Munzurun Susmayan Sesi MUNZURCA
İletişi Üye Hesabı Müzik Dinle Haberler Forum Anasayfa
www.Munzurca.com :: Başlığı Görüntüle - Mehmet Çetin: Ölüm Doğu'da Dinleniyor!
 SSSSSS   AramaArama   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olunÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun   LoginLogin 

Mehmet Çetin: Ölüm Doğu'da Dinleniyor!

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Dersim Genel
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Robar
Kurucu
Kurucu


Kayıt:
18 Temmuz 2006
Mesajlar: 142

MesajTarih: Prş Nis 05, 2007 9:11 pm    Mesaj konusu: Mehmet Çetin: Ölüm Doğu'da Dinleniyor! Alıntıyla Cevap Ver

Reklamlarımız Destekcilerimiz

“bir derinlik hepsi bu, başka hiçbir şey
saklı bir yanardağ olmanın kendisiyim ben
doğuda, ellerinizden çok uzaklarda
binyıllık bir uykuyu ölerek silkeleyen”
adnan satıcı



“büyüdükçe unuturuz bildiğimizi, yazarak soyunur, sonra ölürüz”
bu bir telaştır artık, öyle de olmalı; nicedir, yitirdiğimiz onca düş yoldaşının ardından olsun, yani datça’daki can yücel yareni muhtarın dediği kadar olsun bir, ‘başımız sol olsun’ demekte kekelemişken bunca, daha dilsizleşirim korkusudur bu biraz da: susarım korkusu..

oysa daha on gün bile olmadı ednan ile telefonda konuşmamız: ankara’ya geleceğimi söylüyorum, bu kez doğrudan kendisine.. hem özledim diyorum, hem de konuşacaklarımız var.. e-ütopiya’yı anlatıyorum kısaca, derginin yeni sayısının editörlüğünü hemen omuzbaşımdaki vecdi erbay ile üstlenmesi dileğimizi, dosya konusu olarak da ‘dünyanın yeni bir düşe ihtiyacı var’ diye düşündüğümüzü..
ne diyebilir ednan; “heman.. ser seraaannn ser çawan!”

gidemedim ednan’a, ankara’ya; hem aklımın hem de kalbimin yarası oğlumu mu, hrant’ı mı, terkedemedim sanki, istanbul’da kaldım.
daha birkaç gün geçmeden vecdi’den alıyorum ednan’ın hastaneye kaldırıldığı haberini.
arıyorum hemen; ulaşamıyorum. arıyorum daha sonra, ulaşamıyorum. mesaj yazıyorum; “ednan, kardesim, hastanede oldugunu ögrendim. iyi misin? aradim ama.. yapabilecegim bir sey var mi? haber verirsen sevinirim. kardeslikle” diyorum kendisine. mesajı bile duruyor daha cep telefonumda. kime: adnan satıcı -0533.749.. tarih: 05.02.2007 saat: 14:17:45

“vuruldukça güzelleşen alnın ki, gül rengi”
vurulduğumuz yerden başlayan yolculukla, hrant’a adadığımız 'munzur barış ve kültür günleri’ için dersim’deyiz. mazgirt’teyiz ilkin. leken ile kar engelini aşıp gelenler de var. kemal burkay, fadıl öztürk, hüseyin şahin, binali duman, özgün e. bulut’un da doğduğu yer olan mazgirt’te, onları aramıza katan sözler ile başlıyoruz meramımızı anlatmaya..

kar yağıyor dersim’e. kar engellemiyor buluşmalarımızı ama devlet engelliyor yine; kederimizi güzelleyen ’38 belgeseli’ni de.. gece oluyor, vecdi ile bir otel odasında ednan’ı konuşuyoruz yine. derginin yeni sayısının hazırlık telaşı da var sohbette. ednan’ın ameliyat olduğunu, dalağının alındığını söylüyor vecdi. şaşırıyorum. dahasına da şaşırıyorum; vecdi, gazeteyi de haberdar etmiş mesela, ednan’ın hastanede oluşuna dair, başka arkadaşları da. aramızda 'geniş zaman mardinlisi' diye bilinen vecdi’nin bu dikkatine de şaşırıyorum sanki. ama kalbinden haberdar olduğum kadar olsun, ednan’a sevgisinden de haberdarım vecdi’nin. yakın günlerde ednan’ın istanbul’a geldiğini, içkiyi bıraktığını, daha derli-toplu olduğunu, gazetede düzenli yazmaya yeniden başlayacağını da ondan öğreniyorum zaten. daha yakın bir iletişim içinde olmalarına bir de editör yoldaşlığı eklenmişti bugünler için: ütopiya sakinlerine birlikte gülümseyeceklerdi..

kimimiz çok daha yakın olsak da, hepimiz dostlarıyız ednan’ın, dersim’de: munzur barış ve kültür günleri'nin katılımcılarıyız; nesimi, cafer, cemal, ferhat, alişan, çayan, vecdi, didem, sevgi, latife, rengül ile dersim’deki nice kardeşimiz.. aramalardan, zorunlu molalardan, ovacık’ta dinlenen kardan, firik dede'nin sesinden, çocukluk hatıralarından, vadisi, ırmağı ve dağları ile munzur’dan, en zarif konağımız hozat’tan, ana fatma kadınları ile erbaneden, bizleri yalnız bırakanlar ile munzur divanı’ndan, yalnız bırakmayanların zerafetinden, yarıgece zerfetinden; pertek’in heyecanından, cemal taş rayberliğinde dersim’in yaralarından, yasaklayanlara inat ’38 belgeseli dolayımıyla da olsa ‘bu bir soykırımdır’ demekten, şiirlerden, klamlardan, mameki’nin kalbindeki son gecede daha çoğalmaktan, yüzler ve yüzler ile binlerin kardeşliğinden geçiyoruz ki, ednan da bizimle hrant’ı ağırlıyor uzayan yollar boyu, her bir ücrâsında dersim’in..

cumartesi..
henüz üç gün öncesi yani; hrant’ın kollarını uzatmasıyla dersim merkezde başlayan barış zincirini biz de alıp diyarbakır’a taşıyoruz sanki. veli’nin kadim inceliğinden, hazar’dan, maden’den, ergani’den geçip amed’e, vecdi ile, diyarbakır öykü günleri’nden..

‘öyküde mekan’ konusunda ilkin, bizim yaşlılar, herhangi bir soru ya da soruna doğrudan değil, bir meselle yanıt vermeyi severler, diyoruz. buna atfen, kırlarda sürüklenip durmakta olan kengere sorarlar bir gün, diyoruz; nedir bu halin, nereden gelir nereye gidersin, diye.. bana değil, rüzgâra sorun diyen kengerin edasıyla geçiyoruz öyküdeki mekandan. çok da kederimize dahil ve dair olmayan başlıklardan lis’e geçiyoruz, kardeşlerimizin düş konağına; yeni projelere, kitaplara, çevirilere, lal ile kürdileşmeye, dergiye, ednan’ın editörlğüne..

ama söyleşiden sonra kaybettik biz hicri izgören’i. onsuz adım atamayız amed’den dışarıya. vecdi daha ısrarlı. ama telefonla aramayı denemiyoruz bile. doğrudan benusen’e gidiyoruz: hicri’ye, onu az önce o sofrada bırakmışız gibi, o andan başlayarak kendimize yurt eylediğimiz yere. bu masadaydık zaten, iki yıl kadar önce. ednan, memleketinde olmaktan, hep birlikte olmaktan, rakının tadına uzun uzun varmaktan bu kez keyfine hır çıkarmıştı hani. buradaydı ednan, bahtiyar bir gecenin neşesinde, burada işte. kalkmak bilmiyor masadan. sonra, hicri izgören’in diliyle katılıyor masadaki sohbete. vecdi ile musa kardeşler, biz iki memed, gülmedik herhalde nicedir bu kadar. hayatlarımızın entelektüel vicdanı hrant’tan, uzayan yollardan, yolculuklardan sonra bu ilk uzun gülümseme gecemiz sanki. ednan ile hicri’nin hatıralarının da birbirine karıştığı bir gece. bir de, hepimiz o kadar ‘dalak’ cahiliymişiz ki; biri vecdi’ye söylemiş bunu, dalak, önemsizdir, diye; o bize söylemiş, biz de inanmışız, çaresiz. dalak ne kadar önemlidir diye düşünecek halimiz yok elbette; ednan’ın yoğun bakımda olmasının biricik nedeni de zaten, ameliyattan sonra enfeksiyon kapmasın diyeymiş, yani bir önlemmiş sadece..

daha iyimseriz öyleyse
ben, amsterdam’daki yoldaşlığından da derin bir sevinç duyduğum hüseyin şahin ile ednan’ın ankara maceralarından polis ile ilgili olanını anlatırken, hicri, az ilerideki anısını anlatmaya başlamış bile: böyle bir akşam, yine benusen, yine bu masa, hicri hoca yine gazetesini okuyorken, iki-üç kadeh de içiyor. ama biraz daha fazla da olabilirmiş kadeh sayısı, derken, gece bitince gazetelerini koltuğunun altına alıp suriçi’ndeki evine yürürken mi, babasını özlediği gecelerde, mezarında da olsa onunla sohbet etmeye giderken mi, ama az ileride polisleri görüyor hicri hoca; gazetede, vatandaşın da artık polise kimlik sorabileceği haberini az önce okumuş ya; bunu okur da durur mu hicri; gidip, polislerden birine; göster bakim kimliğini, diye ısrar etmez mi...

