| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 808 Nerden: DersiM
|
Tarih: Pzr Ksm 26, 2006 6:04 pm Mesaj konusu: Memleketimden 'İnsan' Hikayeleri |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Her yaşam bir öyküdür. Ve biz öyküleri derlemek için yola koyulduk. Öyle yaşamlara tanık olduk ki, yaşadığımızdan utandık.
Her şeyin bir görünen, birde saklı yüzü vardır. Biz Tunceli’nin arka yüzündeyiz. Saklı duyguları, iç çekişleri, çaresizlikleri hiç olmazsa dinleyerek hafifletmek adına. EMEK adıyla yola çıktık. Bu nedenle daha çok emek işçilerini ve yaşamlarını bulacaksınız bu sayfalarda. Bu sayıdaki konuklarımız köyleri boşaltılan göç mağdurları.
Emine Çiçek. Dilek Köyünden Mıstısağ Köyüne göç etmiş. 10 yıldır köyü boşaltılmş. Bizi görünce masum bir çocuk edasıyla tebessüm ediyor. Göç mağdurlarından yalnızca bir tanesi Emine Nine . Gözleri buğulanarak anlatıyor köyünü.. Kırgın ve bir o kadar asil... Bizimle sohbet ederken duygularını şöyle ifade ediyor Emine Çiçek : Köyümüz bizim herşeyimiz. Biz oraya çok emek verdik. Burası köyümüze hiç benzemiyor. Herkes kendi köyünde rahat. Biz burada mutlu değiliz. Devlet bizi köyümüzden çıkarırken hiçbir açıklama yapmadı. Burada kirada kalıyoruz. Çok zorluklar yaşadık. Bize köye dönmemiz için yardım edilirse seve seve gideriz ,diyor . Buradaki insanlarla köyündeki insanları kıyaslamak bile istemiyor. Gözlerinde hayatın ona sunduğu acı tecrübelerin tortuları kalmış Emine Ninenin. Sözlerinde ise insanlara kırgınlğı.
İlkbaharın o saf güzeligini gözlerinde taşıyan Suna Çiçek’ te annesi gibi kırgın. Bu acımasız hayat şartlarına ayak uydurmaya çalışıyor. Ne kadar sıkıntı çektiklerini şu sözlerle dile getiriyor : “ Doğup büyüdüğümüz yeri terk etmek zorunda kalmak çok acı veriyor bize. Köy sahipleri en küçük olayda “ sizin burada hakkınız yok” diye üstümüze geliyorlar. Çocuklarımız okula giderken çok zorlanıyor. Hiçbir sosyal faaliyetimiz yok. Akrabamızla dahi konuşurken tedirgin oluyoruz. Köyümüzde evimiz olsaydı burada bir dakika bile durmazdık. En nefret ettiğimiz insanları bile özler olduk. Babamız bir ara depresyon geçirdi. İneklerimizi otlatma bahanesiyle köyümüzün hasretini biraz olsun dindirebilmek için 6-7 kilometre yol yürüyoruz. Burada tutunamıyoruz, bir dikili ağacımız bile yok. Burası bizden manevi anlamda çok şey götürdü. Ama bize acıdan başka sunduğu bu kadar acımasızlığa rağmen küçük şeyler mutlu olmasına yetiyor gözlemledigimiz kadarıyla. Anılarını anlatırken yüzündeki hüznü fark etmemek mümkün değil Suna Çiçek’ in . Devletten veya belediyeden yardım isteyip istemediklerini sorduk. Verdiği cevap gerçekten taktir edilmeye değer. Şöyle yaıtlıyor bizi: Her ne kadar durumumuz kötü olsada ,bizden daha kötü olanlar var. Eğer bir yardım yapılacaksa , önce onların elinden tutulmalı. Daha sonra biz ve bizim gibiler düşünülsün, diyor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen hayata gülen gözlerle bakmasını biliyor Çiçek ailesi. Kimseden bir beklentisi olmayan bu güzel insanlar yalnızca köyüne geri dönmek istiyor.
Yüreğinin kuytusunda saklı duygularını, düş kırıklıklarını, bir nebze olsun açığa çıkarmak için, yönümüzü bir başka göç mağduruna çeviriyoruz. Serdar Kılıç....
Yaklaşık 10 yıl önce terk etmek zorunda kalmış köyünü. Köyünden göç ederken neler hissettiğini soruyoruz Serdar Kılıç’a.
