Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 794 Nerden: DersiM
Tarih: Çrş May 16, 2007 7:37 am Mesaj konusu: Tikko Kurucularından Büyük Önder İbrahim Kaypakkaya
Reklamlarımız Destekcilerimiz
1970`lerin kabaran kitle haraketlerinin icinde kasketli, yesil gözlü bir delikanliydi. Genc yasina ragmen yasadigi kosullarin ve dönemin pratigi icinde gelistirip-büyüttü düsüncelerini.
Kaypakkaya`yi ülkemizdeki burjuva ve burjuva-demokrat aydinlar özelikle “ yok “ sayar. O`nu israrla görmezlikten gelirler. Bunun tek bir nedeni vardir. O da, hic kusku yoktur ki Kaypakkaya `nin proleter devrimci cizgisidir.
Cünkü O`nun, Türk devletinin niteligini ve Kemalizm`in fasist özünü, komprador burjuvazi ve toprak agalarinin temsilcisi oldugunu, Türk devletinin Kürt ulusunu ezdigini, Kürtlerin ezilen bir ulus oldugunu ve Kürt ulusunun ayrilma hakki oldugunu net olarak ortaya koymasi; ve bunlarla birlikte , proleterya önderliginde demokratik halk devrimi ve kesintisiz olarak sosyalizm ve komünizmi hedefledigi icin, ne burjuvazinin ne de burjuvazinin etki cemberi icindeki bazi demokrat aydinlarimizin hosuna gitmistir. Öte yandan Kaypakkaya `nin düsünceleri ve cözümlemelerinin, bu kesimlerin hosuna gitmesi zaten beklenemez.
Bu gerceklerin yaninda bir baska gercek daha var ki; Kaypakkaya `nin kurdugu isci sinifinin öncü örgütü Proletarya Partisi TKP/ML `nin, sinif savasimini kesintisiz ve O`nun ortaya koydugu Marksist-Leninist-Maoist cözümlemeler isiginda dirayetle yürütmesidir. Burjuvaziyi ve onun ideolojik-siyasal cemberi icinde olanlari korkutan esas öge de budur. Cünkü, Kaypakkaya `nin düsünceleri savasima katiyen ara vermemis, yari yolda asla tökezlememistir.ve yasadigi dönemden bugüne onun düsünceleri bu cografyada en tehlikelisi olarak belirlendi. Bundandir ki Saklanmaya calisilan bir mesaledir Ibrahim KAYPAKKAYA!...
Biz bu yazida Kaypakkaya `nin hayatinin yaninda fikirleri ve ideolojik-siyasi durusunu ve yaratmis oldugu degerleri ve Kaypakkaya `yi, Kaypakkaya yapan ögeleride bir bir isliyecek ve sizlere sunacagiz.
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
DersiMVataN CANDOST
Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 794 Nerden: DersiM
Tarih: Çrş May 16, 2007 7:38 am Mesaj konusu:
1 Bölüm: Ailesi ve Ögrenim Yillari
Kaypakkaya ailesi, Sungurlunun Akdere köyünden. Aile bazi nedenlerden dolayi ilk önce , Akdere´den Narlik´a, daha sonrada Karakaya köyüne yerlesmis. Karakaya köyü ilk basta Corum´un Alaca ilcesine baglidir. Köylüler, köy daha yakin oldugu icin Sungurlu´ya baglanmasi icin imza toplar. Uzun ugraslardan sonra köy, Sungurlu´ya baglanir.
Ali Kaypakkaya nin dedesi Halil Aga, uzun yillar Karakaya köyünde muhtarlik yapmis. Köyün bir dönem muhtarliginida Ali KAypakkaya yapmistir.
Halil Aga iki kez evlenmis ve 8 tane oglu olmustur. Ayse ve Sultan hanimlardan olan 8 cocuktan birisi de Ibrahim Kaypakkaya´nin dedesi Ibrahim beydir. Elif Hanim ile evlenen Ibrahim beyin, Ali ve Hanim isminde iki cocugu olur. Aile genis toprak sahibi oldugu icin ekonomik durumu iyi yani varsildir. 12 yasindayken babasi Ibrahim beyi kaybeden Ali bey, 15-16 yasindayken Döndü adli teyzesinin kizi Medya ile evlenir. Yaklasik 8 yillik bir evlilikten sonra Ali bey ile Medya hanimin 1948 yilinda bir oglu olur. Resmi kayitlara göre Ibrahim Kaypakkaya´nin dogum yili 1949 dur. Ali bey dogan cocuga ölmüs babasi Ibrahim beyin anisina Ibrahim adini koyar.
Kisa bir süre sonra bazi sorunlarindan dolayi annesi ve babasi ayrilir. Bu sirada Ibrahim Kaypakkaya 3 yasindadir.
Köyde, "Al yanaklı", "Elma gibi kırmızı yanaklı" diye tanınir.
İbo'nun sevdiği ve çok söylediği türkü ise "Burçak Tarlası" türküsüdür.
Ilkokul Eğitimi
İbrahim, ilkokul eğitimine başladığı güne kadar çocukluğunu köyünde her köylü çocuğu gibi Tarlaya gider, ot biçer, hayvanlarını otlatarak geçirir.
Ali Kaypakkaya, İbrahim, okula gitme çağına geldiğinde, Karakaya köyünde okul olmadığı için ilköğretim eğitimini yapması amacıyla yakın akrabalarının yanına gönderir. Bu nedenle İbrahim Kaypakkaya, ilköğretimini değişik köy okullarında okur.
Ve 27 Mayıs 1960 devrimi olduğu zaman İbrahim Kaypakkaya, ilkokul öğrencisidir.
İbrahim, İlköğretimin 1. ve 2. sınıflarını, Ortakışla (Orta-köy)'da, babasının baldızı Zöhre Hanım ile Zöhre hanımın Turan ve Habip isimli kardeşlerinin yanında okur. 3. sınıfı Karamahmut isimli köyde Ali Beyin kızkardeşi Kadın'ın yanında okur. 4. ve 5. sınıfları Alacahöyük'te Ali Kaypakkaya'nın teyzesi Yeter hanımın yanında okur.
Alacahöyük'te okurken İbramin'in öğretmeni Mehmet Yıldırım, bir kaç kez Ali Beye gelir ve derki "İbrahim çok iyi okuyor. Bunu okut. Öğretmen Okulu imtihanlarına mutlaka girsin", der.
Hasanoğlan Öğretmen Okulu
Kaypakkaya İlköğretimini bittirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu sinavlarina girer. Bu arada Karakaya köyünden bir çok genç, zaten Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda okumaktadır.
Bazılarıyla akraba olan İbrahim Kaypakkaya, aynı köylüsü Emin Özdemir, Celal Özdemir, Arap Sarmaşık ve Halit Sarmaşık ile Sınavlara girer ve Öğretmen Okulu'nun sınavlarını kazanan İbrahim Kaypakkaya, 1960-1961 döneminde, Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda öğrenciliğe başlar.
Yatılı ve kızlı-erkekli öğrencilerin eğitim-öğretim gördüğü Hasanoğlan Öğretmen Okulu, Ankara-Samsun karayolu üzerinde ve Ankara'ya en çok on kilometre uzaklıkta bir yerdedir.
Kaypakkaya adil esitlikci yönlerini bu okuldada pratiksel durusuyla gösterir. Haksizliga ve baskiya gelemiyen kisiligi bu okulda sivrilmesine neden olur.
Birgün Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda mutad sabah yoklaması yapılmaktadır.
Müdür Nazım Esen, yeni gelmiş bir öğrenciyi, bir nedenle tokatlamaya başlar.
Okulun bütün öğretmen ve öğrencileri yoklamadadır.
O sirada İbrahim Kaypakkaya, gayri ihtiyari bulunduğu yerden seslenir:
"Sen o çocuğu dövemezsin",
Öğrenciler ve öğretmenler, sesin geldiği yöne bakar.
Müdür Nazım Esen,
"Kimsin sen, ismin nedir?"
Bu soru üzerine Kaypakkaya "İsmim İbrahim Kaypakkaya. Beni dövebilirsin ama onu dövemezsin. Çünkü, o okula yeni gelmiş ve birçok kuralı bilmeyen bir çocuktur." Der.
Müdür Nazım Esen, yanına çağırdığı İbrahim Kaypakkaya'ya bir sürü söz söyledikten sonra bir de tokat vurur.
Kaypakkaya Beş yıl boyunca burada eğitim görür.
1964-1965 eğitim-öğretim dönemi sonunda Hasanoğlan Öğretmen Okulunu başarıyla bitirir Kaypakkaya.
Bu arada Öğretmen Okullarının beşinci sınıf sonunda, beşinci sınıfın en başarılı öğrencilerini, okul yönetimleri, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü'ne bildirir. Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü, başarı puanlarına göre başarılı olarak bildirilen bu öğrencileri Ankara, İstanbul ve İzmir'de bulunan Yüksek Öğretmen Okulları'na paylaştırır. Basarli olan Ibrahim Kaypakkaya Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na gönderilir.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
İbrahim Kaypakkaya, 1965-1966 eğitim-öğretim döneminde Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun Lise son hazırlık sınıfına öğrenci olarak gelir.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem İstanbul'da bazı okullarda incelemelerde bulunan bu incelemelerinin duraklarindan biride Çapa Yüksek Öğretmen Okuludur, 4 Mayıs 1967 Perşembe günü, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nu ziyaret eder.
Bakan İlhami Ertem, ziyareti sırasında öğrencilerle sohbet toplantısı düzenler.
Arkadaşları adına konuşan İbrahim Kaypakkaya, "Hazırlık sınıflarında, bazı öğretmenler, ideolojik propaganda yapıp, broşür dağıtıyor. Oysa, öğretmen okullarında siyaset yapılmayacak deniyor. Bakanlık tarafından görevli kişi sağcılık yapmaktadır. Siyaset yapılacaksa biz de yapalım", der.
Bu onun Çapadaki ileriki devrimci cikisinin nüvelerini olusturacaktir.Ve kisa bir süre sonrada bu dogrultuda siyasi pratik calismalar icinde görürüz zaten.
O dönem henüz YÖOÖ Fikir kulübü ye FKF İstanbul sekreterliği kurulmuş değildir. Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda öğrenci cemiyeti ile derneği, Fen Fakültesi'nde fikir kulübü vardır.
FKF İstanbul Sekreterliği'nin Aksaray'daki bürosu, 9 Temmuz 1967 Pazar günü açılır.
TÖS İstanbul Şubesi ile FKF İstanbul Sekreterliği aynı binadadır. Örgütler arasında dayanışma olduğu gibi zaman zaman TÖS'ün konferans salonunu FKF istanbul Sekreterliği tarafından eğitim, açık oturum gibi amaçlar nedeniyle kullanılır.
Sekreterlik, her fakülteden sosyalist gençlerin uğrak yeridir.
İstanbul'da bir çok yüksek okulda fikir kulübü kurulmuş, bazılarında da kurulma çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmalar sırasında Fen Fakültesi`nde öğrenci olanlar ile ilişki kurularak, okullarında fikir kulübü kurulması konusunda öneri götürülür.
FKF İstanbul Sekreterliği çevresi ile devrimcilerin hakimiyetinde olan öğrenci örgütleri tarafından tanınan ve bu örgütlerle ilişkisi olan İbrahim Kaypakkaya,1967 yılı son aylarına gelindiğinde, YÖO'nda fikir kulübünün kurulmamasını bir eksiklik olarak görür ve bir kısım arkadaşıyla birlikte YÖOÖ Fikir Kulübünü kurma çalışmalarını başlatır.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü, 21 Kasım 1967 Salı günü kurulur.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri Fikir Kulübü kurulduktan sonra yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında İbrahim Kaypakkaya başkan, Halit Koçer sekreter, Mehmet Çetin sayman olur.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü, 21 Kasım 1967 Salı günü, "Duyuru" başlığıyla bir kuruluş bildirisi yayınlar.
Bunun üzerine hem okul idaresi hem de savcılık tarafından soruşturma Açilir.
Çapa YÖO'nda kurulan Fikir Kulübü'nün kurucu üyeleri bu nedenle okulun disiplin kurulu tarafından sık sık sorguya çekilir.
İstanbul`da 6. Agir Ceza Mahkemesi nde 969/31 sayili dosya ile acilmis olan dava ile Capa YÖOÖ Fikir Kulübü`nün feshi ve sanik örgenci Ibrahim Kaypakkaya, Halil Kocer, Mehmet Cetin, Hasan Saglam, Muzaffer Orucoglu, Meliha Uysal, Pakize Yavru, Mustafa Coban, Sakir Kaymak, Ali Tasyapan`in üc günden bir aya kadar hapis , 50 liradadan 150 liraya kadar para cezasina captirilmalari istenir
Okul yöneticileri, 16 Ocak 1968 Salı günü, yaptığı açıklamada, Fikir Kulübü tarafından kuruluş sırasında yayınlanan bildirinin siyasi mahiyette olduğunu iddia eder.
İstanbul Toplu Basın Mahkemesinde 968/267 sayılı dosya ile dava açılır.
İbrahim Kaypakkaya, 23-24 Mart 1968 günleri, Ankara'da yapılan FKF ikinci kurultayına Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü'nün kurultay delegesi olarak katılır.
Bu arada Kaypakkayanin da icinde oldugu, Fikir Kulübünün kurucularının, okul yöneticilerince 1 ay süreyle "yatılılık haklan" ellerinden alınır.
Okul Disiplin Kurulunun İbrahim Kaypakkaya, Halit Koçer, Mehmet Çetin, Ali Taşyapan, Meliha Uysal, Mustafa Çoban, Pakize Yavru, Muzaffer Oruçoğlu, Şakir Kaymak ve Hasan Sağlam hakkındaki bir ay okuldan uzaklaştırma Karari, okul müdürü Ayhan Doğan imzası ile, 27 Mart 1968 Çarşamba günü, öğrencilere tebliğ edilir.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda, 6 Ocak 1969 Pazartesi gecesi, sağ eğilimli Ahmet Can ve Mehmet Can adındaki kardeşler ile ibrahim Özdemir adındaki sol eğilimli Öğrenci kavga eder.
Ahmet Can ile Mehmet Can, okul kantini önünde İbrahim Özdemir adındaki sol eğilimli öğrenciyi dövdükten sonra muştayla burnundan yaralar.
İbrahim Kaypakkaya, 7 Ocak 1969 Salı günü okula gelir ve İbrahim Özdemir'i dövenleri yemekhane ile dershanelerde aramaya başlar.
Kaypakkaya'nın bu davranışına sağcı Öğrenciler karşı koyar ve soncunda Kaypakkaya arkadaslari tarafindan okuldan dışarı çıkartırlar.
Olayla ilgili olarak Okul Müdürü Ayhan Doğan, şu açıklamayı yapar:
"Bir ay önce siyasi beyanatlar verdiğinden ve fiili politika ile uğraştığından ötürü, okulumuzdan tard edilen eski öğrencimiz Kaypakkaya'nın okulu basmağa yeltenmesi bu kavganın başlatanı olmuştur." Solcu öğrenciler ise, olaylara sebep olduğunu iddia ederek okul Müdürü Ayhan Doğan'ı istifaya davet eder.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun solcu öğrencileri, okullarında cereyan eden son olayları ve okul idaresinin öğrenciler aleyhindeki tutumunu protesto etmek amacıyla, 11 Ocak 1969 Cumartesi günü, saat 14.00'te bir sessiz yürüyüş tertipler ve Hürriyet Meydan'ından Sultanahmet'e kadar yürür.
Çıkan olaylar nedeniyle toplanan Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğretmenler Kurulu, daha önce bir ay yatılılık haklarından mahrum edilen Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun 10 öğrencisinin, "okuldaki boykot, işgal ve olaylara öncülük ettikleri gerekçesi ile, Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayına dayanarak, 27 Ocak 1969 tarihinde aldığı kararla, bu kez, yatılılık haklarından tamamen mahrum eder.
Uzaklaştırma kararı, 3 Şubat 1969 Pazartesi günü, okuldan uzaklaştırılan Hasan Sağlam, Meliha Uysal, Mehmet Çetin, Halit Koçer, Pakize Yavru, Mustafa Çoban, Şakir Kaymak, Muzaffer Oruçoğlu, Ali Taşyapan ve İbrahim Kaypakkaya'ya tebliğ edilir. Bu on örgenci, Danistay`dan iptal ve uygulamalarinn durdurulmasi icin dava acar. Danistay, 5 Nisan 1969 günü, yeniden yürütmeyi durdurma karari alir.
Öğrenciler, okullarına geri dönmeye uğraşırken İstanbul Üniversitesinde bazı fakülteler solcu öğrenciler tarafından işgal edilir. İstanbul Üniversitesinin Hukuk ve İktisat fakültelerini işgal etmiş olan solcu öğrenciler, Fen Fakültesi'ni de işgale katma hazırlığındadır. Bazı sol görüşlü öğrenciler, boykot tertip etmek amacıyla, 12 Nisan 1969 Cumartesi günü sabahı, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda kalan öğrencilerin de eğitim gördüğü Fen Fakültesinde forum düzenler. Düzenlenen forumda boykota karşı olan özellikle Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda kalan sağcı öğrenciler ile boykot taraftarı olan solcu öğrenciler arasında kavga çıkar. Boykot taraftarı öğrenciler, sağcı öğrenciler tarafından fakülteden atılır.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda kavga çıkarıp yaralamaya sebebiyet verdikleri iddiasıyla İbrahim Kaypakkaya, Halit Koçer, Mehmet Çetin, Hasan Sağlam, Ali Taşyapan, Şakir Kaymak, Mediha Uysal, Pakize Yavru, Muzaffer Oruçoğlu, Mustafa Çoban, Yusuf İşeri, Salman Kaya, Kamil Temizyürek, Necdet Dizman, Ali Uzun, Rıza Gül, Mümin Demirel, Safa Tarhan, Yusuf Coşar, Mevlüt Zengin, Celal Vardar, İbrahim Özdemir, Hamza Işık, Celal Ünlü, Cafer Şen, Hayrettin Sönmez, Aydoğan Şahin, Hasan Gül, Necmi Özkapı, Hakkı Karadeniz, Hüseyin öcal, İbrahim Torun ve Fikri Yılmaz, 18 Nisan 1969 Cuma günü, adliyeye sevkedilir. Savcılar tarafından ifadeleri alınan öğrencilerden Hasan Gül, Aydoğan Şahin ve Salman Kaya, Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tevkif edilir. Bu üç öğrenci, 22 Nisan 1969 Salı günü, avukatları tarafından yapılan itiraz üzerine serbest bırakılır.
Daha sonraki yillarda Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Kaypakkaya ve arkadaslari tarafindan Basilir, Müdür Ayhan Doğan Ağır Yaralanir. Bunun üzerine Polis tarfindan İTÜ Gümüşsüyü Yurdu basılir ve özellikle Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda öğrenci olan herkesi toparlayıp Beşiktaş karakoluna götürürler. İbrahim Kaypakkaya`nin o sıralar Türk Solu dergisinde yazıları çıkıyordur. Polis, 'Sen yazarsın ha! Kaldır bakalım sol elini, mitinglerde sol elinizi kaldırıyorsunuz', der ve İbrahim Kaypakkaya`nin sol elini kaldırttır. 'Biz, bunu indirtmesini de biliriz', diyerek jopuyla Kaypakkaya`nin kaldırdığı sol koluna vurmaya başlar. Bir süre jopla vurur polis ama İbrahim, kolunu indirmez ve sürekli yukarda tuttar." Daha sonraki dünde Nezarete alınanlar, 7. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmaları sonunda tevkif edilir. Tevkif edilenler arasında Türk Solu Yazı Kurulu üyesi İbrahim Kaypakkaya'da vardır.
Sağmalcılar Cezaevinde tutuklu kalan İbrahim Kaypakkaya, Şener Özgür, Ali Kırmızıçiçek, Selman Kaya, Necdet Dizman, Sefer Özgür ve İbrahim Özdemir, 30 Nisan 1970 Perşembe günü, 6. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan ilk duruşmada tahliye edilir.
Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube memurları, "Türk Solu" gazetesinin Divanyolu, Klodfarer Caddesi no: 6/6'da bulunan bürosunda, 3 Eylül 1969 Perşembe günü, saat 15.30'da arama yapar.
Yapılan aramada, 35 adet tabanca mermisi, patlayıcı maddeler, sopalar, yasak olduğu bildirilen kitaplar ve Mao ile Lenin'in portreleri bulunur. Bulunan patlayıcı maddeler ve yayınlarla ilgili olarak 15 kişi emniyet mensupları tarafından gözaltına alınır. Gözaltına alınanlar, Emniyet Müdürlüğü 1. Şube Müdürü ligiz Aykutlu tarafından sorgulanır.
Arslan Kılıç, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bizi, Siyasi Polis şefi ligiz Aykutlu sorguladı. Sorgu sırasında İbrahim Kaypakkaya ile ligiz Aykutlu arasında bir kapışma oldu. ligiz Aykutlu, hepimizi sıraya dizdi ve, 'Hepinizin anasını Lenin düzsün', dedi. İbrahim de, 'Bizim anamız Krupskayadır fark etmez dedi. Bunun üzerine Aykutlu, sinirlendi, 'Seni mahvederim. Batacak olan çürük bir gemiye binmiş gidiyorsunuz.', diyerek bağırdı. Yanlış hatırlamıyorsam yine İbrahim, 'Madem bir çürük gemiye binmişiz ve batacağız. Bu telaşınız nedir?', diye karşılık verdi."
1. Şube'de sorgulananlar, daha sonra, Sıkıyönetim Komutanlığına götürülür.
İbrahim Kaypakkaya (Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrencisi), Bora Sabri Gözen (Türk Solu Yazı İşleri Müdürü), Arslan Kılıç (Kimya Fakültesi öğrencisi), Tahir Koçyiğit (Robert College öğrencisi), Orhan Bursalı (SBF öğrencisi), Cemşid Orhan(işçi), Baki Özilhan (Özel Gazetecilik öğrencisi), Celal Toprakoğlu (öğretmen), Hürol Erdurak (Lise öğrencisi), Hasan Sakarya (Lise mezunu-boşta), Çetin Tağman (İTÜ Mimarlık Fakültesi öğ¬rencisi), Mehmet Adil Ovalıoğlu (Işık Mimarlık Fakültesi öğrencisi), Mustafa Adalı (İTÜ öğrencisi), Ahmet Özdemir (İktisat Fakültesi öğrencisi).
Sıkıyönetim ilgilileri, bu konuda hukuksal yetkili olmadıklarını söyleyerek, gönderilenleri, İstanbul Adliyesine yollar. Bora Sabri Gözen ile İbrahim Kaypakkaya tutuklanır, diğerleri serbest bırakılır. Bir üst mahkemeye yapılan itiraz sonunda İbrahim Kaypakkaya ile Bora Sabri Gözen de serbest kalır.
Kaypakkaya`nin babasi Ali Kaypakkaya, kendiside eski bir DP' i olduğu için, Çorum ve havalisinde olan eski DP` ileri tanımaktadır. Tanıdığı kişilerden birisi de 27 Mayıs 1960 ihtilalinden önce, Çorum DP İl Başkanlığı yapan Şevki Bey'dir. Çorum Nakliyat Ambarı sahibi Şevki beyin yanına giden Ali Kaypakkaya, oğlu İbrahim Kaypakkaya'nın okuluyla ilgili sorununu anlatır ve bir çözüm yolu bulmasını ister.
Şevki bey, Okul Müdürü Ayhan Doğan'la görüşür. Ayhan Doğan, "İbrahim, fikrimden vazgeçiyorum. Bundan sonra herhangi bir siyasi olaya katılmayacağım. Örgütsel çalışmalarım olmayacak, diye bir yazı yazsın. Eski haklarına kavuşur", der.
Şevki bey, Ayhan Doğan'ın anlattıklarını Ali Kaypakkaya1`ya, Ali Kaypakkaya da, oğlu İbrahim Kaypakkaya'ya anlatır.
İbrahim, babasına şunları söyler:
"Şimdiye kadar sana hiç karşı gelmedim. Silahın varsa istersen çek beni vur. Fakat benim durumumu anlamanı istiyorum. Fikir kulübü başkanlığı yaptım. Bu fikir kulübünün kurucularından birisiyim. Bir sürü kişi bana inanarak çevremde yeraldı. Bütün bunları inkar edip şimdi kalkıp da fikrimden vazgeçiyorum demem, mümkün değil."
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
DersiMVataN CANDOST
Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 794 Nerden: DersiM
Tarih: Çrş May 16, 2007 7:39 am Mesaj konusu:
Reklamlarımız Destekcilerimiz
2 Bölüm: Devrimci faliyeleri
PDA ve TIIKP Dönemi
1966-1967 öğretim dönemi, İbrahim Kaypakkaya'nın üniversitedeki gençlik içerisinde devrimcileri tanımaya, onlarla kaynaşmaya başladığı ve öğrenci hareketlerine katıldığı bir dönem olur. Bu donem, aynı zamanda TİP ve Türkiye sosyalistleri içinde Milli Demokratik Devrim-Sosyalist Devrim saflaşmanın başladığı, tartışmalarının hızlandığı bir dönemdir. Bu tartışma ilk önce TİP, hemen akabinde FKF'de yaşanır.
İbrahim, başlangıçta TİP'in sosyalist devrim görüşlerini savunur.
3 Ocak 1967'de ANT, 17 Kasım 1967'de Türk Solu dergileri çıkmaya başlar.
TİP merkezine yakın bir tavır içinde olan ANT'ta kümelenen yazarlar, Türkiye'nin sosyalist devrim aşamasında olduğunu savunan yazılar yazıyorlardı.
Türk Solu dergisi MDD görüşlerini savunmaktadır.
Doğu Perinçek FKF'ye başkan olup FKF yönetimi MDD görüşünü savunan gençlerin eline geçince, daha önce FKF dışında kalmış bazı MDD eğilimli fikir kulüpleri FKF'ye üye olur ve MDD tezleri, FKF gençlik içinde egemen kılınmaya çalışılır. O döneme kadar T!P çizgisinde olan sosyalist gençliğin önemli bir bölümü Türk Solu dergisinin savunduğu MDD cephesine kayar. Bu dönem MDD görüşünü açıklayan broşürler, yayınlar çoğalmıştır. 1968 Kasım ayında Aydınlık Sosyalist Dergisi yayınlanmaya başlar. Daha sonra FKF ve TİP içerisindeki gelişmeler ve İbrahim Kaypakkaya'nin arastirmalari sonucu MDD tezinden yana tavrini koyar. Ve böylece İbrahim, 1968 yılının güzünde MDD görüşüne bir ileri sicrama yasamis olur.
ilk sayısı 1 Temmuz 1969'da çıkan İşçi-Köylü kitle gazetesini çıkartmaya başlar İşçi-Köylü gazetesinin satışına, dağıtımına MDD'ci herkes katılır.
İbrahim Kaypakkaya da, zaman zaman 40 bin, zaman zaman 50 bin basılan ve 8 bin kadar abonesi olan İşçi-Köylü gazetesinin çalışanlarından ve yazarlarından birisidir.
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri Fikir Kulübü üçüncü kurultayı 2 Ekim 1969 Perşembe günü açılır. Ölen devrimcilerin anısına saygı duruşu yapıldıktan sonra başlayan Kurultayda, ilk olarak, Yüksek Öğretmen Okulundaki devrimci hareketin son durumu gözden geçirilir.
İbrahim Kaypakkaya, yaptığı konuşmada özetle şunları söyler:
"Öğrenci hareketleri küçük burjuva hareketlerdir. Bunlarla artık uğraşmaya gerek yoktur. Öğrenci kitlesinden kopuyorsunuz. Bu çizgi sizi bir avuç silahlı düellocu haline getirir. Köylülerin içinde çalışmak gereklidir."
Geçmiş dönem çalışmalarının eksiklikleri, yanlışları eleştirilerek yeni dönem çalışmalarının aşağıdaki ilkeler ışığında yürütülmesi kararlaştırılır:
-Daha örgütlü, daha disiplinli, daha aktif mücadele.
-Daha çok ideolojik eğitim.
-Kitle hareketleriyle daha sıkı, daha sağlam bağlar.
Seçimlerin sonuçu Şudur.
Yönetim kurulu: Safa Yüksel Tarhan, Necmi Özkapı, Hüseyin Karanlık, Cafer Şen, Hüseyin Akpınar, Muzaffer Oruçoğlu (Yedek), Bahattin Akdeniz (Yedek).
Denetleme kurulu: Ali Rıza Atamtürk, Celal Özkol (Yedek).
Onur kurulu: Akın Özdemir, Yusuf Kayabaşı, İsmail Gençoğlu (Yedek).
Delegeler: İbrahim Kaypakkaya, Halit Koçer, Aydoğan Şahin, Necmi Özkapı, Hüseyin Karanlık, Ali Uzun, Cafer Şen.
Bu arada Birleşik bir sosyalist parti kurmak icin PDA çevresi,uzun bir süreden beridir düsünlen ama ancak 1970 yılı sonbaharında, "Sosyalist Kurultay" kampanyası açar.
7 Aralık 1969 Pazar günü, İstanbul TÖS salonunda, "İşçi Köylü Halkçılık Kurultayı" tertiplenir. Hikmet Kıvılcımlı`nin "Somut Şartların Somut Tahlili", 19 Ocak 1970 Pazartesi günü "Strateji ve Taktik: Stratejik Örgüt ve Taktik Örgütler, 22 Ocak 1970 Perşembe günü İdeolojik-Politik ve Örgütsel Açıdan Proleterya Sosyalizmi/Küçük Burjuva Sosyalizmi ve Sapmalar", 26 Ocak 1970 Pazartesi günü "Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrimin Bağlılığı", 29 Ocak 1970 Perşembe günü "Milli Cephe Politikası ve Önümüzdeki Görevler", konuları hakkında, İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)'nin Aksaray-Langa'daki lokalinde, seminer verir. Bu seminerlere katılan İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu, Necdet Dizman, Yusuf Kayabaşı, Cem Somel ve arkadaşları, Hikmet Kıvılcımlı'ya sorular sorar..