biz kardeşler daha gülüyoruz öyleyse, hep birlikte.
biz o kadar özlemişiz ki birbirimizi; olan olamayan ednan’ıyla da, fadıl’ıyla, hüseyn’iyle..
ama diyarbakır da diyarbakır olalı hicri hocasını bu kadar gül, gülüş, gülistan göremediyse, sanki yazıktı tarihine!

ednan, her zamanki gibi, masanın yine en hırçın, en huzursuz bıçağı..
vakt erişmiş gibi garsona sesleniyor hicri; ednan için yastığın hazır mı, diye.. ednan amed’e geldiğinde, gerçekten okulda da öğretmeni olan hicri hocasıyla, ki yetimhanelerden geçip gelen gençliğiyle liseli ednan’ı bu kadar yoğun anlattığına ilk kez tanık oluyoruz hicri hocanın, ve yaşayan bir insanı böyle yüksek bir övgüyle anlattığına nadir tanıklıklardan biri oluyor bu, bu hatıralarla benusen’de olur da ednan, etrafta dostlar, ve mutlaka gecenin bir vakti çatılacak birileri olur da, ednan, geceyi bitirtir mi.. masanın altına bir yastık koymuşam hocam, ednan begin yeri hazırdır, diyen kadim garson da sohbetin keyfinde..

ama...
ama nesrin'de aynı şeyleri söylüyor istanbul’da; çok koştuğumuz zaman şişer ya, dalak o işte, çok gerekli olmasa gerek, diyor, mesela. ednan’a dair kaygımı yatıştırmakla kalmayıp, istanbul’dan ayrılmadan önce, hastalığını atlatana kadar ednan’ın yerine gizli editörlük yapma dileğimi de kabulleniyor, sessizce.
içim daha rahat ayrılıyorum istanbul’dan, dün..

amsterdam’a varır varmaz çok, ama çok uyuyacağım sanki.
ohannes bekliyor ama. kucaklaşıyoruz. kısa bir sohbet. agos’un son sayısını getirmişim ona, veriyorum. bir de, hrant’ın vurulduğu yerdeki karanfillerden birini; ohannes için, sürgünün de sürgünündeki ermeni kardeşler için getirmişim, benimle dersim’de, amed’de dolaşıp da gelen karanfili...

yarıgece uyanıyorum ki sedat şanver; “sevgili adnan; ‘seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalır / iki kere öpsem üçün boynu bükük” diyor cemal süreya’nın sesiyle.. ben bunu anlamıyorum. “şair adnan satıcı’yı yitirdik, portakal çiçeğimizi” diye yazıyor ütopiya sitesine ednan’ın can yoldaşlarından sevgili hüseyin şahin.. ednan’ın şiirleri geliyor siteye, diyarbakır grup’tan başsağlığı dilekleri geliyor; ednan konuşuluyor, ednan anlatılıyor. ben olup biteni hiç ama hiç anlamıyorum sanki.
susuyorum. sustukça bakıyorum ki ben susmaktan daha korkar oluyorum.

düş yoldaşları divanı
o an mı, benimle susan düş yoldaşlarımla bir kadim divanda oturuyorum sanki.
susuyoruz. özellikle son yıllarda yitenlerimiz karşısında o kadar çaresizleşmişiz ki, sadece susuyoruz gibi..

kendimle dahi konuşmakta zorlandığım bu sızılarla dönüp bir bir yüzlerine bakıyorum susup durmamızın. tuhaftır ama bakıyorum ki bu acıyı en derinden yaşadığım yoldaşların hemen hepsi doğu’dan yüceliyorlar sonsuzluğa; ışığın doğu’dan yükselmesi gibi, mesela:

gölgesinde yürek serinleten ki sır yanı ermeni, düş yanı kırmanç ve kadim devrimci kamer teyhani, koyê duzgı olmuş kederine yayla kurmuş yine; dersimli.. şiir dilinde bıçaklar dolaştırmakta olduğu kadar rakıda da, doktora gitme korkusunda da ednan’ı aratmayan ve ‘gel yanı başıma otur / gurbet ciğerlerimi çürütmüş benim / yemlik suları iyi gelir dediler / sen ne dersin’ diye soran sevgili öztürk uğraş, azeri mi, ama susuzlu. giderken dahi ‘bir ıslık çal / kat yağıyor / şehir üşmesin’ diyen o mavi kürt, sevgili mehmet karabulut ise kesin viranşehirli.. kendisini, boyundan da kısa bir dala asarken, hem soysal ekinci hem de de isa suretiyle ali, aramızda yine, uzak bir dilmunlu.. ve kendisini dağlı bir kavim diye bellediğimiz ares, inadın ve ısrarın kartalı aydın, inceliğin tebessümü berna ile son önem mir-i miranımız ki otuz küsur yıl öncesinden kardeşimiz cafer, dersim’de, 17 simurg’un önüsıra, artık mercanlı;

