| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Tija-Sodiri İlerleyen Dost


Kayıt: 31 Temmuz 2006 Mesajlar: 55 Nerden: *-*DERSİM-*-*
|
Tarih: Cum Ekm 19, 2007 11:13 am Mesaj konusu: Oruçoğlu: Türkiye solu ideolojik kriz yaşıyor !Oruçoğlu |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Oruçoğlu: Türkiye solu ideolojik kriz yaşıyor !Oruçoğlu
LONDRA (06.10.2007)- İbrahim Kaypakkaya’nın yol arkadaşı, yazar ve ressam Muzaffer Oruçoğlu, Türkiye solunun ideolojik-politik kriz yaşadığı ve kitleden koptuğu eleştirisini yaptı. Kürtlerin ise çok değişim yaşadığını ve cesur davrandıklarını belirten Oruçoğlu, ‘’Öcalan’ın demokratik cumhuriyet tezini Kürdistan’ın bağımsızlığı olarak yorumlamıyorum’’ dedi.
Muzaffer Oruçoğlu, darbeden sonra zorunlu olarak Avrupa’ya gelen aydınların, tekrar Türkiye’ye dönüşleri ve genel anlamda Türkiye sol hareketlerinin içinde bulunduğu ideolojik ve politik durumlarını ANF’ye değerlendirdi. Türkiye solunun kitleden kopuk olduğunu belirten Oruçoğlu, ‘’Kitleden kopan, üstüne birde ideolojik-politik kriz yaşayanlar kitlelerin sorunlarıyla derinlemesine ilgilenemezler’’ diyor.
Kürtler çok değişim yaşadıklarını belirten Oruçoğlu, taktik ve mücadele biçimini değiştirmede, hatta strateji değiştirmede oldukça cesur davrandıklarının altını çizyor.
-1980’lerden sonra politik nedenlerden dolayı Avrupa’ya zorunlu olarak gelen Türkiye’nin önemli aydın ve entellektüelleri, yasakların kalkmasından sonra neden ülkelerine bir geri dönüş gerçekleştirmiyorlar ?
- Şimdi bunun nedenleri var. Bazıları gerçekten giremiyor. Mesala ben giremiyorum. Askerlik sorunundan dolayı. Askerlik yaptıracaklar. Prensip olarak bedelli askerlik veya askerlik yapmak istemiyorum. 18 ay degil üç günde olsa askerlik yapmak istemiyorum. Benim ülkeye giremememin sebebi budur. Diğerlerinin çeşitli nedenleri vardır.
AYDIN NEREYİ İYİ TANIYORSA ORAYI YAZMALI
-Türkiye aydının her şeye rağmen kendi ülkesinde yaşamaması problem degil mi ?
- Aydınların dünyanın herhangi bir yerinde yaşaması benim için problem degil. Benim için önemli olan aydının yaşadığı yerde ne yaptığı sorunudur. Eger kendini üretebiliyorsa, eger dünyadaki olaylara sağır degilse, dünyadaki önemli can alıcı çelişkileri kendi ruhuna taşıyorsa ve o çelişkileri yaşıyorsa, o çelişkileri sanatsal, artistik üretime dönüştürüyorsa ve bunu da insanlığa sunuyorsa görevlerini yapıyor demektir. İster Türkiye’de olsun, istersede dünyanın herhangi bir yerinde olsun.
Bir aydının kendi halkının bağrında olması onun acılarını duyumsaması, onun problemlerini yaşaması, kendini onun yerine koyarak onun gibi düşünmesi ve tüm bu duygusal ve bilimsel çabayı esere dönüştürmesi en güzelidir. En mükemmelidir. Bu her zaman böyle olmayabilir. Londra’da yaşar, Berlin’de yaşar, Newyork’ta yaşar, Sidney’de yaşar veya Melburn’da yaşar ama yaşadığı yerin güzelliklerini de esere dönüştürebilir. Ve bunu insanlığa sunabilir. Birazda dünya açısından bakıyorum bu işe. Dünya aslında küçüldü. Aydın yaşadığı yerdeki ruhsal, bilimsel ve dogal zenginligi, eşyanın ruhunu, karekterini duyumsayabiliyorsa, ondaki incelikleri, kıpırtıları derin anlamı kendi ruh dünyasına, iç güzelligine devşirebiliyorsa onu dönüştürebiliyorsa sorun yok. Aydın nereyi iyi tanıyorsa orayı yazmasından yanayım. Yani hangi toprakta büyümüş, A toprağında oranın zenginliğini, oranın kargaşasını çocukluğundan beri yaşayan ora tarafından biçimlendirilen yazarların oralarda yaşaması şüphesiz en güzelidir. Bunu baştanda söyledim fakat çok zorunlu bir şart degil.
BAZEN AYDIN TOPRAĞINDAN KOPAR
Bazen aydın kendi toprağından kopar. Ta Latin Amerika’ya savrulur, bir bakarsınki Latin Amerika’daki gerçeklik ile kendi gerçekliğini birleştirmiş ve onu bir üst seviyede, kendi estetiğinin aynasında yeniden yaratmış. Farklı bir soluk, farklı bir biçim, farklı bir gerçeklik, farklı bir derinlikle karşılaşıyorsun. Böyle durumlarda oluyor. Diyelim ki Kürdistan’da, Türkiye’den kopan bir yazar gitti Kanada’ya düştü veya Avusturalya’ya düştü, Oradaki yerlilerin, oranın renklerini özümlemeye başladı. Aborjinlerin yaşamını, o yaşamdaki rengi ve ışığı devşirmeye başladı. Oradaki diger türleri özümlemeye başladı. Kendi kültürüyle, devşirdiği kültürle çok şaşırtıcı bir biçimde karışımını, armonisini yakaladı. Onu şiire, onu romana, sanatın ve edebiyatın degişik biçimlerine dönüştürdü. Böyle durumlar olabilir. İlle kendi gerçekliğinde, kendi toprağında, kendi zemininde kalma şartı yok. Zaten uluslar savruldu.. Ülkelerin iç içe geçişine tanık oluyoruz. Asya Avrupaya gidiyor, Avrupa Asyaya gidiyor. Afrika kuzeye doğru gidiyor.
ABORJİNLER
Şu an Avusturalya’da 140 dil konuşuluyor. Avusturalya’nın 200 yıllık tarihi var. Avusturalya’nın yerlileri Aborjinlerdir. Onların da 500 dili ve jargonu vardır. Şimdi onların büyük kısmıda yokoldu. 50 dile kadar indi. Avusturalya’da dünyanın önemli, belli başlı dilleri konuşuluyor. İç içe geçmişler. Ayrı bir zenginlik ortaya çıkmış. Böylesi bir zeminde, böylesi bir iklimde bulunan yazar kuşkusuz bu gerçekliğin ruhuna uygun eserler yaratır. Bu da pek fazla yüzeysel, basit eserler olmaz herhalde. Çünkü nihayetinde bulunduğu rahim, yaşadığı toprak hareketli, zengin ışık, renk ve ses çümbüşüyle dolu. Önemli olan onu derinliğine duyumsayabilmesi ve biçimlendirebilmesi. Mesele onu yeni bir özle, yeni bir efsunla çıkarabilmesi, yaratabilmesidir. Ben böyle bakıyorum.
TÜRKİYE’DE DEVRİMCİ HAREKETİN BİR BÖLÜMÜ KİTLEDEN KOPUK
- Günümüzde Türkiye solunun halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek pratik politikalar geliştirememesinin sizce nedenleri nelerdir ?
- Çeşitli nedenleri vardır. Kitle temeline sahip olan yahut bir ülkeyi yöneten veyahut bir coğrafya parçasını yöneten örgütler, yığınların ihtiyaçlarına ve ruh hallerine dikkat ederler. Ona uygun politikalar izlemeye çalışırlar. İzlemedikleri durumda zaten zeminlerinin kayacağı ve iktidar olamayacaklarını anlarlar. Türkiye devrimci hareketinin bir bölümü kitleden kopuk. Kitlenin doğrudan içinde degil ve sorunlarından kopuktur. Ve dünya çapında yaşanan yıkıntılardan dolayı politik bir kriz içindeler.