Enkaz altında kalan hislerini, günışığıyla buluşturuyoruz. Köyü boşaltılırken yaşadığı duygularını şöyle aktarıyor bize; (gayet samimi ve sevecen): “ Ben alfabenin bütün harflerini kullansam da duygularımı anlatmaya yetmez. Her insan yaşadığı coğrafyanın şiirini okur ve türküsünü yakarmış. Bir rivayete göre, Munzur suyuna düşen herşey (kuşlar, böcekler,kötülükler,acılar...) Taşa dönüşürmüş. Düşünüyorumda bende o rivayete uyup, yüreğimi çıkarıp Munzur’a atmak isterdim. Yaşadığım acıların taşa dönüşmesi için. Büyüklerimizden 38 Katliamını duyduk. Bu acılar bir tek kurşunun vermiş olduğu aıyla yaşandı ve bedenin ölümüyle son buldu. Ama ne yazık ki o zamandan günümüze yaşanan olumsuzluklar, baskılar,asimilasyon politikalar, kültürsüzleştirmek,diline ve inançlarına yabancılaştırmak için bayağı çaba harcandı. 4-5 yaşlarındayken büyüklerimden şöyle bir cümle duyardım:Güzel günler göreceğiz çocuklar. Ben çocukluğumu yaşayamadım. Ama çocukluğumu ve gençligimi kimin çaldığını bilmeden yaşlandım Acaba kendi çocuklarıma güzel günler göreceklerini taahhüt edebilecek miyim?
Bu umutsuzluk değildir. Umutsuzluk içinde bile ümit edebilme sevincidir. Nazım Usta’nında dedigi gibi;Her şey umut edebilmekle başlar. Usta, hasretini memleketin bir ucundan öteki ucuna degin yazdı, bizde acılarımızı. 94’ün ortalarına doğru gözyaşı dökmenin ağlamak olduğunu zannederdim. Oysa hıçkırığa boğulmak, insanın boğazının dügümlenmesi, gözlerinden yaş yerine kan akmasıymış ağlamak. İlk duyduğumuzda şaka gibi gelmişti köyümüzü terk etmek. Bunu bu kadar zor acılar içinde yaşayacağımızı tahmin edememiştik, başımıza gelene kadar.
Sonra harabeleşmiş mahalle kenarlarında, yatağı, yorganı alıp, öküzümüzle yaşamak bize kaldı.
Çok erken büyüyor, çokta çabuk unutuyoruz acılarımızı. Köyden çıkmak, evsiz- barksız kalmak degildir. İnsan başını sokacak bir yer mutlaka bulur.Ama önemli olan, kendini unutmadan, kültüründen uzaklaşmadan yaşayabilmektir. Ama biz köyden çıkan insanlar, birbirimizden çok çabuk uzaklaştırıldık. Korku-baskı-yozlaşma gibi insanı insansızlaştıran politikalara çok çabuk baş egdik.
Köy boşaltma politikaları, babayı öldürüpte, çocuğuna sahip çıkmak gibi bir şeydi.
Rahatına alışmış, alın teri soğumuş, nasırlı ellerin yerini ojeli parmakların aldığı insanların bir daha köyüne dönüpte, eskisi gibi çalışıp, alınteri dökeceklerine inanmıyorum.”
Dertleri bitmez yazmakla. Ama biz onları dinlemek, düş kırıklıklarına ortak olmak amacıyla yola koyulduk. Göç mağdurlarından Haydar Göktepe'nin yanında soluğu alıyoruz. Iki çocuk babası olan Göktepe, diğer göç mağdurları gibi geçinememekten yakınıyor. On yıla yakın bir süredir Dilek Köyü'nden Esentepe Mahallesine göç etmiş. Mecbur kaldığı için köyünü terk ettiğini söylüyor. Üzgün ve bir okadar kırgın. Isteklerini şu sözlerle dile getiriyor Haydar Göktepe: “ Geçimimizi sağlayamıyorum. Çocuklarım okuyor. Onların masraflarını karşılamakta güçlük çekiyorum. Eşimin dişleri ağrıyor yaptıramıyorum. Bir milyar istiyorlar. Ben fırında çalışıyorum. Aldığım parayla hangi birini ödeyeyim.” Bu çaresizliklerin dışavurumu sözler Tunceli'de yaşayan onlarca insandan sadece birine ait.
Bu tür ümitsizlik ve çaresizliklere her adımda tanık olmak mümkün. Her ne kadar on.ların isteklerine kulaklar tıkansada, sesini bir yerlere ulaştırmanın çabasında Göktepe. Köyüne geri dönmek istediğini, fakat evlerinin yıkıldığını ve yenisini yapmaya gücünün yetmediğini söylüyor. O da diğerleri gibi, sesinin yankı bulmadan boşlukta kaybolacağının farkında. Her ne kadar ümidini yitirmiş olsa da, devletten iş istiyor. Çocuklarını daha rahat okutmak için. Eşinin ağrılarını dindirmek için. Kendi yürek sızılarını susturabilmek için...
