Munzurun Susmayan Sesi MUNZURCA
İletişi Üye Hesabı Müzik Dinle Haberler Forum Anasayfa
www.Munzurca.com :: Başlığı Görüntüle - (2. Sayi ) İlk Sayı - İlk Heycan ve Yollardayız 2
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

(2. Sayi ) İlk Sayı - İlk Heycan ve Yollardayız 2
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Duyurular
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
DevrimGece_
Dost
Dost


Kayıt:
20 Ağustos 2006
Mesajlar: 39

MesajTarih: Cum Şub 15, 2008 7:57 pm    Mesaj konusu: (2. Sayi ) İlk Sayı - İlk Heycan ve Yollardayız 2 Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

Gazetenin Kapak Sayfası





DERSİM HAYAT GAZETESİ , Yıl 1 - Sayı 1 - 8 Şubat / 2008


İLK SAYI İLK HEYCAN ve YOLLARDAYIZ

İstanbul / Beyoğlunda , Devrim Özgür ve ben tesadüfen bir araya geldik.. Özgür ve Devrimin Dersime gitme planına bende dahil oluyordum.. Çoğunluğu gençlerden oluşan bu ailenin ilk ürünü olan Dersim Hayat gazetesi için , sonbaharın sonu ile kışın başladığı dönemi fotoğraf – vidyo olarak çekmek istiyorduk.. Dersim hayat için , en kötü koşullar da bile fotoğraf çekmeye razıydık , içimizdeki heycana cevap vermek için.. İyiki haycanlıydık ve yeni çıkacak olan bir gazete için düşlerimiz vardı konuşabildiğimiz.. Özgür , 37-38 Dersim katliamlarıyla ilgili belgesel çalışması sürdürüyordu. . Belgeselde adı geçen bazı bölgelerin çekilmesi gerekliydi.. Elimizde ki kağıtta Cemal Taş’ın yazdığı , adı geçen bu bölgelere nasıl gidecegimiz konusunda notlar yazılıydı.. Ertesi gün yol çekiyordu gözümüz.. Otobüsün içinde - yol boyunca , gideceğimiz bölgeleri ve Dersimde süren oparasyonun bizi ne şekilde etkileyeceği üzerine konuşuyorduk.. Dersim Hayat ile hayatı konuşurken , Devrimin can sıkıntısını tahmin etmeye başladık.. Bir gün önce kız arkadaşından ayrılmıştı söylediğine göre .. Özgür , mutluyum ben abi demekle yetiniyordu sanki.. Benim ise , Hozatlılardan yana şansım hiç gülmemişti.. Birbirine benzer karmaşık duygular içinde olsakta , ortak aşkımız Dersim vardı.. Binlerce platoniği vardır Dersimin.. Sonbaharda yerimizde olmak isteyen binlerce.. 2 numaralı koltukta gözlerim nemleniyordu adına anlam yüklerken.. Sadece o coğrafyaya verilen isim değildir Dersim.. Acılarına rağmen kendisine gülebilen bir halkın , erdemli duruşu için kullanılan sözcüktür de.. 22 saat sonra acıyı – sessizliği - insansız bir doğayı keşfetmeye başlayacaktık kuşkusuz.. Bölgeyi iyi bilen ve gazetesinin haber koordinatörü olan arkadaşımız vardı Dersimde.. Çay – poğaça yerken içeri girdi Serkan.. Hal Hatır – Kısa Sohpet derken ilk nefesi Laç deresinde almaya karar verdik..


Halvori karakolunda kimlik kontrolu – sicil tespiti yapıldıktan sonra , birkaç dağ – tepe özellikle çekilmeyecekti.. Munzur suyundan karşıya geçip , Laç deresinde ilerlemek gibi cesaretli düşüncelerimiz oldu.. Fakat Doğanın koşulları buna uygun değildi ve bu alanın mayınlı olma ihtimali çok yüksekti.. Sırtını Laç deresine yaslamış bir dağa tırmandık önce.. 38 de bu dereyi Dersimlilere mezar eden zihniyetin fotoğrafını çektik öfkeyle.. Kontrol edemiyorduk öfkemizi , laç deresine atılan yaşlıyla empati kurduğumuzda.. Kontrolsüz duygularla , üzerine yüksek dağların gölgesi düşmüş , adından başka hiçbirşeyi olmayan Vang köyüne geldik.. Çatısız – perdesiz – kapısız evlerden başka hiçbirşeyi olmayan , masal olmuş bir köy ! Yaşlısı – çeşmesi – civcivi olmayan nice köyler vardı Dersimde , terkedilmek zorunda bırakılmış.. Vang bunlardan birtanesiydi gidebildiğimiz – belgelediğimiz..