İDEOLOJİK KRİZ
Yeni bir yol bulma çabası ve onun soru işaretleriyle dolu kafalar, ruhlar. Hem dünyadaki kriz, hem onların bir gerileme dönemine girmesi, erozyonu yaşaması ve küçülmesi onların, doğanın ve insanın ihtiyaçlarını dikkate alan politikalar izlemelerini engelledi büyük ölçüde. Ben hep gözlemlerim kitle hareketi haline gelen, kitle temeli güçlü olan hareketler, kitlenin sorunlarına karşı hassassiyet gösteriyor. Kitleden kopan, üstüne birde ideolojik-politik kriz yaşayanlar kitlelerin sorunlarıyla derinlemesine ilgilenemezler. Bu işin birazda doğası gereği böyledir. Ama ben mutlak ve bir gerçeklik olarak yada genel-geçer bir gerçeklik olarakta söylemek istemiyorum. Mevcut durum bu.
Bundan kurtulmanın yolları açık. Bundan kurtulmanın yolu hareketlerin kendilerini yenilemeleridir. 20. yüzyıl deneylerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Yıkıntılardan dersler çıkarmaları gerekiyor. Eger ideolojide ve siyasette belli problemler varsa ve bu iki alanda kriz yaşanıyorsa, bu insan krizine yol açar. İnsanın berrak tarzda düşünmesini ve yürümesini engeller. Önemli olan, asli olan bu sorundur. İdeoloji ve siyasette yenilenme, kitleye yaklaşımda, örgüt sorununda berraklığı ve açıklığı getirir. O zaman daha ışıltılı, daha açık ve perspektifi geniş bir yolda bulurlar kendilerini. Ama şimdi ve bana öyle geliyorki asıl problem budur. Devrim kendi görevini yaptığında yani mevcut mekanizmayı altettiğinde nasıl yönetecek ? Nasıl bir sistem kuracak sorunudur. Eğer eski yıkılan sistemler gibi sistemler kurcağım derse, devrimin kendisi kuşku içinde kalır, korku içinde kalır. Ve o sorunun birgün kendisini yakalayacağı kuşkusu içinde kalır. Sürekli o korkuyu yaşar. O korku, o kuşku o bulanıklık bana göre işin aslıdır. Bunun çözülmesi gerekiyor.
DEVRİMCİLERİN KÖKLÜ YENİLENMEYE İHTİYACI VAR
Dünya devrimci, komünist hareketin köklü bir yenilenmeye ihtiyacı var. Bu yenilenme herşeyin can damarıdır. Yani orda eskiyen nedir ? Hem bilim ve teknolojide, hemde insan dünyasında, onların yaşam tarzlarında ve sosyal aksiyonlarında, gerçek yaşayan öğelerinde devşirilmesi gerekiyor. Onunla yetinilmesi gerekiyor. Koca yıkıntılar oldu. Bu yıkıntıların dersleri nelerdir. Bu derslerin çıkarılması gerekiyor. Şimdi böyle olunca bana göre pratiğin yolu açılır. Daha berrak şekilde eşyanın tabiatını anlamaya çalışırız. Perspektifimiz, görüş gücümüz genişler. Ama şu anda bulanıklıklar var. Kim ne derse desin. Moralimiz yüksektir. Ölmedik-kalmadık derse desin ama ben moralin yüksek olduğunu, herşeyin berrak olduğunu söyleyemem. Ben öyle görmüyorum dünyayı. Ama tamamen umutsuzda degilim. Bu çabalar dünyanın çeşitli yerlerinde var. İnsanlar 20. yüzyılın derslerini çıkarmaya yöneldiler. Tartışıyorlar artık. Nihayetinde insanlık iki tür bir felaket yaşıyor. Hem toplumsal krizle karşı karşıyayız, hemde doğa krizi ile karşı karşıyayız. İnsanoğlu yaşadığı rahmi tahrip ediyor. Tahribatın boyutları ciddi. İnsanın insanla olan ilişkileri, insanın doğa ile olan ilişkileri büyük bir problem olarak insanın karşısına çıkıyor. Bunu çözmeye kalkışıncada aklına 20. yüzyıldaki kitlesel hareketler ve tarihe yüklenme hareketleri geliyor. Onlardan güzel sonuçlar çıktı. Kötü sonuçlar çıktı. Bunları harmanlayıp bunlardan yeni bir yol arayışı içine girdi. 21. yüzyıl bu arayışın bilimde ve deneyde berraklaşması, eskide yaşanan sınıf mücadelelerini ve toplumsal dünyadaki zenginlikleride alarak, ikisinide birleştirerek yeni bir yol bulacak diye düşünüyorum. Ben 21. yüzyılın ilk yarısında bunun gerçekleşeceği kanısındayım. Ondan sonra yeni atılımlar, yeni devrimler gelir. Globalleşen dünyada, yeni devrim dalgalarının tarihi ve dünyayı zorlayacağı kanısındayım. Çünkü mevcut durum umut vaat etmiyor. Doğa bağırıyor, insan bağırıyor. Ve bu dünyayı yönetenler bu bağırtıyı ciddiye almıyor. Ama insan belki tarihi şaşırtacak. 20. yüzyıl şaşırttı. Bu belki tek tek ülkelerde degil, belli bölgelerde çok daha ileri toplumsal atılımlara, yeni sistemlere yol açacak diye düşünüyorum.
DEVRİMLER FELAKET ANLARIN ÇIKIŞ YOLUDUR
-Peki bu nasıl ortaya çıkacak ?
- Bu nasıl ortaya çıkar. Mevcut durumlarda ortaya çıkmaz. Bütün devrimler felaket anların çıkış yollarıdır. İnsanlık büyük felaketler yaşayacak diye düşünüyorum. Kötümser değilim ama devrimde bu felaketlerin bağrından çıkacak. Bu nedir bölgesel felaketler olabilir mesela diyelim ki dünyanın geri bölgeleri özellikle Asya ve Latin Amerikada toplumsal harekler olur . Bu hareketler dünyanın diğere bölgelerini etkileyebilir. Onun değişik bicimde dönüşümlerine yol açabilir. Tabi bütün bu yükselişler içinde ideolojinin ve siyasetin berak şekilde çıkışını ve dünyayı etkileyişini, ondan daha yeni ve daha ileri pratik çışlarına tanık oluruz diye düşünüyorum. Cünkü daha bu yüzyılın başındayız. Bu yüzyıllı 20. yüzyıldan daha geri bir yüzyıl olarak hayal edemiyorum.
- Türkiye solunu biraraya getirecek gerekçeler nelerdir ?
- Türkiye diğer ülkeler gibi sınıflardan, kategorilerden, değişik dünya görüşlerinden oluşan bir yapıdır. Şimdi bir sınıf kendi hareketini ortaya çıkarması o hareketin politik arenada varlık göstermesi bazen bir sınıf bir de çok örgüt ortaya çıkartıyor. Türkiyede şöyle bir zenginlik var; sınfların kategorilerinin onlarca temsilcisi ve hareketi vardır. Dergi, gazete çeşnisiyle ve örgüt zenginliğiyle karşı karşıyayız. Bu ülkeye bir tartışma ve hareket canlılığını katıyor. Bu işin olumlu yanı, tabi tüm solu birleştirecek şartların ortaya çıkması lazımdır. O şartlar nelerdir? Herkesi tehdit eden, herkesin varlık şartını ortadan kaldıran şartlardır. Bu ağır bir baskı şartı olabilir, askeri darbe olabilir, bir şeriat telihkesi olabilir, bir işgal olabilir. Bunlar halkla ilişkileri olan örgütleri birleştirir. Bir bakarsınız tek cephe olarak ortaya çıkmışlar. İşin doğası bu ama.
-Türkiye’de bugünkü şartlarda bir cephe kurulamaz mı? Parçalanmak kader midir?
