Munzurun Susmayan Sesi MUNZURCA
İletişi Üye Hesabı Müzik Dinle Haberler Forum Anasayfa
www.Munzurca.com :: Başlığı Görüntüle - Ülkücü-milliyetçilerin Gerçek Yüzleri (2)
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Ülkücü-milliyetçilerin Gerçek Yüzleri (2)

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Şiirler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
serhildane
Yeni Dost
Yeni Dost


Kayıt:
07 Ocak 2008
Mesajlar: 13
Nerden: istanbul

MesajTarih: Cum Oca 18, 2008 1:52 pm    Mesaj konusu: Ülkücü-milliyetçilerin Gerçek Yüzleri (2) Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

MHP'NİN KANLI TARİHİ TÜM YALANLARINI PARÇALAYACAK KADAR AÇIKTIR

Orta Asya ve Kafkaslar'da Yeni Dünya Düzeni'ne uygun düzenlemelerin yol almasını sağlamak emperyalizm için her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Bölgenin enerji kaynakları, yeraltı zenginlikleri ile geniş bir pazara sahip olmasının yanı sıra taşıdığı stratejik önemi arttıran başka özellikleri de var.
Emperyalizmin bir diğer sancılı alanı Ortadoğu'daki dengelerle bağlantılı ve özellikle de Çin "tehdidi"ni kuşatacak konumda olması ABD emperyalizminin verdiği önemi de belirliyor. Tüm bunlar Yeni Dünya Düzeni adı altında ABD emperyalizminin at koşturabilmesi için büyük bir alanın açılması anlamına geliyor. Hesapları büyük. Emperyalizm çok geniş bir alan ve çok farklı milliyetlerden halklar üzerinde egemenliğini pekiştirme derdinde. Bunun için sayısız yol ve yöntem kullanıyor. Bugün ABD Yeni Dünya Düzeni stratejisini bu bölgelerde küçük devletçikler oluşturmak üzerine kurmuş durumdadır. '89'lardan itibaren Sovyetler Birliği'nde kapitalist restorasyonun hızlanması, sistemde çözülmelerin başlamasıyla birlikte emperyalizm Sovyetler Birliği'ni bölüp parçalama; buralardaki ülkeleri sosyalizmden uzaklaştırarak kendi denetimleri altına alma politikasına başvurmuştur. Milliyetçiliği körüklemiş, bunu bölgeye yerleşmenin aracı haline getirmeye çalışmıştır. Halkları birbirine bağlayan sosyalist mayanın çözülmesiyle halklar arasında geçmişten kalan ayrılık ve düşmanlıkları alevlendirmek için başta ABD olmak üzere tüm emperyalist ülkeler ellerinden geleni yapmışlardır. ABD bir "kurtarıcı" gibi bölgeye yerleşmenin ve halkları denetim altına almanın zeminini böylece yaratmaya çalışmıştır. Ne var ki, 70 yıl Sovyetler Birliği'nde barış ve kardeşlik içinde yaşamış Orta Asya halklarının ABD'ye sempatiyle bakmayacağı ve onu hemen bağrına basmayacağı açıktı. İş burada Türkiye oligarşisine düşecektir.
Bu süreçten sonra bölge ülkeleriyle Türkiye'nin tarihi, coğrafi, kültürel bağlarının önemi her fırsatta dile getirilmeye başlandı. Türkiye'ye biçilen misyon emperyalizmin truva atı olmaktı. Elbette bu koşullarda ABD'nin bölgede egemenliğini sağlayabilmesi için Türkiye kontrgerillasına, MHP'ye biçtiği rol önem kazanacaktı. MHP'liler kendilerine biçilen bu rol gereği Türki cumhuriyetlerden çıkmaz oldular. Bundan sonra olanlar Türkiye halkları için bildikti; şaşırtıcı değildi. Susurluk devleti pisliğini Türki cumhuriyetlere taşımıştı. Darbe tezgahlamak, uyuşturucu trafiğini yönlendirmek, halkları katletmek, CIA ajanlığı yapmak gibi her tür pis işi ancak MHP'liler yerine getirebilirdi.