Bu arada "Sosyalist Kurultay meselesine karsi İbrahim Kaypakkaya, Garbis Altınoğlu, Muzaffer Oruçoğlu ve Adil Ovalıoğlu birlikte Doğu Perinçek'e muhalefet ederler." Akabinde kücük toplantilar yaparlar. Bu arada Sosyalist Kurultay basarisizliga ugradigi acik ve nettir.
Birleşik bir sosyalist parti kurulamaz ama zaten kurulmuş olan bir parti iki yıldan beri faaliyetdedir. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'nin kuruluş tarihi, 21 Mayıs 1969 Çarşamba, günüdür. 1970 Ocak ayında toplanir ve bir Merkez Komitesi meydana getirilir.
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'nin ilk Merkez Komitesi şöyledir:
Doğu Perinçek, Vecdi Özgüner, Hasan Yalçın, Ömer Özerturgut, Gün Zileli, Mehmet Altun ve Oral Çalışlar. Merkez Komitesi Yedek Üyeler ise Bora Gözen, Ferit İlsever, Halil Berktay ve İbrahim Kaypakkaya'dır.
İbrahim kaypakkaya, TİİKP'in ilk önce normal üyesi, daha sonra Parti Merkez Komitesi Yedek Üyesi, olmuştur. İbrahim Kaypakkaya'ya Parti üyeliğini Doğu Perinçek, önerir. İbrahim Kaypakkaya'da kabul eder. Kadırga Öğrenci Yurdunda Muzaffer Oruçoğlu ile karşılaşan İbrahim Kaypakkaya, "Son gelişmeleri anlatarak mücadeleye profesyonel olarak katılması" için üyelik önerir. Muzaffer Oruçoğlu, bu öneriyi kabul eder. Muzaffer Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya da, yakın tanıdıklarına üyelik önerisi yapar. Arslan Kılıç'a partiye girme önerisini Ferit İlsever, Kabil Kocatürk ve Mehmet Adil Ovalıoğlu'na Muzaffer Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya yapar.
Muzaffer Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya ve Mehmet Adil Ovalıoğlu, üç kişilik bir parti hücresi oluşturur. Toplantılarını, bazan Çembelitaş'ta bir tatlıcının ikinci katında, bazan da Ovalıoğlu'nun evinde yapar.
TİİKP Merkez Komitesi'ne bağlı olarak şu komiteler kurulur:
Ankara İl Komitesi, İstanbul İl Komitesi, Ege Bölge Komitesi, Doğu Anadolu Bölge komitesi, Yurt Dışı Bürosu.
Bu komitelere bağlı olarak ihtiyaca göre şu alt kuruluşlar oluşturulur:
İhtilalci Köylü Birliği, İhtilalci Gençlik Birliği, Şafak basımı bürosu, Ordu kesimlerinde çalışmakla görevli komite, çeviri komitesi, sahte kimlik ve pasaport yapma komitesi.
Bu arada Ayni sekilde Legalde MDD'ci güçler, esas kopuşmayı, Aydınlık dergisinin Ocak 1970 ayı içerisinde, Aydınlık Sosyalist Dergi ve Proleter Devrimci Aydınlık olarak iki ayrı dergi olarak yayınlanmasıyla, somut bir şekilde yaşayarak görür.
18 Ocak 1970 Pazar günü SBF'de yapılan TDGF GYK toplantısında, PDA taraftarlarını, TDGF MYK'dan tasfiye etmeleriyle, yeni bir yapılanmanın açıkça ikinci adımı atılır. TDGF MYK'dan ihraç edilmelerine ve belirli bir dışlanma yaşamalarına rağmen PDA'cılar, tartışmalardan ve Dev-Genç örgütleri içerisindeki yarıştan 1970 kongresine kadar kopmazlar.
Mihri Belli'nin yakın arkadaşı olan Şerif Tekben, Doğu Perinçek grubunun dergideki gücünü azaltmak için, Emniyetten aldığı sahiplik belgesine dayanarak, Türk Solu dergisini 1970 Nisan ayında kapatır.
Kaypakkaya bu siralar Türk Solu dergisinin yazaridir.
Türk Solu.dergisinin yayınına son verilmesi üzerine, Türk Solu dergisi kurucular ve yazı kurulu çoğunluğu olarak, İbrahim Kaypakkaya, Mehmet Altun, Fadıl Barkan, İlhan Berktay, Bora Gözen, Kumru Gözügeçgel, Faruk Haksal, Ezel İnanç, Kemal İşler, Naci Ormanlar, Sevinç Özgüner, Vecdi Özgüner, Nail Satlıgan, Halim Spatar ve Sabetay Varol, bu duruma karsi i "Saflarımızdaki Çelişmeleri Doğru Kavrayalım" başlıklı yazı ile Tavir alirlar.
Bu arada MDD içindeki görüş ayrılıkları, saflar belirginleşmiştir. İdeolojik tartışmalar zaman zaman sertleşmelere kadar varır.
TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulu, her hafta sonu Cumartesi günleri, İTÜ'de herkese açık forum düzenler. Forumda herkes görüşlerini dile getirir. Fakat, İbrahim Kaypakkaya, görüşlerini dile getirirken zaman zaman sertlikle karşılaşmıştır.
İbrahim'in sol içi sertlikle karşılaştığı ilk olay, 1968 Temmuz ayında, Doğu Perinçek'in başkanlıktan düşürüldüğü Genel Yönetim Kurulu toplantısında meydana gelir ve Erhan Erel, "Sen yenisin bu işlere karışma" anlamında İbrahim Kaypakkaya'yı eliyle iter.
İkinci olay, 1969 yılı sonunda Kadırga Öğrenci Yurdunda meydana gelir. Kadırga Öğrenci Yurdunda, yurt ile ilgili bir toplantı yapılır. Herkes, sırayla konuşmaktadır. İbrahim Kaypakkaya, görüşlerini açıklamak için kürsüye çıkar. Toplantıda bulunanlar, buna tepki gösterir. Uyarılara rağmen ısrarlı bir şekilde görüşlerini laf atarak veya kürsüye gelerek açıklamak istemesi üzerine, Ali Bayram Kara'nın anlattığına göre, "Kadırga Öğrenci Birliği Başkanı Ali Kılıç, İbrahim Kaypakkaya'yı" tartaklar.
Üçüncü olay, Sağmalcılar Cezaevinde meydana gelir. İbrahim Kaypakkaya, Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda meydana gelen bir olay nedeniyle tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevine konur. Deniz Gezmiş de bu sıra aynı cezaevinde tutukludur.
Deniz, Öğrenci hareketleri nedeniyle cezaevine gelen gençlerle sabahları spor, akşamları ise teorik eğitim yapmaktadır. Deniz 1.91 boyunda, İbo ise ondan daha küçüktür. İbrahim Kaypakkaya Fikirlerini belirtir. Fıkırlerını belirtigi icin karsi taraf rahatsizlikla karsilar ve uyari yapar. Uyarılara aldırmaz ve bir kaç kez aynı şekilde Fikirlerini belirtir. Vural Yıldırımoğlu, İbo'nun yanına gelerek, "Bak bunlar dev gibi, bunlarla tartışma. Eşit değilsiniz", der.
Devaminda Deniz ile İbrahim, "Sosyal emperyalizm konusunda tartışmaya girer. Deniz, "Sosyalizme soldan ihanet ediyorsunuz", der. İbo, "Sosyal emperyalizmi sosyalizm olarak gösterenlerdir sosyalizme asıl ihanet edenler", deyince, Deniz, sinirlenip İbo'ya bir yumruk atar.
Dördüncü olay, 4 Mayıs 1970 Pazartesi günü, İTÜ Öğrenci Birliği kongresi düzenlenir. PDA'cıların başkan adayı Mehmut Altun, Aydınlık Sosyalist Dergi taraftarlarının adayı Gökalp Eren'dir. Kalabalık bir PDA taraftarı, destek olmak amacıyla, otobüsle Ankara'dan İstanbul'a gelmiştir. Kongre sırasında İbrahim Kaypakkaya, kürsüde görüşlerini açıklamaya başladığı zaman Nahit Tören silahına sarılır. Olay, araya girenler tarafından yatıştırılır.
Son olay, 23 Eylül 1970 Çarşamba günü, TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulunun İTÜ'de düzenlediği toplantıda meydana gelir. Her zaman Cumartesi günü toplanan forum, bu kez olağanüstü bir durum nedeniyle Çarşamba günü düzenlenir. Toplantıda çok sert tartışmalar olur ve Mustafa Zülkadiroğlu, TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulu Saymanlığından istifa eder. TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulu Başkanı Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren ve Namık Kemal Boya'nın da katıldığı toplantıya PDA çevresinin görüşlerini anlatmak amacıyla İbrahim Kaypakkaya ile Garbis Altınoğlu'da katılır.
Aydınlık Sosyalist Dergi çevresindeki gençler, İbrahim ve arkadaşlarına, "Okulda, şehirlerde sert geçen mücadele var. Bunlar, bundan kaçmak için işçi-köylü mücadelesi deyip mücadele alanlarını terkediyorlar. Bu mücadele kaçkınlarına güvenilmez", gibi suçlamalar getirir.
Toplantıda kavga çıkar. Esas sorun Aydınlık Sosyalist Dergi taraftarları arasında iken "kabak" PDA'cıların başında patlar.
Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Zihni Çetiner, Mustafa Zülkadiroğlu ve arkadaşları ile İbrahim Kaypakkaya'nın arkadaşları arasında itişme kakışma olur. Talat Aydemir olaylarına karıştığı gerekçesiyle Silahlı Kuvvetler'den atılmış olan Zihni Çetiner, İbrahim Kaypakkaya'nın başına tabure ile vurur. Kabil Kocatürk, İbo'ya saldıranların üzerine atlar. Üstü başı kan içinde kalır.
Kucuk-Burjuva ögrenci genclik önderleri tarafindan Kaypakkayanin Proleter devrimci cizgisi kücümsenir ve red edilir. Kaypakkaya ile “işçi-köylü mücadelesi deyip mücadele alanlarını terk ediyorlar” söylemleriyle Karalamarindan vazgecemezeler. Bundan kaynakli Kisada olsa İbrahim Kaypakkaya'nın Işçi, köylü mücadelesi deneyimlerin deginmeden ve irdelemeden gecmenin dogru olmuyacagi kansindayim.
a) Köylü Faliyetleri
9-10 Ekim 1969 günleri SBF'de yapılan FKF-TDGF Kurultayından sonra; İbrahim kaypakkaya, çalışmalarının ağırlığını işçi ve köylü mücadelesine verir. Değirmenköy'deki "Esece" çiftliğini işgal eden bazı köylüler, ağaya karşı kendilerini desteklemeleri ve yardım etmelerini istemek amacıyla TDGF İstanbul Bölge Yürütme kuruluna başvurur. Ankara'dan gelen gençlerle birlikte aralarında TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulu Başkanı Cihan Alptekin, İbrahim Kaypakkaya, Namık Kemal Boya, Muzaffer Oruçoğlu, Yavuz Yıldırımtürk, Mehmet Faruk Kurtuluş, Nadir Özel, Kabil Kocatürk, Ali Dinçer, Atıf Uğurlu, Ökkeş Öztemir, Haşmet Atahan, Mehmet Sürücü'nün de bulunduğu gençler, otobüslerle Değirmenköyü'ne gider.
Öğrenciler, "Kahrolsun ağalar", "Toprak köylünün" diye slogan atar. Cihan Alptekin ile İbrahim Kaypakkaya, köylülere yönelik konuşma yapar. İstanbul'dan otobüslerle gelen gençler, köyde fazla durmaz ve işgal edilen araziye gider. İşgal edilen araziden dönen öğrencilere, köylüler yiyecek verir.
İbrahim Kaypakkaya, araziye gidip gelen arkadaşlarını şöyle eleştirir:
"Arkadaşlar, buraya yaklaşık üçyüz kişi geldik. Çok iyi ama gelir gelmez yarım saat bile durmadınız hemen araziye gittiniz. Ne işiniz vardı arazide? Hiç birşey yok. Boş bir tarla. Böyle kitle çalışması olur mu, böyle köylüye destek olur mu? Aradan üç-dört saat geçti. Köylüyle neredeyse bir bağlantı kurmadan otobüse binip gideceksiniz. Bu bir çalışma değil. Oysa her birimiz bir köylüyle konuşsaydık üçyüz köylüyü etkileyebilirdik. Herkes, evlere, kahvehaneye dağılıp çalışma yapsaydı daha iyi olurdu."
İbrahim kaypakkaya, 18 Kasım 1969 tarih ve 105 no.lu Türk Solu dergisiinde, "Değirmenköylülerin Mücadelesine Omuz Verelim" başlıklı bir yazı yazar.
4 Şubat 1970 Çarşamba günü Balıkesir Savaştepe'de, 7 Şubat 1970 Cumartesi günü Aksihisar'da, 10 Şubat 1970 Pazar günü Ödemiş'te tütün üreticileri ile gençler, gösteri yürüyüşü düzenler. Akhisar'daki mitinge İstanbul'dan, İzmir ve Ankara'dan PDA ve İşçi-Köylü'nün bütün kadroları katılır. Bunların arasında Cem Somel, İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu da vardır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, 1970 Şubat ayının son haftasında Tekirdağ'a bağlı Kaşıkçı köyüne giderler.
İbrahim Kaypakkaya, Mehmet Altun ve Adil Ovalıoğlu 1970 yılının son ayında Çorum'a gider. Daha sonra Karaknya köyünde arkadaşlarıyla buluşan Ali Mercan`da , Corumdaki çalışmalara katılır. Yaklaşık iki ay kadar Çorum ve civarında yaptıkları çalışma sonunda derledikleri bilgiler, "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" başlığı altında Proleter Devrimci Aydınlık dergisinde yayınlanır.
b) Isci Faliyetleri
İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlunu PDA ve İşçi-Köylü İstanbul'daki Yazı Kurulunda görmekteyiz. Muzaffer Oruçoğlu "Koy Komitesi", İbrahim Kaypakkaya "İşçi Komitesi" sorumlusudur.
Amerikan 6. Filosunun İstanbul'u bir haftalık ziyaretine karşı olan devrimci işçi ve öğrenci örgütleri, bir hafta boyunca eylem düzenler. Bir haftalık eylemin son gününde, devrimci gençlik ve işçi örgütleri, "Emperyalizm ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü" için, 16 Şubat 1969 Pazar günü, saat 14'de Beyazıt Meydanında toplanır. İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu, Arslan Kılıç, Ali Taşyapan ve Kabil Kocatürk de arkadaşlarıyla birlikte yürüyüştedir. Yaklaşık kırk bin kişilik topluluk, Amerikan 6. Filosu aleyhinde tezahürat yaparak Sirkeci-Dolmabahçe yoluyla Taksime doğru yürümektedir. Bu sırada, şeriatçılar, yürümeye devam eden devrimci gençleri, önce taş yağmuruna tutar. "Vur, Allah için vur ... ", "Komünistleri geberteceğiz" şeklinde hücuma geçen "ŞeriatçiIarla "Devrimci'ler arasında öldürücü bir kavga başlar. Olaylar sonunda Duran Erdoğan adlı bir işçi ile Ali Turgut Aytaç adında Akbank'ın Umum Müdürlük kısmında çalışan bir memur ölür, yaklaşık 150 kişi yaralanır. Yaralananlar arasında Ali Taşyapan da vardır.
