Türkiye’de dinsel gericilik en uç boyutlarıyla yaşanmakta ve gezinmektedir.”Din halkların afyonudur” derken Marx’ı tamamen haklı çıkaran ve de bu “sihirli iksir” ile yıkanmış beyinler,örgütlü birer robota da çevrilmiş olup;çıkar şebekelerinin yeni adresleri olan tarikat ve cemaatlerin basit birer piyonları haline getirilmiş insancıkların sonunun devrimci mücadelenin ön açıcılığına ihtiyaç duyduğu gün gibi açıktır.Hatta öyle ki,daha çocuk yaştaki gençler,okullu gençler tarikatların emriyle caniyane bir biçimde öldürülmekte ya da ölmekteler.
Toplumsal yabancılaşmanın en uç sınırlarında ucube yaratıklar haline getirilen insancıklar-emekçi sınıflar,Amerikan emperyalizminin orta ve uzun vadeli hedeflerine uygun olarak son 40 yılını bu dinsel uyuşturma ile geçirmiştir.Ve hala süreç ciddi boyutlarda sürmektedir.Zorunlu olarak cehalete mahkum edilmiş,bilgi-bilim ve aklın dışlandığı bir toplumsal ekonomik-siyasal sistem olan emperyalist kapitalizmde emekçi yığınlar,insanların doğaya-yaşama karşı en zayıf tarafları olan dinle oyalandırılıp,verili koşullara boyun eğmeleri ve “şükretmeleri” sağlanmakta;öteki dünyada yaşayacakları “cennet” hayali ile kandırılmaktadırlar.
Bu sistemli ve süreğen egemen politika meyvelerini son 15-20 yılda oldukça üst düzeyde vermiştir.Geniş emekçi yığınlar,”yeşil elbiseli” sermaye temsilcilerine hiç olmadıkları kadar yoğun-sistemli destek vermenin ötesinde,tarikatlar-cemaatleri artık legalize edilmiş bir biçimde yaşamlarının baş köşelerine oturtmuşlardır.Mevcut sistemin her aracı bu hedefe kilitleyip kullandığı ve yığınları sistem içinde tutmayı başardığı apaçıktır.
Bugün emperyalist kapitalizm ağababaları ile birlikte onun yerli uşak ve işbirlikçilerinin yönetmekte kullandıkları ve giderek ustalaştıkları iki temel eksen vardır:Bunlardan birincisi ve en önemlisi dindir.İkincisi ise,şoven milliyetçiliktir.Ki bunların ikisi de,anti-bilimsel,akıldışı ve cehaleti temel alan eksenlerdir.
Dinin toplumdaki(Anadolu toprakları üzerindeki) etkisini son 40-50 yıla bağlamak kesinlikle yanlış ve anti-bilimsel olur.Dinin bu topraklardaki etkinliği ve getirdiği sonuçlar,yüzyılların birikimi sonuçlardır.Osmanlı ile birlikte yükselişe geçen bu süreç,Anadolu’nun aydınlık ve bilime daha yakın olan yüzü Aleviliğin tasfiyesi ile birlikte zirve noktasına ulaşmıştır.Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında nispi bir gerileme sürecine giren din,yine egemenler ve onların sınıfsal çıkarları doğrultusunda yine siyasal eylemin bir parçası haline gelmiştir.
Din,Türkiye gibi ülkelerde kesinlikle egemenler açısından siyasal eylem ve iktidar etme-iktidarda kalmanın özel ve önemli bir parçasıdır.bu anlamda,dini bu topraklarda kişisel bir sorun olarak,kişinin inandığı değerlerle arasındaki ilişkisi gibi aşağı ve basit bir derekeye indirgemek mevcut durumu çarpıtmak ve doğru analiz edememek demektir.
Doğal olarak dini ülkemizde basit bir ideolojik mücadele alanı olarak görmek ciddi bir yanılgıya işaret etmektedir.TC hiçbir zaman gerçekte laik olmadı ve bu gidişle devrimci alternatif mücadelenin dışında da olamayacaktır.TC’nin bir dini vardır.O da sunni(Hanefi) islamdır.TC bir tarikatlar ve cemaatlar ülkesidir.Bu anlamda din,siyasal olarak egemenlerin kullandığı bir araç olmaktan çıkarılmadıkça,dine karşı sürdürülen mücadele ideolojik olmanın ötesine geçip siyasal-politik mücadelenin önemli bir ekseni olmadıkça mücadelenin başarı şansı yoktur ve olamaz da.Bu sorunla mücadeleyi yarının bilinmez bir tarihine ertelemek,devrime-sosyalizme sırt çevirmek demektir.
Dinin toplumsal-siyasal yaşantıdan tamamen etkileri sıfırlanmadan kişisel bir sorun olarak algılanması olanaklı değildir.Kökleri yüzyılları bulan islamın egemenliğini cumhuriyetle birlikte yine sürdürmesi,kökleşmesi ve doğal olarak egemenlerin siyasal-ekonomik çıkarları için süreğen biçimde kullanılması;egemenlere karşı iktidar mücadelesinin,dine ve onun siyasal olarak kullanılması,egemenliğine de karşı ciddi bir içeriğe de sahip olmasını gerektirmektedir.
Komünist devrimciler,devrimci laiklik-laisizm yani dinin toplumsal-siyasal- kültürel yaşamdan tümüyle yalıtılıp,kişisel bir sorun haline getirilmesi mücadelesinin biricik tutarlı savunucuları olmak zorundadırlar.Bugün sözde “laiklere”,sahte “solculara” karşı bu tutarlı mücadeleyi yürütmek her zamankinden daha da çok öne çıkmaktadır.Zira ikili cephede her halükarda siyasal klik çatışmalarından kaynağını alan egemenlik-iktidar etme mücadelesi vardır.Sınıfın bağımsız politik mücadelesi,bir yandan laikliğin kazanılması uğruna tutarlı bir politik özgürlükler mücadelesi verir iken,öte yandan tutarlı bir ideolojik mücadele vermelidir.Dinlerin oluşumu,tarihsel-toplumsal-psikolojik kaynakları,insanların zaaf ve eksikleri üzerine yükselen iktidarı,egemenlik ilişkileri ile iç içe geçmişliği vs vs noktasında ciddi bir ideolojik mücadele verilmek ve öne çıkarılmak zorundadır.
Yığınların,dinsel gericilik ve egemenlik-siyasal alanlarına karşı aydınlatılması ve mücadeleye sevk edilmesi günün en önemli görevlerindendir.Ajitasyon-propaganda çalışmalarının en önemli unsurlarından biri olmak zorundadır.Zira bunun için oldukça fazla materyal vardır.Mesele sorunun özünü kavrayıp,işe girişmektedir.Yığınların geçici olarak öncülerinden uzaklaşması,korku ve kaygılarının geçici olarak öne çıkması kaçınılmazdır.yığınların bu geri özelliği temel alınamaz.Zira yığınların yukarı-devrimci seviyeye çıkarılması ve bilinç sıçraması esas alınmalıdır.Bu önceliğin bu reformist ve kitle kuyrukçusu anlayışın kuyruğuna takılarak tavsanması kabul edilemez.Yığınları,korku ve kaygılarını,kökleşmiş alışkanlıklarını küçümsemeden bu mücadele doğru zemin ve tutarlılıkta sürdürülürse kesinlikle başarılı olacaktır.Devrimci irade ve tutarlılık,kilit role sahiptir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız