| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
mavi062 Dost


Kayıt: 25 Ekim 2006 Mesajlar: 20
|
Tarih: Pts Şub 05, 2007 2:18 pm Mesaj konusu: ONLAR ÖLMEDİ ÖLMEYECEK...? |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
BURDA BÜTÜN CANLARIN BELLİ BİR ESERİ PAYLAŞMASINI İSTİYORUM.
BUNU DİLE GETİRMEMİN NEDENİ İSE BU ESERLERİN SAHİPLERİNİ BİR ŞEKİLDE KENDİMİZCE UNUTULMADIKLARINI HATIRLATMAK ONLARIN BİZE KALAN YAPTIGI İŞLER VE GERİDE BİZE BIRAKTIGI ESERLERDİR BU ESERLERE SAHİP ÇIKALIM DİYORUM.ONLAR ÖLMEDİ ÖLMEYECEK ÖLDÜRMEYEDE KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK ÇÜNKÜ ONLAR BİZİM YÜREKLERİMİZDE YAŞIYORLAR VE BU YÜREKLERİ PARÇALAMAYA DA KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK.HEPİMİZ BİRLİK , BERABERLİK VE DAYANIŞMA İÇİNDE OLALIMKİ HEPİMİZ BİR HRANT DİNK'İ BİR DENİZ GEZMİŞ'İ BİR UGUR MUMCUYU VE BİR ÇOK BUNLAR GİBİ DEGERLİ İNSANLAR GİBİ OLDUGUMUZU BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZLE ÖN PLANA ÇIKARALIM..
ŞİMDİDEN TŞK EDERİM...
__________________________________________________
 Hayatı yaşamanın iki yolu vardır;
Biri hiç bir şeyin mucize olmadığını düşünmek,
diğeri ise, HER ŞEYİN mucize olduğunu düşünmektir. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
mavi062 Dost


Kayıt: 25 Ekim 2006 Mesajlar: 20
|
Tarih: Pts Şub 05, 2007 2:27 pm Mesaj konusu: |
|
|
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
Victor Hugo
_____________________________________________
 Hayatı yaşamanın iki yolu vardır;
Biri hiç bir şeyin mucize olmadığını düşünmek,
diğeri ise, HER ŞEYİN mucize olduğunu düşünmektir. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
DersiMVataN CANDOST


Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 808 Nerden: DersiM
|
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
nehir Çalışkan Dost


Kayıt: 03 Ekim 2006 Mesajlar: 127 Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Şub 21, 2007 10:27 am Mesaj konusu: |
|
|
KENDİM İÇİN YAŞAMIYORUM.
hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum
hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.
herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.
Yarın bizim çünkü... ...
YILMAZ GÜNEY
 hayatı kendim için yaşamıyorum. ve korkmuyorum
hiç birşeyden. başıma gelecekleri de biliyorum.
herşeye rağmen düşmana inat yaşayacağız.
Yarın bizim çünkü... |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
bome İlerleyen Dost


Kayıt: 01 Eylül 2006 Mesajlar: 80
|
Tarih: Çrş Şub 21, 2007 2:49 pm Mesaj konusu: |
|
|
Reklamlarımız Destekcilerimiz
ŞEYH BEDREDDİN DESTANI'NDAN
1.
Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musayı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla aptest alarak
Çelebi Sultan Memet tahta çıkmış hünkâr idi.
Çelebi hünkâr idi amma
Âl Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu, yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıçlar şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarumar idi.
Velhasıl hünkâr idi, timar idi, rüzgâr idi,
ahüzar idi.
2.
Bu göl İznik gölüdür.
Durgundur.
Karanlıktır.
Derindir.
Bir kuyu suyu gibi
içindedir dağların.
Bizim burada göller
dumanlıdırlar.
Balıklarının eti yavan olur,
sazlıklarından ısıtma gelir,
ve göl insanı
sakalına ak düşmeden ölür.
Bu göl İznik gölüdür.
Yanında İznik kasabası.
İznik kasabasında
kırık bir yürek gibidir demircilerin örsü.
Çocuklar açtır.
Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.
Ve delikanlılar türkü söylemez.
Bu kasaba İznik kasabası.
Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.
Bu evde
bir ihtiyar vardır Bedreddin adında.
Boyu küçük
sakalı büyük
sakalı ak.
Çekik çocuk gözleri kurnaz
ve sarı parmakları saz gibi.
Bedreddin
ak bir koyun postu üstüne
oturmuş.
Hattı talik ile yazıyor
"Teshil"i.
Karşısında diz çökmüşler
ve karşıdan
bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.
Bakıyor :
Başı tıraşlı
kalın kaşlı
ince uzun boylu Börklüce Mustafa.
Bakıyor :
Kartal gagalı Torlak Kemâl..
Bakmaktan bıkıp usanmayıp
bakmağa doymıyarak
İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..
9.
(...)
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en
seven,
en büyük, en güzel kadın :
TOPRAK
nerdeyse doğuracak
doğuracaktı.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere.
Birden-
-bire
kayalardan dökülür
gökten yağar
yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına
çıktılar.
Dikişsiz ak libaslı
baş açık
yalnayak ve yalın kılıçtılar.
Mübalâğa cenk olundu.
Aydının Türk köylüleri,
Sakızlı Rum gemiciler,
Yahudi esnafları,
on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafanın
düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil,
kalkanları kakma, tolgası tunç
saflar
pâre pâre edildi ama,
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
on binler iki bin kaldı.
Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
için
on binler verdi sekiz binini..
Yenildiler.
Yenenler, yenilenlerin
dikişsiz, ak gömleğinde sildiler
kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
eşildi nallarıyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zarurî neticesi bu!
deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahbe devran hey,"
der.
Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları..
10.
Karanlıkta durdular.
Sözü O aldı, dedi :
"- Ayasluğ şehrinde pazar kurdular.
Yine kimin dostlar
yine kimin boynun vurdular?"
Yağmur
yağıyordu boyuna.
Sözü onlar alıp
dediler ona :
"- Daha pazar
kurulmadı
kurulacak.
Esen rüzgâr
durulmadı
durulacak.
Boynu daha
vurulmadı
vurulacak."
Karanlık ıslanırken perde perde
belirdim onların olduğu yerde
sözü ben aldım, dedim :
"- Ayasluğ şehrinin kapısı nerde?
Göster geçeyim!
Kalesi var mı?
Söyle yıkayım!
Baç alırlar mı?
De ki vermeyim!"
Sözü O aldı, dedi :
"- Ayasluğ şehrinin kapısı dardır.
Girip çıkılmaz.
Kalesi vardır,
kolay yıkılmaz.
Var git al atlı yiğit
var git işine!.."
Dedim : "- Girip çıkarım!"
Dedim : "- Yakıp yıkarım!"
Dedi : "- Yağış kesildi
gün ağarıyor.
Cellât Ali,
Mustafayı
çağırıyor!
Var git al atlı yiğit
var git işine!..."
(...)
14.
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
NAZIM HİKMET RAN |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
mavi062 Dost


Kayıt: 25 Ekim 2006 Mesajlar: 20
|
Tarih: Prş Mar 08, 2007 11:08 am Mesaj konusu: |
|
|
Hayat Bize
...hayat bize
mutlu olma şansı
vermedi sevgili
biz kendimizden
başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık
çünkü. Dünyanın öbür
ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın göz yaşı bile
içimizi parçaladı. Kedilere
ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında
ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün
hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek,
severek, sevilerek, düşünerek... Ve o
vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz Güney
 Hayatı yaşamanın iki yolu vardır;
Biri hiç bir şeyin mucize olmadığını düşünmek,
diğeri ise, HER ŞEYİN mucize olduğunu düşünmektir. |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
bome İlerleyen Dost


Kayıt: 01 Eylül 2006 Mesajlar: 80
|
Tarih: Cmt Mar 10, 2007 5:26 pm Mesaj konusu: |
|
|
OTUZÜÇ KURSUN
Bu dag Mengene dagidir
Tanyeri atanda Van'da
Bu dag Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karsi
Bir yanin çig tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanin seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzullarin salkimi
Firari güvercinler su baslarinda
Ve karaca sürüsü,
Keklik takimi...
Yigitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek dögüste yenilmediler
Bin yillardan bu yan, bura usagi
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü degil bu
Gökte yildiz burcu degil
Otuzüç kursunlu yürek
Otuzüç kan pinari
Akmaz,
Göl olmus bu dagda...
Yokusun dibinden bir tavsan kalkti
Sirti alacakir
Karni sütbeyaz
Garip, ikicanli, bir dag tavsani
Yüregi agzinda öyle zavalli
Tövbeye getirir insani
Tenhaydi, tenhaydi vakitler
Kusursuz, çirilçiplak bir
safakti
Bakti otuzüçten biri
Karninda açligin agir
boslugu
Saç, sakal bir karis
Yakasinda bit,
Bakti kollari vurulu,
Cehennem yürekli bir yigit,
Bir garip tavsana,
Bir gerilere.
Düstü nazli filintasi aklina,
Yastigi altinda küsmüs,
Düstü, Harran ovasindan getirdigi tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnindan akitma
Üç topugu ak,
Eskini hovarda, kivrak,
Doru, seglavi kisragi.
Nasil uçmuslardi Hozat önünde!
Simdi, böyle çaresiz ve bagli,
Böyle arkasinda bir soguk namlu
Bulunmayaydi,
Siginabilirdi yüceltilere...
Bu daglar, kardes daglar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandirmaz adami,
Yanan cigaranin külünü,
Güneslerde çatal kivilcimlanan
Engeregin dilini,
ilk atimda uçuran
Usta elleri...
Bu gözler, bir kere bile faka basmadi
Çig bekleyen bogazlarin
kiyametini
Karli, yumusacik hiyanetini
Uçurumlarin,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacakti,
Buyruk kesindi,
Gayri gözlerini kör sürüngenler
Yüregini les kuslari yesindi...
Vurulmusum
Daglarin kuytuluk bir bogazinda
Vakitlerden bir sabah namazinda
Yatarim
Kanli, upuzun...
Vurulmusum
Düsüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranim çikmaz
Canim alirlar ecelsiz
Sigdiramam kitaplara
Sifre buyurmus bir pasa
Vurulmusum hiç sorgusuz, yargisiz
Kirvem, hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...
Ölüm buyrugunu uyguladilar,
Mavi dag dumanini
ve uyur-uyanik seher yelini
Kanlara buladilar.
Sonra oracikta tüfek çattilar
Koynumuzu usul-usul yoklayip
Aradilar.
Didik-didik ettiler
Kirmansah dokumasi al kusagimi
Tespihimi, tabakami alip gittiler
Hepside armagandi Acemelinden...
Kirveyiz, kardesiz, kanla bagliyiz
Karsiyaka köyleri, obalariyla
Kiz alip vermisiz yüzyillar boyu,
Komsuyuz yaka yakaya
Birbirine karisir tavuklarimiz
Bilmezlikten degil,
Fukaraliktan
Pasaporta isinmamis içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayri eskiyaya çikar adimiz
Kaçakçiya
Soyguncuya
Hayina...
Kirvem hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...
Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmis közüm,
Karnimda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardasini
Üç nazli selvi,
Ömrüne doymamis üç dag
parçasi.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kivre, hisim, daglarin çocuklari
Fransiz Kusatmasina karsi koyanda
Biyiklari yeni terlemis daha
Benim küçük dayim Nazif
Yakisikli,
Hafif,
iyi süvari
Vurun kardas demis
Namus günüdür
Ve saha kaldirmis atini.
Kirvem hallarimi ayni böyle yaz
Rivayet sanilir belki
Gül memeler degil
Domdom kursunu
Paramparça agzimdaki...
Ahmed Arif |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
bome İlerleyen Dost


Kayıt: 01 Eylül 2006 Mesajlar: 80
|
Tarih: Prş Mar 22, 2007 11:44 am Mesaj konusu: |
|
|
SUSARAK
Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....
AZİZ NESİN |
|
| Başa dön |
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz. |
 |
|
|
|
|
<
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|