Çorum'da özel idareye bağlı Alpagut Linyit İşletmesinde çalışan işçiler, 13 Haziran 1969 günü, işyerlerini işgal eder. İşçiler, işgal ettikleri işletmede kendi başlarına istihsal ettikleri kömürün satışını yapmaya başlar. İbrahim Kaypakkaya da, bu dönem, Çorum'a İşçi-Köylü gazetesi getirir. lpagut işçilerinin sorunlarıyla ilgilenen İbrahim Kaypakkaya ve Ali Mercan, İşçi-Köylü gazetesi aracılığıyla propaganda yapar. lpagut işçilerinin işgali, 16 Temmuz 1969 Çarşamba günü, emniyet mensuplarının müdahalesiyle sona erer. 5'i sendika yöneticisi olmak üzere 13 işçi ve 1 memur işten çıkarılır.
İşçi-Köylü gazetesinin İşçi Bürosu sorumlusu İbrahim Kaypakkaya, bu dönem, bazı fabrikalara giderek ajite-propaganda çalışması yapar ve bu çalışmalarını kaleme alır. Kartal Eğe Sanayiinde çalışan 152 işçi, üç arkadaşlarının işten atılması üzerine onlarla birlikte ayni saflarda mücadele eder. Ve bunlarin sorunlarini yalin ve korkusuca halkin ögrenmesi icin Isci Köylü, Türk Solu dergisi vb yayin organlarinda halka ulastir.
İbrahim Kaypakkaya, bu dönem Pertriks işçilerinin yaptığı greve destek olmaktadır.
İşçi-Köylü İstanbul İşçi Bürosu'nun hazırladığı ve PDA dergisinin 2 Mart 1971 tarih, 32. sayısında yayınlanan, "İstanbul'da İşçi Sınıfı Hareketi Kuvvet Topluyor Yeni Bir Fırtınaya Doğru" başlıklı yazıda yaptıkları çalışmalar hakkında şu bilgiler verilmektedir:
"Amerikan emperyalizmi ve onun uşağı AP iktidarının zulüm ve baskılarına rağmen işçi sınıfının mücadelesi bütün yurtta her geçen gün gelişiyor. Son birkaç ay içinde yalnız İstanbul'da, çok sayıda işgal, grev ve çeşitli direnişler oldu. Hakim sınıflar, işçi sınıfının gelişen mücadelesini durduramıyor. Son birkaç ay içinde toplum polisinin sayısı arttırıldı. İstanbula komando birliği getirildi. İşçiler zindanlara atıldı en vahşi işkencelere uğratıldı. Üniversite kapılarında gencin .kurşunlanırken, fabrika duvarları dozerlerle yıkıldı. Daha çok ücret, daha iyi yaşama şartları için direnen işçiler öldürüldü.
Bütün bu zulüm ve baskılar, işçileri yıldırmıyor. Onlar mücadelelerine yiğitçe devam ediyorlar. Çünkü, 15-16 Haziran şanlı işçi mücadelesi, bütün yurtta olduğu gibi İstanbul'da da işçi sınıfının mücadelesine ışık tutmaktadır. İşçiler, 15-16 Haziran mücadelesinden aldıkları deneylerle mücadelelerini daha bilinçli ve daha sağlam yürütüyorlar.
Son aylar içerisinde İstanbul'da Teksif, 8.000 tekstil işçisini greve soktu. Cihan Komandit işçileri, Pertriks ve Grundig fabrikalarında grev yaptılar. Otomobil-İş Sendikası, büyük bir miting düzenledi. İşçiler, 'patronların zulmüne karşı' mücadele edeceklerini bildirdiler. Bereç işçileri, patronun ve sarı sendika Petrol-İş'in baskılarını yenerek, Kimya-İş'e geçti. Lastik-İş'e bağlı Doğan Lastik işçileri greve gitti. Lastik-İş işçileri, sarı sendika Kaucuk-İş'le ve Lastik-İş içine kadar sızan sarı sendikacılarla mücadele etmeye karar verdi. Gerçek bir çelik kale nedir? Bu kitlelerdir. Gerçekten ve samimiyetle devrimi destekleyen milyonlarca ve milyonlarca halktır. (Mao Zedung)
Ayni dönemlerde özelde İbrahim Kaypakkaya'nın bazı sendikacılar ve işçilerle yakın ilişkileri vardır.
c) Ibrahim Kaypakkayada bir bilinc sicramasi yaratan 15-16 Haziran Olayları
İbrahim Kaypakkaya, yeni sendikalar kanunu tasarısına karşı İstanbul, İzmit, Gebze bölgelerinde meydana gelen işçi olaylarının birinci günü olan 15 Haziran 1970 Pazartesi günü, Ankara'dadır. 15 Haziran Pazartesi günü gecesi Ankara'dan hareket ederek sabaha karşı İstanbul'a gelen İbrahim Kaypakkaya, ve diger arkadaslariyla, doğruca TIP Beykoz İlçe Başkanı olan İTÜ öğrencisi Kayhan Şahin-beyoğlu'nun Kandilli'de bulunan evine gider. Evde bir süre dinlenen ve yaşanan gelişmeleri arkadaşlarından öğrenen İbrahim Kaypakkaya, Oral Çalışlar, Gün Zileli ve bir kaç arkadaşı, Türk Solu'nun bürosuna gider ve Yazı İşleri müdürü Bora Sabri Gözen'den olaylar hakkında bilgi aldıktan sonra, hangi bölgelere gideceklerini aralarında kararlaştırırlar. Ve sonuc olarak İbrahim Kaypakkaya, Mehmet Altun, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve Arslan Kılıç, 16 Haziranda Topkapı'da başlayan yürüyüş koluna Divanyolu'ndaki Türk Solu bürosundan katılır.
Millet Caddesi, Aksaray, Laleli yoluyla yürüyerek Çağaloğlu'na gelen işçiler, Valilik binasının önünde tankların barikatıyla karşılaşır. Tankları aşan işçilerin önü, Sirkeci'ye doğru inerken Meserret Kahvehanesinin önünde tanklarla bir daha barikat kurulurak engellenmeye çalışılır. Barikatı bir kere daha aşan işçiler, Sirkeci-Eminönü güzergahını izleyerek Galata Köprüsü'nün önüne gelir. Fakat, Galata Köprüsü açılmıştır. Eminönü tarafında kalan işçilerin amacı Gültepe-Levent tarafından gelen işçiler koluyla birleşmektir. Galata Köprüsü açılmayınca Unkapanı yoluna dönen işçilere, Tekel işçileri katılır. Fatih, Edirnekapı tarafına yürüyen işçiler, o güzergahta dağılır. Artık akşam olmuştur.
İki gün boyunca İstanbul sokakları demokratik haklarının bir parçası olan, örgütlenme ve toplu sözleşme haklarını koruyan yüzbinlerce emekçinin sesine tanık oldu. Üç koldan yürüyüşe geçen işçiler, İzmit, Gebze’den Kadıköy’e, Levent’ten Mecidiyeköy ve Taksim’e, Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapı’ya kadar ulaştılar. Ve Kadıköy’de açılan ateş sonucu, üç kişi yaşamını kaybetti. 16 Haziran’da sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK yöneticileri tutuklanarak haklarında dava açıldı. Bir süre sonra davalar beraatla sonuçlandı. Ve Yasa; “Anayasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle oy birliği ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi
Olaylar bittikten sora İbrahim Kaypakkaya,ve arkadaşları, yine İTÜ öğrencisi Kayhan Şahinbeyoğlu'nun Kandilli'de deniz kenarında olan evinde biraya gelir. Bora Gözen, Kaypakkaya ve arkadaşlarına, "Boğaziçi Üniversitesi'nde bizim arkadaşların toplantısı var. Siz de gelin bir durum değerlendirmesi yapalım", der. Fakat, gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. "Can Yücel'in sahilde bir sandalı var. Onu alıp gidelim", denir. Ankara'dan gelenlerin bir kısmı gitmez. Boğaziçi Üniversitesindeki toplantıya katılan İbrahim Kaypakkaya, geri dönüp toplantıda yaşananları arkadaşlarına anlatır.
Diğer sol hareketlerde olduğu gibi PDA çevresinde de tartışmalar, farklılıklar özellikle 15-16 Haziran 1970 olaylarından sonra daha da belirginleşir.
İbrahim KAYPAKKAYA da 15-16 Haziran'ı şöyle değerlendirir:
"İşçi sınıfımızın kendiliğinden gelme mücadelesi 15-16 Haziran'da doruğuna ulaştı. İşçiler bütün burjuva ve küçük-burjuva revizyonist kliklerini tepeleyip geçtiler. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve arkasından gelen sıkıyönetim, bazı kadroların bilincinde önemli bir sıçrama yarattı. Bu arkadaşlar, işçi hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli dersler çıkardılar.
İşçi hareketi, birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Aybar-Aren oportünizmine ve bütün pasifist, parlamentarist görüşlere ağır bir darbe indirdi.
İkinci olarak, işçi hareketi, burjuva devlet teorilerine ağır bir darbe indirdi. Halkın kurtuluşunu hakim sınıfların ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu gözler önüne serdi. Çünkü işçi direnişi tanklarla, süngülerle, sıkıyönetimle bastırılmıştı. Süngülerin gölgesine sığınan patronlar, sıkıyönetim makamlarıyla birlikte yüzlerce işçiyi işten atmışlardı. Yüzlerce devrimci işçi ve aydın, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bütün bunlar M. Belli'nin, D. Avcıoğlu'nun ve H. Kıvılcımlı'nın cuntacı hayallerinin ve anti-Marksist-Leninist devlet ve ordu tahlillerinin saçmalığını ortaya çıkardı.
Üçüncüsü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, gerçek kahramanın kitleler olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bir avuç seçkin aydın grubuna dayanarak devrim yapmayı hayal eden bireyci küçük-burjuva akımlarına ağır bir darbe indirdi.
Dördüncüsü, 15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını, şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdi. PDA kliğinin belirsiz bir gelecekte, şehirlerde genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir darbe indirdi.
Beşincisi, 15-16 Haziran'dan sonra gelen ve üç ay süren sıkıyönetim, en zor şartlarda dahi mücadeleye devam etmenin ancak gerçekten devrimci bir örgütlenmeyle, kanun dışı bir temel atarak ve çalışmaları bu temel üzerine inşa ederek mümkün olabileceğini gösterdi. Legaliteye bel bağlamanın, revizyonist örgütlenmenin, şiddetlenen sınıf mücadelesi şartlarında halkımıza zarar vermekten başka bir işe yaramayacağını gösterdi.
Altıncısı, 15-16 Haziran direnişi, ülkemizde devrimin objektif şartlarının ne kadar olgunlaştığının somut bir delili oldu."
(İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme Yazılar, s. 273-275, Ocak Yayınları, İstanbul 1979)
1960'Jı yılların başlangıcında Che Guevera'nın etkilemediği solcu genç yoktur. Herkes, Che gibi olmaya özenmektedir. Che'nin öldürülmesi bütün gençleri etkilemiş, silahlı mücadele anlayışı romantik bir duygudan çıkmış düşünce haline gelmiştir. Bu nedenle, Çin, Latin Amerika, Hindistan, Vietnam de¬neyimini kendine amaç edinen MDD'ci gençlerin kafasında silahlı mücadele anlayışı baştan itibaren vardır. Mao Zedung'un "Seçme Eserlerinin Türkiye'de yayınlanmasıyla bir kısım PDA'cı gençlerin kafasında silahlı mücadele netleşir. En büyük etken ise Çin'deki Büyük Proleter kültür devriminin sarsıntıları, Hindistan Komünist Partisi'nin halk savaşı pratikleri, Kaypakkaya'yı etkileyen iki ana kaynaktan biri olarak öne çıkmıştır. İbo, silahlı mücadele konusunda Çin'i örnek almıştır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun, bu dönem hareket felsefesi şöyledir:
"Kırlar, esastır. Savaşın kırlardan başlatılması gerekir. Bir kıvılcım tüm bir bozkırı tutuşturur. Herşey yoktan varedilmeli ve kendi gücüne dayanmalıdır. Asıl olan halk savaşı teorisidir. Bu amaçla pratikte adım atılmasını istiyoruz. Şehirlerdeki kadroların kırlara çekilmesini talep ediyoruz. Buna engel olan herşey aşılmalı. Gerekirse yayın organları bile kapatılmalıdır."
Bu arada Sosyalist Kurultay calismalari vardir. Sosyalist Kurultay meselesine karsi İbrahim Kaypakkaya, Garbis Altınoğlu, Muzaffer Oruçoğlu ve Adil Ovalıoğlu birlikte Doğu Perinçek'e muhalefet ederler." Akabinde kücük toplantilar yaparlar. Kisa bir süre sonra Sosyalist Kurultay basarisizliga ugrarar. Kaypakkaya ve arkadaslari bu noktada hakli cikmistir.
Daha sonra , Garbis Altınoğlu, Adil Ovalıoğlu PDA çevresi tarafından, "Birinci tasfiyeciler" olarak adlandirilanlar. "Şafak" bülteninin yayınlanmasından bir süre sonra PDA hareketinden ayrılır.
Ayrilanlardan TİİKP'in silahlı mücadeleye inanmadığı ve pratiğe uygulayamayacağı tezini vurgulayan Mehmet Adil Ovalıoğlu, aynı görüşte olduğunu bildiği İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'na, Laleli'de yürürken,
"Ayrı bir parti kurma teklifi", yapar.
İbo ile Muzo, Ovalıoğlu'nun teklifine şu karşılığı verir,
"Programatik bir ayrılığın temellerini koyamıyorsun. Ayrılık şimdi zamansızdır. Mücadeleye şimdilik TİİKP'de birlikte devam edelim."
İbrahim Kaypakkaya, Adil Ovalıoğlu, Garbis Altınoğlu, Hasan Giritli ve bir kısım arkadaşı, Kadıköy Kuyubaşı'nda bir arkadaşlarının evinde toplanır. Toplantıda, Merkez Yönetimine karşı görüşler ortaya konulur. Burada Birlik sağlanamaz. İbrahim, evdeki tartışmada tek başına kalmis ve arkadaslarini ikna edememistir. Ve ayrilir ordan.
TİİKP, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde, "Parti çalışmalarını yürütmek" amacıyla, Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK)'ni oluşturmuştur. Bu dönem DABK'ı, Oral Çalışlar, İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu, temsil etmektedir.
Dıyarbakır-Urfa-Adıyaman bölgesinden Muzaffer Oruçoğlu, Malatya-Tunceli bölgesinden İbrahim Kaypakkaya sorumludur.
Ve Faliyetlerine baslar. Ibrahim Kaypakkaya, Mehmet Çetin'in Gültepe'deki evinde Yüksel Özbek ile Ali Taşyapan'ı Diyarbakır'a gideceklerini söyler.
İbrahim Kaypakkaya, "Sizler Siverek bölgesine gideceksiniz. İlk iş olarak Siverek'in sosyal ve ekonomik durumunu tahlil eden geniş bir rapor hazırlayacaksınız", der ve Muzaffer Oruçoğlu, Kabil Kocatürk ve Mahmut Cantekin'i Siverek bölgesine gönderir..
Kisa bir süre sonra Doğu Anadolu Bölge Komitesi Sekreteri Oral Çalışlar'ın yakalanmasından sonra isler kimside olsa aksar. İbrahim Kaypakkaya, aksayan işleri yeniden düzenlemek amacıyla İstanbul'a gelir.Kisa bir süre kalan Kaypakkaya akabinde Görev bölgesine tekrar geri döner.
1971 Eylül ayı ikinci haftasında ise TİİKP Merkez Komitesi üyesi Doğu Perinçek, Halil Berktay, Bora Sabrı" Gözen, Hasan Yalçın ve Ferit llsever, Faysal Karaçalı'nın Anıttepe, Strazburg Caddesi Ar Sokak 13/1 nolu evinde bir toplantı yapar. Bu arada Toplantıya Merkez Komitesi yedek üyesi İbrahim Kaypakkaya katılmamıştır.
Bu sırada Malatya'da olan İbrahim, toplantıya, 29 Ağustos 1971 tarihli, "Yoldaşlar" başlıklı yazısını gönderir.
İbrahim'in katılmadığı, mektup gönderdiği bu toplantıda, partinin tüzük taslağı okunur. Eleştirisi yapılır. Bazı yerleri değiştirilir ve ikinci bir taslak haline getirilir Toplantıda, ayrıca, yeni görev bölüşümü yapılır. Hasan Yalçın İstanbul'a gidecektir. İstanbul'da olan Bora Sabri Gözen'in, Doğu Anadolu bölgesine gitmesi kararlaştırılır. Bora Sabri Gözen alışıncaya kadar Doğu Anadolu Bölge Sekreterliğini İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu yapacaktır.
Bora Gözen en kisa zamanda Doğu Anadolu Bölgesine gider. DABK başkanı olduktan sonra, TİİKP Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) tarafından üç toplantı yapılır. Birincisi: 8-10 Kasım 1971 günlerinde,İkincisi: 10-11 Aralık 1971 günlerinde,Üçüncüsü: 7-8 Şubat 1972 günlerinde. 8-10 Kasım 1971 ile 10-11 Aralık 1971 günlere yapılan toplantılara Bora Sabri Gözen, İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu katılır. Bu toplantıların birisi Siverek'te üzüm bağlarında yapılır.
İbrahim Kaypakkaya, 1971 yılı sonunda, Nuri Çolakoğlu'na bir mektup gönderir. Mektupta, kongre hazırlığından bahsedilir.
TİİKP Merkez Komitesi, kongrenin Aralık 1971'de yapılmasını, İbrahim Kaypakkaya ise 1-15 Ocak 1972 tarihleri arasında yapılmasını teklif etmektedir. Yapılmasını istediği kongrenin tarihine uygun olarak İbrahim Kaypakkaya, 1971 yılı sonlarında, TİİKP'in militan kadrolarını etrafına toplamak için çalışmalar yapar. Sırasıyla peş peşe dört yazı kaleme alır. Her yazı, TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı yazıların eleştirilmesine yönelik yazılardır. İbrahim Kaypakkaya'nın TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı yazılara yönelik ilk eleştiri yazısı, Aralık 1971 tarihli, "Türkiye'de Milli Mesele"dir. Bu yazı, TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı, "TİİKP Program Taslağı", "12 Mart'tan Sonra Dünyada ve Türkiye'de Siyasi Durum" ile "Toprak Devrimi Programı" başlıklı yazıların eleştirisidir.
7-8 Şubat 1972 günleri, TİİKP Doğu Anadolu Bölge Komitesi(DABK)'ni oluşturanlardan İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, Kürecik'te Mehmet Ali Özdoğan'ın evinde bir araya gelir. Bora Sabri Gözen, hasta olduğu için toplantıya katılamamıştır. İbrahim Kaypakkaya, kaleme aldığı DABK kararını, Muzaffer Oruçoğlu ile beraber okuyup, gözden geçirir ve yayınlanır hale getirir. Karar, daha sonra, Bora Sabri Gözen'e de verilir. Bora Sabri Gözen'in desteklemediği karar metnini Ali T'aşyapan, Ali Mercan ve Kabil Kocatürk, destekler. Karar metni, "bölge düzeyinde örgütlü kadrolara verilip" okutulması sağlanacaktır.
Bora Sabri Gözen, "Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) Kararları" ile 1972 Şubat ayı ortalarında, Avşar'a gelir.
Halil Berktay'la buluşan Bora Sabri Gözen, "İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun partiyi reddettiklerini" anlatır Berktaya.
Halil Berktay, Bora Sabri Gözen'in anlattıklarını bir mektupla, Ankara'da bulunan Doğu Perinçek'e bildirir.
O dönemde, bir kaç kişinin dışında kimsenin bilmediği ve "Şafak Davası" başladıktan sonra herkesin haberdar olduğu, "Çetin/Lütfi" takma adlı Halil Berktay'ın Doğu Perinçek'e gönderdiği, 2 Mart 1972 Perşembe tarihli mektup, takma isimlerin yanına parantez içinde yazılan esas isimlerin dışında aynen şöyledir:
"Yoldaşım,
1- Musa (Muzaffer Oruçoğlu) ve Seyit (İbrahim Kaypakkaya) bayrak açmışlar. Tayland kararını kadroların önünde uydurma, revizyonizmi örtbas etmek için uydurulmuş diye aşağılıyor. Rüstem (Bora Sabri Gözen) aleyhinde dedikodulara girişiyor. Hareketin merkezi yönetimi için şerefsiz ve revizyonist tabirini kullanıyor. Daha vahimi şöyle bir ifşaatta yapıyor: Ö.Ö. (Ömer Özerturgut) Almanya sorumlusudur. H.B. (Halil Berktay) Ege sorumlusudur. Bunlar ve Rüstem (Bora Sabri Gözen) revizyonist D.P.'nin (Doğu Perinçek) revizyonist baş yardakçılarıdır. Bu ifşaat epey yayılıyor. Komiği, şu iddiada bulunuyor: Almanya'yı da parçalıyacağız. Hasan Yalçın ve Gün Zileli de bizden. Filistin tüm bizden. Herifi tam bir megolamanik hezeyan sarmış anlaşılan. Bunlara maalesef Ali Mercan, Ali Taşyapan da tamamen katılmış durumda. Eşyalara, teksir, daktilo, iki dürbün, 1.300 TL.ya alınan bir tabancaya el koyuyorlar. 1.500 liraya alınan bir Brovning 7.65 Rüstem (Bora Gözen)'de kalıyor. Malatya bölgesindeki üç partili mahalli kadro tamamen bizden. Bu heriflerin pozlarından nefret etmiş durumdalar. Kabil nerede belli değil.
2- Rüstem (Bora Sabri Gözen) ile kararlaştırdığı tedbirler: a) Rüstem, oraya varınca hiç bir şey olmamış gibi merkezinfikir ve eleştirilerini dinlemek için, kendilerini çağırdığını söyleyecek, allem kallem edip, bunları Ankara'ya yollamayı başaracak.
Bu arada Kisada olsa DABK karlarinin önemini belirteyim. Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK)'nin on maddelik bu kararı, TİİKP Merkez Komitesine karşı alman tavrın temelini oluşturur.
Böylece Parti,, kuruluş tarihlerinin, 10 Şubat 1972 Perşembe günü olduğunu deklere eder...
( DABK karlarini buradan tikliyarak okuya bilirisiniz )
Bora Sabri Gözen, İbrahim Kaypakaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nu ikna ederek Ankara'ya getirmesi için, Kürecik'e gönderilir.Kürecik'e giden Bora Sabri Gözen, Muzaffer Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya'ya,"Bazı konuları görüşmek amacıyla Merkez Komitesi, sizi Ankara'ya çağırıyor", der.
İbrahim Kaypakkaya, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve Muzaffer Oruçoğlu, Ankara'ya çağrılma meselesini kendi aralarında konuşur, tartışır.İbo, gitmeme, Muzaffer, gitme yanlısıdır. Ankara'ya gitmesin diye Muzaffer Oruçoğlu ikna edilmeye çalışılır.Oruçoğlu, "Kopma bana göre çok erkendir. Zamansızdır. Partinin içinde kalıp mücadele.etmek daha doğrudur. En azından yapılacak kongreyi kendi açımızdan değerlendirme olanağı var. Kongreye kadar parti disiplinine uymak zorundayız. Bu nedenle gitmek gerekir. Kongreye katılalım, ondan sonra ayrılmak gerekiyorsa ayrılalım", der.İbrahim de, kararlı bir şekilde, "Ayrılığımızı burada ilan edelim ve gitmeyelim. Kongre düzenlenecek ama kongrede ne olacağını kestirebiliyoruz. Küçücük bir grubuz ama fikrimiz doğrudur. Fakat, çoğunluk o taraftadır. Ankara, İstanbul ve Ege bölgesindeki kadrolar onların tarafını tutuyor. Bu illegal dönemde herkese ulaşıp düşüncelerimizi açıklamamız çok zor. Kongreye katılsak bile çoğunluk onlarda olduğu için belki bize söz hakkı bile vermezler. Bunlar iflah olmaz", der.Fakat, Muzaffer Oruçoğlu gitmekte ısrarlı olduğu için İbrahim Kaypakkaya da Ankara'ya gitmek zorunluluğu duyar.
Daha sonra bazı arkadaşlarına anlattığına göre, bu arada Ankara'da, İrfan Çelik'e, "Partiye zarar veren hizipçi iki kişi Ankara'ya gelecek. Parti disiplinine göre hesap sorulacak. Onları al Söke'ye getir. Eğer gelmezler, itiraz ederlerse, bağlayıp bir minibüsle getirin ya da gönderin" denilerek, isim verilmeden İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun tarifleri yapılır.
Muzaffer Oruçoğlu, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bu olayı cezaevinde iken genişçe duydum. İrfan anlattı. TİİKP Esas Hakkında Mütalaa'da belge vardı, biz o belgeden haberdar olunca duyduk. Ama, İrfan, İbo'ya anlatmış dışardayken olayı."
Ankara'ya gelen İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, AST oyuncularından Erkan Yücel'in evine gider.Acil haller ve olağanüstü randevular için buluşma noktası tiyatrocu Erkan Yücel'in evidir.Bu dönem, TİİKP Ankara sorumlusu Nuri Çolakoğlu'dur. Her Pazartesi günü Erkan Yücel ile Nuri Çolakoğlu buluşur ve gereken bilgiler birbirine aktarılır.Kafasında ayrılma kararı olan İbrahim Kaypakkaya, Çapadan tanıdığı kişilerle bağ kurup, bunu anlatma amacındadır.
Nuri Çolakoğlu ile yaptığı konuşma sırasında, İbrahim,
"Çakır (İrfan Çelik), Ankara'da ise onunla görüşmek istiyorum", der.
"Çakır'ı nereden tanıyorsun?"
"Yakın arkadaşımdır. Çapa'dan tanıyorum."
İbrahim Kaypakkaya'nın "Çakır-İrfan Çelik"ı tanıdığını öğrenen Nuri Çoİakoğlu, İrfan Çelik'e, "Aksilik çıktı. Hizipçilerle birlikte Söke'ye gitmeyeceksiniz", der.
Parti Genel merkeziyle görüşmek amacıyla Ankara'ya gelen İbrahim ile Muzaffer'e, bu kez, görüşmenin Söke'de olacağı söylenir. Bu hiç hesapta yoktur. İbo, bundan kuşkuya kapılır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, 26 Mart 1972 Pazar Günü, Ege'nin Beşparmak Dağlarında İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, TİİKP Ankara İl sorumlularından aldıkları para ile, 26 Mart 1972 Pazar günü, ilk önce Nazilli'ye gider.Nazilli'de İbrahim ile Muzaffer Oruçoğlu'nun karşılayan Durmuş Uyanık, hep birlikte Avşar köyüne gitmek için yola koyulur.Güvenliklerini sağlamak amacıyla İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu silahlı bir vaziyette karşılanır ve Doğu Perinçek'in kaldığı mağaraya götürülür.Muzaffer Oruçoğlu ve İbrahim Kaypakkaya, Doğu Perinçek ile karşılaştıklarında tokalaşır, birbirlerine hal hatır sorar. Parti ile konulara geçilir. Konuşmalar sakin bir havada başlar. Doğu, İbo ile Muzo'yı, zamansız, halktan kopuk çıkışlarla Parti güçlerinin tutuklanmasına, dağıtılmasına yol açmakla eleştirir.İbo ile Muzo da, Doğu'yu, silahlı mücadeleyi ertelemekle eleştirir.
Tartışmanın merkezinde İbrahim Kaypakkaya ile Doğu Perinçek vardır. Tartışma saatlerce sürer.Sonunda İbo, Parti'nin mevcut yapısı ve görüşleriyle silahlı mücadeleye önderlik edemeyeceğini, kongrenin ise hiçbir yenilik getirmeyeceğini ileri sürerek Parti'den ayrıldığını iİan eder. Ve Netlesilir.
Tartışmalar o gün için de sona erdikten sonra Doğu Perinçek'in görevlendirdiği iki silahlı köylü, gece, değişik yollardan İbo ile Muzo'yu Beşparmak Dağlarından geçirir ve Motorsikletle getirip otobüs durağına bırakır.İbo ile Muzo, iki köylünün kendilerini bıraktığı yerden, bir otobüse biner ve Ege bölgesinden Malatya'nın Akçadağ ilçesi Kürecik bucağına gitmek üzere yola koyulur.
TKP/ML Dönemi
Ege'nin Beşparmak dağlarından doğruca Malatya'nın Akçadağ ilçesi Kürecik(Kepez) bucağında Mehmet Ali Özdoğan'ın evine gelen Muzaffer Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya, kimlerle neler yapılacağını konuşur, tartışır. Varolan ilişkileri yürütmek amacıyla bir "Koordinasyon Komitesi" oluşturulmasına karar verilir. Bu nedenle çok yakın gördükleri kişilerle görüşme yapma kararı alınır.Muzaffer Öruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya, "Daimi Komite" olarak bütün işleri üstlenecektir. Tesbit edilen isimlere alınan kararlar uygun bir dille açıklanacak, kabul edenler, "Koordinasyon komitesi"ne alınacaktır. Koordinasyon Komitesi, birinci kongreyi hazırlayacak, program, tüzük hazırlanırken "Halk Savaşı" adlı bir yayın organı çıkartılacak, Tunceli, Malatya ve Diyarbakır'da gerilla savaşı örgütlenecek, "Daimi Komite" Tunceli'ye yerleşecektir.
Bekiruşağı Çay mahallesi civarında bir kervansaray yıkıntısında Ali Meral, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve Hacı Özdoğan'a da ayrılma olayını anlatan İbo,
"Mevcut örgüt içinde kalıp görüş mücadelesi yapma olanağı tükendi. Artık onlarla uyuşulamıyacağı, beraber çalışılamıyacağı ve ikna olamıyacakları ortaya çıktı. Bunlarla devrim yapılamaz. Yeni bir Örgütlenmeye gitmek zorunlu", der.