İlk gün tırmanmakla ve kadraj yapmakla geçmişti.. Akşam Ovacığa dönmek için Mahmut dayının yerinde minibüs bekliyorduk.. Çaylar bardaginda yarım kaldı minibüse binerken..
Kadın ve çocuk dolu minibüse yerleşmek için kürsü dizayn yaptık koridora.. Serkanla Özgür bağajda da gideriz diye çıkışıyordu şöföre..
Şöför , 15 kişilik minibüste 22 kişiye yüzünü dönerek , orta yaşlı kadınlara o komik şivesiyle ‘’ sıkıştırın kendinizi ‘’ diyordu.. 10 dakika içinde yerleştik ve gülücükler eşliğinde Ovacığa doğru yol aldık..


Dağların içindeki asvalt vadide ilerleyen minibüs , zifiri karanlıkla birlikte sessizliğe büründü.. Bir ara teyzenin kusma sesine Serkanla – Özgürün gülüşme sesleri karıştı.. Başımı kaldırıp baktığımda gözlerinin içi gülüyordu ikisinin.. Önemsiyorum o gülüşleri..


Ovacığa indiğimizde ev sahibi Devrimdi.. Sabah kaçta uyanacağımıza - Dersim Hayat için hangi dağa tırmanacağımıza – gidecegiğimiz köylere kadar ( can güvenliğimiz hariç ) Devrim sorumluydu.. Evlere gidip bataryaları şarja koymamız ve biran önce uyumamız gerekiyordu sabah erken kalkabilmek için.. Elini fularına atan Serkan sabah kaçta kalkıyoruz diye sordu.. Abi sabah erken kalkmalıyız , 6:00 da otelin önünde ol diye yanıtladı Devrim.. İtirazsız bir şekilde tamam deyip Yeşilyazı köyünün yolunu tuttu Serkan..


Sabah 6:00 , 08:30 olmuştu yola çıkarken.. Devrimin abisi Oktay , 38’in tanığı Dere Laçinu’yu Bilgeçten rahatlıkla çekebileceğimizi söylüyordu.. Boşaltılmış ve yasaklı bölge ilan edilen Bilgeç’e tırmanmak çoğu şeyi göze almamız anlamına gelecekti.. Devrim’in doğduğu Aslan Doğmuş köyündeyiz antreman çekimleri için.. Köylüler Bilgeçe gitmememiz için uyarıyordu manalı bakışlarla.. Nenenin biri ‘’ bizim dağlar kanlıdır , nereye gidiyorsunuz oğul ‘’ diye sesleniyordu uzaktan.. İlerdeki amca Devrim İçin , Hasan’nın oğlu gitmesinde kim giderse gitsin diyordu yanındakine .. Çıkmaya kararlıydık köylülerin kaygısına rağmen.. Köyün çıkışına geldiğimizde , tepede oturan ve o muhteşem manzarayı izleyen birini farkettik.. Bizi gördüğünde telaşlanmıştı sanki.. Bu kesin Haydar Oğur’dur diyen Devrim cevap olarak şu sözleri işitti.. ‘’ Ero sıma kame , sekene nazede ? ‘’ ( Siz kimsiniz.. Ne yapıyorsunuz burada ? ) Kendisini tanıtan Devrim , seni arıyoruz diye karşılık verdi.. Haydar Oğur bu mevsimde , doğup -büyüdüğü coğrafyada zaman geçirmeyi tercih eden yazarlarımızdan biriydi.. Köyde gitmemizi destekleyen ve yol gösteren tek insandı.. İşaret parmağıyla tarif ettiği dağın içinde kaybolduk zirveye çıkmak şartıyla.. Karın içinde yürümekte zorlanırken , Ovacıklı İsmail abi askere yakalanalım da ayıya yakalanmayalım diye moral veriyordu.. İsmail abinin espirisi 10 dakkika sonra tedirginliğe yol açtı bende.. Zirveye çıktığımızda ilk çektiğim fotoğraf ayının kardaki ayak iziydi.. Yeni geçmişti ayı , ayak izinden belliydi.. Fotoğrafı arkadaşlara gösterdiğimde tilki olduğunu duyunca , ‘’ hadi ordan ‘’ oldum.. Hepimizin elinde makine.. Kimimiz vidyo , kimimiz foto çekiyorduk özenle.. Solmuş bir yaprağın arkasında fluydu Ovacık.. Munzur dağının üzerindeki gölge , romantik poz veriyordu optiğimize.. Çukurun içindeki suya zoom yaptık göl olması için.. Patikalar vadi olsun diye tepelerden dağ yaptık.. Tezat olan ne varsa uyumladık.. Fakat Ovacık – Hozat arasında garip bir derinlik vardı.. Beyazın altında ki toprak – yeşili sararmamış ağaç – köyü olmayan dağ – izinsiz uçan kartal , sayısızca ve yanyanaydı.. İnsana yasaktı bu bölge – yasaklanmıştı.. Giriş yasaktır diyen zihniyetin inadına ‘’ Çıkış Yoktur ‘’ ünleminde fotoğraflar çektik !
Soğuktan dolayı çıkarmak istemediğim yeşil parkaya laf atıyordu Serkan.. Ufuukk çıkarsana şunu üzerinden.. Sen kendi elindeki tripoda ( camera ayağına ) bak diye yanıtladım gülümseyerek.. Öyle tutuyorduki tripodu , uzaktan bakıldığında keleşten farkı yoktu.. Bilgeçe az kalmıştı.. Çektiğimiz görüntülerlemi yetineceğiz yoksa yasaklı bölge Bilgeçe’mi gideceğiz ? Bu soruya en anlamlı cevabı telefonla arayan köylüler verdi.. Ovacıkta helikopterler uçuyor , size doğru gelebilir diye uyarıldığımızda , fotoğrafını çektiğim ‘’hayvan’’ ayak izinin tersine doğru yürümeye başladık.. Çıkarken zorlandığımız dağdan , yeşili dökülmüş ağaç dallarına tutunarak – kayarak ve arada koşarak indik köyün girişine kadar.. İnerken , ayağı boşluğa gelmeyen – montu ağaç dalına takılmayan – düşmeyen yoktu..