Birazda haklı olarak insanlara inancını kaybetmiş olan Tutmaz çiftinin evine konuk olduk. Hatice ve Bıra Tutmaz bütün sevecenlikleriyle kucaklıyorlar bizi. Köyünü sorduğumuzda tebessümün yerini acı bir hüzün alıyor. Coşkusu birden kayboluyor. Yarasına tuz basmışçasına acıttığımızı hissediyoruz.
On iki yıl önce köyünden göç etmişler. Ama yürekleri alışamamış şehrin insan yutan manzaralarına. Güzelliklerin eskilerde kaldığını üzülerek anlatıyorlar. Insanların bu denli bencilleşebileceklerine inanmak istemiyorlar. Korktukları için köylerini boşalttıklarını söyleyen Tutmaz çifti, kırgınlıklarını şöyle dile getiriyorlar: “ O kadar emeğimiz hep suya gitti. Köydeki evimiz yıkıldı. Burada kirada kalıyoruz. Kirayı ödemekte zorlanıyoruz. Köyümüzdeki evimizi yapmaya gücümüz yetmiyor. Devlet evlerimizi yaptırsa, burada bir gün dahi durmazdık. Tunceli'de iş imkanları kısıtlı olduğu için, çocuklarımızın herbiri bir yere gitti. Köyümüzden ayrıldığımız zaman çok ağladık.” Köyüne karşı duydukları özlemi, sözlerinden çok yüreğinden yüzlerine yansıyan hüzün anlatıyordu. Sözcüklerin hasretlerini anlatmaya yetmediğini duyumsadık. Belediyeden bir isteği vardı Hatice ve Bıra'nın.. O da oğlunun işe alınması.

 [/center]
En son DersiMVataN tarafından Sal Ksm 06, 2007 2:01 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 808 Nerden: DersiM
|
Tarih: Pzr Ksm 26, 2006 6:09 pm Mesaj konusu: |
|
|
“Dersim ilinde yaklaşık 500 insanımız bedensel ve zihinsel engellidir. Anadolu’da ve Dersim’de aileler engelli çocuklarını evden dışarı çıkartmadığı gibi misafir geldiğinde de çoğu zaman bu yavrucakları arka odalara saklarlar.”
Şehir planlaması (kaldırımlar, yollar vs.) uygun olmadığı gibi, yine bir çok kez yoksulluktan aileler engelli çocukları için tekerlekli sandalye alamamaktalar. Köylerde yaşayanlar daha zor durumda. Bu anlayış sayesinde Dersim gibi aydın olan bir yöremizde bile yıllarca evinde dışarı çıkarılmamış engelli insanlarımıza rastlamak hiçte sıra dışı bir olay değil.
Avrupa’da engelliler son derece gelişmiş modern sağlık hizmetleri aldığı gibi, sahip oldukları araç ve gereçlerle onyıllardır mobil hale gelmiş durumdalar. Anadolu’da ve tabiiki Dersim’de yaşam mücadelesi vermeye çalışan engelliler halen “yerlerde sürünmekten” kurtulmuş değiller. On yıllardır yetkililierden duymaya alıştığımız, ‘sizin varlığınızdan haberimiz yoktu’ kandnırmacasına son vermek için, artık Dersim’de bedensel engelliler ve onların kurumu olan Dersim Bedensel Engelliler Derneği bir internet sayfası yaptırarak kendi varlığını tüm dünyaya duyurmaya çalışıyor.
5 Mayıs tarihinden itibaren yayına başlıyan bu sayfanın adresi: www.tunceli-bed.org
Dersim Bedensel Engelliler Derneğinin Başkanı Bedri Es, şu sıralar iki önemli ve hayati projenin gerçekleşmesi için mücadele ediyor. Bunlardan ilki Dersim’de bir Rehabilitasyon ve Buluşma Merkezi’nin yapılması. Bu merkezde insanlara fizik ve masaj gibi tedavilerin uygulanmasının yanısıra, kader birliği yaptığı diğer engellilerle tanışma olanakları sağlanmış olacak. Böyle bir merkezde buluşabilmek, orada dinlenmek ve sohbet etmek yüzlerce engelliyi yalnızlıktan kurtarmış olacak. Bu, onların kendi “evlerinin arka odalarından” kurtarılışı demektir. Ayrıca burada ailelere de bilgiler verilecek.
Diğer ikinci gerçekleştirmek istenilen proje ise ‘Mobil Hizmet’tir. Bu hizmet çerçevesinde engellilere müsait bir araç temin edilerek, iki sağlık görevlisi istihdam edilecektir. Bu Mobil Hizmet çerçevesinde köylerinden çıkamayan hatta Dersim’nin en ücra köşesinde bile yaşam mücadelesi veren engellilerin evlerine, köylerine ulaşılacak ve onlara oldukları yerlerde sağlık ve danışma hizmeti sunulacaktır.
İletişim : http://www.tunceli-bed.org

 [/center] |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 808 Nerden: DersiM
|
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|