MHP'nin Turancılığı; Emperyalizmin Kafkaslar'a Yayılabilmesi İçin Yapılan Bir Demagojidir
"Yeryüzündeki bütün Türkler'i aynı devlet çatısı altında toplamayı" savunan faşist MHP yıllarca Sovyetler Birliği'nde ve Çin'de yaşayan Türkleri "esaretten kurtarma"nın propagandasını yaptı. Türkeş yaşamı boyunca da Turancılık düşüncesinin Türkiye'de önde gelen savunucusu oldu. Gerçekte Nazi Almanyası'na destek veren Saracoğlu hükümeti, Almanya'nın 2. Paylaşım Savaşı'ndan yenik çıkacağını anlayınca yönünü ABD'ye çevirir. O güne dek besleyip büyüttüğü faşistleri sonra başına dert almamak için biraz hizaya getirme gereği de duyar. Turancılardan tutuklananlar ve yargılananlar olur. Bu hizaya getirme operasyonunun parçası olan "baskılar"dan çekinen Türkeş, 1944 yılında yargılandığı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde Turancılık'ı açıkça savunmaz. "Vatan haini ilan edilmemek ve çok sevdiği askerlik mesleğine veda etmemek için, 'Turancı' olduğunu itiraf edemeyen Türkeş, o mahkemede önemli şeyler söylemiş, sanki yarım yüzyıl sonrasıyla ilgili kehanette bulunmuştu: 'Mesela 1917 de olduğu gibi 1965'te veya 1999 da Rusya'da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harp endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur ve Türkiye'nin de yardımıyla bu birliğe doğru yürünebilir.' Yani o, Sovyetler Birliği'nin dağılacağını 50 yıl önce tahmin etmişti." (4 Nisan 1999, Akşam Gazetesi, Başbuğsuz Bir Yıl isimli dizi yazıdan)
Ortada kehanet değil, emperyalizmin Sovyetler Birliği üzerindeki niyetleri vardır. Türkeş'in ağzından ifade edilen gerçek, emperyalizmin sosyalist sisteme olan düşmanlığı; onu yıkmak için yıllarca sabırla uğraşacağı; emperyalizme uşaklık etmeye dünden razı olan ülkemiz faşistlerinin de bu noktada Türkiye'ye biçtiği misyondur. Turancılık'ın içi boş bir hayal olduğu yıllarca herkes tarafından kabul görmüştür. Öyle ki, MHP bile bu düşünceyle ancak belli dönemlerde kendi tabanını motive edebilmiştir. '90'lara gelindiğinde ise; sosyalist sistemin çözülmesiyle birlikte Türki cumhuriyetler Sovyetler Birliği'nden ayrılınca MHP'nin "Turancılık" iddiasının doğrulandığı propagandasına girişildi. Bu propagandanın sahibi sadece MHP değildi. Hükümet, burjuva basın hepsi birden MHP balonunu şişirmekle meşguldüler. "Yıllardır Turancılıkla suçlandılar ama işte haklı çıktılar" mesajı üzerine basa basa vurgulanıyordu. MHP'ye sunulan bu destek elbette sebepsiz değildi. Emperyalizmin bölgesel çıkarlarına hizmet etmenin dışında, oligarşinin içinde bulunduğu kriz de buna zorluyordu.
1991 yılında kurulan DYP-SHP koalisyonunun vaatlerinin boş olduğunun kısa sürede görülmesi, devrimci hareketin yükselttiği mücadele ve iktidarın halka baskı ve terörden başka bir şey verememesi hükümete gereken "halk desteğinin" sağlanması görevini MHP (o dönem için MÇP)'nin omuzlarına yüklüyordu. En önemlisi de halkın mücadelesinin karşısına çıkarılacak yeni saldırı güçlerine ihtiyaç vardı. "... Türkeş'in hükümete destek politikası 1992'de istikrarlı biçimde sürdü. Demirel-Türkeş teması, haftalık olağan görüşme rutinine bindi. Demirel MÇP'ye parlamentoda ve TBMM'de yer verilmesinin, hazine yardımı yapılmasının, Türkeş'in üzerine kayıtlı MHP mallarının Türkeş'e iadesini sağladı; Türkeş Orta Asya ve Kafkasya seferinde başbakana refakat etti." (Ağustos '92, Cumhuriyet Gazetesi, Tanıl Bora-Kemal Can, Ülkücü Harekette Bölünme adlı diziden)
Demirel'in yanına Türkeş'i alarak Türki cumhuriyetlere gitmesi vb. gelişmeler iktidarın hem faşist hareketi meşrulaştırmak hem de emperyalizmin gözüne girmek için fazla bekleme taraftarı olmadığını gösteriyordu. "Türkeş'in yıldızı 27 Nisan 1992'de Demirel'in 6 Türki Cumhuriyeti'ne yaptığı geziye devlet protokolü içinde dahil olmasıyla parladı. Türkeş'in geziye katılması kararı MGK'da alınmıştı. ABD, Türkiye'ye İsrail'i Orta Asya' ya taşıma görevi vermişti." (Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Suat Parlar, syf; 362)
MHP görevine şevkle sarılmış, kendisinden beklenildiği gibi uşaklıkta kusur etmemiş; emperyalizme taşeronluk yapmak için elinden geleni ardına koymamıştır. CIA ajanlığı ve her türlü pis işi yerine getirmiştir. "Dış Türkler", "milliyetçilik" vb. söylemlerin hepsi emperyalizmin çıkarlarını korumak içindir. Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan gibi Türki cumhuriyetlerdeki tüm darbe girişimlerinin ardında bulunan eski MİT'çi ve MHP'li Enver Altaylı'nın sözleri açıktır: "Ben bugünkü dünya şartlarında Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türkiye'nin menfaatlerinin Amerika Birleşik Devleti'yle işbirliği yapması gerektiğine inanıyorum." (23 Temmuz 1999, Kurtuluş)