Bir ara botlarımızın içindeki karı boşaltmak için durduğumuzda ayaklarımı hissetmiyordum.. Devrim çorabının üstüne poşet geçirmediği için hayıflanırken , Serkan yeni aldığı bota küfür ediyordu.. Özgür ise kalın çoraplarını bileklerinin üzerine çekerek kardan en az şekilde etkilenmeye çalışıyordu.. Köyün girişinde , yüksek sesle Haydar Oğurun babası karşılıyordu bizi.. Siz delimisiniz – yazık ki size okumuşsunuz – geçen ay vurmadılar mı iki kişiyi – hangi akla hizmetsiniz ! Çekme , çekme diyorum – hele bak kime söylüyorum ! Yav İsmail bende seni akıllı sanıyordum – yazık ki sende insansın ! Amcanın kaygıları o kadar insaniydiki , sinirli olmasına rağmen hak vererek gülümsüyorduk.. Haklıydı kendine göre.. Haydar Oğur’un evinde çay içip – ısındıktan sonra çekim yapmaya devam ettik.. Köyden ayrılma vakti geldiğinde deklanşöre daha fazla basıyorduk umursamadan bataryaları.. Kapıların üzerinde yazan numaralardan tutta , ahırın içindeki küreklere kadar çekiyorduk.. ‘’ Bizim dağlar kanlıdır , nereye gidiyorsunuz oğul ‘’ diyen nenenin evindeyiz birazdan yola çıkmak için.. Kendi yaptığı klamları okuyordu nene.. Müzisyen arkadaşımız Serkan’nın aldığı manevi haz görülmeye şayandı nene klamını okurken.. Ayrılma vakti gelmişti artık.. Korkusundan eve girmekte zorlandığım köpeğe dokunup çıktım , köyden uzaklaşırken..


Devrimin isteği üzerine güneş batmadan , Kedekte eski mezar çekmeliydik.. Yol boyu giderken bazı köylerde durup ( Kızık - Burnak – Topuzlu – Çöğürlük - Isıtma ) genel fotoğraflar çektik.. Gittiğimiz yolu yeni yapmıştı karayolları.. İlerdeki köprüyü U harfine benzeten Serkan mühendislere hitaben , bu i…..ler bilerek böyle köprü yapıyor – sanki bilmiyoruz ! diyerekten tepki veriyordu.. Biran önce Kedeğe varmamız gerektiğini söyleyen Devrime , ‘’ Bu mezarlarda ne buldun hele bizede söyle ’’ şeklinde orta-şut karışımı cevap verdi Özgür.. Mezar taşının kapak fotoğrafı olacağından hiçbirimizin haberi yoktu..


Ovacık merkeze vardığımızda , dünkü soruyu sormak için bu kez elini şapkasına götürdü Serkan.. Sabah kaçta kalkıyoruz diye sorunca kahkaha attım içimden yanıtlamadan Devrim.. Abi yarın Hozat’a gideceğiz sabah 6:00 da burda ol , ancak gideriz diyordu Devrim.. Serkansız bir akşamı gece yapacaktık çekimlere devam ederek.. İlk olarak Dersim ozanı Hıdır Akkül’ün canlı performansını kayıt altına almaya karar verdik.. Dersim Hayat'ın çalışmalarından biri olan ’’ Dünden Bugüne Dersim Müziği ‘’ belgeseli için sandalyeye oturdu Hıdır Akkül.. Renkli perdenin önünde , çalıp söylemeye başladığında elimdeki kamera 20 dakika sabit kaldı.. Hıdır Akkül’ün çıplak sesi bağlamanın tınısıyla rengini buluyor ve bizi yerleşik duygularla başbaşa kılıyordu.. Saatler ilerlediğinde Özgür’ün belgeseli için ay ışığında köprü çekmemiz gerekiyordu.. Oktay abinin arabasıyla Devrimin bahsettiği köprüye doğru yol aldık.. Ha bu köprü – ha diğer köprü derken , evinde misafir olarak kaldığım Hüseyin’le sigara yaktık geceye inat.. Ay ışığı yüksek dağların arasında bazen kaybolup bazen görünüyordu.. Cameranın gece modu yetersiz kalıyordu köprüyü çekmeye.. Artık vidyo ve fotodan uzaklaştık o an..







Gece yarısı üzerinde yürüdüğümüz tahta geçit , geçmişimiz ile yarınımız arasında köprü oluyordu.. Akan Munzur , Uzaklarda yaşayan ve Anayurduna özlem duyan herkesin gözyaşıydı o an.. Başka kentlerde güneş doğsa gece , Dersimden uzaksak karanlıktayız..
Hafızamız ikinci sayı içinde taze kalacak.. Hozatı ve sonrasını diğer sayıda yazmak üzere , iyi kalın..



Dostça

Üye


En son DevrimGece_ tarafından Sal Mar 11, 2008 10:44 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DersiMVataN
CANDOST
CANDOST


Kayıt:
08 Temmuz 2006
Mesajlar: 808
Nerden: DersiM

MesajTarih: Cmt Şub 16, 2008 11:00 am    Mesaj konusu: Re: İlk Sayı - İlk Heycan ve Yollardayız.. Alıntıyla Cevap Ver

axx axax bram to vesbe Zaf rındek biyo.
Haq sımara raji vo ... Cool
Üye
[/center]
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
dilbera_dersim
Dost
Dost


Kayıt:
24 Temmuz 2006
Mesajlar: 45

MesajTarih: Pzr Şub 17, 2008 2:50 pm    Mesaj konusu: Re: İlk Sayı - İlk Heycan ve Yollardayız.. Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

Elinize Dilinize Yüreğinize Sağlık...
Demek Kedek'e Gittiniz EsKi Mezarları Çekmek İçin Ahhhhh Ahhhhhh
Ahhhh Kedek Ahhhhh



Cool Cool Cool
Üye
...Ne Babamın Kızıyım Ne De Kocamın Karısı...
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder MSN Messenger
DevrimGece_
Dost
Dost


Kayıt:
20 Ağustos 2006
Mesajlar: 39

MesajTarih: Pts Şub 18, 2008 1:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alakanız İçin Teşekkür Ederim Arkadaşlar..

Dostça

Üye
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
dersimli3462
İlerleyen Dost
İlerleyen Dost


Kayıt:
24 Ağustos 2007
Mesajlar: 94
Nerden: istanbul

MesajTarih: Çrş Şub 20, 2008 1:24 am    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

çalışmalar süper olmus ellerinize yüreginize saglik. Cool
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ALAZSU
Yeni Dost
Yeni Dost


Kayıt:
07 Mart 2008
Mesajlar: 1
Nerden: İstanbul

MesajTarih: Cum Mar 07, 2008 11:23 am    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Ver

Uzun Yıllardır uğradığım bir cafe de gördüm gazeteyi. (Arkadaş Cafe) Ve çok duygulandım . Bir Dersim li olarak yüreğinize düşüncenize emeğinize ve kaleminize sağlık diyorum . Madem Dersim= Hayat, o hayatın içinde olmak isterim.. Başarılar
ALAZ
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DevrimGece_
Dost
Dost


Kayıt:
20 Ağustos 2006
Mesajlar: 39

MesajTarih: Sal Mar 11, 2008 10:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alakanız İçin Teşekkür Ederim Dersimli3462 ve ALAZSU..

Hayatın İçinde Umutla Kalmaya..


Dostça

Üye
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DevrimGece_
Dost
Dost


Kayıt:
20 Ağustos 2006
Mesajlar: 39

MesajTarih: Sal Mar 11, 2008 10:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DERSİM HAYAT GAZETESİ , Yıl 1 - Sayı 2 - 1 Mart / 2008


