| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
dilbera_dersim Dost


Kayıt: 24 Temmuz 2006 Mesajlar: 45
|
Tarih: Prş Şub 14, 2008 1:12 pm Mesaj konusu: SAF GELİN |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Tarih, 'bir varmış bir yokmuşlardan...' Uzun simsiyah saçları,kocaman kara gözleri ve minicik elleriyle küçük bir çocuğun dünyaya dünyaya 'merhaba' dediği gündü.Doğar doğmaz ağlamamıştı,beslendiği kordan boynuna dolanmış ve nefes almasını engellediği için baygındı.Ebe kadının onu kordonundan kurtarmasıyla çığlığı,soluksuzluğunu yırtarcasına ağlamaya dönüşmüştü ve o bir kız çocuğuydu.
Annesi,sevinmeli mi yoksa üzülmeli miydi bilmiyordu;çünkü kendi gibi talihsiz ve acı dolu bir hayata açmıştı gözlerini,güçsüz ve çaresiz,dahası erkek baskıcı bir toplumda ikinci basamaktaydı;ama anneydi ve ona 'hoş geldin' demekten öte bir duygu yoktu içinde.Babası pek sevinmemeişti gelişine;fakat ses çıkaramıyordu.Dokuz ay boyunca 'aslan oğlum' diye sevmişti içten içe doğmamış bebeği.Birlikte ava gitmelerini bile hayal etmişti. 'soyumun devamı' , 'evimin neşesi olacak' diyordu.Şimdi almıyordu bebeği kucağına,sevmiyordu 'kızım' diye...
'Ben çok eziyet çektim ama kızım öyle olmasın' diye dualar ediyor,dilekler bağlıyordu annesi ve tüm çirkinliklerden,sinesinde saklayarak,koruyabileceğini düşündüğü bebeğinin adını 'Sinem' koymuştu ve Sinem.kara bir yazgının ortasında büyümekteydi hızlıca...En çok ip atlamayı seviyordu,çember çevirmeyi,akşam olmasında eve gitmesin istiyordu hep.Küçücüktü,ama fark ediyordu birşeylerin ters gittiğini.Babası,bir kere bile onun saçlarını okşamamıştı, 'kızım' dememişti.Hasta olduğunda bile,yüzüne bakmamıştı.Günler günleri böyle kovalamış...Ne zaman ki Sinem'in göğüs uçları ceviz büyüklüğü bir hal almış ve sarı sarı tüyleri koltuk altında,bacaklarında siyaha durmuş,işte o zaman 'artık sokağa çıkmak yok' demişti babası.İlk sözü değildi;ama öfke ve emir dolu ilk bağırmasıydı ve arkası kesilmiyordu.Önce oyunlarını kaybetti,sonra harfleri tanıması için yeterli olduğu söylenen okulunu,arkadaşlarını...Sonra tek tek çocukluğunu kaybetti Sinem.Artık annesinin kaderine çevriliyordu yolu ve karşı köyün ağasına kuma istediler Sinem'i.Beşinci eşi olacaktı elli yaşındaki ağaya,bebekler doğuracak,tarla sürecek,ev temizleyecek,kumalar seçecekti üstüne...
Soran yoktu Sinem'e,annesi de konuşmaz olmuştı onunla...Sinem asla gitmeyecekti,evlenmeyecekti onunla.Annesi,teyzesi ve diğer çocukluk arkadaşları gibi olmak istemiyordu.dayaktan öldürseler gitmeyecekti,onlar gibi olmayacaktı.Kendi gelmek istememişti dünyaya,kendi seçmemişti ki babasını;ama kendi karar verebilirdi evlenmek istediği kişiye ve bundan sonra olacaklara...
'İstemiyorum' der Sinem, 'verme beni baba,verme beni o adama',işte,Sinem,hiç ilgi göstermeyen,onunla konuşmayan babasının ilk dayağını yedi.Çoktan verilmişti ağaya,çırpınması çaresizceydi annesinin yaşlı gözlerinde.Dudağı kanıyordu,elinde Bir tutam saçı vardı ve 'ne olursa olsun evlenmem ben onunla,sevmiyorum!' dedi,kendi kendine.
Sinem,başka bir yaşamın olduğunu görüyordu düşlerinde,başka bir hayatın mümkün kılındığı bir maviyi büyütüyordu yüreğinde.Her gün biraz daha yaklaşsada gelin olacağı gün,öfkesi her gün biraz daha katlanıyordu,yüreğine sığmıyor zorluyordu göğüs kafesini ve taşıyordu.Bir sabah güneş usul usul dağların ardından yükselirken,kuşlar alacakaranlıkta boş yollarda dolanırken,sessizliğin ortasın abir ses bir feryat ekleyerek ayrıldı doğup büyüdüğü bu evden,sadece annesine içten içe 'daha güzel olacak' diye söz vererek.
Bir değildi,binde...On binlerce,yüz binlerceydi Sinem.Sendi,bendi,dahası anlatamadığımız bizdi ve alarak öfkesini sırtına ve alarak umudunu avuçlarına düştü yollara.Harladı bildiklerini yaşamın kavgasında,büyüdü büyüdü Sinem.Yangın ormanından çıkan genç bir fidandı ve başını gökyüzüne,köklerini toprağın derinliklerine salıp büyümekteydi.Bir ateşböceğiydi zamanında ve alacakaranlıkta uzaklaşmaktaydı...
Biz de geçtik o dağlanan ağıtlardan
Biz de göçtük kirden,pasaktan,hıncın ışıltısından
Yakılmış köylerden,kesilmiş kulaklardan
O kanlı ayinlerde,perişan ormanlardan
Biz de geçtik o murdar hayatlardan...
