Munzurun Susmayan Sesi MUNZURCA
İletişi Üye Hesabı Müzik Dinle Haberler Forum Anasayfa
www.Munzurca.com :: Başlığı Görüntüle - Dersimli Aleviler oz Muslumanmidir?
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Dersimli Aleviler oz Muslumanmidir?

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Alevilik Üzerine
Önceki başlık :: Sonraki başlık  

Dersim Alevileri hakiki Muslumanmidir?
Alevilik her nekadar Sii Islamina benzesede biz oz Musluman olamayiz cunku Dersim Aleviliginde baska dinlerinde bircok etkinlikleri vardir.
50%
 50%  [ 4 ]
Aleviler hakiki Muslumandir ve bunun tartisilmasi bile cok sacma!
50%
 50%  [ 4 ]
Alevilik hakkinda hicbir bilgim yok.
0%
 0%  [ 0 ]
Toplam Oylar : 8

Yazar Mesaj
DersimliCemo
Dost
Dost


Kayıt:
05 Nisan 2007
Mesajlar: 27
Nerden: Lorton (USA)

MesajTarih: Prş Nis 19, 2007 10:04 pm    Mesaj konusu: Dersimli Aleviler oz Muslumanmidir? Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

Alevilik sadece Muslumanlik degil Zerdustluk ve Hiristiyanliktir. Aleviligi arastiran biri Hiristiyanligin ve dahada cok Zerdustlugun etkilerini gorecektir. Bizim Zerdustlerle sayilamiyacak kadar ortak yonlerimiz var. Biz Dersim Alevileri Musluman degiliz.
Üye
Dersim Zazalarin onurudur
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
babakures
İlerleyen Dost
İlerleyen Dost


Kayıt:
26 Temmuz 2006
Mesajlar: 84

MesajTarih: Cum Nis 20, 2007 10:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DERSİMLİ CEMO ARKADAŞIMIZ AMERİKADAN YİNE YAZMIŞ AMA BELLİKİ BİR İKİ BASMA KALIP CÜMLE İLE İSLAM DEĞİLDİR DEMİŞ ALEVİLİK
1.HAK MUHAMET ALİ 12 İMAM İNANCI ACABA HRİSTİYANLIKTA VAR MI Kİ ZERDÜŞTLÜKTE VAR MI Kİ BU CÜMLELERİ KURABİLİYON
2.AŞURE GÜNÜ MUHARREM YASI O DEDEĞİN İNANÇLARDA VAR MI Kİ BİZİ ONLARA YAKIN SAYIYON
3.SEMAH VAR MI CEM VAR MI PİR DEDE TALİP MUSAYİP KİVRA LİK VAR MIKİ O İNANÇLARDA BİZİ ONLARA YAKIN SAYIYON
4.HER İNANÇ DİĞER ÇEVRE İNANÇLARDAN ETKİLENİR AMA BU DOĞALDIR
5.ALEVİLİK -KIZILŞBAŞLIK-BEKTAŞİLİK OLMASI GEREKEN İSLAMDIR
CEM LERDE TEVHİD EDİLİP HAK MUHAMET ALİYE SALAVAT VERLİYORSA BİLİNMELİKİ İNANÇSAL BOYUTTA ALEVİLİK İSLAMIN ANADOLU HALKLARI TARA FINDAN YORUMLANIP ŞEKİLLENMİŞ VE ANAMERKEZİNDE İSLAMİ İNANÇ ÖNDERLERİ BULUNAN KLASİK ORTODOKS İSLAMIN DIŞINDA OLAN BİR İNANÇTIR
SONUÇ OLARAK ALEVİLİĞİ HRİSTİYANLIK VE YA ZERDÜŞTLÜKLE İLİŞKİLENDİRMEK O İNANÇLAR HAKKINDA VE HELE HELE ALEVİLİK HAKKINDA HİÇ BİLGİ SAHİBİ OLMAMAK DEMEKTİR

TAVSİYEM BİR AYİNİ CEME KATILINKİ GÖRÜN ALEVİLİĞİ

DERSİM ALEVİLİĞİ ANADOLUDAKİ EN KATI ALEVİ ANLAYIŞTIR TÜRKMEN ALEVİLİĞİNE GÖRE ÖYLEKİ BİR TÜRLÜ DEVLET TARAFINDAN ASİMİLE EDİLMEYEN BİR BÖLGE OLMASI BUNUN KANITIDIR
DÜZGÜN HIZIR KUREŞ İNANCI DERSİM ALEVİLİĞİNDE ÖNEMLİ ALEVİ İNANÇ ÖNDERLERİDİR
KİVRALIK VE MUSAYİPLİK KURUMLARI DAHA KATIDIR DİĞER ALEVİ BÖLGELERİNE GÖRE

SONUÇ OLARAK DERSİM ALEVİLİĞİ ANADOLU ALEVİLİĞİNİN EN KATI YAŞANDIĞI YERLERDEN BİRİDİR
ÖYLEKİ SÜNNİ ASİMİLASYON SIFIRDIR

BIMANE WEŞİYEDE BRA DERSİMLİ CEMO ZONE HO RA İTAKATİ DERSİM RA WAYİR BİVEJİ
HAK MUHAMET ALİ AŞKINA GERÇEĞE HÜ
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DersimliCemo
Dost
Dost


Kayıt:
05 Nisan 2007
Mesajlar: 27
Nerden: Lorton (USA)

MesajTarih: Cum Nis 20, 2007 4:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

Biz Aleviler dua ederken genelde mum yakiyoruz. Eline, beline, agzina sahip cik diyoruz. Ates, su, toprak ve hava kutsaldir. Rahmet etsekte ruhumuz yok olmaz diyoruz. Dua etmek icin illede bir Camii, Kilise veya bir tapinaga gitmemize gerek yoktur. Oldurmek, tecavuzetmek, kufur etmek butur seyler hos gorulmez. Iste bu Zerdustlukten gelmedir.

Islamda kutsal bir tepe, dag veya irmak yoktur ama Dersimliler Duzgun Babaya gidip orda dua ederler. Mum yakarlar. Bebekler 40'ni cikarinca baptize edilirler. Yine Zerdustluktede oldugu gibi belli tapinaga gitmek zorunda degiller. Buda Hiristiyanliktan gelmedir.

Dersim Aleviligi sanirim 1938 katliamindan once hatta daha degisik bile olabir. 1938'den beri Dersime baski yapiliyor. Turkler gelip cami yapip okullarda sadece Turkce ogretip ve bize ana dilimiz zazacayi unutturmak icinde ellerinden geleni yapiyorlar. Biz Dersimli Zazalari asimile etmek icin ellerinden geleni yapiyorlar. Her gecen gun Dersimli Aleviler biraz daha Sii Islamina yaklasip kendi oz dinlerinden uzaklasiyor. Bizim eskiden belki Zerdustluk ve Hiristiyanlikla daha cok ortak yonlerimiz vardi ama 700 yil boyunca Turk ve Iran muslumanlarinin baskisinda kaldiktan sonra iyice Muslumanliga yanasmisiz.

Ben Musluman diylim ve Alevileri Musluman olarakta gormuyorum ama bu Muslumanlardan nefret ettigim anlamina gelmez.
Üye
Dersim Zazalarin onurudur
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
berivan
İlerleyen Dost
İlerleyen Dost


Kayıt:
20 Temmuz 2006
Mesajlar: 56

MesajTarih: Cmt Nis 21, 2007 8:57 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

şimdi ilk önce alevilik, islamiyetin neresinde yer alması gerekir bunu düşünmeliyiz ve daha sonra gerçek dersim alevileri müslüman mı sorusuna gelmeliyiz ????

öncelikle aleviler olarak kendimize diğer sunni kesim bize sorduğundan evet müslümanım diyoruz.peki bir müslüman olarak yerine getirdiğimiz islamın ve imanın 5 şartı nederece yerine getiriyoruz herkese bireysel olarak soruyorum Smile
kendi adıma söylüyorum hiç birini Smile şimdi diyeceksinizki bizlerdede ibadet var cem yapıyoruz; iman ediyoruz; tevhid getiriyoruz;kerbela şehitleri için her yıl oniki imamlarda gözyaşı döküyoruz ehli beyt için .

sonra dönüyoruz iş caminin kapısından geçildiğinde veya sokakta sarıklı, ne bilim işte islamiyetle ilgili bir söz duyunca birden alevilik damarlamız kabarıyor ne hikmettse birden kerbela yapılanlar aklımıza geliyor galiba islamiyetten soyutluyoruz kendimizi. bu başka bir çelişki Smile

bence şuna inanmak gerekir inanç , din ve tanrı olgusu insanın doğumundan ölümüne kadar kemiklerimize işleyen bir olgu. inanç;farklı dinlerde ve dinlerdede olsa tek çıkış kapısı var ruhen kendini rahatlatmak Smile)

konu biraz dağıldı gibi ama konuşulacak çok şey var
saygılar (beri)
Üye
Sen Beni Sevseydin Arar Bulurdun; Zülfün Tellerine Bağlar Dururdun.....
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DersimliCemo
Dost
Dost


Kayıt:
05 Nisan 2007
Mesajlar: 27
Nerden: Lorton (USA)

MesajTarih: Çrş May 02, 2007 4:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

Alevilerin inandigi ALI ile Islamiyeteki ALI ayni degil ISA da MUSA da ALI idi
Alevilik noktası Türkiye halkı için önemini korurken Türkiye halkının bir kısmı İslam emperyalizminin kucağında ne arıyor?
İslam din adına bir Arap emperyalizmi peşinde iken buna alet olan sözde aydınlarmıza ne demeli?
Salon sosyalistleri, masa başı aydınları halkımzın deve çobanlarının kirli emellerine alet edilmesine nasıl da goz yumuyor. Evet bu içler acısı duruma karşı en ufak bir kıpırdama yerine kendileri bile insanlık düşmanı bu çağdışı kültür veya inancın basit bir aleti olmayı gönüllüce kabul eden sözde ilerici parti ve kuruluş yanlısı kuru kalabalık yapma dışında bir yeteneği olmayan salon devrmcilerine bin yazık!!!!!

