Tarih: Prş Oca 18, 2007 3:47 pm Mesaj konusu: 27 MAYIS 1960IN FARK EDİLMEYEN EN BÜYÜK HATASI (SİVAS KAMPI)
Reklamlarımız Destekcilerimiz
Doğu ve Güneydoğu'da ayrılıkçılığın tohumlarının atılmasına neden olan Sivas Kampı'yla ilgili sır perdesi kalkıyor
27 Mayıs 1960 darbesinden dört gün sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da tutuklanan 485 kişi Sivas Kabakyazı’da bir kampta toplandı. Bu topluluğun içinde bölgenin tanınmış ailelerinin fertlerinin yanı sıra ağa ve şeyh sıfatı taşıyanlar da yer alıyordu. Eski TBMM başkanlarından Hüsamettin Cindoruk’un “Ayrılıkçı Kürt ideolojisinin sebebi” dediği Sivas Kampı, tuhaf bir biçimde bugüne kadar “gizli” kaldı.
“27 Mayıs ihtilalinin Doğu politikasında iki yanlışı vardır: Biri, doğu bölgelerinin siyasi liderlerini ve önde gelen kişilerini Sivas Kampı denilen kampta toplamasıdır. Kürtçülük ideolojisi orada bir okul gibi ortaya çıkmıştır. Siz devletine bağlı adamı da karşıt görüşlerdeki adamı da oraya götürdünüz ve karşıt görüşlerdeki kesim ‘Devletine bağlı oldun da ne oldu? Bak yine bizimle beraber buradasın!’ söylemini savundu. 27 Mayıs’ın ikinci hatasıysa doğu bölgelerinde tespit ettiği 55 ağayı batı bölgelerine sürgüne göndermek olmuştur. Çıkan tablo ne? Bir tarafta kanaat önderleri Sivas Kampı’nda, diğer tarafta 55 ağa batı bölgelerinde sürgünde. Soru şu; ortaya çıkan boşluğu kim dolduruyor? Ayrılıkçı Kürt ideolojisi!
“Bu siyasi Kürtçülük, boşluktan istifade edip yerin altından kaynamaya başlıyor ve seçimlerden sonra Devrimci Doğu Kültür Ocakları ile vücut buluyor. Tüm bunların nedeni, Sivas Kampı ve 55 ağanın sürgününden oluşan boşluktur. Toparlarsak 1950 ve 1960 arasındaki yumuşama dönemi Sivas Kampı ve ağaların sürgüne gönderilmesiyle tam tersi bir sürece dönmeye başlamıştır. Bundan sonra da devletin iki yakası Doğuda bir araya gelmemiştir.”
Yassıada duruşmalarında Demokrat Partili milletvekillerinin avukatlığını yapan TBMM'nin eski başkanlarından Hüsamettin Cindoruk’un yukarıdaki sözleriyle değerlendirdiği Sivas Kampı yakın tarihimizin aslında hemen hiç bilinmeyen bir sayfasını oluşturuyor.
27 Mayıs 1960 darbesinden dört gün sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da tutuklanan 485 kişi Sivas Kabakyazı’da bir kampta toplandı. Bu topluluğun içinde bölgenin tanınmış ailelerinin fertlerinin yanı sıra ağa ve şeyh sıfatı taşıyanlar da yer alıyordu. Yetkililer, kamp sakinlerinin suçlarını “Kürtçülük propagandası ve devlete isyan hazırlığı” olarak açıkladılar. Dokuz aylık kamp hayatından sonra 485 kişinin 55’i yurdun değişik bölgelerine sürgüne gönderildi. Böylece devlet, Kurtuluş Savaşı’na katkılarından dolayı madalya verdiği aileleri, 40 yıl sonra Sivas’ta kampa almakla ve ardından sürgünle ödüllendirmiş oluyordu.
“Payımıza düşen bu oldu”
“Bir ihtilal olmuştu. Her vatandaşa yeni bir dünya yaratmanın acı ve yük payı düşmüştü. Bizlere düşense evlerimizden koparılıp sırf bizim için kurulan Sivas’taki kampa sürülmek oldu. Buna emniyet tedbiri dediler. Biz de masumca bir güvenişle bileğimizi kelepçeye uzattık. Nasıl olsa diyorduk, ‘adalet tecelli eder.’ Suçsuz olduğumuz gün ışığına çıkar. Çünkü ihtilalin partizan bir zihniyetle yapılmadığı ilan edilmişti…”
Faik Bucak ve (sonraları adını hep “en yaşlı sıfatıyla TBMM’nin ilk oturumunu yöneten” cümlesi eşliğinde duyacağımız) Kinyas Kartal, kamp sonrası sürgün döneminde hazırladıkları broşürde içinde bulundukları ruh halini işte böyle anlatıyorlardı. Bir broşür yayımladıklarına göre, o günlerde durumlarını herkesin bilmesini istemiş olmalılar.
Ama sonra tuhaf bir şey oldu; o günden bugüne kampla ilgili hiçbir araştırma yapılmadı, sanki herkes elbirliği etmiş, konunun kapanmasını istiyordu. Nokta’nın, olaydan etkilenenlerin ulaşabildiği akrabaları da aynı ketum davranışı sergilemişti.
Sivas Kabakyazı’daki kamp, boşaltılan bir kışladan devşirilmişti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan buraya getirilen 485 kişiden en küçüğü on dört yaşındaydı. Getirilenlerin tümünün menkul ve gayrimenkul mallarına el konulmuştu. Sivas Kampı’nda kalanlar yemeklerini ceplerinden yiyor, günlerini satranç oynayarak ve sohbet ederek geçiriyordu. Çamaşırları maddi durumu iyi olmayan kamp sakinleri yıkıyordu. Tutuklulara dokuz ay boyunca yemek vermeyen devlet, Sivas Kampı’nı boşaltırken onlardan adam başı 400 lira yemek parası almayı da ihmal etmemişti.
Alev Alatlı, “Valla Kurda yedirdin Beni” kitabında bu tavrı şöyle eleştirmişti: “Osmanlı kadar bile olamadık! Osmanlı sürgüne gönderdiğinin ailesine maaş bağlar, çocuklarını işe koyardı.”
Doğu ve Güneydoğu’da ayrılığın ilk tohumlarının atıldığı Sivas Kampı neden 47 yıl görmezden gelindi?
Sürgüne gönderilen 55 kişinin isimleri neydi?
Atatürk’ün NUTUK’ta övgüyle bahsettiği ancak 27 Mayıs darbesinden sonra Sivas Kampı’na alınan Zeynel Turan’ın AKP’li ünlü torunu kim?
Bir çoğuna İstiklal Madalyası verilmiş bu Kürt önderleri neden sürgüne gönderildi..
Mirli Birlik Komitesi, 485 kişilik Sivas Kampı’nı ve 55 kişilik sürgünün gerekçesini neyle açıkladı?
Milli Birlik Komitesi, Demokrat Parti’yi ayrılıkçılıkla suçladığı Kürt önderleriyle nasıl ilişkilendirdi?
Güvenlik güçleri tarafından göz atına alınan Kürt ağaları ve aydınları neler düşünmüştü?
Ailelerinden ayrı bırakılan Kürt ağaları ve aydınları sürgünde ve kampta neler yaşadı?
Sürgüne gönderilen isimlerin bugün hayatta olan çocukları daha sonra Devlette hangi üst düzey görevlerde bulundu? .....BEZOVUT
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız