<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Wayire Munzur&#039;i * Bir Başka Enerji mümkün ! - İnadına  MUNZUR MUNZUR MUNZUR &#187; Yorum \ Analiz</title>
	<atom:link href="http://www.munzurca.com/kategori/gundem/yorum-analiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.munzurca.com</link>
	<description>Munzuru Munzurca Yaşama...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 07:31:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=1.1 Basic Wp</generator>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu&#8217;nun Dersim&#8217;e borcu var !</title>
		<link>http://www.munzurca.com/kilicdaroglunun-dersime-borcu-var/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/kilicdaroglunun-dersime-borcu-var/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 01:29:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[dersim gafı]]></category>
		<category><![CDATA[erdal er]]></category>
		<category><![CDATA[kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[onur öymen dersim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1650</guid>
		<description><![CDATA[‘’Kılıçdaroğlu, Onur Öymen Dersim gafı işlediğinde ‘gereğini yapsın’ demişti. O zaman bu dediğinin arkasında duracak gücü yoktu, ama eğer samimiyse şimdi bunun hesabını sorabilir. Bu aynı zamanda onun Dersim’e borcudur.“ CHP’de Baykal’ın gitmesi ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi Türkiye siyaset denklemini yerinden oynattı. Şimdi gözler CHP’nin üzerinde. CHP, Kürt meselesinde ezberini bozacak mı? Kürt sorununu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/ahmetozer208.jpg" rel="shadowbox[post-1650];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1651" title="prof ahmet özer" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/ahmetozer208.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a><br />
‘’Kılıçdaroğlu, Onur Öymen <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> gafı işlediğinde ‘gereğini yapsın’ demişti. O zaman bu dediğinin arkasında duracak gücü yoktu, ama eğer samimiyse şimdi bunun hesabını sorabilir. Bu aynı zamanda onun <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’e borcudur.“</strong></p>
<p>CHP’de Baykal’ın gitmesi ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi Türkiye siyaset denklemini yerinden oynattı. Şimdi gözler CHP’nin üzerinde. CHP, Kürt meselesinde ezberini bozacak mı? Kürt sorununu çözecek program geliştirip geliştirmeyeceği, yüzünü halka dönüp dönmeyeceği büyük merak konusu. Kılıçdaroğlu’nun genel kurulda yaptığı konuşma büyük hayal kırıklığı yarattı ama pek çok kesim Kılıçdaroğlu’nun Kürt açılımına mecbur olduğunu vurguluyor, aksi halde siyaset arenasında erken silineceğini söylüyor. CHP’de yeni dengeleri, CHP’nin gelecek tahayyülünü, CHP’yi iyi tanıyan, CHP’ye Kürt Raporu hazırlayan Prof. Dr. Ahmet Özer’le konuştuk. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi olan Prof. Ahmet Özer, Kürt illerinde aşiretler, töre, göç, Kürt sorunu, modernleşme, küreselleşme, kentleşme, yerel yönetimler ve GAP üzerine yaptığı araştırmalar ve yayımladığı kitaplarla biliniyor. Özer, ‘Kürtler ve Türkler’ kitabının da yazarı.</p>
<p><strong>CHP’de yaşanan alt üst oluşla Türkiye’de, siyasette yeniden değişim tartışması başladı. Nedir bu değişim? Değişim zorunlu mu, gönüllü mü?<br />