Gerçek nedir?

1- ALEVILIK GERICILIK DEGILDIR; GERICILIGIN SEMBOLU OLAN ISLAMIN ICINDE OLAMAZ.
2- ALEVILIK ZATEN ISLAMDAN COK COK ONCE VARDI. NUVELERI ESKI ZERDUST VE YAHUDI DINLERI ILE BAGLANTILIDIR.
3- ALEVILIK TAMAMIYLA MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARININ DEVAMIDIR.
Islam dini icine sokulma cabalari Aleviligin en buyuk dusmani bir caba olarak gorulebilinir.
Sayin arkadaslar; Alevilik gelinen noktada artik kendine sahip cikmalidir. Osmanli Turk takiminin onu Islamin icine sokma faaliyetlerine karsi cikmalidir.
Alevilerin cahil kesimlerinin kandirilmalarina karsi cikmanin zamani gelmistir.
Biz Aleviler olarak kendi kimligimize sahip cikmali, halkimizin dunyanin en geri ideolojisine suruklenmesine karsi cesaretli adimlar atmaliyiz.
Islam denilen halk dusmani ideolojiye karsi amansiz bir mucadele baslatmaliyiz.
Alevilik ileriye gitmeli, geriye degil!
Islam demek barbarlik demektir. Col ve deveden baska bir sey tanimayan, demokrasi ve kultur dusmani musluman cahilliginin disina cikmak artik kacinilmaz bir gorev olarak onumuzde durmaktadir.
Akkoyunlu hukumdarliginin Dersim istilasi ile yayilan sii islamdan korunmak icin ALEVILER ALI yi bir maske olarak kullanmislardir.
Ornegin ALEVILER kurana inanmamakla birlikte cenazelerinde kuran okutmalari da bir maskedir.Islamiyetle ALI ile ISA arasindaki benzerlik dusundurucudur.Alevilikteki Mistik inanclarin anlamlarini anlayabilmek yani SIR ri anlayabilmek 40 lar cemindeki SIR da yatar.40 lar cemindeki Her sozde bir anlam vardir .
Aleviler kendilerini ne turk ne kurt ne de Musluman olarak gorur Yalnizca ALEVI olduklarini idda ederler . Alevi inanc ve Gelenekleri Eski Israil Ogularina Dayanir Bakiniz Kitabi Mukades Bible
Muslumanligin BES (5) sarti vardir .zekat vermenin disinda biz Aleviler Muslumanligin bes sartindan hic birini yerine getirmiyoruz ve bundan dolayi da bizler zaten muslumanligin disindayiz.Ne bizim kendimizi zorluyarak kendimizi muslumanliga dahil etmemiz gerekir, nede muslumanlar bizi buna mecbur ( onlar insani herseye mecbur edebilirler)edebilirler.Bizler ne kadar Muslumanliktan uzak olursak ALLAH`a ve INSANLIGA o kadar yakin oluruz ,bu da bizim varligimizin esas gerekcesi olmali.
Müslümanlıkta namaz var. Alevilikte niyaz ve cem. Müslümanlıkta, Allah gökte aranır. Aleviler muminin kalbinde… yani insanda arar. Alevilikte, “insan eksik bir tanrı,Tanrı ise mükemmel bir insandır”. İyiliğide kötülüğüde yapan insandır. “Ne ararsan sen senden ara” sözü boşuna söylenmemiştir. Müslümanlıkta ölünce cennet ve cehennem vardır. Alevilikte cennet ve cehennem bu dünyadadır. Bunu merhum Ozan Mahzuni Şerif şu dizesiyle tanımlar: "gidip gelmeyen bir yer yok yık benim için” der. Müslümanlıkta öldükten sonra diriliş vardır. Alevilikte, kişi sağlığında yaptığı hizmet oranında öldükten sonra, insanlar arasında anılır, manevi bazda yaşatılır. Pir Sultan’lar, Eba Müslüm’ler, Nesimi’ler, Seyid Rıza’lar ve daha dünmüş gibi aramızdan ayrılan Ozan Mahzuni Şerif’ler gibi… Ayrıca Alevilikte, musaiplik ve eline, beline, diline sahip olma düstürü vardır. Birde günümüzde modern toplumlarda yargılama aşamasında baş vurulan Juri’nin yerini Alevilerde daha geniş halk mahkemeleri mevcuttur cemlerde. Orda verilen en ağır ceza, toplum içinde toplumla ilişkisi kesilir. Kişi yaşarken ölü sayılır halkın nazarında

Alevilerin atalari Mezopotamya bölgesinde yaşıyorlardı. Tek dinleri Zerdüşlük’tü. Toprak, hava, su ve ateşi kutsuyorlardı. Daha sonraları Zerdüşlük’ten esinlenerek Aleviliği benimsediler.
Alevilik, birçok dinin iyi yönlerini almış kendi felsefesinde yoğurmuş, ona kendince bir biçim vermiş. Çağın şartlarına göre kendini yenilemiş, kardeşliği, hoşgörüyü, insancılığı ön pilana almış bir yaşam biçimidir. Günümüzde ise: Yoksulluğun, ezilmişliğin, zülmün, soygunculuğun olmadığı, eşit paylaşımın olduğu, herkesin kardeşçesine yaşadığı, tabiatın tahrip edilmediği bir dünya yaratma mücadelesidir Alevilik.
640 yılında İslam orduları komşu ülkelere sefere başladılar. Ya İslamlığı kabul edecektin, ya da şimdi olduğu gibi göç edecektin. İslamlığı kabul etmeyen 300 bin suçsuz insan kılıçtan geçirilerek öldürüldü..
Müslümanlığı kabul etmeyen Aleviler göç etmek zorunda kalmışlar. Bu gün Alevi köylerin %90’nı verimsiz, yol geçmez dağ yamaçlarındadır. Gerçek nedeni ise: düzeni yönlendirenler, onlara yaşama hakkı tanımadıklarıdır. İbadet ederlerken bile, biri görür diye köyün dışına nöbetçi dikerlerdı cemlerinde…


http://www.geocities.com/ehlibeyt2002/haaleviligi.html
Üye
Dersim Zazalarin onurudur
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
DersimliCemo
Dost
Dost


Kayıt:
05 Nisan 2007
Mesajlar: 27
Nerden: Lorton (USA)

MesajTarih: Cum May 11, 2007 3:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dersim alevileri gercek alevilerdir Dersim haricinde baska yöreden alevi olan insanların cogu sonradan alevi olmadir. Dersimli insanlar aleviligin gercegidir İnanç Yörüngesindeki Dersim Aleviligi Su sekilde yayınlanmıstır Mehmet Gülmez (Memê Jele) akt.tornêcengi

İnanç Yörüngesindeki Dersim Aleviliğinden,
Merkezi otoritenin Denetimindeki Dersim Aleviliğine

(17. 18. 19 2002 tarihinde BAK Derin 3 üncü Alevi Sempozyumuna sunulan tebliğ)


Öncelikle Dersim olarak adlandırılan Bölgenin Cumhuriyet döneminde sınırları belirlenen bu günkü Tunceli ile sınırlı olmayıp, Erzincan, Sivas, Malatya, Elazığ, Bingöl ve Erzurum sınırları içerisinde kalan kısmi bölgeleri kapsayan bir coğrafyadan ibaretolduğunu belirtmek isterim.
1950 li yıllara kadar gerek türkiye, gerekse Kürdistan bölgesinde Alevi inancının en az tahribata yada değişime uğradığı bölgenin Dersim Bölgesindeki Alevilik olduğunu kabul etmek gerek. Bir başka deyim ile kendine özgü etnik, Dinsel ve diğer yaşamsal değer ve motifleri en az tahribatla sürdürmeyi başaran Alevi bölgesidir Dersim.
Bir başka açıdan daha irdelenmesi gereken yönüde şu ki; Dersimin nüfuz alanı çerisindeki bölge İslam olarak tanımlansa dahi, yaklaşık 1400 yıllık islam yayılmasına ve asimilasyonuna karşılık, yine İslamdan en az etkilenen bölge olduğunu vurgulamak gerekir diye düşünüyorum.
Esas itibariyle, Aleviliği hem yasaklanan hemde katliama uğrayan bu bölge Halkının İslam olmadığı zaten resmi ideoloji tarafından, da kabul edilmiştir.

