 |
|
 |
 |
| İsviçre Alevi Birliği Federasyonu Gerçeği |
Bugünkü biçimi ile İABF, tüm derneklerimizi ve kültür merkezlerimizi temsil etmeyen, kendi içinde dar bir karar alma mekanizmasına sahip bir oluşumdur.
Yaklaşan seçimler ve
İsviçre Alevi Birliği Federasyonu Gerçeği
İsviçre’de yaşayan Aleviler uzun yıllar inançlarının yaşandığı coğrafyadan uzak olmaktan dolayı, inançlarını istedikleri gibi yaşayamamışlardır. Bu fiziksel engellere, içinde yaşanan toplumun zorlukları da eklenince, Alevilerin inançlarından neredeyse kopma durumuna geldiğini biliyoruz.
Alevi Dernekleri ve Kültür Merkezleri ve bunların çatı örgütü olan İABF tarafından bu olumsuz gelişmeye dur denilmiş, Alevilerin inanç kimliklerini tanıma ve inançlarını yaşamalarının olanakları yaratılmıştır. Alevilerin kendilerini yeniden bulmaları anlamına gelen bu gelişme asla küçümsenemez. Demokratik Kitle Örgütleri geleneği çok sınırlı olan Alevilerin, kısa zamanda İsviçre’nin her bölgesinde Alevi Dernekleri ve Kültür Merkezleri kurmaları, kendi başına çok önemli bir gelişme olarak anılmayı hak etmektedir.
Bu dernek ve kültür merkezlerinin bir çatı örgütlemesine gitmesi ve birlikte hareket etme iradesi göstermesi ise, bir başka önemli gelişme olarak anılmayı hak etmektedir.
Bu sözü edilen kurumlarımızla aldığımız yolun hiç de küçümsenir olamadığının altını çizerken, vardığımız nokta ile asla yetinmemiz gerektiğini de belirtmeliyiz. Bunu bir başlangıç olarak almak ve bu noktadan daha ileri gitmenin olanaklarını yaratmak zorundayız. Bugün bulunduğumuz duraksamadan daha ileri gitmek daha kolaydır. Ancak aldığımız yol ne olursa olsun, kendi hatalarımız yüzünden kazanımlarımızın gerisine düşme riskinin olduğunu da asla unutmamalıyız.
Alevi hareketinin her adımda belli zorluklarla karşılaşması hep olacaktır. Genelde yaşanan sorunların birçoğu, benzer biçimlerde İsviçre’de de yaşanmaktadır. Bunlarla mücadele edilirken, diğer yanda İsviçre özelinde de sorunların olacağını asla unutmamalıyız.
Bu yüzden duygusal bir çıkışla oluşmuş örgütlülüğümüzün, günün ihtiyaçlarına cevap vermeyen yapılarının dönüştürülmesi ve geliştirilmesi gerekirken, bu örgütlülüğe denk düşen anlayış ve yaklaşımların hâkim kılınmasını zorunlu kılmaktadır.
Kurumlarımız ve bu kurumlarda giderek hâkim olan anlayışlar:
Bugün yaşadığımız sorunlar, ilk örgütlenmelerin oluşturulduğu dönemden çok farklıdır. Başlangıçta Dernek ve Kültür Merkezlerinin ilk kurulma aşamasında mücadele etmek zorunda olduğumuz şey, kitlemizin geri bilinci ve örgütlülüğe karşı olan olumsuz tavır ve yaklaşımlarıydı.
Bu, o dönem aşılması en zor sorun olarak önümüzde duruyordu. Ancak insanlarımızın inançlarını yaşama ve inanç kimlikleri ile var olma isteklerinin gücü bu zorluğu aşmamızda bize bir avantaj ve kolaylık sağlamıştı. Dernek ve Kültür Merkezlerimiz, tüm olumsuzluklara rağmen, kurulma aşamasında en geniş üye sayısına ulaşmış, birlik ve dayanışmanın çok güzel örneklerini vermişti.