</strong>Bu kez hem dış dinamiklerin istemleri hem de iç kamuoyunun beklentileri doğrultusunda bir değişim yaşanacak gibi gözüküyor. Birincisi Türkiye’de oluşan, CHP’de buna eşlik eden bir statüko vardı. Bu anlamda değişime direnç gösteren bir parti yapılanması söz konusuydu. Şimdi bir kaset darbesiyle bu bir anda çözüldü ve yerle bir edildi. O denli hızlı oldu ki; kimse ne olduğunu anlayamadı. Bu kadar hızlı bir değişimin olması ve bu yeni ekibin bu denli büyük çaplı bir rüzgar estirmesi hem toplumun değişim talebini gösteriyor hem de partideki değişim talebini ve ihtiyacını gösteriyor. Toplum hem mevcut iktidardan bıktı, hem alternatifsizlikten bıktı hem de Baykal’ın öncülüğündeki donmuş yapıdan. O nedenledir ki bir kıvılcım bu depremi yaratmaya yetti de artı.</p>
<p><strong>Bu değişim kimler arasında yaşanıyor?<br />
</strong>Aslında tam değişmiyor. Bu anlamda iki güç çarpışıyor, mücadele ediyor desek daha doğru olur: Bunlar değişim isteyenlerle buna direnenlerin mücadelesidir. Bugüne değin direnenlerin, statükodan beslenenlerin, sistemden beslenenlerin dediği oldu ama artık deniz bitti, bundan sonra böyle gitmez. Sistemin değişmesi için sistemden beslenenlerin değişmesi lazım. Çünkü sistemden beslenenler sistemi değiştiremezler.</p>
<p><strong>Çok sert bir kutuplaşma var!<br />
</strong>Bu kutuplaşmanın iki önemli nedeni var: Birincisi modernleşmeden kendi paylarına düşeni almak isteyen Kürtler, İslamcılar, Aleviler gibi dinamiklerin daha aktif bir biçimde ortaya çıkmaları ve taleplerini yüksek sesle dillendirmeleri ve buna karşı statükonun bu (demokratik) talepleri bölücülük, irtica, vatan millet hamasetiyle önlemeye çalışması. İkincisi de bölgede süren çatışmanın getirmiş olduğu güvensizlik ortamının yaratmış olduğu vasattır. Ayrıca sistemle beraber siyasetin tıkanması da bu kutuplaşmayı teşvik ediyor.</p>
<p><strong>Bu değişimden umutlu olmayanlar da var. Elitlerin savaşı olarak görenler var. Hatta bunun kolektif değişim olmadığını söyleyenler de.<br />
</strong>Türkiye şöyle ya da böyle değişecek. Bu hem tarihsel diyalektik olarak böyle hem de dünyanın genel gidişatı olarak böyle. Burada mühim olan üç şey var: Değişimin yönü, hızı ve niteliğidir. Yönü batı mı doğu mu olacak, hızı yavaş mı hızlı mı olacak, niteliği demokratik mi totaliter mi olacak. Mesele bu.</p>
<p><strong>Sizce CHP’ye müdahalenin arkasında kim ya da kimler var?<br />
</strong>CHP’deki hamlenin sanki Erdoğan’ı götürmeye dönük bir yüzü var gibi gözüküyor. Bilirsiniz, satrançta veziri düşürmek için önce filleri halletmek gerekir. Dolayısıyla Erdoğan’ı Baykal’lı bir parti götüremeyeceği için, önce Baykal’ı götürmek, ardından ise Erdoğan’ı. Bunun da arkasında İsrail, ABD gibi Türkiye’nin gittikçe bir eksen kayması yaşadığını düşünen güçler olabileceği gibi, parti içi muhalefet de olabilir. Çünkü bir yandan İran’la ve Ortadoğu’yla olan ilişkilerin çapı ve biçiminden rahatsız ülkeler var, öte yandan bu dış politikanın rahatsız ettiği ama engel olamadığı bir iç CHP var. Dolayısıyla bu buluşma iç ve dış dinamiklerin beklentilerinin kesiştiği, buluştuğu bir noktanın eseri pekala olabilir.</p>
<p><strong>Yani Batı, AKP’den desteğini çekiyor mu?<br />