Anadolunun diğer bölge Alevilerine göre daha az kültür ve inanç erozyonuna uğraması, Merkezi otoritenin en son düşürdüğü en son teslim aldığı bölge olmasından kaynaklanmaktadır. Burada altını çizerek vurgulamak istiyorum, diğer Bölgelerin Aleviliğindeki değişimin gönüllü olmayıp merkezi otoritelerin yüz yıllarca baskı ve zulmü sonucu olduğuda açıktır. Elbette tek başına böyle açıklanamıyacağı gerçeğini de belirtmek lazım.
Peki ne olabilir başka bir neden?
Başka bir neden, Bu bölge Halkının kökleri Tarihin derinliklerine uzanan önemli Kültür medeniyetlerine dayandığı görüşündeısrarlıyım. Yazı devrimi diye adlandırılan ve Halklar bir sabah kalktığında Elde avuçta var olan yazılı tarihin yok edildği, yerine sıfırdan başlayarak yeni bir yazı ile ve yeni uydurulan bir tarih ile baş başa kaldıkları, ve bu oluşumun yaklaşık 80 yıldır tek dil, tek din, tek ırk ideolojisine dayalı bir biçimde amansızca sürdürül düğü Türkiyede, gerçek anlamda bilim ve tarih kurumlarının ışığında üzerinde durduğum gerçeği gün ışığına çıkarmak elbetzordur ama, imkansız değildir.
İşgalci olarak gelenler, Medeniyetlere binlerce yıldır beşiklik eden Anadolu ve Mezopotamyayı tar u mar ettiler.
Bu Coğrafyayı öz sahiplerinden arındırmak için zaman zaman kendilerine can düşmanı olarak gördükleriyle ittifak yapmaktangeri kalmadılar. Geçmişinden koparılan toplumların Kültürlerini hem başka toplumlara mal ettiler, hemde batılı dostlarıyla beraber talan ettiler.

Tabiiki bazılarınıda kendi atalarına mal etmektende geri kalmadılar. Halbuki Tarih tanıktırki, Onlar bu ülkeye geldiklerinde göçebe idiler, Atları, Kalkanları, Silahları ve çadırları vardı.
Ama anadolu ve Mezopotamyada Binlerce yıllık yerleşik ve çağa göre modern medeniyetlerin tarihi vardı.
Kısacası Anadolu Doğununda Batınında, asırlar boyu ilgi alanı olduğundan, Bu Coğrafyada istila savaşları, talan ve yıkım adeta Anadolunun bitmez yazgısı oldu.
Anadoludaki medeniyetlerin mirası talan ve inkar edilerek kurulan hiç bir düzen kalıcı olamaz. Anadoluya işgal ile gelip sonunda yıkılıp giden nice güçlü ordu sahiplerinin hazin sonu, bu gürüşümün temel dayanağıdır. Bu gün Anadolu coğrafyasında çekilen acıların nedeni bu inkarve işgalden başka bir şey değildir.

Yine Dersime dönecek olursak, bölgede 1900 yüzlü yılların başına kadar Topluma hakim olan iki ana inanç sistemi görülmektedir.
1- Rayber, Pir, Murşit, Ziyaretler ve Cem eksenindeki Kızılbaş inancı.
2- Ermeni Kilisesi.
Tartışmasız bir şekilde bu iki ana inanç akımı görülmektedir.
Bu bölgede sanat ve ticarette etkin olan şehir sakinlerinin ağır lıkta olduğu Ermeniler ile, kırsal alanda ezici çoğunluğu elinde bulunduran Kızılbaşların uyumlu ve barışçıl yaşamı incelemeyedeğer tarihsel bir anlayış olayıdır.
Evangelik Kilisesi ile Katolik Kilisesi arasında sürüp korkunç acılarla tarihe geçen anlamsız savaşı düşündüğümüzde, Kızılbaşlarla Ermeniler arasındaki hoşgörü ve barış insanı hayretlere düşürüyor.
Bir örnek vermek gerekirse, Seyid Rıza nın kıymetli eşya ve Altınlarının Dersimin Vank köyünde bulunan ve 1936 yılına kadar özerk faaliyette olup, 36 nın sonbaharında Seyid Rızanın Konağına yapılan bombalama harekatından sonra Devlet güçleri tarafından yağma edilip yakılan Ermeni Vank Kilisesinin kasasında emanette olduğu gerçeği dikkate alındığında Kızılbaşlar ile Kilise arasındaki güven ve barışıklığı açıklamaya yeter sanırım. (Bahsettiğim Bombalama harekatının Atatürkün ünlü manevi kızı Sabiha Gökçen tarafından yapıldığı Türk Tarih sayfalarında bolca övgüyle yazıldığını hatırlatmak isterim)

Ermeni Kilisesine ilişkin Aliyê Hemedi nin bir anısı aynen şöyleydi. Adı geçen şahıs Yaklaşık 1890 doğumlu olup kendisinin söylediklerine Torunu Mehmet Doğan
da tanıktır.
" Raya Avgasori ra some destê Ağdadi. Waxto ke ameyme Vank, ma xo çarna Kilse, şime verê şemuge de çhok na ro, Ma şêmuge ro kelê xo bırna, a sewe çê Papazi de bime meyma, sodır şime Ağdad.

Avgasor yolundan Ağdat tarafına geçeceğiz. Vank a geldiğimizde, Kiliseye yöneldik, kapının önüne gelip Eşiğe secde olduk. O gece Papazın evinde misafir kalıp sabahleyin Ağdada gittik.
Aliyê Hemedi (Haydaranlı Aliyo Khurrık) Peyê coyi, hiris u ses de O kilse eskerê Dewlete vêsna. Keşiş rema vi, era eskeri dest nêkoti vi. Waxtê ra têpia dotê Vanki, hetê Sırpate de esket de meyit di, eke wuza kisto. Haq zoneno, nêzon kami kist.

Aliyê Hemedi nin söyleminden Kiliseye duyduğu saygı açık olarak Dersimlilerin Kiliseye bakışının göstergesidir.

Ünlü Ermeni Tarihçi Yazar Antranik’ın 1901 yılında Tiflis de Yayınladığı “DERSİM” adlı eserindeki değerlendirmeye bakalım:
“Dersimliler ne İsaya, ne Musaya, nede Muhammede bağlıdırlar. Onların dini eski ve yeni dinlerin karışımıdır. Bu Din Musa’nın öğütlerinin büyük bölümünü kapsamına almıştır. En çok Ali’ye bağlıdırlar. Ali’ye gösterdikleri saygıyı İsa’ya da gösterirler. Dersim’de Dini liderler, Seyid ve Pirlerdi. Nasılki Papazlar İncili yanına almadan dolaşmazlardı, Seyid ve Pirlerde sazsız dolaşmazlardı. Seyidlik ve Pirlik makamına layık görülecek evlat 7 Seyid veya Pirin bir evde toplanıp destur vermesi gerekirdi. (Bkz. sayfa 163/176 1855, 56) Osmanlı Rus savaşı patlak verdi. Osmanlılar Ermenistandan Rusyaya geçerken önce Dersimi yakıp yıktı. O zaman Dersim savaşçılarını yöneten Ali Bey babası kadar tecrübeli değildi, Güçlerini alıp Dojik (Thuzige) ve Kutu deresine çekilmek zorunda kaldı. 1877 yılında tekrar başlayan Osmanlı Rus savaşı sırasında Osmanlı mutlaka Dersim’den asker almak istiyordu. “Osmanlıya asla asker vermeyiz, Rus gelirse kendi memleketimizi kendimiz savunuruz” diye red cevabı veren Dersime tekrar Osmanlı saldırdı. Bu savaşta özellikle Xıranlarla Mirakyanlılar Dojikteki Dersimlilerin yardımına yetişip çetin çatışmalarla Osmanlıyı bozguna uğrattılar. Bu savaşta Mirakyanlıların türkülerinden bir dörtlük.

Kılıcımı vurdum taşa
Taş yarıldı baştan başa
Nire kaçarsın Osman paşa
Mirakyanlardır karşında

Dersime yönelik seferlerle ilgili Muşir derviş paşa ile Fazlı Ferit Paşa görevliydiler. 1887, 88 de Dersime hareket eden Ferit Paşa, Dersime haber gönderdi. "Benim adım Fazlı Ferit Paşadır. Yunanistanı yakıp yıkanbenim. Söyleyin Rafazi Kürtlere iki güne kadar bütün buraları, bütün nehirleri kana bulayacağıma yemin ettim". bunu başaramazsak Avrupalılar bize Abdi der. Bu tehditlerinden sonra iki günde İstanbula geri dönmek zorunda kalan Ferit Paşa, Sultana şunları söyledi: Sultanım O dağlar ve ormanlar Dersimde olduğu sürece biz birşey yapamayız.

Bunun üzerine Sultanın emriyle Batum’dan Trabzon yolu üzerinden Dersime büyük miktarda Neft yağı nakledildi ve Dersimde Xuzuçan (Pülümür) ve
Çarsancak ormanları ateşe verildi. Bu olay karşısındada Gök gürleyip yağmur ve dolu yağmaya başlayarak Hem Dersimlilerin hemde Osmanlının şaşkına uğradığı bir Doğa olayı meydana geldi.

Dersimli Ermeniler, Yada Mirakyanlılar, özellikle Dujik (Thuzıg Baba, Sultan Baba’nın diğer adıdır.) tarafında yoğundurlar.
(. . . . . . . . . .)
Mirakyanlılarla Dersimlilerin ilişkileri çok iyidir. Aralarında hiçbir zaman husumet olmamıştır. Dersimliler İmam Hüseyinin başını Müslümanlara vermemek için 7 oğlunun başını kesip feda eden Ermeni papazı hep anlatırlar. Dersimlilerin bu olayla ilgili Dini şarkısından birkaç satır şöyledir
.
Bak şu allahın işine
Ermeni Papazın kestiği
Yedi çocuğun başlarına
Ben yanarım onların canına


Kafirlerin istediği
İmam Hüseyini öldürmekti
Feda etti Papaz evlatlarını
Benim koruyucu imamıma

Son mahkeme olacaktı
İsa hakim olacak
Hasan Hüseyinde şahit
Kafirler cezalandırılacaktı
(Bkz. age sayfa 198 207)


Buna karşılık Dersim’deki Ermenilerinde Kızılbaş inancına karşı soğuk ve hoşnutsuz davranmadıkları gerçeğide bilinmektedir.
Yine bir örnek vermek gerekirse, Dersimin köklü Ermeni ailelerinden olan Devletli Ailesinden Nazlı Devletli adındaki Hanım iki defa 12 İmam yasını tamamlayıp 12 Kazan kaynattığını bilmekteyiz. Bu 24 yıl aralıksız 12 İmam yasının tutmak demektir.