Uzun yıllar inanç kimliğinden uzak yaşamış insanlarımızın, inançları ile yeniden buluşmasının heyecanı, dernekler ve genel olarak örgütlenme konusundaki önyargıların ötesine geçerek, İsviçre’de Alevi örgütlenmesini olanaklı hale getirmiştir.
Bu hızlı gelişmenin bir diğer nedeni de dış etmenlerdi. 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı, Gazi Mahallesi ve Ümraniye olayları, örgütlülüğümüze ivme kazandırdı. Yaşanan bu iki acı olay, Alevi örgütlenmesinde son derece etkili olmuş ve hızla, örgütlenmenin yaygın ve güçlü hale gelmesini sağlamıştır.
Her yerde ve her işte olduğu gibi, başlangıçta yaşanılan sorunlar ve zorluklar aşılır aşılmaz, uğraşılan sorunların niteliği değişir ve farklılaşır.
Dernek ve Kültür Merkezlerimizin kurulması ve ayaklarının üzerine durması gerçekleşir gerçekleşmez, bu durumu kendi kişisel çıkarları için kullanmak isteyenlerin ortaya çıkması ve daha önce bu oluşumlardan uzak duranların birden bire bu kurumlarımızın en ateşli savunucuları olduğunu hepimiz yaşadık gördük.
Aynısı İABF için de söz konusu oldu.
Bu kurumlarımıza başlangıçta belli bir mesafede durmayı tercih edenler, kısa zamanda bu kurumlarımızın en ateşli savunucuları olurken, popülist söylemleri ile göz doldurmayı da ihmal etmediler.
Bugün yaşanan birçok sorunun özünü, gerçeğimizi algılamaktan uzak, ondan bihaber olanların kolaycı ve daha çok kişisel yarara dayalı anlayış ve eylemleri oluşturmaktadır. Bu arkadaşlar, Alevilerin sorunlarından uzak ve İsviçre’deki örgütlülüğümüzün ihtiyaçlarını bilmeyen, bu konularda kafa yormaktan uzak arkadaşlar olduğundan, gelinen yerde örgütlülüğümüz yıpranmakta ve hızla kan kaybetmektedir.
Hiçbir Dernek ve Kültür Merkezimiz, başlangıçtaki üye sayısında kalmamıştır. Zaman içinde üye sayıları ve bulundukları bölgelerde daha etkin ve güçlü örgütlenmeler olmaları beklenen bu kurumlarımız, hızla üye kaybı yaşamakta ve yöre dernekleri olma özelliğini bir türlü aşamamaktalar. Bunu aşamadıkları gibi bazı derneklerimiz neredeyse aile derneklerine dönüşmüşlerdir. Oysa başlangıçta değişik yörelerden Alevilerin örgütleri olarak kurulmuş ve kendi bölgelerindeki Alevilerin neredeyse tümümü kucaklamışlardır.
Aynı tespiti İABF içinde yapmak mümkündür.
Nasıl bir Federasyon?
İABF kurulurken Dernek ve Kültür Merkezlerimizin aşamadığı soruları aşması ve onları İsviçre genelinde temsil ederken, ürettiği projelerle yol gösterici olunması bekleniyordu. Ancak İABF bunların hiç birini tam olarak yapamadığı gibi, çatı örgütü olarak tarafsız olması gerekirken, kurumlarımızda yaşanan sorunlarda taraf olarak çelişkilerin derinleşmesine neden olmaktan çekinmedi. Dernek ve Kültür Merkezlerimizin üzerinde onların hiçbir sorununa yardımcı olmazken, ne amaçla yapıldığı belli olmayan etkinlikleri ve çalışmaları ile kurumlarımız için bir maddi külfet oldu.
Bir Federasyonu var eden temel etmen, aynı düşünce ve yönelimde olan kurumların birlikte hareketi ile oluşturacak sinerjiden birlikte yararlanma istediğidir. Federasyonlar, derneklerin üstünde, onların tekil olarak çözemediği sorunları çözen, ortak projeler hazırlayan, bünyesindeki dernekleri üst düzeyde temsil eden kurumlardır.