MHP Emperyalizmin Taşeronudur
Bugün Türki cumhuriyetlerde MHP denilince ilk akla gelenler tezgahlanan darbeler, "kara para", silah ve uyuşturucu ticareti; bölgede işbirlikçilerini arttırmaya dönük her türlü faaliyet; kurulan özel ordular, silahlandırılan gençler... vb. vb. olmaktadır. Kuşkusuz bu kadar çok taşın altından çıkabilmek, her türlü ilişkiye girip çıkabilmek MHP'lilerin kendi becerileri sonucunda olmamıştır. Gördükleri bunca "itibarın" arkasındaki güç emperyalizmdir. CIA'nın, MİT'in, kontgerillanın denetiminde çalışmışlar; halklara sayısız zararlar vermişlerdir. Özellikle emperyalizmin Ortadoğu'daki ezeli jandarması İsrail'i Orta Asya'ya taşıma işini üzerlerine almışlardır. MOSSAD ve CIA ülkücülerin örgütlenmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Politik ve askeri çıkarların yanı sıra her türlü mafya faaliyeti bu ilişkilerle beraber sürmüştür. Tüm bunlarla birlikte MHP de Yeni Dünya Düzeni'ne bekçilik yapma görevini yerine getirmeye çalışmıştır. "... 29 Temmuz 1993'te dönemin ABD Başkanı George Bush'un özel temsilcisi Richard Armitage, Kudüs'teki Laromme otelde düzenlediği basın toplantısında ABD ve İsrail'in Türkeş'e tanıdığı önceliği açıkladı. İsrail, Türkeş aracılığıyla Azerbaycan'a düzenli ordu kurulması ve teçhiz edilmesi teklifinde bulundu. Proje yarım kaldı ancak burada Türkeş ve bazı Musevi işadamları paylarını aldılar. İsrail'in, İran-kontra olayında ismi geçen görevlisi eski istihbarat Subayı David Kimche ve ABD'li emekli general Richard Secord da Azerbaycan ile ilgili işlerde ön plandaydı. Tuğrul Türkeş, Cefi Kamhi gibi isimler Azerbaycan eksenli silah ticaretinin kilit isimleri. DYP-SHP Hükümetince Petkim ve Kalkınma Bankası'nın yönetim kurullarına getirilen Tuğrul Türkeş, Elçibey döneminde Ahmet Özal ve Alaattin Çakıcı'yla birlikte Azerbaycan'la önemli miktarda ticaret yapıyordu.
Tuğrul Türkeş, Irak sınırının ışıklandırılması işini almak isteyen bir İsrail firması adına Genelkurmay nezdinde bazı girişimlerde bulunacak kadar İsrail'e yakındır." (Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Suat Parlar, syf; 362-363)
Çeçenistan'da, Azerbaycan'da gerçekleştirilen pek çok "operasyon" MHP'liler aracılığı ile yapılmıştır. Tüm bu faaliyetlerin görünürdeki yüzünde "Türk Dünyasında Demokrasiyi Geliştirme Vakfı" bulunmaktadır. Bu vakfın kurucuları ise oldukça tanıdık isimlerdir: 12 Eylül'de Türkeş'i evinde saklayan Halil Şıvgın, Tunca Toskay...