İbo, daha önce konuştuklarını burada da aynen tekrarladıktan sonra, "İkinizi Koordinasyon Komitesi"ne alıyorum der.
Ali Mercan ile Ali Taşyapan, "olur" anlamında baş sallar.
Atılan bu adımdan sonra İbo, Arslan Kılıç'la görüşmek amacıyla İstanbul'a, gider.
Alİ Mercan ise, Şafak kadrolarına ayrılık nedenlerini anlatmak amacıyla Filistin'e, Muzaffer Öruçoğlu da Tunceli'ye gider.
İbrahim Kaypakkaya, "partiden ayrıldığını", Muzaffer Oruçoğlu, "partide kaldığını", açıklamıştır.
Parti Merkez Komitesi, bu konuda şu değerlendirmeyi yapar:
"Bölge Komitesinden birisi Partiden ayrıldı, birisi Partide kaldı. Biz, şimdi ikisini beraber gönderdik. Acaba bu doğru mu oldu?" Bu nedenle daha önceden bölgeye gönderilme kararı alınmış olan Daşar Karadağ'ın neler olup bittiğini öğrenmek amacıyla bölgeye gönderilmesine karar verilir.
Muzaffer Oruçoğlu Tunceli'ye geldikten hemen sonra, TİİKP merkezinden Daşar Karadağ da bölgeye gönderilir. Daşar karadağ, daha sonra Muzaffer Oruçoğlu ile dağ mahallesinde Şafak kadrolarının kaldığı evler civarında gece buluşur.
Ve 1972 Nisan ayının ilk haftasında, Tunceli'nin Dağ mahallesi'nde lise öğrencisi Baki İşçi'nin evinde Tunceli'nin Önde gelen Şafak kadroları toplanır.Daşar Karadağ, Muzaffer Oruçoğlu, Kabil Kocatürk, Kemal Bozdağ, Hasan İlter, Hayrettin İpek, Baki İşçi, İsmail Erdoğan, Halil İbrahim Akyol, Hüseyin Bozkurt, Ali Yıldız ve Ali Haydar Yıldız'in da bulunduğu yaklaşık onsekiz kişinin katıldığı bir toplantı düzenlenir.
Toplantıda, "TİİKP içerisindeki görüş ayrılıkları", ortaya konulur.
Daşar Karadağ, daha sonra, "Partinin imkanlarını kullanan İbrahim Kaypakkaya'nın hizipçilik yaptığını", söyler ve "maceracılıkla" suçlar. Beşparmak dağlarındaki toplantıda "Partiden ayrılmayacağını" söyleyen Muzaffer Oruçoğlu'nun, Parti merkezini, "devrime yan çizmek ve pasifizmle", suçladığını gören Daşar Karadağ şaşırir.
İbo, Nisan 1972'in son haftasında, İstanbul'a gider. Koordinasyon Komitesi için tesbit edilen isimler arasında Çapa'lı Arslan Kılıç da vardır. İbo, Çapa'dan tanıdığı Murat Aydın aracılığıyla TİİKP İhtilalci Gençlik Birliği sorumlusu Arslan Kılıç ile bağ kurar. TİİKP içerisindeki tartışmalardan Arslan Kılıç'ın haberi yoktur. İbo ile Arslan Kılıç, üç-dört gün birlikte olur, ayrılığa neden olan konuları konuşur, tartışır. İbo'nun getirdiği yazılar hakkında ikna olan Arslan Kılıç'ın, sadece, "Kemalizm" değerlendirmesi konusunda itirazı olur. Aslan Kilicin bu bakis acisi daha sonra onu tekrar Perincekicilerin saflarina Savuracaktir.
Yazdığı yazıları Arslan Kılıç'a veren İbrahim, "Bu yazıları tartışmalarımız, konuşmalarımız çerçevesinde oku ve bir karar ver. Yeniden İstanbul'a gelene kadar mevcut ilişkilerini sürdür ama sana bağlı diğer arkadaşlarla görüşmem için onları bu tartışmalar çerçevesinde hazırla.", der.
Bir süre daha İstanbul'da kalan İbo, daha sonra, Kürecik'e gider.
Ali Mercan bu arada 1972'nin Mayıs ayında, İbrahim Kaypakkaya'nın,"DABK Kararları", "Başkan Mao'nun Kızıl Siyasi İktidar Öğretisini Doğru Kavrayalım" başlıklı yazısı ve kamptaki kadroların hepsine hitaben yazılmış bir mektupla, Filistindeki kampa gelir. Ayrılığın anlatıldığı bu mektupta,- "Koordinasyon Komitesi'nin kurulduğu" bildirilmekte ve "Bu konuda fikriniz nedir/bizimle birleşmenizi istiyoruz", denilmektedir. Ali Mercan, Almanya'dan ve Türkiye'den bu kamplara gelmiş kadrolara, Partideki ayrılığı net bir şekilde ortaya koymaz ama, genel siyasi ortamı anlattıktan sonra, "Türkiye'ye gitmemiz ve silahlı mücadeleyi başlatmamız gerekir. Savaşmak isteyenler, gelsin", diye durumu ortaya koyar. Kamplardaki tartışmada ayrılık esas olarak, "Türkiye'ye gelmek isteyenlerle, istemeyenler arasında", geçer. Çünkü, kampta bulunanların hemen hepsi, TİİKP Merkez Komitesine muhaliftir. Çalışmalara katılmak amacıyla ilk partide şu kişiler Türkiye'ye gönderilir: Mümtaz Çeltik, Davut, İbrahim, Abdullah isimlerindeki gençler, Mehmet Duran Şeker ve Deniz astsubayı iken orduyu terkettikten sonra İstanbul'dan Almanya'ya gitmiş Kazım adında Sivaslı bir genç. Ali Mercan, bu gençlere Türkiye'ye gittiklerinde İbrahim Kaypakkaya'yı nasıl ve nerede bulabilecekleri yönünde bilgiler verir.
Türkiye'ye gönderilen gruptan sonra kampla, Cengiz Çandar, Müfit Özdeş, Ümit Ağca, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Kerim Öztürk, Kınkhanlı Ali isimli bir genç, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Yücel Özbek, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Ahmet Özdemir, Mehmet (Almanyalı Kadir), GEE öğrencisi Ali Mercan ve Cem Somel kalmıştır. Grubun arasında; İbrahim Kaypakkaya'nın başlattığı hareket ile münasebet ve Türkiye'ye dönme konusunda ihtilaf çıkar. Mehmet (Almanyalı Kadir), Ali Mercan ve Cem Somel, kendilerini İbrahim Kaypakkaya'nın başlattığı hareketin bir parçası olarak görmektedir. Bu grup, hareketin ihtiyaçlarına göre davranmaları gerektiğini, askeri eğitim görecek arkadaşlar dışındakilerin vakit geçirmeden Türkiye'ye dönmeleri savunmaktadır.
Tartismalar sonucunda Cem Somel, Ali Mercan ve Mehmet(Almanya!ı Kadir), diğer kadroların Türkiye'de mücadele etme isteğinden şüphelenir ve üç kişi olarak Türkiye'ye gitmeye karar verirler.
Türkiye`ye dönen Ali Mercan Malatyada Kaypakkaya ile bulusur. Kaypakkaya'ya Lübnan'daki kamplarda yaşanan durum anlatılır. Ve İki grup halinde Kürecik'e gitmeye karar verilir. Mehmet (Almanyalı Kadir) ile Ali Mercan, ilk önce gider. Ertesi gün, İbo ile Cem Somel, Kürecik'e geçer. Ibo, Cem Somel, Ali Mercan, Mehmet (Almanyalı Kadir) ve Ali Taşyapan, Kürecik (Kepez)'in hemen dışında değirmenci Haydar'ın mekanında bir kaç gün süren toplantı yapar. Haydar, dışarıya gözcü olarak bırakılır. Toplantıda, İbrahim Kaypakkaya'nın defterlere yazılı, yazı müsveddeleri okunur ve tartışılır. Toplantı sonunda, İbo, Geçici Koordinasyon Komitesi'ne katılma önerisini Mehmet (Almanyalı Kadir) ile Cem Somel'e de yapar. Mehmet (Almanyalı Kadir), bu öneriyi kabul eder. Cem Somel, kendini yeterli görmediğini ileri sürerek öneriyi reddeder. Geçici Koordinasyon Komitesi için İrfan Çelik ile Hikmet Şenses üzerinde de durulur, fakat sonra vazgeçilir.
Ali Mercan ile Mehmet (Almanyalı Kadir), Maraş tarafına, Cem Somel ile Ali Taşyapan, Kürecik bölgesinde kalır, İbo da Tunceli'ye gider. İbo Ağustos 1972'de Tunceli'ye gelir. Zaman zaman Tunceli'ye uğrayan Ali Haydar Yıldız, İbrahim Kaypakkaya ile birlikte Düzgün Dağı'na gider. Kadroların da katılmasıyla yaklaşık on kişi Düzgün Dağında bir toplantı yapar. İbrahim yoldaş, bu arada, ihbarcı muhtarın öldürülmesi olayını, Muhtar Mustafa Mordeniz'in nasıl cezalandığırıldığı anlatır." Toplantıya katılan kadroların büyük çoğunluğu, muhtarın cezalandırılmasının tam zamanında yapıldığı ve doğru olduğunu belirtir. Daha sonra, Tunceli'de imkanlar, toparlanma ve harekete geçme konusu tartışılır.
İbrahim Kaypakkaya, 'Şafak'tan ayrılma hareketini' detaylı olarak arkadaşlara anlatir. Beraberinde getirdiği Şubat Kararı'nı ve diğer yazıları müştereken okurlar, Bunun üzerine toplantiya katilanlar kendisini destekleyeceğini bildirir. Daha sonra Ibo bu konuda açıklamalar yapar. Parti kurmak için üç kişilik bir koordinasyon komitesinin tesbit edildiğini ve bu komitenin partiyi kurmak için bazı ön çalışmalara giriştiğini, söyler. Bu parti komitesi, önümüzdeki iki yıla kadar tüzüğün ve programın hazırlanmasını, sağlam unsurları tesbit ederek kongreye gitmek suretiyle merkez komitesinin ve parti yayın organının gerçekleşmesini sağlayacaktır der.
Partinin askeri kanadı TİKKO ve gençlik kanadı TMLGB'nin ise şimdilik isim olarak mevcut olduğunu, kadrolar çoğaldığı takdirde bunların da kurulacağını söyler.
Ertesi gün, Muzafer Orucoglu Tunceli parti sorumlusu, Ali Haydar Yıldız'ı ise askeri sorumlu olarak Tayin edlir. İbo, arkadaşlarından ayrıldıktan sonra Siverek'e gider. Siverek'te bulunan kadrolarla görüşür. Seyithan Dokay'a, bir adres tarif ettikten sonra DABK kararlarını vererek İstanbul'a götürmesini isteyen İbo, Siverek'ten ayrılır ve İstanbul'a gider. Seyithan Dokay, DABK kararlarını aldıktan sonra tek başına İstanbul'a gelir. Gürün Han'ın üçüncü katında çaycılık yapan Erzincanlı bir genci bulur ve belgeyi ona verir. Bu arada Hikmet Şenses gelir. Hikmet Şenses ile Seyithan Dokay, Ümraniye'de bir eve gider. Cem Somel ile İbrahim Kaypakkaya evdedir. Bir gün evde kalan Seyithan Dokay, ertesi gün Siverek'e geri döner.
Ibrahim Kaypakkaya, İstanbul'a Ağustos 1972'nin son günlerinde de gelir. Herkesle tek tek görüşür. Sonra da Arslan Kılıç'ın evine gider. İbo, Arslan Kılıç'a, "Hikmet Şenses (Sarı), Ahmet Kaplan, Mehmet Kaplan, Cafer Şen, Meral Yakar, Murat Aydın, işçi Muhsin Canik ve diğer arkadaşlarla görüştüm, onları ikna etim. Bu arkadaşlar, TÎİKP'den ayrılırken bir adet teksir makinesini, bir daktilo makinesi, 36 fünye, bir miktar fitil, 7.65 çapın¬da iki adet tabanca, iki adet el bombası bir kaç parça dinamit lokumu gibi bazı malzemeleri de birlikte getirdiler" der.
Bu dönem, TİKKO'ya katılanlar arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya bölümü öğrencisi Eser Kuran, İstanbul Üniversitesi Jeoloji talebesi Adnan Köle ile İTÜ öğrencisi Yalçın Büyükdağlı da vardır.
Ibrahim, Arslan Kılıç'a gelişmeleri anlattıktan sonra kendilerine katılıp katılmayacağı konusunda karar verip vermediğini sorar. Arslan Kılıç, üyeliği kabul eder ve Koordinasyon Komitesi, altı kişiye yükselir.
Özellikle Arslan Kılıç, Cem Somel ve Hikmet Şenses'in yü¬rüttüğü çalışmalar sonunda TİİKP'in gençlik kolu olan İhtilalci Gençlik Birliği saflarındaki hemen bütün üyeler Ahmet Muharrem Çiçek ile Yalçın Bûyükdağlı'nın çabalarıyla TİKKO'ya katılır.
İbo, kaldığı evlerde arkadaşlarıyla yazılarındaki tesbitler hakkında konuşur, onların neler düşündüklerini öğrenmek ister. Hikmet Şenses, İbo'nun "kapitalizm" hakkındaki tesbiti hakkında şunları söyler, "Sovyetler Birliği'nde 90 milyon nü¬fus, 1,5 milyon sanayi proleteryası var deniliyor. Biz de zaten sendikalar 1,5 milyon işçi var diyor. Ve nüfusumuz 30 milyon. O zaman, işçi sınıfı neden temel olmasın?"
Daha önce hazırladığı bazı yazılarını yeniden gözden geçirir. İbrahim'in elle yazdığı yazılarını Meral Yakar, daktilo eder. Cem Somel, daktilo hatalarını düzeltir, yazının eksik sayfalarını tamamlar.
Cem Somel, İstanbul'daki çalışmalara vakıf olduktan sonra İbrahim Kaypakkaya'ya, "Koordinasyon Komitesi'ne girebilirim", der. "Buna ben tek başıma karar vernemem. Koordinasyon Komitesi'nin diğer üyeleriyle görüştükten sonra karar verebiliriz", diye karşılık verir.
İbrahim Kaypakkaya, Arslan Kılıç ve Cem Somel, hareketin yeni bölgelere yayılması için bazı çalışmalar yapmıştır. Arslan Kılıç'ın bir kısım arkadaşıyla Ege bölgesine gidip, orada köylülerle faaliyete girmesi, Cem Somel'in bütün Trakya İstanbul, İzmit, Adapazarı, Zonguldak bölgesinde faaliyet yürütmesi, İbrahim kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun "Merkez Bölge" diye tanımladıkları Tunceli bölgesinde görev yapması hakkında düşünceler dile getirilir. Bu konuları, diğer Koordinasyon Komitesindeki arkadaşlarıyla görüşüp, bir karara bağlamak amacıyla İbrahim Kaypakkaya, Kasım 1972 'de doğu bölgesine gider.
