| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
serhildane Yeni Dost


Kayıt: 07 Ocak 2008 Mesajlar: 13 Nerden: istanbul
|
Tarih: Pts Şub 18, 2008 11:56 am Mesaj konusu: Herkese fikir ve vicdan özgürlüğü |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, “Türban siyasi simge olsa ne yazar?” açıklaması ile patlak veren türban dalaşı büyüyor.
Dini imanı para, Kıblesi Beyaz Saray olan AKP, “inanç özgürlüğü”nü ağzından düşürmüyor. Oysa aynı AKP, cemevlerini “cümbüş evi” ilan ediyor, Alevileri “satanistler”le bir tutuyor. Kürtlerin siyasi simgelerini yasaklıyor, Kürt ulusuna inkar ve teslimiyet dayatıyor. 12 Eylül askeri faşist darbesinin mirası grev yasaklarını ağızına bile almıyor, düşünce ve ifade özgürülüğünün önündeki 301 ve TMY yasaklarını sümenaltı ediyor. Kadın hakları konusunda da tüm düzen partileri gibi derin bir sessizlik içinde bulunuyor.
Faşist MHP, türban tasarısına destek çıkarken, yerel seçimlere giden yolda oy kapma yarışına dönüşüyor, TCK'nın 301. maddesi gibi faşist yasalara gövdesini siper ediyor. MHP Genel Sekreter Yardımcısı Recai Yıldırım, bunu gizleme ihtiyacı bile duymuyor: “AK Parti, Türklüğe hakareti suç olarak gören 301. maddenin iptali ile ana dilde eğitim hakkı gibi bazı ayrıştırıcı, aşağılayıcı uygulamaları içeren Anayasa değişikliği paketine türbana serbestliği de ekleyerek tuzak hazırlığı içindeydi. İşte biz, yaptığımız teklif ile hem AK Parti'nin elindeki kozu aldık hem de Türk milletine hazırlanan tuzağı bozduk.''
Irkçı şoven CHP, aynı tas aynı hamam. 12 Eylül faşist rejiminin bekçisi, darbeci generallerin sözcüsü. Laiklik adı altında, resmi ideolojinin laiklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ABD emperyalizminin Yeşil Kuşak menşeli Türk İslam sentezli 'devlet dini'nin savunuculuğunu yapıyor.
YÖK kışlasının askerleri de, CHP ile aynı yolda yürüyor. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim ve özerk demokratik üniversite gibi bilimsel çalışmanın olmazsa olmaz talepleri söz konusu olduğunda üç maymunu oynayan, polis ve jandarma fezlekeleri doğrultusunda devrimci demokrat öğrencilere soruşturma ve ceza yağdıran rektörler, bilimin savunucusu kesiliyor. Avazları çıktığı kadar bağıran ve timsah gözyaşları döken rektörlere, “laik ulemalar” sıfatları cuk gibi oturuyor.
'Laik Talibanlar' cephesinin genelkurmayı ise şimdilik “malûmun ilanı” ile yetiniyor. Ama aynı zamanda sivil görünümlü askeri toplum örgütlerini bir kez daha “Laik Talibanların” Kıblesi haline gelen Anıtkabir'e döküyor. Ne yazık ki bu istismarın kurbanı yine kadınlar, yine Aleviler, yine özgürlük isteyen demokrat insanlar oluyor. Sermaye oligarşisi ise, bir yandan burjuva yaşam tarzının tehlikeye düşmesine izin vermeyeceğini ilan ediyor, ama diğer yandan emekçi kitleleri kaderciliğe sürükleyeceği için dinselleştirmeye belli sınırlar içinde göz yumuyor. Sermaye oligarşisinin asıl derdi, maksimum emek sömürüsü için maksimum istikrar. TÜSİAD, yaptığı sert açıklama ile bu gerçeği dışa vuruyor.
Türban dalaşında tablo aşağı yukarı böyle. Tanıdık geldi değil mi? Nasıl gelmesin! Türban savaşı, Çankaya savaşlarının bir tekrarı, yeni bir baskısı. Toplumsal gericiliğin ve siyasi gericiliğin iktidar kavgasının mezesi bu kez Çankaya değil, türban. Sorunun özü laiklik değil, iktidar!
Burada bir parantez açalım; Tarihsel olarak burjuvazinin ve proletaryanın, kapitalizmin bu iki temel sınıfının dine karşı tavrı; daha doğrusu mücadele yaklaşımı birbirinden farklı olmuştur. Tarihsel olarak burjuvazi dinle, dinsel kurumlarla, kiliseyle cepheden çarpışmak zorunda kalmıştır... Burjuvazinin iktidar mücadelesidir bu... Kemalistler de, hanedanlığa, İstanbul hükümetine, hilafet ve ulemaya karşı belli ölçülerde iktidar mücadelesi yürütmüşlerdir. Dahası, Türk uluslaşmasının gelişim çizgilerinden birisi de Türk burjuvazisinin temsilcisi Kemalistlerin İslamda somutlaşan Arap kültürünün sosyal kültürel yaşamdaki ve Türkçe üzerindeki etkisiyle mücadeledir. Alfabenin değiştirilmesi de böyle bir yan taşır, ezanın Türkçe okunması da. Fakat, kimi durumlarda burjuvazinin tarihsel bakımdan kendi rolünü oynamamış olması nedeniyle o görevi proletarya üstlenmiştir. Çarlık Rusya'sı buna örnek gösterilebilir. Tabii ilişkilenme biçimleri bambaşka olmuştur. Proletaryanın dinle-boş inançlarla mücadelesi burjuvazinin yaklaşımından teorik ve pratik olarak tamamen farklı şekillenmiştir. Bolşevikler, geniş kitlelerin boş inançlardan kurtulması için asıl olarak sınıf mücadelesi dolayımıyla mücadele yürütmüşlerdir. Geniş kitlelerin boş inançlarından kurtarılması sorunu, kuşkusuz bir yönüyle aydınlanma sorunudur. Ancak esasen bir sınıf mücadelesi sorunu, daha doğrusu proletarya ve emekçi yığınların, işsizlerin ve yoksulların, kadınların, gençlerin sermaye egemenliğine karşı örgütlenmeleri, bilinçlenmeleri, kendi güçlerinin bilincine varmaları sorunudur. Çünkü yalnızlık, güçsüzlük, çaresizlik, cehalet büyük yığınları dine, boş inançlara yöneltmektedir...
Komünistler, sınıf mücadelesini birinci sorun kabul ettikleri için, inançsal, ulusal vb. farklılıklarının proletaryayı bölmesine karşıdırlar. Değişik inanç gruplarının ve inanmayanların, inanç ve vicdan özgürlüğü temelinde birbirlerinin varlığını kabulünü ve haklarına saygıyı; devletin inanmayı-inanmamayı bireysel bir sorun kabul etmesini, inançlar karşısında nötr, eşit mesafede olmasını, hepsinin varlığının ve haklarının güvencesi olmasını savunurlar. Özcesi komünistler, devletin inanç grupları ve inanç grupları arasındaki ilişkilere demokrasinin gerekleri temelinde yaklaşmasını istemektedirler. Herhangi bir inanç gurubunun horlanmamasını, aşağılanmamasını veya korunup kollanmamasını talep etmektedirler. Özde laikliğin gereği budur. Sosyalizm, laikliğin güvencesidir. Sosyalizm ve proletarya diktatörlüğü koşullarında esas ve temel olan inanç ve vicdan özgürlüğüdür. Yığınların temel gereksinimlerinin onurlu ve insanca yaşamın gereklerine uygun biçimde karşılanması, gelecek güvencesi, cehaletle mücadele, bilimsel bilgilerin yığınlara yayılması, emekçilerin sosyal, siyasal, kültürel yaşama genel ve sürekli katılımı kendi kendini yönetiminin belirginleşmesi; sömürünün sömürücü sınıfların tasfiyesi, boş inançlarla, dinsel hurafelerle mücadele etmenin en etkin yoludur. Bu, tabi ki yeni insanın yaratılması sorunudur da. Bunları not ederek güncele dönersek; Türbanın; politik İslamın, “ilticanın” simgesi olup olmamasından ayrı olarak bir inanç gereği ve simgesi olduğu tartışma götürmez. Türban, kadının İslami inancının altını çiziyor. Kadın inanıyor ve bu nedenle kafasını-saçını kapatıyorsa ona saygı gösterilmelidir. Kadına kapanması için baskı yapılması ne kadar despotik ve antidemokratikse, başını-saçlarını açması için baskı yapılması da, bunun bir cezalandırmaya dönüştürülerek haklarından mahrum bırakılması