Kısacası birlikte yaşamaya alışmış, birbirlerini hazmedecek hoş görüyü benimseyen iki Toplum olarak algılanması gereken Tarihsel bir kesittir Dersim Ermenisi ve Kızılbaşı.
Birinci Dünya savaşı döneminde Rusyanın istila hareketinin havasına kapılarak Erzurum ve Erzincan yöresinde Ermenilerin kısmi şiddet hareketlerini bilmekteyiz. Bu şiddet hareketlerine karşı Dersimlilerde doğal olarak nefsi müdafai tavır almışlardır.
Yine adı geçen tarihi olayda Rus ordusu ile Dersimliler arasında Pülümür ile Erzurum ve Erzincan sınırında gerçekleşen çetin çatışmaların Ağıtları günümüzde halen söylenmektedir.

İlginçtir, Rus ordusunun bulunduğu havzada çatışırken Ermenilerle de karşılaşan Dersimliler aynı dönemde Ermeni soykırımını gerçekleştirmenin peşinde olan Osmanlı idaresinden Dersim içindeki Ermenileri korumaya çalışıyorlar. (Pah/Pax nahiyesi ve Mazgirtte birkaç Dersimlinin kısmi ferdi ihaneti hariç)
İstisna sayılacak bu olayları ayrı tutarsak, Tarihin hiç bir döneminde Dersimde Kilise ve Kızılbaş çatışması olarak algılanabilecek bir olay yaşanmamıştır.

Osmanlı saldırılarından kurtulmayı başarıp, Haydaran bölgesine sığınan Ermeni ailelerden üçü hakkında Alacıklı Küçük Kamer Ağa, Kırmızı Kamer, (Roşnage" den Kırmızı Kamer. Büyük Kamer Ağanın yeğeni, şöyle der:
"Ermenilerle çok iyi komşuluk yapardık. Hiç bir zararlarını görmedik. Bu topraklar ne kadar bizim se, o kadar da onlarındır. Kırım başlamıştı, bazıları kırılmış bazılarınında akıbeti bilinmiyordu. Mavi Ovanês (Ovanêso Zeng) Kara Sarıklı Ovanês (Ovanêso Kuleşiaye) Andrak (Beğdo Ailesinden) Amcama sığındılar. Amcam Kamer Ağa, Mavi Ovanêsi benim evime verdi, yani aynı evde kalıyorduk. Kara sarıklı Ovanês ile Andırak, Amcamın konağının arkasındaki üç gözlü eve yerleştirildiler. Sonra 1937 yılında amcam Kamer Ağa, diğer Ağalar ve Seyid Rıza ile Elazığda yargılanırken,
Amcam Ermenileri korumaktanda suçlandı ve cezalandırıldı.
Sonra Ermenilere yapılanın aynısı bizede yapıldı. Biz Ermeliler kadar şanslı değildik. Bizi kabul edecek bir Devlet, yada koruyacak bir Millet hiç olmadı. )

Dersimde Kızılbaşlarla Ermenilerin barış içinde yaşamaları akıllara durgunluk vermektedir. Denilebilirki "Kızılbaşlar hakimdi o nedenle Ermeniler sessiz
kalmak zorunda idiler. Peki o çağa bakıldığında yanındaki azınlığın dinine diline ve etnik yaşamına müdahale etmiyen, onu kendi potasında eritmeyi hedeflemiyen bir çoğunluk göstermek mümkünmü?
En basiti Türkler Anadolu içlerine girdikten sonra bu yurdun öz sahipleri arasında kendilerinin dışında kime tahammül ettiler? Elbette hiç kimseye tahammül etmediler ve bu gün bu Doğada yaşanan acıların sebebi Türk milliyetçiliğinin bağnazlığından kaynaklandığına tarih açıkça tanıktır.

Kısacası, kendi kiliselerine sıkıca bağlı olan Ermenilerin aynı zamanda Kızılbaş inancınada sıcak baktıklarını, Kızılbaşlarca kutsal olan her olgunun Ermeniler için de saygın ve kutsal kabul edildiği gerçeği mevcuttur. Aynı vaziyette Kızılbaşlarında Kiliseye saygın baktıkları gerçeğinin altını yukarıdaki alıntılardan sonra rahatlıkla çizmek isterim.

Kızılbaş İnancının tarifi:
Bana Kızılbaş inancının tarifini yap derseler cevabım, Yaratanın özelliklerini Doğanın güzelliklerinde arayan ve Doğadaki güzel likleri korumayı temel alarak İnsan Haktan, Hak İnsanda Felsesiyle oluşan binlerce yıllık Bir Halk yaşamıdır. diye cevap veri
rim. Dolayısıyla Kızılbaş inancı Doğa inancıdır ve açıkça çok Tanrılı bir inançtır.
Kızılbaş İnancında Tanrı (Haq) Sahip (Wayir) diye iki ana yaratıcı mevcuttur. Yine yüzlerce Ziyaret Ocak ve Evliya mekanları mevcuttur.
(Haq )Tanrı tüm alemin ortak yaratanıdır. (Wayir) Sahip ise Kızılbaşlarda her ailenin sırrdaki kendi sahibidir. Aileler gelişip Aşirete dönüşünce doğal olarak sahip Aşiretin sahibi olmuştur. Sahip ya Aşiretin ilk atasının ev yapmak için ilk temel kazdığı
yerdeki mekandadır ki buna Wuzağ adı verilir, yada Aşıretin bölgesinde bir Ziyarettedir. Bu Aşiret olayını burada biraz açmak istiyorum.

Bana göre Alevi toplumu içerisindeki Aşiret olayı, Bu Halka ait olan Anadoluda ve Mezopotamyadaki medeniyetlerin, dışardan gelen işgalci güçler tarafından bozguna uğradıktan sonraki evreye tekabül eder.

Örneğın Kureyşan’lıların sahibi Ataları Pir Khurês’dir ve tüm Dersimlilerce Pir olarak kabul görmektedir. Areli, Alanlı, Haydaranlı, Şıhmamedanlı, Demenanlı, Karsanlı ve Şıhhasanlıların bir bölümünün atası Khalmemo Sırr’dır.
Mekanında Yeni adı Kalmam olan Serdıni köyündedir.
Ayrıca bu Aşiretlerin kendi bölgelerin mutlak kendi Aşiretlerine sahip olarak gördükleri Ziyaretleri vardır.
Karsanların Hemuğ, Arelilerin Küçük Munzur, Haydaranların
Zêl, Şıxhasananların Sultan Baba ve Munzur Baba, Alanların Sameşia, Demenanların Ozız Avdıl gibi sahip Ziyaretleri vardır. Kızılbaş Toplumu birde Ziyaretlerde ayrı keramet özellikleri aramış ve öyle kabul etmiştir. Örneğın Düzgün Baba,
murad veici özelliğiyle tapınaktır. Pir Khurês in Ocağı Felçlilere deva arandığı mekandı ve Khurês’den kaldığı söylenen yeşil bir eldiven Felçli hastanın felç bölgesine sürülür bir gece orada yatırılır ve sabahleyin evine sağ salim döner.

Bu olayın tartışmasız doğruluğuna şu anda bu salonda gördüğüm çok insan tanıktır, ben şahsende bu efsanevi olayın tanığıyım, asla abartılı ve rivayet yanı yoktur.
Düzgün Baba murad verendir. Muradına ermek için ona gidilir.
Zêle, Buyere, Xaskare, Bağıre gibi İsmi Dişil Evliyalar, yada Ziyaret olarak anılan, Ziyaretlerden “Sahip ziyaret” özelliklerinin yanında farklı bir misyon daha yüklenmiştir.
Bölge Kızılbaşlarının maddi yaşam kaynağı olan tarım ve hayvancılık olgusu itibariyle, genellikle bu ziyaetlerin adı bereket dilekleriylede anılmaktadır.
Bölgenin kadınları bakracını yada, tahtadan yapılan helvuke’lerini (Helke) alıp hayvanlarından süt sağmaya başladı mı, mutlaka bu Ziyaretlerden dua ve dileklerde bulunurlardı.
Bereket ile adı anılan Ziyaretlerin adlarının dişil oluşu dikkat çeken başka bir konudur.
Dersim Doğasında zararsız ve güzelliğiyle bilinen Dağ keçisi türlerinin avlanmasının inanç itibariyle yasak oluşuda, saydığım bu Dişil Ziyaretlerin Hayvanlarıdır geleneğiyle belleklere yerleşmiştir. Bu hayvanları avlıyanlardan Sahip Ziyaretler davacı olacaktır inancı mutlak caydırıcı rol oynamıştır.
Çok dikkatlice incelendiğinde, Geyiklerin kutsallığının Millat’dan önceki tarihte dahi Anadolu Halk Kültürü ve inancında motifleri açıkça görülmektedir.


Düzgün Baba, Munzur Baba, Topatan Baba, Sılvıs Baba, Sultan Baba, Çewres Ospor (Kırklar yada Kırk suvari) Dolu Baba gibi onlarca kutsal Ziyaretin mekanı Dersimin yüksek dağlarındadır. Göllerde, Çeşmelerde, ulu ağaçlarda, Pir, Seyid ve ocak atalarının Türbelerinde, adım adım yüzlerce ziyaret ve kutsal mekan mevcuttur.