Oligarşi MHP Eliyle Darbe Tezgahlıyor
Azerbaycan'da '95 yılının Mart ayında bir darbe girişimi yaşandı. CIA'nın çocuğu olan MHP ondan öğrendiklerini hayata geçirmeye çalıştı. Ancak efendisi kadar profesyonel değildi. Darbe ancak 5 gün sürebildi. Darbe Azerbaycan'da önce Meclis başkanı olan sonradan yönetime gelen Haydar Aliyev'e karşıydı. Aliyev'in gelmesiyle Hazar petrolleri üzerinde söz sahibi olacak uluslararası bir konsorsiyum kuruldu. ABD'nin dışında Türkiye, Rusya ve İran'ı da içine alan konsorsiyumun kurulmasıyla ülkedeki iç savaş durdu. Kurulan bu dengede petrol yüzdelerini arttırmaya çalışan taraflar paylarının daha fazlasını istemektedirler. ABD ise hiç kuşku yok ki aslan payını almıştır. Türkiye oligarşisi ise Azerbaycan özel polis birlikleri OMON'un başı Ruşen Cevadov'un şefliğine soyunduğu bu darbeyle payına düşen kırıntıların miktarını yükseltmenin hesabını da yapmıştır.
Asıl olarak da oligarşi Türki cumhuriyetlerin yönetimlerine karşı ikili oynamıştır. Bir yandan niteliği ne olursa olsun var olan yönetimle ilişki geliştirirken diğer yandan da emperyalizmle daha çok işbirliği yapmaya hazır muhalifleri de MHP aracılığıyla desteklemiş, bunların iktidara getirilmesi için yine MHP'ye görev vermiştir. Amaç, darbeler açığa çıktığında kendi dışında geliştiğini söyleyerek bu ülke yönetimleriyle ilişkilerin bozulmasının önüne geçmektir. Nitekim olaydan sonra bazı "devlet yetkilileri" şunları söylüyordu: "Türkiye'deki bazı aklı evveller, Azerbaycan'da kukla bir yönetim kurup, sözde zengin petrol yatakları ile silah ve uyuşturucu işini kontrolleri altında tutmak istediler. (...)" (Susurluk 20 Yıllık Domino Oyunu, Enis Berberoğlu, syf; 132)
"Türkiye Cumhuriyeti devletinin içine sızan bir takım karanlık güçler, devletin imkanlarını kullanıp, bir başka devlette darbe yapmak istemişlerdi. Cumhurbaşkanı Demirel'in konuya müdahalesi üzerine, suçüstü olmuşlardı. Azerbaycan darbesi, Türk Devlet politikasında hiçbir şekilde kabul edilmez olay olarak değerlendiriliyordu. Türkiye, Azerbaycan'la dost onun da ötesinde kan kardeşi idi..." (age, syf; 133)
Bu ikili tavır Azerbaycan'da da uygulanmış, Aliyev darbe girişimine sert tepki göstermiş, olayların yatışmasından sonra geldiği Ankara'da dönemin TBMM başkanı Hüsamettin Cindoruk'a şunları söylemiştir: "Türkiye bizim birleşik iç işlerimize burnunu soktu, olaylar 400 civanıma mal oldu." (age, syf; 132) Daha sonra Aliyev'in gönlü alınarak ikna edilmiştir.
Her şey çok açıktır. Darbede rol oynayanlardan Ferman Demirkol, Türkiye Konsolosluğu'na sığınmış; Türkiye'nin darbecilerin kullanması için Bakü'ye gönderdiği uydu telefonlardan birisi ise Kenan Gürel'in yanında çıkmıştır. Darbeci Cevadov'un karargahında bulunan gelişmiş elektronik cihazları ise MİT vermiş; bu cihazların benzerleri Türki Eğitim Ataşeliği'nde de bulunmuştur. TİKA (Türk Cumhuriyetleri Kalkınma Ajansı) görevlisi Ferman Demirkol'un Türkiye'ye iadesini bizzat Süleyman Demirel Aliyev'den rica etmiş ve Demirkol gönderilen özel bir uçakla Türkiye'ye gönderilmiştir.
Darbenin mimarlarından biri de Orta Asya'dan sorumlu devlet bakanı Ayvaz Gökdemir'di. Ayvaz Gökdemir yani nam-ı diğer "Komando Ayvaz" '70'li yıllarda Öğretmen Okulları Genel Müdürüyken, binlerce devrimci demokrat öğrencinin okullardan atılmasını sağlamış; eğitim alanında faşist kadrolaşmanın öncülüğünü yapmış eski bir MHP'lidir. Ayvaz Gökdemir darbe girişiminden sonra bir daha Azerbaycan'a devlet protokolü içinde bile olsa giremez olmuştur.
Orta Asya'daki darbe girişimleri Azerbaycan'la sınırlı değildir. Gürcistan, Özbekistan'da da benzer olaylar yaşandı. Hepsinin arkasında MHP'liler vardı. MHP emperyalizmin hizmetinde bir kontra partisi olduğunu üstlendiği rolü en iyi biçimde yerine getirerek gösteriyordu.

"Acele, Küçük, Çevik, Ateş Gücü Yüksek Bir Ordu Kurun..."
Emperyalizmin Kafkaslar ve Orta Asya'da kurumlaşması ve varlığını güvenceye almasının en önemli yollarından biri denetimi altında tutacağı silahlı güçleri oluşturmaktı. Böylesi güçlerin işlevi komplolar, darbeler düzenlemekten, kardeş bölge halklarının kanını dökmeye, emperyalizmin yararına her türlü düzenlemeyi hayata geçirmeye kadar uzanıyordu. Kısacası emperyalizmin Yeni Dünya Düzeni'nin korumalığını yapacak güçlere ihtiyacı vardı. Yıllardır Susurluk devletinin her türlü kontra faaliyetine kadro sağlayan MHP emperyalizmin bu ihtiyacına cevap vermeye çalıştı. Bölgede emperyalizmle işbirliği yapmaya hazır ülke yönetimleri ya da ülke içi muhalif güçler için askerler eğitti. Kamplar kuruldu. Dahası bu kamplarda Türkiye'den gelen, Ülkü Ocakları'nın gönderdiği MHP'liler de eğitildi. Kamplarda kontrgerilla eğitimini verenlerden biri de Çatlı'ydı.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Azerbaycan'daki iç savaşın taraflarından biri olan ve Türkeş'le "sıkı dostluğu" bulunan Elçibey, Çatlı ile olan "tanışıklığı"nı bir gazete röportajında şöyle anlatıyordu: "- Abdullah Çatlı'yı tanımıyordum. Ben Mehmet Özbay adında bir adamı tanıyordum. Bakü'de olduğum zaman bir Azerbaycan Türkü bana birisini getirdi. Mehmet Özbay diye tanıştırdı. Niye geldiğini sordum. Eğer Çatlı ise Allah rahmet eylesin. Dediler ki buradaki kamplarda dövüşçü yetiştirecek. Ermenistan'a karşı askerleri eğitecek. Ben de dedim ki; 'Madem Türkiye'den gelmişsiz, o zaman önlerde olma, çünkü seni öldürebilirler. Ben bunu istemiyorum. Sen bizim askerlerimizi eğit, onlar vuruşsunlar, sana bir zarar gelmesin.' Dörtbuçuk ay kadar askerlerimizi eğitti, daha,sonra Türkiye'ye döndü. O günden sonra onu bir daha görmedim." (Susurluk 20 Yıllık Domino Oyunu, Enis Berberoğlu, syf; 123)
MHP'ye bölge ülkelerinin yolunu açan; askeri, ekonomik vb. pek çok alanda bir güç oluşturmalarını; hatta Azerbaycan gibi ülkelerin her türlü mafya işinin döndüğü, "kaçak ülkücü cenneti" haline gelmesini sağlayan; bu konudaki gerekli bağlantıları kuran kişi bellidir: Alpaslan Türkeş. Türkeş'e bölgenin yolunu açansa elbette emperyalizmdi; CIA idi, MOSSAD'tı.
İsrail'in, Azerbaycan'a düzenli ordu kurulması ve teçhiz edilmesi teklifini götüren Türkeş'tir. Yine kendisiyle yapılan bir söyleşide söyledikleri Türkeş'in emperyalizm adına uygun bağlantılar kurma görevini üstlendiğini ortaya koyuyor: "Elçibey ile sıkı bir dostluğumuz vardı. Ben seçilmesine yardımcı oldum. Gittik, mitinglerini düzenledik. Kendisine önerdim: 'Acele, küçük, çevik, ateş gücü yüksek bir ordu kurun' dedim... 'Petrol kuyularının birkaçını bu işe ayırın' dedim." (Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Suat Parlar, syf; 432)
Emperyalizm bölgede '90'lar sonrası böl-parçala-yönet politikasını en yoğun biçimde uyguladı. Halkları birbirine düşürmek, yıllar öncesinin küllenmiş anlaşmazlıklarını açığa çıkarmak için her tür araç ve yöntemi kullandı. Çok kısa bir süre içinde Kafkaslar kan gölüne döndü. Çeçenler, Azeriler, Ermeniler, Gürcüler, Abhazlar birbirlerine düşman oldular. Emperyalizm, sosyalizmin yarattığı şekillenmeyi bozup kendi denetimini kurmak için halkları bölüp parçalıyor; o dağınıklık içinden kendi istikrarını düzenleyecek yapılar, uygulamalar hayata geçirmeye çalışıyordu. Her yol mubahtı. Dağlık Karabağ bölgesi, Ermenistan ve Azerbaycan arasında ciddi bir düşmanlık nedeni halini aldığında Ermenilere karşı savaşacak Azerileri Çatlı eğitebiliyordu. ABD, Türk-İslam senteziyle Orta Asya'ya girmek; İslamı kullanmak istediğinde Nizam-ı Alem Ocakları'nın, Ülkü Ocakları'nın sağladığı gençleri kullanabiliyor; ya da Azerbaycan'daki kamplarda Çeçenler, Afganlılar'dan eğitim görebiliyordu. Emperyalizm bölgede amaçlarına ulaşabilmek için her türlü yol ve yöntemi kullanmaya hazırdı. Gelecekte gelişebilecek halk hareketlerinin ya da emperyalizmin çıkarlarını zedeleyebilecek gelişmelerin önünü alabilmek amacının dışında silah tekellerinin kasalarını doldurmaları da çıkar ilişkilerinin bir diğer yanını oluşturuyordu. Örneğin 1992 yılında Mega Oil adındaki bir Amerikan şirketi gerçekte petrol işi yapmayıp silah ticareti ile ilgileniyordu. Yani paravan bir şirketti. Hem eğitim veriyor hem de silah satıyordu. Şirketin ortaklarının kimlikleri gerçekte yaptıkları işi ortaya koymaya yetiyordu: "Şirketin ortaklarından General Harry Aderholt, ABD hava kuvvetlerinden emekliydi. Özel savaş teknikleri uzmanı 'yeşil bereli' bir komutandı. Şirkette özel savaş uzmanı bir diğer isim ise General Richard Secord'tu. General Secord, Nikaragua'da Sandinista Gerillalarına karşı kirli savaş yürüten Contra güçlerine karşı para sağlamak için İran'a silah satarken yakalanan, 'İrangate Skandalı'nın birinci adı Albay Oliver North'tan sonra gelen ikinci isimdi. "(...) Özel harpçı General Secord (...) 25 adamı ile birlikte, ikisi Bakü'de olmak üzere 4 kampta Türkiye'den giden gençlere ve Azerilere özel savaş eğitimi veriyordu." (Reis, Soner Yalçın-Doğan Yurdakul, syf; 299)
Halklar arasında düşmanlıklar ve savaşlar arttıkça kazanan silah tekelleri oldu. Halkların kanı onların kasalarında paraya dönüşüyor, Amerikalı özel harp uzmanları kendilerine ait silahları, uçakları, gemileri, paravan şirketleri ile "küçük birer devlet" halini alıyorlardı.

CIA'nın Orta Asya Ayakları Olan MHP'liler
ENVER ALTAYLI Azerbaycan, Afganistan, Özbekistan, Gürcistan gibi ülkelerde faaliyet göstermiş CIA ile ilişkisi bulunan MHP'lilerdendir. Harp okulunda okuduğu sıralarda Türkeş'e hayranlık duymaktadır. Okuldan atıldıktan sonra dönemin MİT müsteşarı Fuat Doğulu aracılığı ile MİT'e girer. Giriş referansını veren ise Türkeş'tir. CIA ve Avrupa emperyalistlerinin gizli servisleri tarafından eğitilir. "Sovyetolog" olarak yetiştirilir. CIA ajanı olduğu artık aleni olan Ruzi Nazar'la ilişkisi vardır.
MİT'ten 1974 yılında ayrılır. Gerekçesini Fuat Doğulu'dan sonraki müsteşarların "Dış Türkler" konusuna yeterli önemi vermemesi olarak açıklar. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ise soluğu Orta Asya ülkelerinde alır. CIA adına Özbekistan devlet başkanı İslam Kerimov'a danışmanlık yapar. Afgan lideri Raşit Dostum'a, Çeçen lideri Cahar Dudayev'e para ve silah yardımlarında bulunur. Azerbaycan'daki darbe girişiminin ardındakilerden biri de odur.
Altaylı, '74 yılında MİT'ten ayrıldıktan sonraki sürecinde MHP'nin yurtdışı örgütlenmesinin başına geçmiştir. Bu dönemlerde Almanya'da sürdürdüğü faaliyetlerinde Alman Gizli Servisi ile içli dışlı olmuş, Dr. Kannapin adındaki bir Alman ajanının himayesi sayesinde MHP'ye Almanya'da pek çok avantaj sağlamıştır. Altaylı'yı ve onun gibileri CIA, Avrupa gizli servisleri ile böylesine içli dışlı yapan birlikteliğin temelinde sosyalizme ve halklara duydukları düşmanlık vardır. Yine Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra soluğu Türki cumhuriyetlerde almasının, canla başla CIA ajanlığı yapmasının nedeni de budur.
RUZİ NAZAR Türkistan doğumludur. "... Sovyet ordusunda görev yaparken Nazilerin safına geçmiş, Müslüman SS kıtalarında çalışmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Nazi istihbaratçısı General Gehlen ile birlikte ABD'ye götürülmüş ve CIA'nın hizmetine girmiştir. CIA'nın anti-Sovyetik güvenlik kuşağı siyaseti gereği Türkiye'de kurulan örgütte çalışmaya gönderilmiştir. Jussmatt adlı Amerikan askeri kuruluşunda çalışıyor gözüken Nazar, Türk Nazilerle oldukça iyi ilişkiler kurmuştur: Naziler'in istihbarat kadroları, politik rezervleri ve hegemonya alanlarını devralan dünya devrim jandarması ABD, Türkiye'nin Turan ilgisini '50'li yılların soğuk savaş ortamında canlı tutmayı bilmiştir. Nazar türünden inandırıcı CIA görevlileri, bu ilginin canlı tutulmasında üzerlerine düşeni yapmışlardır. Alpaslan Türkeş'in yakın dostu olan Ruzi Nazar, bir ara Türkeş'in kızını PAN-AM şirketine yerleştirmiştir. CIA görevlilerini kendi personel listelerinde göstermekle meşhur şirketlerin başlıcalarının PAN-AM ve ITT olduğu bilinmektedir. 12 Mart 1971'den sonra Türkiye'den ayrılan Nazar, halen Bonn'da oturmaktadır. Nazar'ın oradaki ülkücü çevrelerle dostluğu basında da yer almıştır." (Gizli Devlet, Suat Parlar, syf; 218)

KAMİL YÜCEORAL, MHP ile en azından bilinen ilişkisi olmasa da her türlü halk düşmanı faaliyeti yerine getiriyordu. Yüceoral, '95 yılında başbakan Çiller'in Dış Türkler Koordinatörü'ydü ve örtülü ödeneğin "Dış Türklere" dağıtımında tek yetkiliydi.

MHP ve Türkeş'in Türki Cumhuriyetlerde Muhatap Kabul Edilme Nedeni Emperyalizmdir
Emperyalizm tarafından kullanılmak her zaman MHP'yi belirleyen en önemli özellik olmuştur. Bu, Türki cumhuriyetlerde kurdukları ilişkilerden de etkili olmuştur. Emperyalizmin ajanlığını yapan MHP'liler bölgede emperyalizmin desteğini almak isteyen her düzeyde devlet adamından ya da muhalefet liderinden "itibar" görmüş, muhatap kabul edilmişlerdir. Bu kişiler, bölgede güç olmanın yolunun MHP'nin yönlendiriciliğini kabul etmekten geçtiğini düşünerek hareket etmişlerdir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra özellikle Türki cumhuriyetlerde CIA'ya yakın MHP'lilerin "danışman" olarak görev alması boşuna değildir. Özbekistan devlet başkanı Kerimov'a danışman olan Enver Altaylı, onunla bir anlaşma yapmış; bu anlaşmaya göre Özbekistan'da kapitalizmin gelişmesini hızlandıracak önlemler alınmıştır. Elbette ki Altaylı'nın bir devlet başkanıyla anlaşma yapmasına neden olan güç emperyalizmin ajanı olmasıdır. Azerbaycan muhalefet lideri Elçibey'le dostluğunu her fırsatta yineleyen Türkeş, bölgedeki "etkisini" şöyle anlatmıştır: "Çeçenistan'da savaşın durması için Rus ve Amerikan elçileriyle görüştüm. İki defa Dudayev'le görüştüm." (Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Suat Parlar, syf; 432)
Hatta öyle ki emperyalizmin Türkeş'e biçtiği misyonu ilk fark eden ve değerlendirmeye çalışanlardan biri de Gorbaçov olmuştur. 1990 yılının Mayıs ayında Türkeş'e SSCB'nin Ankara Büyükelçisi Albert Çernişev'i göndererek Dağlık Karabağ konusunda pazarlık yapmaya ve bölgede kendi politikalarına uygun bir denge yakalamaya çalışmıştır. "... Çernişev, o gün, Meclis'te milletvekili bile bulunmayan bir partinin, MÇP'nin üç katlı mütevazı genel merkez binasının kapısından içeri girerken, Moskova'nın 'faşist' ilan ettiği bu tecrübeli politikacıyla bir yakınlaşmayı denemek amacıyla bizzat Patronu Gorbaçov'un talimatıyla hareket ediyordu. Çünkü tarih değişiyordu." (4 Aralık 1997, Ortadoğu Gazetesi, İrfan Ülkü, Alpaslan Türkeş'in Gizli Zabıtları adlı dizi yazıdan)
Her şeyi planlayan ABD'dir. MHP ise kullanılandır. Tarihi "kullanılma" üzerine kurulmuş olan, milliyetçilikle hiçbir ilgisi olmayan MHP bu rolü gönüllü kabul etmiştir.