İLK SAYI İLK HEYCAN ve YOLLARDAYIZ 2





Uzun bir geceden sonra uyumak için evlere döndük . Sabah kaltığımızda , Hozata Tunceli üzerimi gideceğiz yoksa Karaoğlan üzerimi gideceğiz şeklinde tartışıyorduk . Zaman – güvenlik ve yolların durumu , vereceğimiz karar için belirleyici üç nedendi . Hepimizin isteği Hozata Karaoğlan tarafından gitmekti , doğanın diğer yüzünü deşifre edebilmek için . Fakat Oktay abinin yollar hakkındaki düşüncesi ve karşılaşacağımız herhangi bir sorun , bizi zamanla karşı karşıya getirecekti . Yoksa ne yolların çamur olması nede başka problemler bizi yapmak istediklerimizden caydıramazdı . Zaman bizim için en önemli unsurdu ve iyi kullanmamız gerekiyordu koşulları göz ardı etmeksizin . Hozata Tunceli üzeri gidilecek ve güneşte bize eşlik edecekti . İki gün önce zifiri karanlıkla birlikte sessizliğe bürünen biz , bu yolculukta sesli düşünüp – dağların adına konuşuyorduk . Arabayı kullanan Oktay abiye heycanlanarak söylediğimiz '' Dur '' sözcüğü içimizdeki heycanı frenlemek içindi , doğanın renklerini izleyebilmek adına .Tunceliyi geçip Hozata doğru yol aldığımızda Merkeze bağlı Çewilig köyünde durduk . Bir evin bahçesinde eski mezar taşları vardı . Eve dogru yaklaştığımızda , etrafı tel örgüyle çevrili eski mezar taşlarına zoom yapmaya başladık . Bazı mezar taşlarında yoruma açık şeyler yazıyordu . Örnegin bir mezar taşında , ''Hollandada Şehit Olan Yusuf Şahinin Ruhuna Fatiha'' yazısı , şehit-lik kavramının Dersim Coğrafyasında nasıl ele alındığını farklı bir biçimde ortaya koyuyordu . Demir Kapı köyüne yakın bir yer olan Beyaz Çeşme lokantasının önünden geçerken , anlatmaya başladı Serkan . Lokanta sahibinin duvara astığı yazıdan bahsediyordu . Serkanın anlattığına göre duvardaki kağıtta yazanlar özetle şöyleydi , '' Cebine Danış , Cebin İçebilirsin Diyorsa İçebilirsin . Borçlarınızı En Geç Ayın 25'ne Kadar Ödeyin , Sizde Biliyorsunuz ki Ayın 25'inde Ödemem Var . Zamanında Ödenmeyen Veresiyenin İçine Edeyim , Veresiyeye Kin Bağlayan Kali Bey ( Nokta ) . '' Serkan kendi uslubuyla anlatınca daha anlamlı ve keyifli oluyordu . Hozata gidene kadar yol boyu birçok yerde durduk . Birazdan durup çekim yapacağımız yer , Zimeq'e bağlı Vang mezrası olucak . Vang'e ağustos ayında gelmiştim daha önce . Bir Pazar günü Vang'ın altındaki yoldan , Tunceli / Merkeze gidebilmek için 4 saat otostop çekmiştik . Otostopla Tunceliye gidebilmek , saat başı ilerden gelen bir aracı görmek , bu sefer duracak mı diye umut edip – emin olmak , unutamadığım Pazar günlerinden biriydi . Vang'a çıktığımızda iyice heycanlanmıştım . Daha önce evinde kaldığım Ali ve ailesinin karşısına , biz geldik demek yerine fotoğraflarını çekerek merhaba demek istiyordum . Ev - ağaç gölgesi , güneşin sert ışığıyla yürüdüğümüz yolun üzerinde birbirine üstünlük kurmaya çalışıyordu . Koca bir ağaç gövdesini taşıyan Ali – kardeşi ve arkadaşları , yüz metre ilerden yokuş aşşagı doğru geliyordu . Bize doğru yaklaşıp , birbirimizi fark ettiğimizde karşılıklı gülüyorduk . '' Ooo Serko – Vay Ali baba – merhaba Diren abla – ufuk bizde iki gün önce seni soruyorduk '' , sesler birbirine karışmıştı . Ali ve bir kaç arkadaşıyla birlilkte Vang'tan yukarıya doğru çıkmaya başladık . Beyaz dağın eteklerinde biryere , 38 de katledilen insanlarımızı toplu gömmüşlerdi . Sıra toplu mezarın bulunduğu geniş çukuru belgelemeye gelmişti . Koca bir alanda bomboş arazi düşünün . Arazinin ortasında eski bir mezar taşı ( Koç heykel ) . Rüzgarın estiği ıssız bir alan . Etrafında karlı dağların - koca kayaların – askeri tugayların oldugu bir çöl sanki . Çölün altında dedelerimiz . İnsanın bu çöle fidan dikesi geliyor , çınar olması için . Katledilen 70 bin insan için yetmiş bin orman yapası geliyor insanın . Ağaçlardan orman – ormanlardan anıt yapası geliyor Dersimlinin !

Türkiyede iki tane olduğu söylenen , Ruhban okullarından birtanesinin , Vang mezrasında olduğu söyleniyordu . Diğerinin ise Van'da olduğu belirtiliyor . Araştırmacıların ve Tarihçilerin bu okullarla ilgili çalışma içinde olduğunu fakat bu çalışmanın hala sonuçlanmadığını biliyoruz .









Bulunduğumuz alandan mezraya doğru yürüdüğümüzde , bu gece bizde kalın – yarın Kırmızı dağa tırmanacağız sizde gelirsiniz diyordu Ali . Böyle bir teklifi geri çevirmek , ( kendi adıma yazayım ) ruhuma aykırı bir davranış olacaktı . Her ne kadar Bilgeç'e tırmanırken zorlansam da , söz konusu tırmanmak olunca kendimi tırmananların arasında görmek isterdim . Fakat yarın için yapacaklarımız vardı ve doğal olarak tırmanma gibi bir düşüncemiz olamazdı . Alinin evinde yemek yedikten sonra yolumuza devam ettik . Vang'tan ayrıldıktan sonra ilk durağımız , 1 km ilerde ki Kıznık köyüydü . Bu köyde de 38 den kalma toplu mezarlar vardı . Özgür toplu mezarın olduğu araziye doğru hızlı bir şekilde yürümeye başladı . Arkasından koşarak takip ediyordum . Detay çekebileceğimiz hiçbir nesne yoktu bu alanda . Ne koç heykel , nede başka bir işaret . Birkaç ağaç dışında boş bir araziydi . Genel çekimler yaparak burdan erken ayrıldık . Yolda ilerlerken durup çektiğimiz dağ ve köyler vardı ( Derviş Cemal – Sarı Saltık Köyleri ) . Hozatın girişinden Pertek yoluna saparak , birkaç kilometre ilerde olan Kayışoğlu yarmasına geldik . Adı Kayışoğlu yarmasıydı buranın . Yüksek – sivri ve uzun bir kaya parçası düşünün ( uçurum ) . Bu uçurumdan aşşağıya atılan insanlarımız . Yine 38 – yine katliamların yaşandığı bir alan . Acaba diyorum üstüne kanı akmayan , üzerine insan bedeni düşmeyen , toprak – kaya – köhne bir çukur varmıdır Dersimde ?! 38 den bu yana kaybediliyoruz – adımız yasak . Ruhumuza lanet okumuşlar zamanın birinde . Şimdi değişen ne ?

Kayışoğlu yarmasını kayıt altına aldıktan sonra Hozat merkezdeyiz . Gördüğüm kadarıyla bir caddenin kaldırımları yeni yapılıyordu , akşam üstü olduğundandır herhalde hareketlilik vardı ilçede . Bir kahvede çay içip – birkaç insan gördükten sonra Tunceli / Merkeze doğru yol alacaktır . Hozattan çıkarken inşaat malzemesi satan bir dükkanın , camına astığı yazıya takıldı gözüm . '' Çimento – Demir – Yem ve Un '' bulunur yazıyordu . Hava iyice kararmaya başlamıştı biz Merkeze dönerken . Devrim abisi Oktayla Ovacığa dönecekti . Serkan – Özgür – Ben Tuncelide kalıp ertesi gün 38 kayalarını çekecektik . Akşam Serkanın evine gidip çektiğimiz vidyo - fotolar hakkında konuştuk biraz . Günün yorgunluğu ve herzamanki gibi sabah erken kalkmalıyız düşüncesi ile uyumaya karar verdik .

Kahvaltıdan sonra otogara gidip , saat 13:00 te kalkacak olan İstanbul otobüsü için Özgüre bilet aldık . Özgür 13:00 te otobuse bineceğine göre bizim en geç 12:30 da otogarda olmamız gerekiyordu . Şu anda saat 9:30 . Üç saat içinde , 38 kayalarını çekip rahatlıkla dönebilirdik . Bindiğimiz taksinin şöförüne , kayalardan dönmemiz için iki saat beklemesini rica ettik . Ricamız kabul edilmiş ve zamanı örgütlemiştik . Serkanın rehberliğinde kayalara doğru inmeye başladık . Bir kağıdın satırlarını okumaya çalışlan yaşlı gibi , okumaya başladık hece hece . Okuyorduk tarihin ne kadar katı ve merhametsiz olduğunu . Cisimsiz havayla – dağları izliyorduk kayaların üzerinden . Yanlızlık duygusu içinde akan Munzur , suskun dağlar , sessiz yürüyüp – otlayan hayvanlar ! Bunları görmek tarifi olmayan coğrafya demektir . Bizi 38 de tanımladılar – hakkımızda karar kıldılar . Şimdi karar verme sırası bizde . Tarih sorgulanmayı bekliyor !