Dewrês Gewr, Dewrês Cemal, Ağuçan, Dewrês Mılız, Baba Mansur gibi sayacağımız onlarca ocak yine Kızılbaş inancının temel taşlarıdır.

Xızır:
Xızır Kültü Kızılbaş inancında Tanrı ile özdeştir ama özellikle rahat ve geniş ortamda Xızırı incitmeyip, (buda Doğaya ve insana zarar vermemek, kötülük yapmamak demektir) işte bu özelliklere sahip olan müminlerin dar anlarda feryat edip, sedası Xızıra ulaşanların imdadına yetişen bir kurtarıcı Tanrıdır. Beyaz bir atın sırtında aksakallı bir kamil olarak belleklere yerleşmiştir. Yukarıda saydığım 7 Aşiretin atası Khalmemo Sırr’ın babası Hz. Sırr Baba’nın Xızır ile Mısayıb olduğu ve onunla görüştüğü efsanesi anlatılmaktadır.
Çok tanrılı inançların etkisinin açıkça görüldüğü Kızılbaşlar Günlük yaşamda kendilerini Tanrıların Uluların, velilerın Pirlerin, Ocakların ve Ziyaretgahların gözetiminde hissetmeleri, hangi yana dönseler mutlaka kutsal bir mekan ile karşı karşıya olduklarına inanarak doğal ve zararsız bir yaşam sürmüşlerdir.
Yani Kızılbaşlar hem doğayı severek korumuşlar, hemde kendilerini doğa ile kontrol etmişlerdir.
Bizim baba kuşağı, yani 1900-1920 kuşağından bir insanın, ağırlığı ve ceza ölçüsü ne olursa olsun, işlediği bir suçu Dersim Ziyaretleri, Cem ve ya Pir huzurunda itiraf etmemesi asla düşünülemezdi. Kızılbaşlar için Cem Toplumun en yüksek idari merciidir. En önemlisi ise; Her Cem, Kızılbaşların kinden, nefretten, kirlilikten (Beden kirliliği değil Ahlak veya ruh kirli liği) hatadan ve umutsuzluktan arınıp kendisini Kutsal değerlerine teslim ederek yeniden doğma ve yeniden yaşama başla
ma olayıdır.
Dersim Kızlbaşı, Mahkeme ve Hapishanesiz, Ordu ve Polissiz, Yüz yıllarca Kutsal değerler ve Cem erkanıyla Toplumsal yaşamı sürdürmeyi başarmıştır.

Cem ve cemaat yargısında verilen kararlar kesin olarak uygulanır ve herkes sonuca razı olup barışık yaşamayı özüne sindirerek kabul eder. (Namus ve insan öldürme davaları en ağır suçlardır. Namus meselesi hariç tüm davaların sonucunda barışık
yaşam zorunlu olarak gerçekleştirilir. Buna karşılık tarihteki tüm siyasi otaritelerin, Devlet aygıtlarının denetiminde görülen davaların sonucuna taraflar katlansa dahi barışık yaşam asla temin edilemeyip kin ve husumet devam ettiğinden toplum barışı her gün dahada kötüye doğru sürüklenmektedir. Hele Rüşvet, hille ve siyasi kararların ağırlığıyla son bulan davalar ise, toplumsal kaosa neden olmaktadır.

Dersim Aleviliğinde İbadetin Dili neydi?

Sonradan din değiştirerek Müslümanlığı kabullenen toplumların dışındaki Toplumlarda İbadetin Dilini araştırmak aslında saflıktır. Nedenine gelince, bir Toplum doğal yaşamını hangi dil ile sürdürüyorsa, Doğal olarak Dini inancını gereklerini de o dil ile yapmaktan daha doğal ne olabilirki?

Gelin görünkü, Alevilerin Türklüğü üzerine yazılan, çizilen uydurma ve iftira teorilerinin karşısında insan öyle şaşkına dönüyor ki, bazen bu teorilerin sahiplerin uzaydan gelen Kösele suratlı yaratıklar olabileceğini düşünüyor.

Yazının konusu Dersim aleviliği olduğu için, Dersimlilerin ibadetindeki dua ve Beyitlerden örnekler vermek istiyorum.
Sayir Seyqaji Jiyarunê Dêrsımi Dano naskerdene /Şair Seyid Gazi Dersim Ziya
lerini şöyle tanıtıyor:

Kemerê Duzgıni Mêravê Khurêsano / Düzgün Dağı Kureşanların Tacıdır, simgesidir
Mekanê Kureşi dewa kalikana / Khurêsin mekanı ataların köyüdür
Jela Zeriye wayirê Heyderana / Sarı ışık saçan Zel Haydaranların sahibidir
Harşiya mıroddayiye wayirê Demenana / Murad veren Harsi Demenanların sahibidir

Khalferati persena wayirê Arêzano / Kalferatı sorarsan Arelilerin sahibidir
Ewliyayê Tosniye wayiri Bavamasurano (Bamasurano) / Tasniye deki Evliya Baba Mansurların sahibidir
Ewliyayê Kıstımi wayirê Pilvançkano / Kıştım Evliyası Pilvenklerin sahibidir
Ali Dost wayirê Xırançkano / Ali Dost Xıranllıların sahibidir

Bımbarekê Doli Bavay wayirê Wusıvano / Mubarek Dolu Baba Yusufanların sahibidir
Xatır Bavay vana wayirê Kurvaçkano / Xatır Babayı dersen Kurvaçkların sahibidir
Khalo Spêo delal wayirê Çarekano / Güzel İhtiyar beyaz Çarekanların sahibidir
Muzır Bavay vanê wayirê Şıx Hesenano / Munzur Baba derler Şıx Hasananların sahibidir

Çımê Emır Bavay wayirê Paxızano / Emir baba Gözesi Paxlıların sahibidir
Sey Savuni persena wayirê Qajiyano / Sey Sabunu sorarsan Qaziyanların sahibidir
Sey Qaji niştoro xorê qeydu vano / Sey Qazi oturmuş beyitler söyler
Wayirê Homete isala xewera xêre ano /Alemin sahibi inşallah hayırlı haber getirir.

Seyid Gazi burada Bazı Aşiretlerin Ziyaretgahlarını ve Atalarının adlarını zikrederek tanıtıyor. Bir Cem esnasında, Bunların topluca zikredilmesi tüm Aşiret mensuplarının inanç duygularını en derin biçimde etkileyerek olağanüstü bir duygu depremine neden olmaktadır.

Pir yada Rayber, Talibine geldiğinde, komşular bulunduğu evde ziyarete giderler. Eli boş gidilmeyip, herkes bir niyaz getirir. Kapıdan içeri giren komşu, eşi ve çocuklarıyla beraber darda durur. Her Pir yada Rayber Cem tutmaz. Cem tutulacağı mekanada aynı vaziyette girilir. Talipler darda iken okunan Niyaz dualarından birini aktarıyorum.

Pir:
Himet kerê /Himmet edin der.
Hayê ke Hazırê /Hazır bulunanlar
Himet Heqi ra, Himet Oli ra /Himmet Haktan yada Oliden diye ses verirler.

Pir:
Çêver de ame niyaz u namet / Kapıdan niyaz nimmet geldi
Wayiri dest dero payra vınet / Sahibin elinde Darda kaldı
Niyazê sıma nur bo / Niyazınız nur ola
Xeleskarê sıma Xızır bo / Kurtarıcıniz Hızır ola
Ardoğu rê delil bo / Getirene delil ola
Werdoğu rê helal bo /Yiyenlara helal ola
Diwanê Olide qewılbo / Oli divanında kabul ola
Derdê cigere mevinê / Evlat acısı görmiyesiniz
Ax u wax mekerê / Ah vah etmiyesiniz
Oliyê Homete ra bıwazê / Alemin Olisinden istiyesiniz
Emeğ be destê xo vırazê / El ve emeğinizle yapasıniz
Zerê xo pak u hira kerê / Gönlünüzü pak ve genişletin
Qom u qewili de barekerê / Kamu alemle paylaşın

Duanın bitiminde cemaat, halla halla der ve talip Niyazı niyazcıya teslim eder, Pir’in elini öperek tekrar darda durur. Pir ikinci defa otur desturu verdikten sonra geçip oturur. Niyazcı niyazı dağıtırken, Yaşlı veya hamile olduğundan gelemiyenler için, öncelikle Pir tarafından lokma ayrılır. Niyazcı daıtma işinden sonra şu soruyu üç defa cemaate sorar.

Mı kerd vıla nametê Niyaji / Ben dağıttım nimmeti niyazı
Mı dest de çinebi tuxt u teraji / Elimde yoktu tuxt ve terazi
Herkes qedê xorrê bi raji? Herkes hakkına oldumu razı?