İbo, bölgeye geldikten sonra, Ali Mercan ve Ali Taşyapan ile Kürecik'e bağlı Harunuşağı köyünde bir evde toplantı yapar. Malatya Bölge Komitesi'nin son toplantısıdır bu. Toplantıda, Akçadağ ve Elbistan'daki durum değerlendirilir. Neler yapılabileceği, neler yapılması gerektiği hakkında görüşler dile getirilir. En sonunda İbo, bundan sonra Tunceli bölgesine yerleşip, orada düzenli bir örgütsel faaliyetin içine gireceğini ve böylece seyyar yaşamını yerleşik hale getireceğini söyler. Bu kısa değerlendirme toplantısından sonra, Koordinasyon Komitesi üyesi Mehmet (Almanyalı Kadir)'le de görüşme yapmak amacıyla Elbistan yöresine gidilmesi kararlaştırılır.
Büyük zorluklardan sonra Elbistan'ın Atmalı-Kaşan köyüne varan Ali Mercan, Ali Taşyapan ve İbrahim Kaypakkaya, Mehmet (Almanyalı Kadir) bir toplantı yapar. İbo ile Ali Taşyapan, toplantıdan sonra zaman kaybetmeden Kürecik bölgesine gitmek için hareket ederler. Yolculuk esnasında, Münir Dışkaya'nın evine uğranır, gece Zülal Polat'ın evinde kalındıktan sonra Kürecik'e gelinir.İbo burada Ali Taşyapan'la vedalaşarak ayrılır. Bu iki arkadaşın son görüşmeleridir.
Ali Taşyapan, 12 Şubat 1973 Pazartesi günü, Kayseri, Tavukçu mahallesi Gündoğdu Sokak No: 43'deki evde İbrahim Gülgeç'le beraber yakalanır. Ali Taşyapan`in üzerinde Hamza İnce adına düzenlenmiş sahte kimlik ile bir tabanca ve mermi vardir.
Bazı konuları, Muzaffer Oruçoğlu, Ali Taşyapan, Ali Mercan ve Mehmet (Almanyalı Kadir)'!e görüştükten sonra İbrahim Kaypakkaya, 1972 yılının Kasım sonu Aralık ayı başında İstanbul'a geri döner . İbrahim Kaypakkaya burada örgütün İstanbul sorumluları ile bir toplantı yapar. Cem Somel ve Arslan Kılıç'ın da katıldığı bu toplantıda, özetle şu görüşmeler yapılır: İbrahim Kaypakkaya, "Diğer Koordinasyon Komitesi üyeleri de, senin üyeliğini kabul ettiler", diyerek, kararı Cem Somel' e bildirir.
Böylece, Koordinasyon Komitesi yedi kişiye yükselir.
Koordinasyon Komitesi, elde edilen bilgi ve belgelere göre şöyledir:
İbrahim Kaypakkaya (Hamza)
Muzaffer Oruçoğlu (Hıdır),
Ali Taşyapan (Cemal),
Cem Somel (Abbas),
Ali Mercan (Hasan),
Aslan Kılıç (Seyit)
ve Mehmet (Almanyalı Kadir), isimli şahıs.
Bu arada "Daimi Komite" adı altında ilk "Kurucu Komite" İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu tarafından meydana getirilmiş, kongreye kadar "Merkez Komitesi" görevi üstlenen yedi kişilik bir "Koordinasyon Komitesi" oluşturulmuştur. Koordinasyon Komitesi'ni oluşturanlar, hiç bir zaman bir araya gelmemiştir. Koordinasyon Komitesi'nin arasındaki diyalogu İbrahim Kaypakkaya, bölgeleri dolaşarak sağlar. Bu nedenle, İbrahim Kaypakkaya'yı sürekli olarak değişik yerlerde görmekteyiz.
Parti Isimi TKP(ML) olarak tekrar karara baglanir. İbrahim'e göre, hareketin gövdesini parti teşkil eder ve TİKKO'da bunun yan bir teşkilatıdır. Toplantıda alınan kararlara göre, Koordinasyon Komitesi'nin yan kuruluşları olan "Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)" ile "Türkiye Marksist-Leninist Gençlik Birliği (TMLGB)'nin"değişik bölgelerde yaygınlaşması için daha yoğun çalışmalar yapılacaktır.
TMLGB hakkında İbo ile Cem Somel arasında tartışma olur.İbo, TMLGB'nin siyasi bakımdan ileri olan ve ilerde partiye girebilecek genç işçilerin, talebelerin, genç esnaf ve sanaatkarların genel bir teşkilatı olması gerektiğini savunmaktadır. Cem Somel ise, genç işçilerin, genç esnafın (çırakların, kalfaların, muavinlerin vs.) ve talebelerin ortak bir faaliyette bulunamıyacaklarını, hele genç işçilerin fabrika içinde teşkilatlanmasının dışında aynen teşkilatlanmaması gerektiğini savunur. Cem Somel'e göre, TMLGB, sadece devrimci talebelerin arasında bir teşkilat olmalıdır. Ahmet Muharrem Çiçek de Cem Somel'in fikrini benimser. Arslan Kılıç, bu konuda fikir beyan etmez. Koordinasyon Komitesinin diğer üyeleriyle de görüşülerek bu konuda bir karara varılacaktır. Fakat, bu gerçekleşmez. Mehmet Zeki Şerit, TMLGB'nin ilk İstanbul Komitesi Başkanı seçilir. Muzaffer Oruçoğlu, istanbul'a geldikten sonra Mehmet Zeki Şerit, başka bir alanda görevlendirilir. Kutsiye Bozoklar, Ferya Sarıoğulları ve Ali Şenci'den müteşekkil yeni bir İstanbul Gençlik Komitesi oluşturulur. Ahmet Muharrem Çiçek'e de, TİKKO İstanbul Bölge Komitesi adına bunları denetleme görevi verilir.
İbrahim Kaypakkaya, Lenin'in "Örgütsel Görevlerimiz Üzerine Bir Yoldaşa Mektup" başlıklı yazısında çizdiği teşkilat şemasını ilk önce İstanbul'da uygulamak isteğindedir. Bu şemaya göre, bir Şehir Komitesi olacak ve buna bağlı fabrika (Parti) komiteleri olacak. Şehir Komitesi'nin emrinde tektek veya grup olarak çalışan propagandacılar ve teşkilatçılar olacak. Şehir Komitesi, ayrıca, ihtiyaca göre (partili veya partisiz) hücreler kuracakve bunlar teknik işlerde (bildiri basma, dağıtımı, malzeme nakliyatı vs.) uğraşak. İbrahim Kaypakkaya, Lenin'in şemasına profesyonel gerilla hücreleri ekler. Bir de fabrika kızıl muhafızları olacaktır. Bunlar, Fabrika Komitesinin genç işçilerini silahlandırarak teşkilatlandırmasıyla kurulacak ve grevlerde, yürüyüşlerde vazife göreceklerdir. Bu nedenle Yalçın Büyükdağlı, Ahmet Muharrem Çiçek ve Cem Somel'den oluşan bir komite oluştulur. Bu komitede Ahmet Muharrem Çiçek, gerilla hareketlerine kumanda edecektir. Kadrolar kalabalıklaştıktan sonra ilerde, Ahmet Muharrem Çiçek'in başkanlığında bir "Askeri Komite" kurulacaktır. İbrahim Kaypakkaya, Türkiye çapında çalışma alanını sekiz bölge olarak tasarlar. Her bölgenin başında bir Bölge Komitesi olacaktır. Ali Taşyapan, Ali Mercan ve Mehmet (Almanyalı Kadir), Doğu Anadolu; Arslan Kılıç, Ege; Cem Somel, İstanbul bölge komitesinde görev alacaktır. Parti içi eğitimi ve görüş alış-verişini sağlayacak "İşçi-Köylü Kurtuluşu" veya "Halk Savaşı" adlı bir yayın organı teksir makinesiyle Tunceli'de çıkartılacaktır.
TİİKP'deki ayrılıktan sonra İbrahim Kaypakkaya'ya en büyük destek Dersim bölgesindeki kadrolardan gelmiştir. Dersim'deki çalışmalar Muzaffer Oruçoğlu ve Ali Haydar Yıldız'dan oluşan komite aracılığıyla yürütülmektedir. Bu komiteye bağlı olarak, Süleyman Yeşil, Ali Yeşil, Ali Yıldız, Ali Haydar Yıldız, Baki İşçi, Ali İşçi, Mümtaz Çeltik, Halil İbrahim Akyol, Ziya Aydın; Hüseyin Tekin, Hüseyin Açıkgöz, Abdullah Akyüz, Abdullah Çimen, Metin Gök, Hüseyin Şoroğlu, İsmail Erdoğan, Kemal Bozdağ, Metin Gök, Musa Doğan, Musa Söğüt, Hasan Gülmez, Hasan İlter, Hayrettin İpek, Kenan Kasar gibi kişiler vardır.
Ilk zamanlar TİİKF imzalı ilanlar basarlar. Daha sonra Haydar'ın (Mümtaz Çeltik) teklifiyle (F)'nin yerine (O) koyarlar. Dört kişilik bir toplantıydı. İbo, muzo, Ali Haydar Yıldız ve Mümtaz Çeltik. Düzgün Dağı 'Cayan Mağarası'nın önünde, Haziran 1972'de TİKKO ortaya çıkar. Yukarda`da Gördügümüz gibi 1972 yılının Kasım sonu Aralık ayı başında yapilan toplantida netlesir karara baglanir. Ordu Marşını da Muzaffer Oruçoğlu yazıp besteler.
Bu arada Dersimde Eylemlikler baslar "Gavur İsmail" olarak anılan İsmail Erdoğan ile Hayrettin İpek, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını protesto etmek amacıyla, 7 Mayıs 1972 Pazar günü gece yarısı, Tunceli İl Jandarma Birlik Komutanı Üsteğmen Fehmi Altınbilek'in lojmanına dinamit atar. Ve etrafa "TİKKF" ibareli beyannameler atılır. Tunceli Lisesi öğrencileri, idamları protesto için beş gün derslere girmez. Bu eylem, bazı belgelerde, " TKP/ML`nin ilk eylemi olarak" değerlendirilir. Eylemler konusunda bölgeler tam bir insiyatife sahiptir.
Koordinasyon Komitesi, temel kararları almaktadır. Ama akbinde Bu eylem nedeniyle Muzaffer Oruçoğlu ile Ali Haydar Yıldız, Haydaran bölgesine gitmek zorunda kalır. Çünkü, birlik komutanın evine atılan bomba nedeniyle Dersim'de büyük çapta operasyon başlatılmıştır. Jandarmanın yaptığı operasyonlara karşı tepkilerini dile getirmek amacıyla Tunceli Bölge sorumluları, bir eylem planlar. Tokyo lastiğinden, "Kahrolson faşizm, yaşasın ihtilal - TİKKF" yazılı bir mühür yapar. Tokyo lastiğinden yapılan mühürle, sloganlar küçük kağıt etiketlere basılır.16 Mayıs 1972 Salı günü gece yarısı, bir kısmını Dersim sokaklarına Pulama diye atilir, bir kısmını da duvarlara yapıştirilir.
Ağustos ayında gözaltına alınan Süleyman Yeşil de, eylül ayında serbest bırakılır. O sirada Dersim'de TKP/ML`nin düzenledigi eylemler şunlardır: Muzaffer Oruçoğlu ile Ali Haydar Yıldız, inşaat halinde olan Keban barajı inşaatlarında çalışan işçilerin kaldığı yerlerde siyasi çalışma yapar, bazı işçilerle toplantılar düzenler. Taraftarı olan işçilerden bir miktar dinamit, fünye ve bir tane de demir kesen büyük makas alınır. Ali Haydar Yıldız ile Muzaffer Oruçoğlu, Nazimiye'de tüccar Hasan'ın evine bomba atar. Mümtaz Çeltik ile Hasan Gülmez, Ovacık ilçesi Yalmanlar köyünde, 22 Kasım 1972 Çarşamba günü yakalanır. Baki İşçi, 2 Aralık 1972 Cumartesi günü, Dersim il merkezinde, "Kahrolsun faşizm, yaşasın ihtilal" başlıklı ve "Kızıl yıldız ve Orak çekiç" işaretli, TİKKF (Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Fedaileri) rumuzlu beyannamaler dağıtırken suç üstü yakalanır. 14 Aralık 1972 Perşembe günü gecesi, Mazgirt'e bağlı Darıkent (Muhundu) bucağında görevli uzman çavuş Ertuğrul Taştemel'in evine bomba atılır. Olay yerine, üzerinde "Kızıl Yıldız" amblemi altında "TİKKO" imzası bulunan ve "Yaşasın işçi köylü devrimi. Halkımız faşizmi er geç ezecektir" ibareleri bulunan beyannameler bırakılır. Ali Haydar Yıldız ile Süleyman Yeşil, Tunceli Emniyet Müdürü Salih Suphi Savdır'ın oturduğu lojman ile lojmanın altında bulunan Merkez Polis Karakoluna, 5 Ocak 1973 Cuma'günü, saat 00.45 civarında dinamit atar. Lokumunun içerisine demir parçaları yerleştirilen dinamitler, arka arkaya büyük bir gürültü ile patlar. Dinamitlerden biri de karakoldaki polis yatakhanesine atılır. O anda uykuda bulunan Mustafa Şahin, Cumali Eker, Hilmi Çömlekçi ve Mustafa Eser isimli Fasist Koluk Gücleri muhtelif yerlerinden yaralanır. İki gün sonra yeni bir patlama daha olur. Tunceli'nin Mazgirt ilçesi Fasist İlköğretim Müfettişi İbrahim Ertuğrul'un evine, 6 Ocak 1973 Cumartesi günü, dinamit atılır. TIKKO militanlari, Karakocan ilçesinde Koluk Güclerinden Fasist uzman çavuş Mehmet Gövde'nin evine, 12 Ocak 1973 Cuma günü gecesi bomba atar.
Buara da Ali Haydar Yıldız, Siverek'e el yapımı bazı patlayıcılar getirir ve tekrar Dersim`e geri döner. 1972 sonunda Siverek'te bazı yerlere bombalı saldırılar yapılır. İlköğretim Müdürü Mehmet Oyman ile Adliye Başkatibi Adnan Dikmen'in evlerine, 6 Ocak 1973 Cumartesi günü, atılan patlayıcılar patlar. Siverek Lisesi bahçesine, 30 Ocak 1973 Salı günü, "Faşistlere ölüm" başlıklı beyanname atılır.
Malatya'nın Kürecik bölgesindeki çalışmalar Ali Mercan ve Ali Taşyapan önderliğinde yürütülür.Daha sonra İrfan Çelik, Alparslan Öztürk, Ömer İnce, İbrahim Gülgeç, Kaya Bozoklar, Aziz Vatan da bu çalışmalara katılır.Malatya'da çalışan Cafer Şen, bir süre Malatya'da çalıştıktan sonra Gaziantep'e gönderilir. Cafer Şen, Gaziantep'deki örgütsel çalışmaları Mehmet Tatar'la yürütür.Bu sırada İstanbul'da olan İbrahim Kaypakkaya Yoldas Kürecik bölgesine, 7 Aralık 1972 tarihli, "Bir Köylük Bölgedeki Yönetici Yoldaşlara Mektup" başlıklı talimatı gönderir.
Diyarbakır Eğitim Enstitüsü öğrencisi Yusuf Enez'in kaldığı yerde, Polis tarafindan 10 Ekim 1972 Salı günü, İbrahim Kaypakkaya'nın yazdığı, "Türkiye'de Milli Mesele" ve "Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi" başlıklı yazılar bulunur.Yunus Enez, sorgusunda, "Bu metni Hamza Oğuzer adlı arkadaşımdan aldım", der. Bu sırada memleketi Elazığ'da olan Hamza Oğuzer, Ocak 1973 başlarında gider Sıkıyönetim komutanlığına teslim olur.
İrfan Çelik ile Alparslan Öztürk, 10 Mart 1973 Cumartesi günü, Malatya'da kaldıkları evde yakalanır.
İstanbulda ise Arslan Kılıç, 22 Ocak 1973 Pazartesi günü, Ümraniye, Atatürk Mahallesi, Çavuşbaşı Caddesi 42 nolu evde Meral Yakar'ı kazaen tabanca ile yaralar.
Arslan Kılıç, yaralı olan Meral Yakar'ı hemen sırtlayarak yoldan geçmekte olan Sami Ermete'nin kullandığı minibüse bindirir ve Haydarpaşa Numune Hastahanesi'ne götürür. Fakat, Meral Yakar, tedavi edildiği hastahanede ölür. Hastahane yetkilileri, durumundan şüphelendikleri için Arslan Kılıç'ı emniyete ihbar eder. Bunun sonucunda Arslan Kılıç, yakalanır.
Ali Haydar Yıldız'ın ölümü nedeniyle, Boğaziçi Üniversitesi'nde, 29 Ocak 1973 Pazartesi günü, bildiri dağıtılır.
Çalışmalara katılmak, Diyarbakır'daki örgüt tutukluları hakkında bilgi toplamak amacıyla Diyarbakır'a gönderilen Adnan Köle, 10 Mart 1973 Cumartesi günü gece yarısı şüphe üzerine bir gece bekçisi tarafından yakalanır. Adnan Göle'nin taşıdığı valiz içerisinde örgüte ait bir kısım belge ile yayınlar çıkar. Güvenlik görevlileri nezaretinde İstanbul'a getirilen Adnan Göle, Şehremini, Deniz Abdal mahallesi Kaşgarlı Mahmut Sokak No:1 6'daki evi, 18 Mart 1973 Pazar günü, güvenlik görevlilerine gösterir. Şehremini Deniz Abdal Mahallesi Kaşgarlı Mahmut sokak No:16'daki dairede bulunan Ahmet Muharrem Çiçek, Ali Şenci, Kutsiye Bozoklar ve Mehmet Zeki Şerit'in sözlüsü Feryal Sarıoğulları emniyet mensupları tarafından, 19 Mart 1973 Pazartesi günü, saat 10.30'da sarılır. "Teslim ol" çağrısına ateşle karşılık verilmesi üzerine çatışma çıkar. Çatışmada TKP/ML nin yigit önderlerinden Ahmet Muharrem Çiçek ölür, Kutsiye Bozoklar yaralanır.
(c) Bu yazının her
türlü telif hakkı ve sorumlulugu yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir . Munzurca.com BU konuda Sorumlu Tutulamaz.
DersiMVataN CANDOST
Kayıt: 08 Temmuz 2006 Mesajlar: 794 Nerden: DersiM
Tarih: Çrş May 16, 2007 7:40 am Mesaj konusu:
3 Bölüm; Kaypakkay`nin ele gecirilisi ve Katledilisi
Kaypakkaya Yakalaniyor
Ali Haydar Yıldız, sabahleyin, İbrahim Kaypakkaya'yı yol kenarındaki Halil İbrahim Akyol'un babasına ait Karakoçan'nın Paş köyündeki kahvehanesinde bulur.. Beklemeden yola çıkan Ali Haydar Yıldız ile İbrahim Kaypakkaya, ilk önce Bostan köyüne gelir, öğleye doğru Ovacık'a bağlı Dest nahiyesi ormanlarındaki, arkadaşlarıyla kaldıkları eve ulaşır. 1973 yılbaşında İbo, Muzaffer Oruçoğlu, Ali Haydar Yıldız, Süleyman Yeşil, Hüseyin Bozkurt ve Ovacık'h Murat Aydın, "Ho Şi Minh" adını verdikleri Hakis köyünün karşısındaki dağ evindedir.
Fasist Kolluk gücleri geniş çaplı başlattığı operasyonlar nedeniyle Deşt'te fazla kalamıyacaklarını değerlendiren Muzaffer Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya, Süleyman Yeşil, Ali Haydar Yıldız, Hüseyin Tekin, Musa Söğüt, Yılmaz Karakoç, Murat Aydın, Hüseyin Bozkurt ve Kamer Özkan, çeşitli istikametlere dağılmaya karar verir.
Muzaffer Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya, Süleyman Yeşil, Ali Haydar Yıldız ve Hüseyin Bozkurt, Haydaran bölgesi, Vartinik mezrasına geçer.
İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu ve Nazimiye'li Hüseyin Bozkurt, 24 Ocak 1973 Çarşamba günü, Tunceli'nin Haydaran bölgesi Munzur dağlarının kolu üzerinde bulunan Seyithan ile Gökçek köylerine yakın Vartinik mezrasındaki evdedir.
Ali Haydar Yıldız ile Süleyman Yeşil, yiyecek getirmek için tanıdık bir köye getmiştir. Sabaha doğru, Barıkbaşı istikametinden arkadaşlarının kaldığı eve yaklaşan Ali Haydar Yıldız ile Süleyman Yeşil, üç kez parola ıslığını çalar. Fakat, karşılık yoktur. Evde kalanların ayrıldıkları veya nöbette bırakılan kişinin uyumakta olduğu düşünülür. Nöbetçi Hüseyin Bozkurt, uyumuştur.
Süleyman Yeşil, eve iki kere taş atar. Hüseyin ile İbrahim, evin duvarına çarpan taşların seslerini aynı anda duyar ve kalkar. Arkadaşları evde otururken çevreyi gözetlemeye başlayan Hüseyin Bozkurt, emniyet kuvvetlerinin eve doğru yaklaşmakta olduğunu görür ve durumu arkadaşlarına haber verir. Jandarma, bu arada, "Teslim ol" çağrısı yapar.
İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşları, bir taraftan bulundukları yerden uzaklamaya çalışırken bir taraftan da kendilerinden daha aşağıda bir yerde olan jandarmaların üzerine patlayıcı madde atar ve ateş eder. Kaçmaya çalışanlardan önce TIKKO`nun yigit Komutanlarindan Ali Haydar Yıldız, sonra İbrahim Kaypakkaya, vurulur ve düşer. İbrahim Kaypakkaya, Jandarmalar bakmaya gelince ölü numarası yapar. Başından kan aktığını gören ve öldü sanan jandarmalar, yakalamak amacıyla kaçanların peşine düşer. Muzaffer Oruçoğlu, kendini uçurumdan aşağı atar. Karlar içinde dereye kadar iner. Askerlerin ateşi ve bombaları altında iki saat kadar uçurumun altındaki dere yatağının içinde kalan Muzaffer Oruçoğlu ile Hüseyin Bozkurt, sonunda oradan kurtulur .
Dedesi 1938'deki Dersin İsyanında Haydaran bölgesinin lideri olan Ali Haydar Yıldız ölmüştür. Yaralı olan İbrahim Kaypakkaya, fırsattan istifade ederek çatışma bölgesinden uzaklaşır.
Evde yapılan aramada tüfek, boş ve dolu fişekler, mermiler, çeşitli yapıda bombalar, bomba yapmaya yarar malzeme, kitaplar ve örgüt yayınları bulunur. Çatışmadan kurtulan Muzaffer Oruçoğlu, bir ay Mazgirt köylerinde kaldıktan sonra İstanbul'a gider. Kaypakkaya ise Bölge kontrol altında olduğu için gizlendiği yerde iki gün beklemek zorunda kalir. Üzerimde kibrit dahi yoktur yoktu. Kanlı elbiseleri değiştirebilmek için başka elbiseside yoktur. Ayrıca yiyecekte yoktur. İki gün sonra aç susuz, bir köye gider. Köylüler eve almadıkları gibi ekmek dahi vermezler. Bölgede korkunç bir terör esiyordur. Bir başka köye gider. Orada yaralarıma merhem sürerler, karnını doyururlar ayaklarımı ısıttırlar, biraz giyecek verirler. Kaypakkaya Yoldas uzak bir mağaraya götürüp birakirlar. Baskına uğradıklarinda ayağındaki ayakkabıların her ikisinin altı da topuğuna kadar yırtıktır. Ayaklari donmaya başlamıştı. Köylüler, yeni ayakkabı vermistir ama donma devam ettmektedir. İki gün de o mağarada kalir. Yarasinin biraz iyileşmesini, ondan sonra ana yola çıkıp gitmeyi düşünüyordur. Fakat, ayaklarının acısı gittikçe artar. Isıtmak için bir başka köye gider. Korkudan Kaypakkayayi eve almazlar. O gece bitkin vaziyette dışarıda yatar. Ayağındaki donma daha da artar. Ertesi gün (ki, beşinci gündü) her ne pahasına olursa olsun gündüzleyin ana yola çıkıp gitmeye karar verir, başka çaresi yoktur. Bir köyde yol sorar. Köyün öğretmeni azılı bir gericidir. Hüseyin Güngör adinda bu gerici ögretmen, 29 Ocak 1973 Pazartesi günü sabahı, Gökçek Karakolunda bulunan tim komutanı Üsteğmen Fehmi Altınbilek'e gider ve Yaralı anarşistin Barıkbaşı köyü Barıkbaşı Mirik mezrasına geldiğini ve bir tanıdığının evinde olduğunu", söyler.
İbrahim Kaypakkaya ayakları donmuş vaziyette, 29 Ocak 1973 Pazartesi günü, Barıkbaşı Köyü Mirik mezrasında bulunduğu evde, Üsteğmen Fehmi Altınbilek ve komutasındaki askerler tarafından yakalanır. Önce, Gökçek (Kutuderesi) köyündeki Jandarma Karakoluna götürülen İbrahim Kaypakkaya, daha sonra, Tunceli Merkez Jandarma Birlik Komutanlığı'na götürülür Fasist Türk ordusu tarafindan iskenceye maruz kalir.. daha sonraki süreclerde Tunceli Elazığa'a, Elazığ da Diyarbakır'a teslim edilir.
1 Şubat 1973 Perşembe günü Tunceli'den Diyarbakır'a götürülen İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Fasist askeri makamlarına teslim edilir.
İbrahim Kaypakkaya, 20 Şubat 1973 Salı günü, Diyarbakır Askeri Hastahanesi'nde ayaklarından ameliyat edilir. İbrahim Kaypakkaya, 19 Nisan 1973 Perşembe günü hastahaneden alınarak Diyarbakır Askeri Cezaevinin yanında, TİKKO davasından yargılanacak olan arkadaşlarının da bulunduğu ayrı bir binadaki üç nolu hücreye tek başına konur. Burada bazı istekleri karşılanır, kendisine defter ve kalem verilir. Sorgunun bittiğini, artık bundan sonra mahkemenin başlıyacağını düşünerek savunma hazırlığına girişir.
Burada Kapakkaya arkadaslarina hitaben yazmis oldugu mektubta sunlari önemli noktalari belirtir.
Arkadaşlar, sizden isteyeceğim diğer şeyler şunlardır. Birincisi": siyasi polise karşı tedbirlerinizi çok çok sağlamlaştırırı. Bu günlerde polis özellikle bizim üzerimizde duruyor. İkincisi: kadrolarınızı en kısa zamanda ve en iyi şekilde silahlandırın. Buna acilen ihtiyacımız var. Devrimci kitlelerden de bu yönde eleştiriler geliyor. Üçüncüsü: ki, birincisiyle ilgili, poliste çözülenleri saflarınızdan atın. Dördüncüsü: Bölgemizdeki irtibatı yeniden düzene koyun ve sağlam esaslara bağlayın. Beşincisi: Hareketimizin her alanda ve bu arada mücadelede başıboşluğa, gevşekliğe, korkaklığa, adam sendeciliğe aman vermeyin. Böylelerini acımadan saflarınızdan temizleyin. Az olsak bile sağlam ve kararlı olalım. Altıncısı: Son kayıplarımız üzerine saflarda moral bozukluğu ve inançsızlık yaymaya kalkanlar olursa, onların bu bozgunculuğuna müsaade etmeyin. Elbette gerilemeler ve kayıplar olacak. Devrim, Nevski'nin dümdüz bulvarına benzemez ki (son kaybımız tamamen bir kişinin nöbet görevini ihmal etmesinden doğmuştur. Bizim hatamız da şudur: Kaldığımız yer çok kişi tarafından bilindiği halde orada kalmaya devam ettik). Yedincisi: silahlı mücadele asla durdurulmamalıdır. Bizi geliştirip güçlendirecek olan odur. Sekizincisi: Yayın organının durumu. Siz yeniden içinde bulunduğunuz durumu inceleyerek kararlaştırırı. Dokuzuncusu: Diyarbakır içinde adamlar bularak benimle sözlü ve yazılı (elle) irtibat yollarını bulmaya çalışın. Onuncusu: Beni kaçırma yolları arayın ve kaçırmaya çalışın. İdamım veya en azından müebbetim muhakkak.
Kaypakkaya Yoldasin Iskencede ve Polisteki tavri
"Esasen biz komünist devrimciler, prensipler olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve Örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben, buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist- Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben, bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım." der Kaypakkaya yoldas.
Hikmet Şenses, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bağcılar'da bir örgüt evimiz vardı. Farzedelim ki polise düşmüşüz diye deneme yapar, 'nasıl dayanacağız', derdik. Falakaya yatar ve tabanlarımıza şakacıktan vururduk. Buna rağmen tabanlarımız gerçekten çok yanardı. Ben, dayanamıyacak ve arkadaşları ele verecek durumda kalsam intihar etmeyi yeğleyen bir bakış açısına sahiptim. İbrahim, şunu söylerdi: Konuşmamak lazım. İnsan kararlı olursa konuşmaz. Bunun örnekleri Vietnam'da, Çin devriminde var. Gericilerden korkmayalım. Çünkü, onlar zavallıdır ve birşey yapamaz. Devrimciler ise güçlüdür."
Kabil Kocatürk de, bu konuda şunları söylemiştir:
''Yakalanırsak ne yaparız diye hep konuşuyorduk. Bu konuda ibrahim'in söylediklerini çok iyi hatırlıyorum, ibrahim, 'Konuşmamak için herşey yapılabilir. Partiyle ilgili ifade vermek anlayışa ihanettir. Çözülen de partide kalamaz. Rusya'da Çarlık döneminde Okhrana polisine ifade vermemek için devrimciler