MHP Kapitalizmin Gelişimi İçin De Önayak Oluyor
Sosyalizmi tasfiye etmek, bölgeyi kapitalist sömürüye bir an önce açmak MHP'nin görevlerindendi. Çünkü MHP demek tekellerin çıkarı demekti. Türkeş bu konuda da üzerine düşeni yapıyor ve şunları söylüyordu: "Türk Cumhuriyetlerinde tabii kaynaklar çok zengin. Yapılan uydu araştırmalarına göre de Hazar Denizi, Tataristan dahil, Kazakistan ve Özbekistan böyle bir yarım daire biçiminde Basra Körfezi'nden daha zengin petrol rezervlerine sahip. (...) En büyük ihtiyaçları yabancı sermayedir. Yatırımdır. Ben ABD'yi ziyaretimde çeşitli lobilerle görüştüm. Onları Türk Cumhuriyetlerine yatırım yapmaya davet ediyorum, teşvik ediyorum... Mesela Özbekistan'da çok zengin altın madenleri var..... mesela ABD'ye diyorum ki 'yatırım yapın, çok zengin kaynaklar var.' İstiyorum ki oraya bilhassa Amerikan sermayesi girsin. (...)" (Kontrgerilla Kıskacında Türkiye, Suat Parlar, syf; 432-433)
Türkeş bir tekel patronu gibi davranmakta, "iş bağlamaya" çalışmaktadır. Orta Asya ülkelerinin, halkların malı olan zenginlikleri emperyalistlere pazarlamaya kararlıdır. "... Türkeş, faşist Elçibey kadar bile 'milli' değil, işte aralarındaki konuşma: 'Dedim ki, Türkiye size yardım ediyor ama, her şeyi yapamaz. (...) Ayrıca İsviçre'deki finans çevrelerinden 250 bin dolardan 5 milyar dolara kadar kredi sağlayabilirsiniz.' Birdenbire ayağa kalktı. Dedi ki, 'Bunlar niçin gelecekler? soymak için.' 'Para kazanmak için gelecekler ama siz de işinizi göreceksiniz' dedim." (age, syf; 432)
Elbette Türkeş tüm bunları sadece kapitalizme duyduğu "inanç" ve "ülkü"sü için yapmamaktadır. Kendi cebine de külliyetli miktarda para girmektedir. Azerbaycan'a kurulacak düzenli ordu ve teçhizat "işi", Tuğrul Türkeş'in Azerbaycan'daki ticari faaliyetleri... vb.nden Türkeş ailesi epeyce kazançlı çıkmıştır.
Hatta öyle ki yıllarca Ermenistan üzerinden şoven politika yürütmüş olan MHP, sözkonusu para kazanmak olduğundan o güne dek söylediklerini bir kenara bırakmış ve ticari ilişkilerini geliştirmiştir.
1996 yılında Tuğrul Türkeş Ermenistan Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan'ın işadamı kardeşi Telman Ter Petrosyan'la görüşür. Ermenistan pazarında Türk mallarının İran aracılığıyla iki katı fiyata satıldığını, aradaki farkın İran'ın eline geçtiğini söyleyen Tuğrul Türkeş, bunun önlenmesi, bu farkın Türkiye'de daha doğrusu kendi kasalarında kalması gerektiğinden söz eder. Kar hırsı gözünü bürümüştür. Ama belirtmeden de geçemez: "Ama Ermenistan'ın Azerbaycan'ın yüzde 20'sini işgal ettiğini de gözardı edemeyiz." "... Ermenistan'la benim görüşmelerimin temelinde Türkiye'nin menfaatleri var." diyerek zevahiri kurtarmaya çalışır. (16 Ekim '96, Hürriyet)
MHP 18 Nisan seçimlerinin hemen ardından daha hükümet bile kurulmadan "Avrasya Pazarı"ndan söz etmeye başlar. Türki cumhuriyetlerin dışında Rusya'yı da içine alacak şekilde düşündükleri bu projeden en fazla karlı çıkacak olanlar Türkiye'deki tekellerdir.
Sömürmeyi düşündükleri alan Türkmenistan'dan Kırgizistan'a, Tacikistan'a kadar uzanan geniş bir bölgeyi kaplamaktadır. Bölgede yatırım yapmış olan işbirlikçi tekeller daha çok kar elde etmenin hesabını yapmaktadırlar. Banlar Tekfen Holding, Koç'un Migros'u ve Migros-ENKA ortaklığıyla kurulan Ramstore mağazaları ve sayısız inşaat şirketidir. Henüz bu proje resmiyet kazanmamış olsa da sözkonusu tekeller bölgede yatırımlarını arttırmışlar ve karlarına kar katmayı sürdürmektedirler.
Emperyalizmin en güvenilir uşaklarından olan MHP yıllardır vatanımızı satmakta, halklarımızın kanını dökmekte bir an bile tereddüt etmemiştir. Türkiye'nin emperyalizm nezdinde bölgedeki jandarmalık misyonu arttıkça buna paralel olarak MHP de halk düşmanı faaliyetlerini Türki cumhuriyetlere taşımıştır. Şimdi yıllardır halklarımıza yaşattığı acıları, bölge halklarına da yaşatmak için canla başla uğraşıyor. MHP, "soybirliği-ırk birliği" vb. diyerek yaklaştığı bölge ülkelerinin yolunu emperyalizm için düzlemeye çalışıyor.
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Şiirler Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
<

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok "HALEPCE`DEN GERCEK BIR HIKAYE&q... ozgurluk62 Güncel Olaylar/Haberler 0 Pzr Mar 16, 2008 8:05 am Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok Ülkücü-millyetçilerin Gerçek Yüzleri serhildane Şiirler 0 Cum Oca 18, 2008 1:48 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok TÜrabi Amca - Ape Türabi | Dersimin ... DersiMVataN Dersimin unutulamayanları ... Dedelerimiz , pirlerimiz, Seyidlerimiz... 2 Pzr Arl 16, 2007 2:00 pm Son Mesajları Gör

Powered by Dersim © 2006 TeAm