Cemaat üç defa razı olduğunu beyan eder. Cemaat razı olduğunu beyan ederken sabit kalıp değilde Pir, Oli, Tanrı, Hızır gibi herhengi kutsal ad ile rızalığını dile getirir.
Ma rajime, Pir raji bo/ Biz razıyız Pir razı olsun
Ma rajime, Heq raji bo/ Biz razıyız Hak razı olsun
Ma rajime, Oli raji bo/ Biz razıyız Oli razı olsun
Ma rajime, Xızır raji bo/ Biz razıyız Hızır razı olsun (şeklinde)


Gulvangê Xonça/ Sofra Duası
Halla halla, Halla halla
Mınete quli ra, Himmet Oli ra/ Minnet insandan Himmet Oli’den
Cedê ma Bımbarekê sırri /Ceddimiz mubarek Sır
Pirê ma Ewliyê Adıri / Pirimiz ateş evliyası
Des u dı wuzaği Kurês u Mansuri/ On iki ocak Khurês ve Mansur

Serberê ma Cemê Çewres Ospori / En yüksek makamımız Kırklar Cemi
Xeleskarê ma Spêlayê Xızıri / Kurtarıcımız Ak benizli Xızır
Mırodkar Nazluyê Koyê adıri (Düzgun baba) / Murad verenimiz Ateş dağı nazlısı

Pêro-pia kerem u himmet kerê / Birlikte kerem ve himmet eetsinler
Qeda u bela ma ser def kerê /Gada ve belayı üstümüzden def etsinler
Bêiqrar u bêimanu xısmê ma mekerê / İkrarsız ve imansızı bize düşman etmesinler

İqrar u ima yarê mabo / İkrar iman yarimiz olsun
Hir û bereket barê mabo / Genişlik ve bereket yükümüz olsun
Cısno rez sarrê ma bo / Soyumuz asaletle kalsın
Perrê Oli Stara ma bo / Olinin kanatları şemsiyemiz(koruyucu meleğimiz) olsun
Xanê Xızıri bo / Xızırın hanesi olsun
Çımê muzıri bo / Munzurun gözesi olsun
Rınd sa bo, Xırav qar bo / İyi sevine kötü kahrola
Halla Halla Halla Halla

Saadece örnek açısından verdiğim bu kısa duaların yüzlercesi Aleviliğin ibadet ve yaşamında vardır. Nikahtan başlayıp çocuk doğumuna, kivralıktan mısayip liğe, Sofradan Cem Ayinine kadar her alanda kullanılan yüzlerce dua, Beyit ve duwazde imam mevcut iken, ve bu toplumun Anadoluda binlerce yıldğr bu dil ile yaşam sürdüğünü aptallar dahi biliriken, daha bin yıldır bu topraklara gelen Türklere ve Türkçeye yamamaya çalışmak zerre kadar onur sahibi olan insanlara yakışırmı?
Hele hele Bilim adına böyle zırva şeyler söylenirmi? buraya noktayı koyup tekrar asıl konuya dönüyorum.

Güzelliğine son derece inandığım bu Kızılbaş inancının barışçıl, hoşgörü ve doğa inancıyla Günümüz Kızılbaş yada Alevi Toplumunun bağı nedir? sorusu en çok akla gelen sorudur.

Övgü ile anlattığımız o güzel Kızılbaş inancıyla övünmekten öteyeye maalesef çok fazla alakamız kalmamıştır.

Tabiiki Kızılbaşlığın bu gün bulunduğu duruma gelmesi kendi lerinin isteği ile olmadı. Aksine Bu Toplum uzun yıllar hatta asırlar boyu kendi özünü yitirmemek için çok çetin direnişler gösterdi. Çok acılar yaşadı ve insanlık tarihinin en ağır bedellerini ödedi. Yakın tarihteki Koçgiri ve Dersim katliamlarının tanıkları daha diri ve aramızdadırlar.

Kızılbaşların Kızılbaş yaşam tarzının tahrip edilmesi ve bu yaşam biçiminden yavaş yavaş uzaklaşmalarının sebebini üç ana başlık ile izah etmenin doğru olacağı kanısındayım.

Öncelikle Feodal Toplumdan Sanayi toplumuna geçişin bu tahribatta rolünün olduğunu belirtmek gerekir. Eski Toplumsal evreden yeni bir evreye geçerken Dünyanın genelinde Toplumlarda değişim olması doğal olduğu için o nokta üzerinde dur mayıp Kızılbaşlara özel etkenlerden bahsetmek istiyorum.

1- Kızılbaşlar yada bu günkü genel tarifiyle Alevilere ait olan tarihi medeniyetler zor ile parçalandıktan sonra, bu coğrafyada işgalci ve katliamcıların ulaşmakta güçlük çekebilecekleri dağla ra sığınarak ayrı ve kopuk yaşamak zorunda kaldılar. Atalarınaait medeniyetlerin dağıtılmasından sonra oluşan yeni devlet veya otoritelerden hiç biri Alevilere özgür yaşam fırsatı vermediği gibi, periyodik katliamlarıda eksik olmadı.

Günümüzde birçok çevrenin üç kıtada at koşturan atalarımız diye övündükleri Osmanlı, İmparatorluğu, Dersimde at koşturmada muradına eremiyeceğine kesin inandıktan sonra, Dersim Reislerini son bir kez Erzuruma davet edip, Osmanlı hakimiyetini bir konferansla kabul ettirmeye çalışır.
Ancak yine Devletin kaynaklarına göre bu manevrada sonuç veremeyip kimse Osmanlının boyunduruğu altına girmeyi kabul etmez.
İşte bu olaydan sonra, yani binsekizyüzlü yılların ortasında Dersimden geçen iki ayrı ticaret yolunu kapattıp, Dersimin önemli hayat damarlaını kesmeyi hedefleyen planı yürürlüğe koymuştur.
Bu yollardan bir tanesi Harput, Çarsancak, Dersim merkez ve Pülümür nehir vadisini takip edip erzincan ve Erzurum hattınnı izler. Bu yol üzerinde Mazgirt köprüsünden Pülümüre kadar 7 büyük kervan konaklama hanının kalıntıları haalen mevcuttur Bu yol yaz ve kış devamlı çalışan yoldur.
Diğer ana ticaret yolu ise, Yine Harput, Çemişgezek, Hozat ve Ovacık üzerinden geçip Munzur Dağlarını aşıp bir kolu Kemaha diğer kolu ise Erzincana ulaşır ve bu yol mevsim yoludur kışın kapanır.
Dersimlilerin Çevresindeki toplumlarla sürtüşmelerinin nedenini Devlet hep çapul ve talan olarak gösterip Dersimlileri katletmenin psikolojik zeminini hazırlamıştır.
Oysa gerçek durum şudur. Adeta hayat damarları olan ticaret yolları kesildikten sonra Dünya ile ilişkileri kesilen, Devletin resmi güçlerinin yanında birde adeta bu günkü köy koruculuğu sistemi gibi çevresindeki sunni inaçlı toplum tarafından kuşatı
lan Dersimliler, mutlak ihtiyaç duydukları metayı temin etmek ve dış Dünya ile ilişkileri sürdürmek için zor kullanmaktan başka bir şansa sahip değildiler.
Tabiiki bu yöntem tamamıyla Osmanlı Devletinin hesaplı planıdır ve Asırlardır Dersimde Devletsiz, Ordu ve polissiz, Hapishanesiz ve Mahkemesiz Saadece inaç yörüngesindeki kurallarla yürümeyi esas alan, mecbur kalmadıkça inanç dışında zor içeren organize güce baş vurmadan devam eden Toplumların doğal yaşam biçiminin kötüye doğru bozulmasının başlangıç tarihi olur.

Yani Dersimin Dünyadan zorla tecrit edildiği dönem Dersimin kızılbaş, (Wuzağ Oli) inancından istemeden kopmaya yöneldiğidöneme denk gelir. Osmanlının son derece haince ve ustaca hazırladığı bu tuzağa maalesef Dersim düşürülmüştür.
Ovacıktan Munzur Ağa, Munzur Acunun Anlattığı olayı aynen aktarıyorum
"Kemaha yeni bir Kaymakam gelmiş dediler. Gelen bu Kaymakam öylesine Dersim düşmanıki; Dersimli tek fert Kemah bölgesine giremez oldu. Tuzumuzu ordan getiriyoruz, Koçgiriye oradan gidiyoruz, Kemah ile ticaret yapıyoruz. Yollar kapandı.
Aşiret Reisleri toplanıp karar verdiler. Kim bu kaymakamı öldürürse, Haleti (bahşişi) 50 altındır dediler.
Bizim bir memedimiz vardı, Zaptiye memet derlerdi. Daha sonra Polis mehmet olarak tanınıyordu. Bizim memet dört adamını alıyor Kemaha gidiyor. Bir kaç gün gizlice ortalığı kolaçan ediyor ve bir gece Kaymakamın evine girip kaçırıp Dersime getiriyor. Haber yayıldı dediler Zaptiye memet Kemah Kaymakamını kaçırıp getirmiş. Kimse inanamadı insanlar parmaklarını ısırıyorlar. Neyse Ağalar Munzur Baba gözelerinin yanında toplandılar. Memet dedi Ağalar siz söz verdiniz Kaymakamın başına biçtiğiniz Altınları istiyorum. Şıx Hasan Ağa (Veziroğlunun Dedesi) dedi Memet getir öldür Altınlarını al git.
Memet dedi Şıx Hasan Ağa ben Munzur Baba mekanında düşman kanıda olsa dökmem. Ben esir aldım getirdim, aha Kaymakam aha siz. Kalktı kaymakamın ellerini çözdü, Kaymakan uzanıp Munzur suyu ile elini yüzünü yıkadıktan sonra birazda içti ve tekrar yerine oturdu. Tartışma ve fısıltılar biraz devam ettikten sonra Kaymakam kalkıp birşeyler söyledi biz birşey anlıyamadık. Türkçe bilen biri kalkıp yüksek sesle tercüme etti.

Dediki, Kaymakam diyorki “Benim suçum nedir? Niye beni buraya esir getirdiniz?”
Ağalar dediler ki, “Kaymakama deyin ki, sen geldin geleli Kemaha giremez olduk, Koçgiriye geçemez olduk. Hesabını tuttunmu? Sen geldikten sonra Kemah Bölgesinde kaç adamımız vuruldu, kaç kervanımız soyuldu? Yanlız asker değil Sunni Halk da bize düşman kesilip Devletin verdiği silahlarla bize saldırıyor.”

Kaymakam anlattı tecüme edildi. O anlattı tercüme edildi, sonunda bu bir devletin politikasıdır, ben olsamda olmasamda Yıllardır izlenen bu politika, bundan sonra daha sıkı uygulanacak ve etrafınızdaki şehirlere girmemeniz için ne gerekliyse yapılacaktır. Sonra bu dar mıntıkada birbirinizi yiyeceksiniz.

Adamın bu ifadesinden sonra Ağalar dediler bırakalım gitsin. Polis memet dedi Altınlarınızda sizin olsun Alla bila aşkına istemiyorum, o kalkıp eve gitti. Ağalar birkaç adam yanına verdiler, “Kemah yakınlarına kadar götürün serbest bırakın” dediler. Kaymakam evine sağ döndü bizde Devletin politikasını Kaymakamın ağzından dinlemiş olduk. "

Kızılbaş Toplumu için esas felaket ise bu süreçte Dersimin kendi içindede yavaş yavaş Kızılbaş yaşam tarzının sınırlarını aşıp çatışma, gasp ve insan öldürmeye kadar varan şiddetin toplum yaşamına girmesidir. Bu noktada çoğu zaman güç Kutsal değerleri çiğnediğinden, Kutsal değerlere bağlılık ve onlarda çözüm arama zayıflamaya başlar.
Dersimlilerin kendi içindeki aşiret çatışmalarına kadar varan kaosun gelişmesinde gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet el altından sürekli kışkırtıcı rolünü sürdürmüştür ve bu yönlü çalışmaları yetkililer dönem dönem itiraf etmişlerdir.

2- Dersim ve kızılbaş inacı bu diyara sonradan dayanan İslamınbaskı ve katliamıyla yüz yüze kaldı. Dahada önemlisi İslam inancı yıllarca Dersimi istila etmenin seferleriyle uğraşıp başarıya ulaşamıyan Osmanlının elinde Dersimi kesmenin keskin kılıcı haline geldi. Kızılbaşlara karşı verilip tarihi utanç belgeleri olarak bilinen Cumhuriyet dönemindede devam eden çirkef fetvalar Tarihte Alevileri, kızılbaşları silmenin araçları olarak kullanılmışlardır.

Örnek açısından altını çiziyorum. " Aleviler Mum söndürüyor"diyen Devletin Bakanı hakkında dava açmayıp, "Genç ve tecrübesiz çocukları Kürtlerin üzerine sürmeyin" diyen Tayip Erdoğana siyaseti dahi yasaklamaya kalkan bu Devletin Alevilere karşı düşmanlık belgelerini aramak aslında zeka özürlülere mahsus olması gerekir.

İslamın baskısı ve zulmü demiştim, nasıl olur buda nereden çıktı? Biz İslamın özüyüz İslam ile çatışmada nedir?diyenler varsa, ki mutlaka vardırlar.
İslamın özümüyüz, astarımıyız, bunlar ayrı bir tartışma konusudur. Ancak, İslamın Mezopotamya ve Anadoluya geldiği tarihebaksınlar, Kızılbaşlara Alevilere saldırmayıp onlarla barışık yaşamayı seçtiği bir dönem göstersinler.
Şöyle bir mazerete baş vuranlarda var. "Efendim bunlar İslam değil, islamı araç olarak kullananlardır. Yada islamdan sapanlardır"
Peki sapmıyanları göstersinler. Hayır efendim sapma mapma yok, Kendi peygamberinin zurriyetini kesmekle yeminli bir anlayışla karşı karşıyasınız ve bal
gibide İslamdır, başka bir İslam aramayın. Ya böyle kabul edersiniz, yada Hz Muhammedin Peygamberliğini kabul etmenin dışında İslam ile ortak bir yanınızın olmadığını itiraf ederek riyadan kurtulursunuz.

Evet ben söylüyorum:İslam gömleğinin içine Alevilik sığmıyor, Kızılbaşlık asla ve asla sığmaz. Tarihin her döneminde sığmadığı için katliamla kimliksizleştirilerek sığdırılmak istendi. İslamı siyasi iktidar ve saltanat aracı olarak kullananlarla Hz
Hüseyinin, Zulüm ve saltanat iktidarına karşı verdiği soylu mücadele bir şekilde tarihsel sürecin bir kesitinde Kızılbaş inancının motifleri arasına işlendi ve bu Kızılbaş yaşam biçiminede uydu. Uymaması olanaksızdı, çünkü; Hz Ali ve oğlu HüseyininDüşüncelerinin en önemli ana hatları onlardan binlerce yıl önce Anadoluda, Mezopotamyada yaşam süren uygarlıkların inançlarından kaynaklanmaktaydı. Yani Ayrıca iddialı yazıyorum: Alevi İnancının temeli Hz
Aliden kaynaklanmıyor. Aksine Hz Alinin düşüncelerinin önemli hatlarının kaynağının Aliden binlerce yıl eski olan Anadolu alavilerinin atalarının inaç ve yaşam tarzından kaynaklandığını tarih er yada geç yazacaktır.

Hz Muhammedin Peygamber olarak kabul edilmesi ve Ölülerin defin işleminde Kuran okutmaktan başka İslam ile Kızılbaşinasncının ortaklığını kimse gösteremez.
Ehlibeyt sevgisinden bahsedecekler varsa, külli yalandır. İslam Ehlibeyti sevmez, aksine katleder.

Sonuç itibariyle: Osmanlı artı Cumhuriyet artı İslam Alevilerin Bir bütün olarak yaşam felsefesini, Kültürünü ve dilini yok etmenin mücadelesini asırlarca sürdürmüş, Başaramadığı noktada ise, en kolay çözüm olarak soykırıma yönelmiştir.

3-Üçüncü nokta ise 1960 lı yıllardan sonra hızla gelişen ve ilginçtir gıdasının yüzde doksanını Alevilerden ve Kürtlerden alan Sol akımların etkisidir. Yine altını çizerek vurgulamak istiyorum, Sol akımların Alevi Kültürüne verdiği tahribatın
solun geneli tarafındak bilerek ve kasıtla yapıldığını asla iddia etmiyorum. Ancak Solun, bir yerlerden sinsice planlanan usta kurtların planlarına alet olduğu kanısı belleğimin bir köşesinde hep kayıtlı kalacaktır.
Ben bu noktada Solun niyet konusunu ve sloganik hedefleri biryana bırakıp yaşanan pratiğin yarattığı Sonuç üzerinde duracağım. Bu sonuca nasıl, neden ve hangi tarihsel hataların etkisiyle gelindiği üzerinde Solun kendisi durmalı ve ikrarı itirafta bulun
malıdır diye düşünüyorum.
Evet 1960 lıyıllar öncesi sakalları ve bıyıkları Devlet güçleri tarafından yolunan Dervişler ve Pirler 60 mışlı yıllarla yükseliş kaydeden Sol tarafından gerici, sömürücü ve asalak yaşıyanlar olarak nitelendirildi.
Dini önderliklerin karizması, Cem ve Ziyaretlerin ağırlığı ikrar bağlılığı Topluma kurtuluş vaad eden bu akım tarafından zorlandı ve Alevi toplumu kendi öz yaşam felsefesinin yörüngesinin dışına itilirken, Resmi ideolojinin asırlardır bu toplumdan almak istedikleri sol tarafından alınmaya başlandı Aleviler Yüzyıllarca kendilerine yönelen çok güçlü imparatorluklara Sultanlara ve Ordulara zaman zaman sert direnişler gösterip ağır bedeller pahasına özlerinden, özgürlüklerinden ve Kültürlerinden kopmamaya çalıştılar. Çok ilginçtir Sol çıkışın tahribatına karşı çıkmadılar.

Peki niye çıkmadılar?
Bu akımın başında, ortasında ve arkasında kendi çocukları vardı. Yüzyıllarca Alevilere zulmeden Merkezi otorite geleneğini zaaten tercih edemezlerdi. Zulüm geleneği ile kendi çocukları arasında tercih yapma ile yüz yüze kalan Aleviler, Kendi çocuklarını bir bakıma mecburi tercih ederlerken, yaşam felsefelerinin Devletlerin elinden kurtulan kısmınıda bu alanda parça parça budanmasının dayanılmaz tavizini vermiş oldular.

Merkezi otaritenin Okullarla, memurlarla, Radyo gazete, Televiziyon, Cami Ordu, Polis gibi onlarca kurumdan oluşan bir kimlik sizleştirme sistemiyle 60 yılda bitiremediği Dil ve Kültür, Solun 15 yıllık "Devrimci" Yayın politikası sonucu çökertildi.

Niye Dil konusu üzerinde ısrarlıyım. Bir Toplumun tüm hayati değerleri dilin ilmikleriyle örülmüştür. Toplumun yaşam geleneği kendine has dil ile ifade edildiği zaman lezzetini, etkisini ve Topluma hakimiyetini sürdürebilir. Yani Toplum Kendi diliyle ilmik ilmik binlerce yıldan beri ördüğü yaşamsal kuralları ancak o dil ile yürüttüğü sürece o kuralların yönlendirici etkisinden meyve alır.
O dil ve Kültür yok edildikten sonra istediğiniz kadar çabalayın özü korumanın imkanı olamaz. Çünkü başka bir dil ve başka bir Kültür aşılanıyor. Kişiliksizleştirme ve kimliksizleştirme noktası burada açıkça ortaya çıkıyor.
Bakın bütün Dünya Türkiyeye diyorki senin en ciddi sorunun diller üzerindeki yasaktır. Kaldır bu yasağı kapıları sana açalım.
Batı sermayesinin dayattığı herşeyi ama herşeyi kabul ediyor, Batının gönderdiği bir memur tarafından yönetilme onursuzluğunun dayanılmazlığına dayanıyor amaaaa.
Dil konusuna gelince, hayır diyor ve Türkçenin dışındaki Dilleri bitirme sevdasından vazgeçmiyor. İşte bizim Solun haalen anlayamadığı nokta bu Dil ve kültür sorunudur.