Saat 12:00 oldugunda fotoğraf makinemin bataryası anlamsız bir şekilde bitti . Halbuki sabah kontrol ettiğimde full dolu görünüyordu . Neyseki 38 kayalarından sonra başka bir yer çekmeyecektik bu günlük . Özgürü yolculamak için otogardayız . Otobüsün kalkmasına dakikalar var ve oturmuş çay içiyoruz biryerde . Jelibon yemeden – sakız çiğnemeden yapamıyorum . Aburcubur almak için büfeye gittiğimde , gözüm takılıyordu yine biryerlere . Bu sefer büfenin önündeki gazete raflarına takılıyordum . Alışmışız raflarda , hürriyet – milliyet – sabah – posta – vb.. gazeteleri görmeye . Dersim olunca coğrafyanın adı , raflarda satılan gazetelerde farklı oluyordu doğal olarak . Özgür'ü İstanbula uğurladıktan sonra , Mahmut dayının yerine oturmaya gittik .

Bu arada biten bataryamı ve telefonumu şarja koydum . En azından oturmak için nedenimiz vardı , batarya ve telefon şarj oluyordu çünkü .









Yarın için Merkez köyler olan , Korkes – Hopik – Kavun – Karadere köylerine gitmek istiyordum . Bu 4 köy , Siyenkle - Munzurun karşı yakasına düşüyor ve merkeze olan yakınlıkları ile Dersimin yeni yerleşim birimleri olarak düşünülüyordu . Karedere köyünde oturan teyzemi yıllardır görmüyordum . İkimiz için sürpriz olacaktı bu buluşma . Korkesli tanıdıklarım vardı yurt dışında olan ve uzun süredir köylerine gelemeyen . Yazı diline hayran olduğum Hopikli Cengo vardı köyünden uzaklarda . Kavun köyünü ise çok övüyorlardı '' Güzel Köydür '' diye . Nedenler birikmişti ve ısrarla deşifre etmek istiyordum bu dört köyü .

Serkanla sohpetimiz devam ederken , Belediye Başkanı Songul Erol Abdil'le röportaj yapmamız için Devrimden hatırlatma telefonu aldık . Belediye ye gidip röportaj için yarına randevu aldığımızda , köylere gitme planını bir gün sonrasına ertelemek zorunda kaldım . Yarın için , Belediye Başkanıyla röportaj yapıldıktan sonra - 38 ayaklanmalarından dolayı yıkılan Pak Köprüsünü ( Geçidini ) çekmeye karar verdik .

Belediye Başkanı ile yapacağımız röportaj birkaç gün sonrasına ertelenmişti . Pak Köprüsüne geldiğimizde , munzur suyunun bir tarafında kalan taş mimari ayakla karşılaştık . Köprü ayağının arkasındaki o yüksek kayalar buranın sıradan bir köprü olmadığını düşündürüyor ve 38 yıllarında bu köprünün önemli bir geçit olduğunu öğreniyorduk . Serkan elindeki kamerayla köprü ayaklarını ve çevresini öyle çekiyordu ki , sürekli açı değiştiriyordu . Bir ara suyun içine gireceğim deyip , pantolununu diz kapaklarına kadar çekti . Suyun içinde dondum diyordu yüksek sesle . Ne kadar dayanıksızsın deyip gülümsedim .Gerçekten soğuk olup olmadığını anlamak için elimi suya ***ürdüğümde , 30 saniye tutamamıştım içinde . Dondum demekte haklıydı Serkan ve hala suyun içinde kalarak hata yapıyordu bence .

Tunceli / Merkeze 10 – 15 km uzaklıkta olan Pak köprüsünü çektikten sonra , lokantaya oturup birşeyler yemek istedik . Dersimde , insanlar tarafından bilinen deli Serkan lakaplı kişi girdi içeri , biz yemek yerken . Serkanın sağ elinde atletler , sol omuzunda ise mavi renkli orta boy çanta vardı . Bizim Serkanla Zazaca konuşmaya başladılar . Deli Serkan lakaplı kişi , bizim Serkanın atlet almasını istiyordu . Serkan ise bir yandan yemeğini yiyip diğer yandan yok-sagol diye cevap veriyordu . Kısa konuşmalardan sonra , Deli Serkan lakaplı kişi sol omuzundaki çantayı yere indirerek içinden mavi bir kilot çıkardı . Kilodu eline alıp havaya kaldırarak o zaman bunu al diyordu Serkana . Serkanın ağzındaki lokma – göz bebeklerindeki büyüme , benle birlikte yan masalarda gülüşmelere neden oluyordu . Yemek masasın üzerindeki , mavi kilot sohpetini uzun süre unutmayacağım galiba .

