda yaptığı konuşmada Lenin, bolşeviklere getirilen terör suçlaması konusunda şunları söyler:
"Bolşeviklerin özgürlüğü yaraladığını söyleyen ve sosyalist birleşik cephe önerenler, yani bizim Rus Devrimi'nde sallanan ve iki kez de burjuvazinin saflarına kayanlarla birleşmemiz gerektiğini savunanlar, bize çokça bizim teröre başvurduğumuz suçlamasını getiriyorlar. Onlar bolşeviklerin hükümet içinde bir terör sistemi kurduğunu, Rusya'nın kurtulması için bolşeviklerin terörden vazgeçmesi gerektiğini söylüyorlar. Ben bu bağıntıda burjuva bakış açısına sahip ve fakat gayet akıllı bir Fransız burjuvanın ölüm cezasının kaldırılması talebi konusunda takındığı tavrı anımsıyorum: 'Ölüm cezasının kaldırılması işine önce katil baylar başlasınlar bir!' 'Bolşevikler terörden vaz geçsin' dendiğinde aklıma bu cevap geliyor. Önce Rusya'daki kapitalist beyler ve onların müttefikleri Amerika, Fransa, İngiltere, yani Sovyet Rusya'yı teröre mecbur edenler, vazgeçsinler bir! Bunlar bizimkinden binlerce kat güçlü bir askeri güçle bizim üzerimize saldırmış olan ve bugün de saldıran emperyalistlerdir. Bütün Antant ülkelerinin herbirinin, İngiltere, Fransa ve Amerika'nın tüm emperyalistlerinin kendi ülkelerinin başkentlerinde -ismi Sasanov olsun, Maklakov olsun- , yüzlerce, on binlerce gayrı memnun, çökmüş, hakarete uğramış ve kızgın burjuva ve kapitalisti örgütleyen, enternasyonal burjuvazinin uşaklarını barındırmaları terör değil midir? Eğer siz askeri çevrelerdeki komplo planlarından haberdarsanız, örneğin neredeyse Petersburg'un kaybedilmesine yol açan, Krasnaja Gorka'daki son komplo üzerine yazılanları okuduysanız, terörün ne olduğunu bilirsiniz. Bu olanlar Rusya'da sömürücüleri yeniden iktidara getirebilmek ve şimdi kendi ülkelerini de tehdit eden sosyalist devrim ateşini söndürebilmek için her türlü zulmü işkenceyi, şiddetti, cürümü mübah gören bütün dünya burjuvazisinin terörünün bir ifadesinden başka neydi? Terörün geldiği yer işte orasıdır, terörün sorumluları bunlardır! Hal böyle olduğu için biz Rusya'da terörden vazgeçilmesi gerektiği vaazını verenlerin, Rusya'yı ambargolarla, Kolçak ve Denikin'e yaptıkları yardımlarla boğmak isteyen emperyalistlerin ve teröristlerin elindeki bilinçli veya bilinçsiz araçlar olduğunu, emperyalist ve teröristlerin kullandığı ajanlar olduğundan eminiz." (Lenin Eserler, Alm., cilt 29, sayfa 528-529)
6 Ağustos 1919'da Lenin "Partisiz İşçiler ve Kızıl Ordu Mensuplarının Konferansı"nda yaptığı konuşmada:
"Hayır, biz terörden vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biz böyle bir şeyin Kolçak ve Denikin'in zaferine yol açacağını biliyoruz! Bu savaşta sermaye intihar etmiştir. Ve şimdi can çekişen bu canavar son demlerinde işçilere azgınca saldırmaktadır. Fakat o ölümünü engelleyemez, o ölecektir." (Lenin Eserler, Alm., cilt 29, sayfa 540) diyor.
Lenin RKP(B)'nin 2-4 Aralık 1919 tarihlerinde yapılan 8. Tüm Rusya Konferansı'na MK adına sunduğu siyasi raporda terörizm suçlaması konusuna da tavır takınır:
"Avrupa'daki küçük burjuvazi bizi şimdiye kadar terörizmimiz, aydınların ve küçük burjuvaların acımasızca ezilmesi konularında suçladı. Bu konularda şunu söylüyoruz: 'Bütün bunlara bizi siz, sizin hükümetleriniz mecbur etti.' Bizi terör kullanmakla suçlayanlara biz şu karşılığı veriyoruz: 'Eğer dünyanın en güçlü donanmalarına ve bizim yüz katımızdan fazla orduya sahip büyük güçler üzerimize saldırıyorsa, küçük devletleri bize saldırmaya zorluyorsa, bu terör değil midir? Bu kelimenin gerçek anlamında terördür. En geri, savaş sonucu iyice zayıflamış bir ülkeye karşı bütün büyük güçler birleşti. Almanya bile daha henüz yenilmemiş olduğu dönemde Krasndwu beslediğinde ve şimdi ambargo uygulayarak bu cepheye katıldı. Dünya emperyalizminin bu saldırısı, bize karşı yürütülen bu savaş, ülke içinde komplocuların satın alınması vb. -bütün bunlar terör değil mi acaba? Bizim terörümüzün nedeni, bize yönelen saldırıya karşı direnmek için bütün gücümüzü yoğunlaştırmak zorunda olmamızdır. Biz ülke içinde gayet kararlı davranmak, bütün güçleri yoğunlaştırmak zorundaydık.