Yukarıda Alevilerin kendi Toplumsal felsefesi dahilinde oluşan kurumların dışlanıp etkisinin kırılmasından bahsettim. Söz konusu kurumlar Devletleşmiş Dinler yada Devletler tarafından resmi statüye kavuşturulmuş Dini kurumlar gibi Ekonomik ve eğitim açısından oturmuş kurumlar değildi. Tam tersine Devletin olanca gücüyle ve her türlü çağ dışı saldırı ile ortadan kaldırmak istediği kurumlar olduğundan zavallı Toplum kısıtlı gönüllü gücüyle sürdürmeye çalışıyordu. Bir bakıma Alevi Kızılbaş İnancını sürdüren kurumları toplum yaşamında fonksiyonel tutmak, , Deve karşı karınca gücüyle mücadele etmeye benziyordu.
İnce ayrıntılarına girmeden kaba çizgilerini belirlediğim bu nedenlerden ötürü, Başta Pirlik makamı direnemeyip pes ederken, Taliplikde yeni kaderine razı olunca Pir, Talip, İkrar bağları kopup arada sırada selam kelam ile zar zor bir ilişki sürdürenlerde, bunu baba dede dostluğu hatırına devam ettirdi.

Toplumun kendi doğasına uygun kurumlarının otoritesi son buldu: Bizim sol Toplumun özünü koruyarak çağdaş gelişim şansı yaratacak bir evreye ulaşma başarısı ve olgunluğundan yoksun oluşu nedeniyle, Sol da sudan çıkmış balığa döndü,
olan yine Alevilere oldu. Alevilerin yitirilen kendilerine özgü otoritelerinin yerinede otomotikmen Devlet otoritesi oturmuş oldu. Aleviler tüm problemlerini Pir, Rayber. Mürşid, Cem ve Ziyaretlerinin huzunda çözüp sonucuna barış ve kardeşlik içerisinde
katlanmayı yaşamın olmazsa olmaz kuralı olarak hazmettikleri sürece özlerinden kopmadılar kimliksiz ve kişiliksizliğe uğramadılar. (Namus Problemleri hariç)
Ne varki bu inanç yörıngesinden çıkıp Devlet otoritesine teslim olduklarında, Vallahi Toplumun tüm sorunlarında en çok yalan söyliyebilen en çok dalavere ve entrika çevirebilen, en çok yalancı şahit bulabilenler, Devlet erkanına dalkavukluk edenler hep kazandığı için, Yaşam Alevileri en basit sorunlarında dahi Aleviliğe özgü olanı değilde kazanmak için gerekli olanı dayattı

İşte bu noktada Dil, Kültür, Kimlik ve toplumsal yaşam kuralla
rında bir darbede Kendi çocuklarının solundan yiyerek elde kalan son kırıntılarda böylece kaybolmaya başladı. Biliyorum herkes merak edecektir, bu belirlemeyle herkesi karşısına niye alıyor Mehmet Gülmez?
Tiyatroda bir Takımın marifetiyle sergilenmesi gereken bir oyun düşünün. Oyunun içeriğinin gerçekçiliği seyircileri gerginleştirip ürküteceğinden korkan takım oyundan vazgeçip Seyirciyi güldürücü komedilerle idare etmenin kolaylığına yönelir.
Yada gündemde revaçta sayılanlardan birine dalkavukluk yapmanın daha avantajlı olduğunu düşünür vede öyle yapar. İçlerinden biri çıkar ve ona deli deselerde o inandığı gerçeği sergileme yolunu seçer.
Tüm toplumsal sorunlarda olduğu gibi, Kızılbaş ve Alevi sorunundada herkesin gerçeği kendi pozisyonuna, yaşamın içinde kendisine tayin ettiği yere göre kendisi, yada var ise yularını kaptırdığı güçler belirler.
Göbek bağı ile Düzene bağlı olanın, Düzenin çanağını yalıyanların Alevi gerçeği başka, Sabah kalktığında, Düzgün Babaya yada en yakın ziyarete dönüp gözyaşları ve çığlıkla yakararak günlük yaşamda ibadet sürdürmeye alışmış bir Dersimlinin Alevi gerçeği bambaşkadır.
Milislik yaparak, düzen için kelle avlıyanların çocuklarıyla, Cesetleri kurda kuşa yem olanların çocuklarının Alevi gerçei farklıdır.
Anasının sütü kadar kutsal olan Ana dilinin yitip gitmesi karşısında haalen kurt masallarından türeme ne idüğü belirsizlerin ardından koşan şarlatanlarla, Ana dilinden bir hikayeyi, bir ağıtı, bir şiiri kurtarmanın canhıraş uğraşı içinde olanların Alevi gerçeği farklıdır.
Ankaranın göbeğinde Alevi Derneği kurarak Devletten bolca yardımlar alıp Sivas katliamından sorumlu Devleti kurtarmanın gayreti içinde olanların gerçeği ile Yangının küllerini tabutakoyup toprağa gömenlerin gerçeği elbette ayrı noktalarda duracaktır.
Din, Dil Irk farkı aramaksızın İnsanların kardeşçe birlikte barış içinde yaşamasını öngören Alevi felsefesinin önemiyle hareket edenlerin alevi gerçeği ile, eli kanlı çete düzeniyle ortaklık yapanların Aleviliği elbette çok farklıdır.
Bu iki taraftan birini hep düzenler yargılar ve cezalandırır, bitirmek için inanılmaz tuzaklar hazırlar.
Diğer tarafı ise tarih yargılar, yaşamın içinde iyi şeyler yapmış gibi poz verselerde, İnsanlığın katillerinin utanmaz yaltakçıları olduklarını iyi biliyorlar ve bu utancı hep taşıyorlar. Düzenin çanağını yalıyanlar derken, Devlet mekanizmasının hakimiyet alanında olan herkesi elbette kast etmek istemiyorum.
Bu alanda da kişilikli onurlu insanların olduğunu ve onların yukarıdaki kategoriye sığdırmanın haksızlık olacağını da belirtirim.
..........................................................
Arastirmaci yazar Mehmet Gülmez
1990/ 91/ 92 yili Hep Dersim ilce başkani
1992/ 93 yili Dersim IHD başkani
Üye
Dersim Zazalarin onurudur
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ala_ree_niede
İlerleyen Dost
İlerleyen Dost


Kayıt:
03 Nisan 2008
Mesajlar: 68
Nerden: güneşistan

MesajTarih: Pzr Nis 20, 2008 5:49 pm    Mesaj konusu: Re: Alıntıyla Cevap Ver

merhaba değerli üyeler,canlar..yazdıklarınıza katılıyorum..eklemek gerekir ki ; günümüzde gelinen noktada insanımızın, aleviliğin bilinmeyen yönlerini elbette öğrenmelidir ancak çoğu çevrelerin tuzaklarının olduğunu aleviliği kandilerine mal etmeye çalıştıklarını unutmamalıdır..bunun bir örneğide aleviliğin islam ile ya da ,mezhep,ırk,yaşam şekli gibi tanımlamalarla sınırlandırılmaya çalışılmasıdır..emin olunmalıdır ki alevilik , evrenin yaratılışından beri var olan kutsal büyük bir dindir..bütün dinlerin kaynağını oluşturur bundan dolayıdır ki,içinde bazı dinlerin ritüelleri bulunabilir..adından da anlaşıldığı gibi alevi demek alevden,nurdan yaratılışta canlı hayatının başlamasını sağlayan kutsal ışıktan gelen anlamındadır..bunu birçok ozanımızın dizelerinde de bulabilirsiniz..peygamberler dönemine gelindiğinde aleviliğe bir büyük önder ışık eklenmiştir bismişahallahallah o ışık hz.ali dir...aleviliğin bilinen tarihi 1400 yıldır..esasen yaratılış öncesine dayanır..bunlar bir bakıma ilahi sır sayılabilir..dolayısıyla günümüz ve gelecektede değerlerimizi korumamız,aktarmamız için tuzaklara düşmeyip,çelişkilere girmeyip ödün vermemeliyiz,bu kutsallık bize naildir tabii yaşar ve yaşatırsak...gerçeğin demine hü.
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Alevilik Üzerine Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
<

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Bir Dersimli Asker Daha Öldü (3. Oldu... DevrimGece_ Güncel Olaylar/Haberler 0 Çrş May 14, 2008 8:21 pm Son Mesajları Gör
Bu başlık kilitlenmiştir, cevap yazamaz ya da mesajları değiştiremezsiniz Dersimli İki Genç '' Böyle'' Öldü ! DevrimGece_ Güncel Olaylar/Haberler 25 Prş Nis 03, 2008 3:16 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok Dersimli Kadınların Ekmek Kapısı DersiMVataN Güncel Olaylar/Haberler 1 Sal Ağu 28, 2007 10:37 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok !!!pirocan_miraz ve dersimli pınar'a ... rotinda_62 Özgür Düşünce 7 Prş May 10, 2007 6:32 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok izmirdeki tüm dersimli arkadaşlara ça... orhanyldz Etkinlikler, Duyurular, Tanıtımlar 0 Sal Mar 13, 2007 5:00 pm Son Mesajları Gör

Powered by Dersim © 2006 TeAm