Başlangıçtaki iyi niyetli girişimler bir yana bırakılırsa, bir dönem sonra İABF’nin hiçbir zaman bu görevlerini yerine getirmediğini görmekteyiz. İABF daha çok çalışmalarını dernek düzeyinde tutmuş ve sürdürmüştür.
Dernek ve Kültür Merkezlerimizin yaptığı etkinliklerin benzerlerini yapmış; kendisini bir dernek gibi gördüğünden “geceler” ve “paneller” düzenlemekten öteye geçmeyen etkinliklerle kendini sınırlamıştır.
İABF, çalışmalarını bir dernek gibi görerek sürdürürken, derneklerimizi temsil etmekten de uzak olmuştur. Genel Kurul Toplantıları genellikle lobi çalışmalarının yapıldığı alanlar olurken, her seferinde bazı derneklerimiz Yönetimden uzak tutularak, sonu gelmez kırgınlıkların nedeni olunmuş ve bu sanki istenerek yapılmıştır. Farklı yöntemler ve yollar aranarak bu sorunların üstesinden gelmek istenmemiştir. Oysa çok basit bir Tüzük değişikliği ile bu sorun kolay yoldan aşılabilirdi.
Örneğin; Yönetim Kurulunun oluşması bir Tüzük değişikliği yapılarak, Dernek ve Kültür Merkezlerimizin Başkanları, İABF Yönetim Kurulu Üyesi olacak şekilde değiştirilebilir. Bu değişiklik Genel Kurulda yaşanan tartışmaların ve kırgınlıkların önüne geçeceği gibi, temsilde adaleti sağlayacaktır. Dernek ve Kültür Merkezlerimizde en çok oyu alarak seçilen Başkanlarımızın çatı örgütünde yer alması, Yönetim Kurulu üyesi olması, sözü edilen sinerjinin yaratılması ve deney ve tecrübenin ilk elden aktarılmasını sağlayacaktır. Böylece İABF Yönetim Kurulunda alınan kararların doğrudan tabana inmesinin önündeki engeller aşılabilir.
Burada itiraz edilebilecek tek nokta, İABF Yönetim Kurulunun, bu biçimi ile kalabalık bir Yönetim Kurulu olacağı şeklinde olabilir. Ancak bu da çok gerçekçi bir sav olma durumunda değildir. Zira bugün yedek üyelerle, Yönetim Kurulu bizim önerdiğimizin üzerinde bir sayıdadır. İsviçre gibi küçük ülkelerde, çatı örgütlerinin dediğimiz şekilde oluşturulması, derneklerin temsili ve tabanla doğrudan iletişim kurma açısından kullanılabilecek bir yöntem olarak son derece doğrudur. Bütün bunlardan öte, bu doğrudan demokrasinin hayata geçilmesinin de ta kendisi olmaktadır.
Almanya dışında diğer ülkelerde bu yöntemin kullanılması, buralardaki örgütlerimizin daha canlı bir yapıya kavuşmalarını sağlarken, sonu gelmez tartışma ve kırgınlıklardan da kurtulmak mümkün olur. Almanya da var olan dernek ve kültür merkezleri sayısının bu yöntemi olanaklı kılmadığını, ancak Almanya dışındaki ülkelerde ise bunun, uygulanabilecek en doğru yöntem olacağını düşünmekteyiz.
İABF Gerçeği:
Bugünkü biçimi ile İABF, tüm derneklerimizi ve kültür merkezlerimizi temsil etmeyen, kendi içinde dar bir karar alma mekanizmasına sahip bir oluşumdur. Başkan ve çevresindeki bir iki yakın arkadaşı tarafından keyfice yönetilen İABF, bu yapısıyla kendi içinde sağlıklı çalışma olanağı bulamazken, dernek ve kültür merkezlerimizin dışa karşı temsilini de yapamamaktadır.