(...)
Bunlardan çıkan sonuç şudur: Terörizm suçlaması eğer haklı ise, o zaman bu suçlamanın hedefi biz değiliz, burjuvazidir. Odur bizi teröre mecbur eden. Ve biz terörizmin esas kaynağı olan dünya emperyalizminin müdahalesine, dünya emperyalizminin askeri baskısına ve askeri komplolarına son verdiğimizde, terörü en aza indirmek için ilk adımları atacağız." (Lenin Eserler, Alm., cilt 30, sayfa 167-168)
Lenin 17 Haziran 1920'de Pravda'da yayınlanan "İngiliz İşçilerine Mektup"unda şöyle demektedir:
"Sizin delegasyonunuzun bazı üyeleri bana şaşkınlıkla kızıl terör konusunda, Rusya'da basın -ve toplanma özgürlüğünün yokluğu konusunda, menşeviklerin ve menşevik işçilerin tarafımızdan takibat altında tutulması hakkında sorular sordular. Ben bu sorulara terörün gerçek sorumlularının İngiltere'nin emperyalistleri ve beyaz terörü Finlandiya'da, Macaristan'da, Hindistan'da ve İrlanda'da uygulamış olan ve bugün de uygulayan, Judeniçleri, Kolçakları, Denikinleri ve Wrangel'i desteklemiş olan ve bugün de destekleyen 'müttefikleri' olduğunu söyleyerek cevap verdim. Bizim kızıl terörümüz işçi sınıfının sömürücelere karşı savunulmasına; ve şimdi sosyal-devrimcilerin, menşeviklerin ve çok az sayıda menşevik devrimcinin saflarına geçtiği sömürücülerin direncinin kırılmasına hizmet ediyor. Burjuva demokrasisinin basın -ve toplantı özgürlüğü, emekçilere komplo için zenginlerin özgürlüğüdür, kapitalistlerin gazetelere rüşvet verme ve onları satın alma özgürlüğüdür." (Lenin Eserler, Alm., cilt 31, sayfa 130)
Lenin, kitlesel terör bağlamında da, bunu engellemeye yönelik tavırlara karşıdır. Bu bağlamda Zinovyev'e yazdığı 26. 06. 1918 tarihli telgrafta şöyle demektedir:
"Laşeviç ve MK'nin diğer üyeleri için de.
Sinovyev yoldaş! Ancak bugün MK'da Petrograd'da işçilerin Wolodraski'nin öldürülmesine kitle terörüyle cevap vermek istediklerini ve onların (kişi olarak sizin tarafınızdan değil, oradaki MK ya da PK üyeleri tarafından) engellendiğini duyduk.
Ben bunu şiddetle protesto ediyorum.
Biz kendi kendimizi rezil ediyoruz: Delege sovyetlerinde kitle terörü ile tehdit eden kararlar alıyoruz, fakat iş uygulamaya geldiği zaman kitlelerin -bütünüyle haklı- inisiyatifini engelliyoruz.
Bu olacak iş değildir.
Teröristler bizi yufka yürekliler olarak değerlendirecektir. Biz savaş içindeyiz, savaşın ortasında yaşıyoruz. Karşıdevrimcilere karşı terörün enerjisini ve kitle niteliğini arttırmalıyız, bu özellikle örneği belirleyici olan Petrograd'da çok önemlidir." (Lenin Eserler, Alm., cilt 35, sayfa 313)
Lenin karşıdevrime karşı acımasızdır.
Nishni Novogrod delege sovyetlerine çektiği 9 Temmuz 1918 tarihli bir telgrafta şöyle diyor:
"Nishni'de görünen odur ki beyazlar bir ayaklanma hazırlıyorlar.
Bütün güçler toplanmalıdır, üç kişilik bir diktatörler yönetimi oluşturulmalı, kitle terörü derhal başlatılmalıdır, askerleri sarhoş eden yüzlerce fahişe, eski subaylar vb. derhal kurşuna dizilmeli ya da şehir dışına sürülmelidir.
Bir an bile tereddüt edilmemelidir. Büyük bir enerjiyle işe girişilmelidir: Geniş çaplı ev aramaları, silah bulunduranlar için derhal kurşuna dizilme. Menşevikler ve istenmeyen kişiler için kitlesel sürgün. Depo bekçileri değiştirilmeli, güvenilir kişiler bu işi üzerlenmelidir."
Bu tipte onlarca direktif vardır.
Hepsinde ortak nokta, devrimin kendini koruması ve geliştirilmesi için acımasız kızıl terörün savunulmasıdır.
Bütün olarak ele alındığında görüldüğü gibi Lenin terör ve terörizm konusunda, hangi terör, kimin terörü, ne için terör sorularına göre tavır takınmaktadır.
Devrimci terör ve terörizm konusunda Lenin, bu iddiada olan "taktik olarak terör" ve terörizmi reddederken, işçi sınıfı ve emekçi yığınların mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak terörü ve terörizmi savunmaktadır.
V.İ.U.LENİN
MahmutHalilCan(sendiren)
http://www.ateshirsizi.org
 MahmutHalilCan(Sendiren)
http://ateshirsizi.net
http://www.ateshirsizi.tr.cx |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|