Yarın gitmeye can attığım dört köy için , tüm bataryaları erkenden şarja koydum . Bana Serkanda eşlik edecekti . Karadere köyüne geldiğimizde teyzemin evini sorup buldum . Serkan elindeki kamerayla buluşma anını çekecekti . Teyzem beni gördüğünde inanamamıştı fakat o hiç değişmemiş hep aynıydı . Köyün içinde çekim yaparken yaşlı bir neneyle sohpet etmeye başladık . '' Çek oğlum çek çek . İyice çek haa . Bak bu bizim tarla . İlerdeki Haydar efendinin mezarıdır . Mezarıda çekesin ha '' . Senide çekeyim nene diyordum , utanıyordu . Sohpetimiz birazdaha devam ettikten sonra ayrılmam gerektiğini söyledim . Ayrılırken hatırtalmada bulunuyordu nene . '' Oğlum aşşağıda birtane köpek var sakın korkmayasın . Köpeğin adı Cektir . Cek ben burda misafirim de bir şey yapmaz '' . Nenenin uyarısını gülümseyerek dikkate alıp aşşağı doğru yürümeye başladık . Köyün çıkışında Almancı bir aileyle karşılaştık . Karı-koca köy işleriyle ilgileniyordu .





Almancı amca , el arabasıyla birşeyler taşırken yüksek sesle söyleniyordu . '' Yav hu 40 sene git Almanyada çalış , yetmedi gel birde burda tezek çek . '' şeklinde sitem ediyordu hayata . Güzel Köydür dedikleri Kavundayız öyle saatlerinde . Bahsedildiği kadar güzel bir köydü gercekten . Bu köyde ağaç renkleri – bahçe çitleri – köy yoluna dökülen ağaç yaprakları , çocukken dinlediğimiz masallarda hayal ettiğimiz bahçeleri – köy yollarını anımsatıyordu . Köy halkı çok neşeli ve espiriliydi . Köyün çıkışına kadar eşlik ettiler bize . Sonrasında ormana doğru yönelip odun toplamaya gittiler . Hopik köyüne vardığımızda çok heycanlıydım . 93-94 yaz aylarında siyenge nenemin yanına gelirdim . Siyenkten karşı dağlara baktığımızda , yeşil kavakların içinde kaybolan 4-5 ev görürdük . Defalarca rüyama giren bu köyün içindeyim şimdi . Bu defa Hopikten Siyenge bakıyorum . Hopikli Cengonun akrabasıyla tanışıyoruz . Cengoyu soruyor bana . '' Yav nerdedir o asker kaçağı – niye gelmiyor – balığa çok giderdik onunla – hele gelsin şu evini tamir ettirsin biraz yazıktır '' . şeklinde ince sitemlerde bulunuyordu . Hopikten Korkese yürürken yorulmuştuk . Bataryalarda azalmıştı . Korka korka çekiyorduk ya biterse ne yaparız şimdi dercesine . Korkesin küçük tepelerinde koşası geliyordu insanın . Evler toplu bir halde değil – dağınıktı . Çoğu evde kimse yaşamıyordu . Kalın gövdeli bir agaçtan dökülen yapraklar , çimlerin yeşiliyle dans ediyordu . Yıkılmış birkaç evi ve detayları çektikten sonra , kalın gövdeli ağacın altına oturduk . Bu ağaç gövdesinin altında öyle güzel bir görüntü vardıki , sarı yapraklarla – yeşil çimenler harman oluşturmuştu . Bu harmanın içinde fotoğraf çektirmeye başladık . Önce Serkanı çekmeye başladım . Güzel poz veriyordu elindeki sıgarası ve tespihiyle . Sıra bana geldiğinde Serkana soruyordum nasıl poz vereyim diye . Böyle güzel abi diyordu . Önüne bak – uzaklara bak – saga dön gibisinden yönlendiriyordu . Son çekim gününde – bataryaların sonundaki enerjiyi kendimizi çekerek tüketmiştik . Yüzeysel geçsemde bir çok olayı , Dersim hikayemiz anlattıklarımdan ibaret . Umarım Dersim Hayat için önümüzdeki süreçte , başka hikayeler yaşayıp sizlerle paylaşırım . İlk Sayı İlk Heycan ve Yolardayız başlıklı yazının sonuna geldik fakat heycanımız ilk kadar anlamlı ve büyük olucak . Dersimin sıcaklığıyla , Sevgiler..



Dostça

Üye
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Duyurular Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)
<

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok ĞERİP DERGİSİ SAYI : 2 ÇIKTI DersiMVataN Ğerip Dergisi 0 Pts Ksm 24, 2008 4:14 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok Ğerip Dergisi ÇIKTIII SAYI:1 | Yayın... DersiMVataN Ğerip Dergisi 8 Prş Mar 20, 2008 1:38 pm Son Mesajları Gör

Powered by Dersim © 2006 TeAm