İABF, AABK’nun eşit, kendi görüşleri olan bir üyesi olarak değil, AABF’nin küçük bir derneği gibi yönetilmektedir. İABF kendisini var eden, varlığını borçlu olduğu dernek ve kültür merkezlerimizin görüşleri ve istekleri ile şekillenen bir anlayışla yönetilmek yerine, daha çok AABF’nin istekleri ve onun ihtiyaçları doğrultusunda yönetilmeye çalışılmaktadır. Kardeş örgütler ile elbette bir eşgüdüm ve karşılıklı yardımlaşma, dayanışma içinde olmamız gereklidir. Ancak bu dayanışma ve yardımlaşma bizim bu birlikteliğe kattıklarımız ile sağlanabilir. Bu biçimi ile İABF’nin bu birlikteliğe kattığı bir şey olmadığı gibi, kendi tabanını görmezden gelen kararlara katılması şeklinde gerçekleşmektedir.
Bu elbette kabul edilir bir şey değildir.
Bütün dernek ve kültür merkezlerimiz açısından bağlayıcı olan bazı kararların, genellikle Başkan ve dar bir Yönetim Kurulu üyesi tarafından alınması, doğru olmadığı gibi ilerde hepimizi sıkıntıya sokacak sonuçlar getirebilir.
26 Ocak 2007 tarihinde gerçekleşen ABF Genel Kurulunda çıkan tartışmalar bizden uzak ama bizi de doğrudan ilgilendiren bir nitelik kazanmıştır. Bu Genel Kurulda hazır bulunanlardan biri de İABF Başkanı İsmail Ateş’tir. Bu Genel Kurulda AABF isteğine uyularak, İABF Başkanı, ABF’nin Yönetim Kuruluna girmiştir. İsviçre’de yapacak iş kalmamış gibi, Merkezi Ankara’da olan ABF Yönetim Kuruluna girmek ve bir kardeş örgütün Genel Kurulunda taraf olmak, salt İsmail Ateş’i değil İABF Başkanı olarak hepimizi bağlar konumdadır.
Olaylı bu Genel Kurulda, bildiğimiz tanıdığımız bazı dostlar suçlanmış, haksız eleştirilere uğramıştır. Bazı dostlarımız “derin devletin adamı” olarak suçlanmış, bazılarının Aleviliği savcı edası ile sorgulanmıştır.
Bu gelişmeler Alevi Hareketi için olumlu olmanın çok uzağındaki gelişmelerdir. Mevcut tartışmalara yenilerini katan ve yeni kırgınlıklar ve ayrılıkların oluşmasına neden olan bu gelişmelerde, İABF olarak, irademiz dışında, Başkan İsmail Ateş ile biz de taraf olmuş bulunuyoruz.
Kardeş örgütler ve kurumlarla ilişkinin, Başkan ve yakın çevresinin kararı ile oluşturulmasının yanlışlığı ortadır. Bu tür konularda alınacak kararlar, belirlenecek politikalar, Genel Kurul veya en azından Yönetim Kurulunun tümünün hazır olduğu bir toplantıda alınan kararlar olmalıdır. Bu anlamda bizim önerdiğimiz Dernek ve Kültür Merkezlerimizin Başkanlarının, İABF Yönetim Kurulunda yer alması, bu tür kararların daha doğru ve yerinde olmasını sağlayabilir.
Öncelikle tabanına karşı sorumluluğu olan dernek ve kültür merkezlerimizin Başkanların alacağı kararlarda daha titiz olacakları öngörüsünden hareketle, birçok olumsuzluğun önüne geçmek mümkündür. Bugünkü biçimi ile İABF Yönetim Kurulu’nun sorumlu olduğu bir tabanı yoktur. Tabana karşı sorumlu olmayan bu üyelerin seçilmelerinin daha çok Genel Kuruldaki lobi çalışmaları ile gerçekleşmesi, pervazsıca davranmalarına da neden olabilmekte.