Biz de geçiyorduk acıdan,kahırdan,zulümden.
Öyleyse neydi farkımız erkek olandan?Sadece dinler,tabular değildi bizi arkada tutan,bizdik en çok bizi bağlayan.Kendimize bile sormaktan çekindiğimiz sorularımız vardı.Dahası güçsüz buluyorduk ellerimizi,ne kendi gücümüzün farkındaydık ne de yan yana durunca olacakların...
Bizim evimiz vardı,temiz olsun diye her gün sabahtan akşama süpürüp sildiğimiz,cam bardaklarımız.beyaz çamaşırlarımız.kristal takımımız,ucu dantelli havlularımız ve dahası televizyonumuzikendi karanlığımızı sorgulatmayacak programlarımız vardı.
Bizim işyerlerimiz vardı,her gün ustabaşının çirkin bakışları altında ezildiğimizimesai saatlerinde kan ter içinde kaldığımız ve üzerimize kilitli kapıların ardında,doğmamış bebeğimizle yandığımız...
Bizim törelerimiz vardı,yüreğin yangın olduğuna değil.ailenin münasip gördüğüne vardığımız.doğru olsak da bir büyük karşısında ses çıkaramadığımız,kendi suçumuz yoktu ya tecavüze uğrayıp ölümle cezalandırıldığımız,berdel verildiğimiz...
21.yüzyılda olmak güldürmüyor kadının yüzünü...Ne sofradaki yerimiz değişti ne karanlıkta tek başına yürüyebilme korkumuz ne de 'kızını dövmeyen dizini döver' gibi atasözlerimiz.Bunların diğişmiyor ya,kendi gücümüzün de farkına varamıyoruz.
Yıllarca bize öğretilmiş her doğrunun yanlışlığını bulmadık mı tek tek.Herkesin yapabileceği birşeyler vardır mutlaka.Önce biz,kabul edilen eşit bir yaşamın mümkün olduğunu ve yaşamın zorluklarına karşı parmaklarımızı yumruk yapınca o eşit değil gibi görünen parmakların bile nasıl eşitlendiğini önce biz görelim,bu karanlık dünyaya bir yumruk ağırlığında inebilmek için...
Alkolün,kültürden ucuz olduğu günümüzde,en çok biz inanalım okuduğumuz her kitapta daha başka gördüğümüze,çünkü zordur günümüzde kadın olmak.Okuyan kadın olmak,çalışan kadın olmak,dul kadın olmak,anne olmak...Zordur karanlığın ortasında ateşböceği ışığında dolanmak.
Toplum denen gövdenin en yaralı yerini,günümüz insanlığının tüm sefaletini tek başına özetleyen ve gözler önüne seren o kan çıbanı kadınlar,bir mal olarak,bir zevk nesnesi,bir sömürü kolu olarak var olmaya çalışan kadınlarımız.Hepsi tekmelenmiş,iliklerine kadar sömürülmüş,aşağılanmış,ölesiye çalıştırılmış eğitimli iyi mevkilerdekilerimiz...Farkımız yok aslında,sorun hep aynı sorun.Hep bir nokta da düğüm ve çözüm bekleyen büyük darboğaz.Sokakta fahişeler,kadın pazarlamacılar ve evlilikte kutsanan mutsuzluk...Yaşamımız,doğumlarımız...Kendi iç kavgalarımız,komşu dedikoduları ve saymadığımız bir dolu problemle biz ve görmek için kör olmamızı gerektiren sorunlarımız ama kör olmasak da gözlerimizi kapttığımız,kapatmasak nasıl yaşayacağımızı bilmediğimiz acımız.Zihinsel açıdan geri bırakılmışlığımız ki,çektiğimiz tüm acıların temel kaynağı durumundadır ve bir an önce çözülmelidir.Bize sunulanların hiçbir tanrısal değildir,ama önce biz inanalım ellerimize.Bilin ki,yüzyıllardan bu yana bize yapılmış bir lanet değildir bu.Doğumun mucizesi bize verilmiş,beslenmenin,büyütmenin...Bütün bu karanlığı bir kara yazgı gibi yaşamanın,kuşaktan kuşağa aynı acıyı aktarmanın çaresizliği bitsin artık!Her şey ilk hayır'ı diyebilmekte,o ilk karşı duruşu gösterebilmekte.Yıkın duvarlarınızı!Açlığı doyuran biz,toprağı yeşerten ellerimiz...çay toplayan,ot taşıyan,orak tutan,bebek emziren bizsek ,kocaman gözlerimiz,ince belimiz,kınalı ellerimizle ortasındaysak yaşamın,ilk 'hayır'ı söyleyelim artık.Kül olmadan nasıl olabiliriz ki,bin yıllık ezilmişliğimizi yakalım kül olalım,kül olup Anka kuşu gibi yeniden var olalım,daha güzel olanı kadınca göstermek için...
Irak gelecekten ne mi bekleriz?
İş ve emekle donanmamız,
Okula gitsin çocuklarımız
Ve dilenmesin ihtiyarlarımız...
DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ BÜLTENİ
SAYI:4
 ...Ne Babamın Kızıyım Ne De Kocamın Karısı... |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
xortedersim İlerleyen Dost


Kayıt: 21 Temmuz 2006 Mesajlar: 76
|
Tarih: Prş Şub 14, 2008 1:30 pm Mesaj konusu: |
|
|
emeklerine saglik sende böyle bi konuya degindigin ve bizle paylastigin için çok sagol can
Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|