en doğu’dan bakan kazım yoldaşı anlatmıyorum hiç, anlatamıyorum....
ama hüseyin gündüzkanat; aynı ellere doğduğum o kardeş, sözün sessizliğe armağanı o kırmanç inceliği, kuredeşili.. ama benim ermeni bir devrimci olarak da, ölümsüzlük ağacının gölgesi serin yaprakları bu yoldaşlarla tanışıklığım çok öncedendir, heyecanıyla sireli hrant da aramızda; ‘biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık’ diyen, o her zamanki içtenliği ve sahiciliğiyle düş yoldaşları divanında; meletieli..

az önce vurmuşlardı hrant dink’i. herkes derin bir içburkulmasıyla yazdı yazmasına, ama; “katilin arkasında kim var, kim yok bilemem; bildiğim tek şey, bu bir dil cinayetidir” diyen ednan’dı: “nerde doğdum ben, bilen varsa söylesin / tanığım yok yıllardır, babam öleli” derken de, muhtemel, en derin kederli diyarbekirli..

biz böyle diller şenliği, biz böyle ölümler dirliği, biz böyle düş yoldaşları birliği, biz böyle kırmanç, laz, türk, ermeni, kurmanç, azeri.. zaten hepbirlikte kutudere, filistin, ırak, zagros, belucistan, afganistan, nepal, dünyanın çatısı, ışığın doğduğu doğu’da: işgâlden işgâle, kurşundan kansere, intihardan iç kanamaya, ölüyorduk işte; sözümüzle namlusunu dolduran, gözyaşımızla bıçağını bileyleyen, kederimizle kalemini parlatana da birer mektup bırakır gibi, gidiyoruz işte..

“doğu’ya gideceğim, daha doğu’ya” gelişiyle ölümü doğu’da yüceltenlerden ve ülkesiz şarkılar’ın da şairi ednan yoldaş, her zamanki konuşkanlığı, heyecanı ve bıçaklarıyla sözümüzü söylemeye devam ediyor nasılsa, düş yoldaşları divanında:
“bir daha solmaz bir kere yeşeren çiçek / öteki de öteki , ne olmuş yani”

mart’07, a’dam






[b]Mehmet Çetin

alıntı: utopiya.org
http://utopiya.org/dergi_yazidetay.asp?ID=295


En son Robar tarafından Cum Nis 06, 2007 11:11 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
ezgican
Çalışkan Dost
Çalışkan Dost


Kayıt:
20 Temmuz 2006
Mesajlar: 161

MesajTarih: Cum Nis 06, 2007 7:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“doğu’ya gideceğim, daha doğu’ya” gelişiyle ölümü doğu’da yüceltenlerden ve ülkesiz şarkılar’ın da şairi ednan yoldaş, her zamanki konuşkanlığı, heyecanı ve bıçaklarıyla sözümüzü söylemeye devam ediyor nasılsa, düş yoldaşları divanında:
“bir daha solmaz bir kere yeşeren çiçek / öteki de öteki , ne olmuş yani”


Okuyun Arkadaşlar, gün ve gün , adım adım Mehmet Çetin ile beraber o anları yaşayacaksınız!!!

Bu arada ben az yokum:) Herkes iyi mi ? Smile Sevgiyle ..
Başa dön (c) Bu yazının her türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir .
Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.Munzurca.com Forum Ana Sayfası -> Dersim Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
<

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok YOL AYRIMI-YA ÖZGÜRLEŞME YA ÖLÜM-BİR ... sendiren Siyaset/Politika 0 Prş Ksm 01, 2007 5:00 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok Mehmet Uzun'u KAybettik :( DersiMVataN Güncel Olaylar/Haberler 4 Prş Ekm 11, 2007 1:45 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok mehmet çetin'den eyni kitaplar: 'asmi... eskiten Kitap Ve E-booklar 5 Çrş Ekm 18, 2006 4:41 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok HER ÖLÜM ERKENDİR.ERDENERE DersiMVataN Siyaset/Politika 0 Sal Eyl 12, 2006 9:40 pm Son Mesajları Gör

Powered by Dersim © 2006 TeAm