Bu günkü biçimi ile, oluşan yönetim kurulu, her konudaki keyfi yönetim anlayışını, kendi içindeki yönetim kurulu üyelerine karşı da uygulamakta bir sakınca görmemektedir. Yönetim Kurulundan istifaları bazen altı ay görmezden gelirken, istifadan boşalan yönetim kurulu üyeliğine, birinci yedek üyeyi almak yerine üçüncü yedek üyeyi keyfice alabilmekte. Bu keyfi davranış ve anlayışlar, yönetim kurulunun tek kadın üyesine karşı da, ihraç olarak hayata geçirilebilmektedir.
İABF Başkanı kurumun adındaki “İsviçre” sözcüğünün ne anlama geldiğinden habersiz gibi davranmaktadır. Yaşadığımız ülkedeki Alevilerin, burada yabancı olmaktan kaynaklanan sorunlarından habersiz gibidir. İABF, Başkan İsmail Ateş ile, bulunduğumuz ülkedeki gerçekleri bir kenara bırakarak, Türkiye merkezli bir etkinlik içinde olmanın kolaycılığına kaçmıştır. Somut sorunlarımızı ele almak ve çözümler üretmek yerine, Türkiye üzerine popülist söylemlerle tribünlere oynamayı yeğlemiştir. Bu anlayışın Alevilere ve Alevi Hareketine katkısı olmayacağı açıktır. İsviçre özelinde bu yaklaşım, derneklerimizin kan kaybetmesine ve başlangıçta olduğumuz düzeyin gerisine düşmemize neden olmuştur.
İsviçre’de yaşayan ve çalışan Alevileri temsil ettiği iddiasında olan İABF, İsviçreli kurumlarla, demokratik kamuoyu ve siyasal partilerle canlı organik bağlara sahip değildir. Olan ilişkiler çok sınırlıdır ve günü birlik ilişkiler olma düzeyini aşan düzeyde hiç olmamıştır. İABF kendi içine kapanmış tipik bir yabancı örgütlülük olmayı yeğlemiş ve içinde yaşadığı toplumun bir parçası olmayı hedef olarak önüne koymamıştır. Bu yaklaşımın terk edilmesi ve yaşadığımız ülke gerçeğinden ve burada yaşayan Alevilerin taleplerinden kopmayan yeni bir yapılanma ve anlayışla, örgütlülüğümüzü gözden geçirmek zorunluluğu şimdi her zamankinden daha ivedi olarak önümüzde durmaktadır.
TV Kanalları İABF’nin tavrı ya da tavırsızlığı
İABF Başkanı İsmail Ateş, Almanya’daki arkadaşlar ne yaparsa iyi yapar yaklaşımı içindedir. Bu yaklaşımı, kendisinin düşünmesini, üretmesini gerektirmediği için kendisine kolaylık veriyor olabilir; ancak bir kurumun başında olan birinin tavrı olamaz. TV kanalları konusunda İABF’nin belirlediği ve bir parçası olduğu yaklaşım da, Almanya’daki arkadaşlar ne yaparsa iyi yapar anlayışı ile belirlenmiştir.
Aşağıda belirttiğimiz çekincelerimiz dinlenmemiş dinlenmek istenememiştir. Bu yazıtımızla bu görüşlerimizi Alevi Kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz:
Alevilerin birden fazla TV kanalına sahip olması son derece olumludur. Ancak bu olumlu gelişmenin eksikleri olduğunu da söylemek zorundayız. SU TV ile başlayan Alevi Örgütlerinin ortak çalışması kısa ömürlü olurken, apar topar YOL TV gündeme geldi.
SU TV ile ilişkilerin başlamasındaki ilkesizliğin bir özeleştirisi yapılmazken, karşılıklı suçlamalardan ve dedikodulardan ibaret kalan bilgilendirme ile yetinmemiz istendi. Bu konuda açıklanması gerekenler olduğu halde bunu yapmayanlar, Yol TV ile kaşımıza çıktılar. Açıklamaların yetersizliği ve tutarsızlığı bir yana, Yol TV’nin finansmanı konusunda izlenen yol da son derece düşündürücüdür.