da antidemokratiktir. Daha önemlisi, tüm tek tanrılı dinlerin erkek egemen zihniyetine başka bir biçimde destek verilmesidir. Yadsınamaz büyüklükte bir kadın kitlesinin, inançlarının gereği olarak saçlarını örtmesi, Türkiye’nin bir sosyo-politik gerçekliğidir. Ama kadının örtünmesi, ne salt Türkiye’ye ne de salt İslam’a özgüdür. İslam’ı önceleyen tek tanrılı dinlerin hepsinde kadının örtünmesine dair hükümler veya uygulamalar mevcuttur. Kadın, güvenilmez, örtülmesi, saklanması gereken bir varlık olarak görülmüştür. Bu; tek tanrılı dinlerin, tıpkı kendi dönemlerine denk düşen toplum biçimleri gibi ataerkil olduğunu, kadını erkeğin özel mülkü saydığını ortaya koyar. Ancak kadınların özgürleşme mücadelesi bizzat kendileri tarafından başarılabilir. Yabancı bir gücün kadının başından türbanını zorla çekip alması onu “özgürleştirmeyeceği” gibi, sorunun dinsel giz perdesi arkasında kalmasına hizmet eder. Sonuç olarak; Devlet görevlisinin türban ya da bir başka dinsel simgeyi kullanması laiklikle bağdaşmaz. Devletin temel eğitim düzeni kuşkusuz türban tartışmasının dışındadır. Türban, asıl olarak erkek egemenliğinin bir sembolüdür. Ama türban taktıkları için kadınların okuma hakkının, seçilme hakkının ortadan kaldırılmasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Türban takan kadının yüksek öğrenim hakkının gasp edilmesi, İslam'ın erkeklere verdiği erkek egemen ayrıcalıklara ve desteğe bir benzerinin eklenmesidir. Dolayısıyla ilk anda farklı gibi görünen iki burjuva egemen kesimin yaklaşımı, aslında bir ve aynıdır: Türbanın siyasi rant aracı olarak kullanılması ve kadınların erkek egemenliğine hapsedilmesi.
Türban sorunu yasaklarla çözülemez. Sözde değil, özde laiklikle çözülür. En tam ifade ve vicdan özgürlüğü ile çözülür. Komünistler, bu yüzden programlarına da konu ettikleri şekliyle, sözde değil özde laikliği, en tam ifade ile vicdan özgürlüğünü savunmaktadırlar: “Din işleriyle devlet işleri birbirinden kesin olarak ayrılacak, diyanet işleri teşkilatı lağvedilecek, başta aleviler olmak üzere dinsel azınlıklar üzerindeki baskılara ve bazı mezheplere tanınan ayrıcalıklara son verilecek, dinin kişisel bir sorun olduğu ilan edilecek, inananların ve inanmayanların inanç özgürlüğü güvenceye alınacaktır.” Türban dalaşında da bunu en gür şekilde ifade edeceklerdir.
atılım dan alınmıştır. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
dersimin_perisi Yeni Dost


Kayıt: 19 Şubat 2008 Mesajlar: 1
|
Tarih: Sal Şub 19, 2008 4:56 pm Mesaj konusu: Re: Herkese fikir ve vicdan özgürlüğü |
|
|
türbandan önce ülkede çözülmesi gereken o kadar çok sorun varki önce onlara baksınlar. haklarımız nerde diye bağırıyorlar peki bizim haklarımız nerde neden kimse bizi görmüyor yapılan bunca katliamların hesabını neden kimse sormuyor.  |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
dersimli3462 İlerleyen Dost


Kayıt: 24 Ağustos 2007 Mesajlar: 94 Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Şub 20, 2008 1:21 am Mesaj konusu: Re: Herkese fikir ve vicdan özgürlüğü |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
can adamların fikri kötü öle yada böle ülkeyi ele geçirdiler . adamlar elinden gelen gericiligi yapıyor ve bisim insanlarımız akıllanmııyor . biz ne kadar çok konussakda bi o kadar insanımız destekliyor. öle olmasa o kadar kişi sokaklara döküldü bagırdı çağırdı bakk simdi tek partı ordalar kimse gerçek yüzünü göstermiyor. adamlar bi türbanla ortaliği dağitıyor sonra.  |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|