-Bana göre değildir. Türkiye’de belli dinamikler var . Nedir ? Kürt hareketi var bu hareket güneydeki harekete benzemez cünkü Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan aydınlanmadan nasibini almış bir harekettir . Türkiyenin sosyo-ekonomik gerçekliğinden, Türkiyenin diğer ortadoğu ülkelerine benzemeyen ayrıcalıklı gerçeğinden nasibini almış bir harekettir. Bu hareketin gerila savaşı uzun süre sürdürmesi, bu hareketin daha ileri söylemler içinde olması, bu hareketin kuzeyde eşrafın bir bölümünü karşısına alması, kadını belli ölçülerde dağa çekerek özgürleştirmesi bunun bir ifadesidir. Bu güçlü ve ciddi bir dinamiktir. Bu hareketi dikkate almak, gençliği, kadını, uyanan işçi sınıfını ve ezilen mezhebin ayağa kalkışını dikkate almak gerekiyor. Bunlar bana göre canlı ve hareketli zeminlerdir. Cepheler bunlar üzerinde kurulur. Bu da ciddi parti işidir. Bunlar Kürdistan’da ve Türkiye’de komünist partilerin işidir. Çok daha ileri hareketler sözkonusu ise diyorum. Komünist partilerin Kürt ulusal kurtuluş hareketiyle sıkı ilişkiler kurması ve onlarla cephe kurması, alevi hareketinin en ileri kesimleriyle ittifak içinde olması, işçi sınıfının uyanmış son elli yıllık mücadelede ortaya çıkardığı öğelerle donanması gerekiyor.
Dediğim gibi bu ciddi parti işidir. Reformist partilerin, sistem partilerinin işi degil. Şüphesiz bu partiler, yadsıyamayız. Bunlarda ülkenin gerçekliğidir. Komünist partilerin asıl seçtiği hedef karşı o partilerle ittifak kurabilir. O partileri cephe içine çekebilir. Komünist partilerin siyaseti böyle olur. Şu anda böyle bir durum yok. Benim kafamdaki proje bu. Ülkede böyle bir durum olursa, ülke daha ileri mevzilere çekilebilir. Bir umut vaat eder. Belki bu pratiğin içinden dünyayı ilgilendiren bir tartışma çıkar.
AVRUPA’YA GÖRE TÜRKİYE’DEKİ POLİTİK DURUM DAHA CANLI
Avrupa’daki ülkelere nazaran Türkiye’deki politik durumu daha canlı görüyorum. Kıyaslama yapınca umut vaat eden bir manzara ile karşılaşıyorum. Ülkenin içinde yaşamıyorum ama izliyorum. Dışarıda yaşıyorum. Dışta pek fazla umut yok. Yaşadığım kıtada da yok. Sosyalizme ilişkin, 21. yüzyıla ilişkin umut vaat eden bir tartışma yok. Bu çok az Amerika’da, Avrupa’da var. Ama dünya bu konuda pek fazla umut vaat etmiyor. Bu şu demek değildir. Bunun Türkiye’de çıkacağı noktasında bir iddiam yok. Ama Türkiye’de şu var: Bulunduğu konumda ve son 50 yılda yaşadıklarından kaynaklanan pozisyonu var. Askeri dabeler yaşadı. 30-40 yıldır hesaplaşma yaşanıyor. Bu çok önemli bir aydınlanmaya yol açtı. Aydınlanmanın bir kısmını sol sağladı. Bu Kürdistan’ı etkiledi. Kürdistan’daki savaş ise başka bir aydınlanmaya yol açtı. Kürt hareketi içinde bir dönüşüm var. Bana göre Kürt hareketi geçmişinden daha ileri bir durumda. Görüş olarak, daha az otoriter ve daha demokratik. Gerek onun liderinin, gerekse ona bağlı olan kadroların söylemlerine baktığımızda böyledir. Öyle fazla güçlü bir devlet istemiyorlar. Devlete karşı genel olarak bir duruşları var. Kendi devletleri de kurulsa ona karşı da eleştirel duruşları olacağı ortada. Bu onu güçlendirmeye ve demokratikleşme yönünde bir çıkış olacağı noktasında eğilimleri var.
DEMOKRATİK CUMHURİYET TEZİ KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI
Veyahut yanlış algılıyorum. Fazla devlet sevdalısı, fazla iktidar sevdalısı görünmüyorlar. Ama kendi halklarının özgürlüğünün gerçekleştirme sevdalısıdırlar. Bu iki nokta umut vaat ediyor. Hatta bu noktalarda Türkiye solundan daha ileri bir noktada görüyorum. Öcalan’ın demokratik cumhuriyet tezini Kürdistan’ın bağımsızlığı olarak yorumlamıyorum. Öcalan’ın kendi ruhunda, iç dünyasında olan ve söylemleri arasında bir bağlantı bir uyum var. Ama demokratik cumhuriyet tezi tek şemsiye altında tam hak eşitliğine mi dayanıyor yoksa Kürtlere belli temel hakların verilmesine mi dayanıyor. Yani bu bir ilk adım mıdır. Temel bir adım mıdır. Öyle sanıyorum ki bunu ilk adım gibi söylüyor. Benim çıkardığım sonuç, bu ilk adım ile ileriki süreçlerde derinleştirip tam hak eşiğliğine dönüştürmek yani hangi ulusal haklara, sosyal haklara sahipse, doğuda, Kürdistan’da o haklara sahip olsun. Tam hak eşitliği içinde birlikte yaşamak.
ÖCALAN TAM HAK EŞİTLİĞİNİ SAVUNUYOR
Evet tam hak eşitliği altında birlikte yaşamayı savunuyor. Ama tarih bunun şartlarını ortadan kaldırırsa daha doğrusu egemen sınıflar bunun gerçekleşmesini imkasız kılarsa o zaman ikinci bir yol ortaya çıkyor. Kürtlerin kendi bağımsız devletlerini kurma şansı. PKK’nin ve Öcalan’ın ikliminde bu var. Demokratik Cumhuriyet tezini böyle anlıyorum. Umarım Demokratik cumhuriyet programı anatomisi, sosyal şeması çok daha berrak bir şekilde ortaya çıkar ve bizde okuruz.
Kürtler kendi güçlerine dayanarak ve bütün mücadele biçimlerini; hiçbir mücadele biçimini doğmatik bir şekilde eşle almada, mutlaklaştırmadan, bütün mücadele biçimlerini ve taktiklerini değişik bir renk cümbüşü gibi şartlara ve halkın ruhuna uygun bir tarzda ele alarak gelişme umudunu dilemek istiyorum. Kürtler bu umudu veriyorlar. Çünkü Kürtler çok değişim yaşadılar. Taktik ve mücadele biçimi değiştirmede hatta strateji değiştirmede oldukça cesur davrandılar. Bunun dahada derinleşmesini, daha kaliteli, dahada geniş perspektifli bir hal almasını umut ediyorum.
ANF NEWS AGENCY
www.firatnews.eu
HAYDAR AKBOĞA -ANF
FOTOĞRAF: YILMAZ AKGÜL |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
| Benzer Başlıklar |
| Başlık |
Yazar |
Forum |
Cevaplar |
Tarih |
 |
İki inek, ülke idare sistemleri ve Tü... |
DersiMVataN |
Mizah, Komiklikler, Eğlence |
1 |
Cum Arl 14, 2007 12:16 pm  |
 |
dinsel gericiliğe karşı siyasal ve id... |
sendiren |
Siyaset/Politika |
0 |
Prş Ksm 29, 2007 6:03 pm  |
 |
Nükleersiz Türkiye , Barajsız Munzur ... |
DersiMVataN |
Etkinlikler, Duyurular, Tanıtımlar |
1 |
Çrş May 23, 2007 5:41 pm  |
 |
türkiye hızla silahlanıyor |
zekiye |
Güncel Olaylar/Haberler |
0 |
Cum May 11, 2007 3:44 pm  |
 |
türkiye kyotoyu imzala.. |
orhanyldz |
Açık Meydan | Yeşil Işık |
0 |
Pts Mar 12, 2007 11:23 pm  |
|
|