Bu yöntemin daha önce İslamcı çevrelerce kullanılandan hiç de farkı değildir. Sözüm ona “Hisse Senetleri” ile oluşturulmaya çalışılan sermaye ile bir TV kanalı kurmak, ilerde sıkıntı yaratacak bir gelişmenin de habercisidir.
Ancak bütün bunlardan daha önemlisi ise, bu denli etkin bir aracın mevcut yöneticilerin elinde olmasıdır. TV kanalları gibi etkin iletişim araçları doğru kullanıldığı zaman çok yararlı olabilir. Ama bu günkü biçimi ile bu aracın örgüt içi demokrasiyi yok eden bir araca dönüşmesi de mümkündür. Kuruluş aşamasında maddi kaynaklar kadar önemli olan bir diğer önemli nokta da, yayın ilkeleri ve örgüt ve örgüt içi kullanım biçiminin saptanması olmalıydı. Özerk ve mevcut yöneticilerden bağımsız olması özenle sağlanmadan, bu biçimi ile bu kanalın örgüt içi demokrasinin yok edilmesine hizmet edeceği kaygılarını taşımaktayız.
AABF Yönetiminde olan arkadaşların kendileri ve çevrelerinden oluşan Yol TV çalışanları, bu kadrosu ile kendine muhalif olanlara ekranı kapatarak, örgüt içi canlı tartışmaları ortadan kaldırmanın bir aracı olabilir ve böylece demokrasinin en doğal ve sıradan ilkesi çok kolay çiğnenebilir.
Bu yapısı ile Yol TV bizim “KİT”miz olmaya adaydır. Bu gün/yarın bu kanalın bir arpalık olmayacağının garantisi yoktur.
Yol TV’nin, kuruluş ilkeleri üzerine hiç düşünme fırsatı verilmeden desteklenmesinin istenmiş olmasını bir dayatma olarak kabul ediyoruz. Daha özerk ve Alevilerin her kesimini içine alan, örgüt içi tartışmaları yok etmeyen, belli düzlemde bunu özendiren, tartışmaların, farklı görüşlerin ekrana yansıyacağı yayın ilkelerine ve anlayışlara ihtiyacımız olduğunu buradan tüm Alevi Kamuoyuna ilan ediyoruz.
Sonuç:
Önümüzdeki dönem ve gelmekte olan seçimler, bütün bu olumsuz gelişmelere dur demek için önemli bir fırsattır. Bütün bu sorunlarımızdan kurtulmak, daha güzele ve olumluya ulaşmak elimizdedir.
Bunun için öncelikle yapılması gerekenler şunlardır.
1. İABF Yönetim Kurulu’na, dernek ve kültür merkezlerimizin başkan ve/veya yöneticilerinden bir üye doğrudan alınmalı. Kendi derneğinde seçilmemiş, seçilmesi bir daha mümkün olamayanların, çatı örgütünde yer almasının önü alınmalıdır.
2. İABF’de yukarıda belirttiğimiz biçimi ile yeniden tüm dernek ve kültür merkezlerimizi temsil eden, onların görüşleri ile şekillenen anlayışların hakim olması ve buna uygun bir yönetimin belirlenmesi için, geçtiğimiz birkaç dönem içinde İABF’yi popülist söylemler ve keyfi uygulamaları ile yöneten arkadaşların yönetime aday olmamalarını bekliyoruz.
Bu taleplerimiz gerçekleştiği takdirde İABF’ye karşı sorumluklarımızı yerine getirip üyeliğimizi sürdüreceğimizi, aksi halde İABF ile yollarımızın ayrılacağını tüm Alevi Kamuoyuna duyururuz.
Biel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi
Basel ve Çevresi Alevi Bektaşi Kültür Birliği
Lugano Alevi Bektaşi Kültür Birliği
|
| Tarih: 28.02.2007 Saat: 20:11 Gönderen: DersiMVataN |
|
 |
 |
|
 |
 |
|
| |
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
|
|
|