</strong>Bu senaryo doğruysa ki öyle gözüküyor. AKP iktidarı ağır bağaçları olan bir partiyle kuruldu. Başlangıçta bir meşruiyet ve hükümet etme sorunu vardı. O yüzden AKP ilk başta AB, ABD, İsrail gibi ülke ve blokların desteğine ihtiyacı vardı. Bu desteği arkasına alarak içerdeki iktidarını meşrulaştırdı ve tahkim etti. İşi bitince de gerçek gündemine, İslami vurgu ve tonu yüksek bir dış politikaya dönüş yaptı. Bu da batıyı kaygılandırdı ve Batı, AKP iktidarından desteğini çekmeye başladı. Bu noktada CHP operasyonu geldi.</p>
<p><strong>CHP devlet partisi olarak bilinir. Peki devlet neden Baykal’ı çizdi?<br />
</strong>Yukarıda açıkladım, eğer öyleyse buna doğrudan devletin operasyonundan ziyade Türkiye’nin saf değiştirdiğini düşünen dış güçlerle parti içi muhalefettin operasyonu demek daha doğru olur.</p>
<p><strong>Baykal’ı çizen devlet neden Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu dedi?<br />
</strong>Toplumun değişim talebi, alternatifsizlikten sıkılanlar, AKP’nin gitmesini isteyen güçler artık yeter deme noktasına gelmişti. Bu süreçte öne çıkan ve kamuoyunda karşılık bulan kişi CHP içinde Kılıçdaroğlu’ydu. Kılıçdaroğlu özellikle İstanbul seçimleriyle Gürsel Tekin’le birlikte öne çıktı. Yolsuzluk dosyalarını gündeme taşıması popülaritesini artırdı. Mazlum duruşunu halk kendine yakın hissetti. Eğer Kılıçdaroğlu önemli bir yanlış yapmazsa arkasına aldığı rüzgarla bu iktidarı devirebilir inancı gelişti, en azında toplumun bir kesiminde. Bu da hem önümüzdeki cumhurbaşkanlığı sürecini, hem devletteki kadrolaşmayı, hem de rantla ilgili iddiaları sorgulayabilir… Daha da önemlisi Kürt sorununun çözümü için yeni bir başlangıç olabilir. Çünkü yukarıda belirtmiştim; artık deniz bitti. Devlet de artık bu işi çözmek istiyor ama hem bir devlet yok hem nasıl ve kiminle çözeceğine karar vermiş değil.</p>
<p><strong>Kemal Kılıçdaroğlu kurultay konuşmasını nasıl buldunuz. Kürt sözcüğünü kullanmadı ve Kürt meselesini açlığa indirgedi.<br />
</strong>Bu söylem önemli bir sorun ve büyük bir eksiklik. Çünkü Doğu ve Güneydoğu’da makul bir oy almadan iktidar olamaz. Oy alması için de Kürt sorunuyla ilgili gerçekçi ve inandırıcı çözümler geliştirmesi gerekir. Bu sorun sadece ekonomiye indirgenemez. Sorunun etnik, siyasi, kültürel boyutları var, bunu Türkiye’de artık ortalama bir siyasetçi görüyor ve kabul ediyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun hem Kürt hem Alevi olması başlangıçta şimşekleri üstüne çekmemek için böyle çekingen bir tavıra sürüklemiş olabilir. Aksi taktirde Kürt sorunuyla ilgili CHP’nin bölgedeki algısını değiştiremez. Değiştirmezse oy alamaz ve iktidar olamaz. Halbuki şimdi demeli ki; ‘AKP iktidarı bu sorunu çözmedi, savsakladı, çözemez de; bunu ben çözerim.’ Ancak, işte o zaman gerçek iktidarı yakalayabilir.</p>
<p><strong>Kurultayda yetmişli yılların değişim itiyacına göre konuştu diyenler var. Ama yıl 2010.<br />
</strong>Yoksulluk, yokluk ve yolsuzluğa vurgu yapması, faşizme atıfta bulunması, hakça bir düzenden bahsetmesi, çoktandır unutulan bir sol jargonu hatırlattı. Ancak Kürt sorunundan bahsetmemesi, AB ile ilgili güçlü bir vurgu yapmaması, dış politikaya değinmemesi konuşmanın eksikleriydi. Fakat henüz yeni başa geçen biri olarak biraz opsiyon tanımakta da yarar var diye düşünüyorum. Peşinen mahkum etmemek lazım.</p>
<p><strong>Taşıdığı Kürt ve Alevi kimliğinden dolayı devletin zor sindirdiği bir isim olduğu tespitini yapan isimler var. Dolayısıyla geçici seçenek diyorlar. Katılıyor musunuz?<br />
</strong>Belki uzun vadeli olmayabilir, ama bazı şeyler anlaşılıncaya kadar – seçime bir yıl gibi kısa bir zaman var- atı alan Üsküdar’ı geçebilir.</p>
<p><strong>CHP liderliğinin Kemal Kılıçdaroğlu için trajik olduğunu düşünüyor musunuz? CHP <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> 38 katliamında iktidarda olan partiydi.<br />
</strong>Kılıçdaroğlu, Onur Öymen <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’le ilgili gafı işlediğinde “gereğini yapsın” demişti. O zaman bu dediğinin arkasında duracak gücü yoktu ama eğer samimiyse şimdi bunun hesabını sorabilir. Bu hesap geçmişle barışmak, tarihsel gerçekleri ortaya koymak için ne gerekiyorsa onu yapmayı gerektirir. Çünkü bu yapılmadan doğru bir gelecek kurulamaz. Bu aynı zamanda onun <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’e borcudur.</p>
<p><strong>Öymen’in liste dışı kalması bunun sonucu mu?<br />
</strong>Hayır. Sadece bununla ilgili değil, Öymen’in liste dışı kalması. Bu Baykal ekibinin tasfiyesinin bir sonucu. Nitekim eski MYK’dan Önder Sav, M. Ali Özpolat ve Mesut Değer dışında kimse parti meclisine giremedi. Girenler de daha güçlenen Sav’ın istemeleri doğrultusunda girdi diye sanıyorum.</p>
<p><strong>Devlet, Kemal Bey üzerinden CHP’yi Alevi ve Kürtlerle barıştırmak mı istiyor? Eğer bu doğruysa barışma nasıl olacak?<br />
</strong>İki şekilde olabilir: Bir, “Kürt sorunun biz çözeriz” diyecek ve AKP gibi yapmadan gereğini yapacak. İki Alevilerin gasp edilmiş hakları teslim edilecek. En başta Diyanet meselesi çözüme kavuşturulacak. Zaten yaptığımız araştırmalara göre Doğu ve Güneydoğu’da birinci ya da en azından ikinci olmayan bir partinin iktidar olması söz konusu değil. Çünkü bunun aynı zamanda batıyla da bir korelasyonu var.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu’nun taşıdığı bu her iki kimlik devletin ‘sakıncalı’ ilan ettiği kimlikler. Bu kimliklerini inkar etmeden siyaset yapmasına izin verirler mi?<br />
</strong>Türkiye’de süreç artık bu kimliklerinin inkarını aşmış durumda. Sorun bunları nasıl tanımladığınız, algıladığınız ve ne tür çözüm önerileri getirdiğinizle ilgili.</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu Kürt ve Alevi meselesinde nasıl bir politika izlemesini bekliyorsunuz?<br />
</strong>Peşinen bir şey söylemek güç. Daha önce yaptığımız özel sohbetlerde meseleyi bilen ve gerçekçi çözümler örenen bir yapısı olduğunu biliyorum. Nitekim daha önce bölgeye gittiğinde genel aftan söz etmesi de bundan. Ama Baykal bastırınca sesini çıkarmamıştı. Şimdi partinin başında biri olarak geçmişte gördüğü eksiklikleri giderebilir ve gerçekçi çözümlerle ortaya çıkabilir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Ulusalcılar adeta bir ayıptan kurtulmak için Kemal Kılıçdaroğlu’nu Türk yaptılar. Soy seceresini yayınladılar. Soner Yalçın gibi isimler. Bu nasıl bir psikoloji?<br />
</strong>Psikolojide aşağılık ve yükseklik kompleksleri var. Bunları yaşayanlar dönemlerine ve karşı karşıya kaldıkları durumlara göre devreye sokabiliyorlar bu komplekslerini. Herhalde Kürt ve Alevi birinin Cumhuriyeti kuran partinin başına geçmesini hazmedemedikleri için, sandalyesini değiştiremediklerinden kendisini değiştirmenin daha kolay yol olduğunu düşünüp böyle abesle iştigal bir çözüm yoluna gitmiş olmalılar.</p>
<p><strong>CHP’nin yeni yönetimini nasıl buluyorsunuz?<br />
</strong>Bir değişiklik var ama bu değişikliklerin değişim olup olmadığını zaman gösterecek. Çünkü demokrat isimlerin yanında ulusalcı isimler de var.</p>
<p><strong>CHP- BDP koalisyonu konuşuluyor. Bu mümkün mü?<br />
</strong>Siyasette her şey mümkün. Eğer Kürt sorununu çözme konusunda bir irade gösterilecekse neden olmasın. Bu sorun çözülecekse bunu da gökten zembille inen biri değil, mevcut bir parti çözecek. CHP bu mevcutlar içinde konjonktüre ve akla en yakını. Kürtler de ellerini buna göre kullanmalı.</p>
<p><strong>CHP, Kürt sorununda politik bir değişikliğe gidecek mi? Giderse bunun nasıl olacak?<br />
</strong>Bunun olabilmesinin üç adımı var. Liderliğin bunu benimsemesi. Buna göre projelerin üretilmesi ve bunu uygulayabilecek kadroların devşirilmesi. Kürt politikasının değiştirilmesi, kadroları ona göre tahkim etmesi. Daha da önemlisi, söylem ve eylemlerini buna uyarlamak zorunda CHP.</p>
<p><strong>Baykal’a çekilen operasyon esasında AKP’ye çekildi görüşüne katılıyor musunuz?<br />
</strong>Şimdilik öyle görünüyor. Çünkü Erdoğan’ı götürmenin yolu Baykal’ı götürmekten geçiyordu..</p>
<p><strong>ABD, AB, liberaler, AKP ve Erdoğan’a verdikleri desteği çekiyorlar mı?<br />
</strong>Süreç hızlanırsa bu daha da belirgin ortaya çıkacak.</p>
<p><strong>Bu operasyonun Erdoğansız, AKP’siz iktidar projesi olduğu söyleniyor?<br />
</strong>Erdoğan içerde işsizliği önleyemedi, beyaz sermayeyi ve basının önemli bir kısmını karşısına aldı. Kürt sorununu çözemedi. Sorunları tespit etti ama onları çözmek için gerekli adımları atmadı. Dışarda ise sanki Türk- Arap-İslam dünyasının lideri gibi davrandı. Bir taraftan AB’ci gibi davranırken, öbür taraftan Türkiye’yi İslam dünyası ile kaynaştırmaya çalıştı. Belki ilk dönemler içerdeki iktidarını pekiştirmek için AB ve ABD ile yoğun ilişkiler kurdu ama eli güçlenip iktidarı uzadıkça daha minnetsiz davrandı. Bu da bahsettiğim kesimleri kızdırıp kaygılandırdı. Bir fırsat kollayanlar bunu Kılıçdaroğlu’yla yakaladığını düşünerek yüklenebilirler.</p>
<p><strong>Siyasete yeniden balans ayarı yapılırken bölgede yeniden operasyonlar başladı ve can kayıpları da yaşanıyor. Erdoğan, Habur sürecinde ‘başa döneriz’ demişti. Olan bu mu, 90’lı yıllara geri mi dönülüyor?<br />
</strong>Tarihte ayniyle tekerrür yoktur. Ancak iktidar, Kürt açılımı çıkışıyla doğru bir adım attı fakat akabinde bunu PKK’yi tasfiyeye dönüştürerek boğdu. Oysa söz konusu çözümse bu ancak müzakere ve diyalogla olabilir. Tasfiyeyle olmaz. Barış darken savaşı tahrik etmemek gerekir. Kimse sıkılı bir yumrukla el sıkışamaz.</p>
<p><strong>Ama sıkılı yumruğun nedenleri ortadan kalkmış değil.<br />
</strong>Siyaset dinamik bir süreç. Bazen bir yıl kısa bir saat çok uzun bir zaman dilimidir siyasette.</p>
<p><strong>‘Demokratik açılım’ adıyla başlatılan süreç neden işlemedi? Arka planında başka bir hesap mı vardı?<br />
</strong>Çözüm yerine kendi çözümünü dayatırsan bu iş yürümez. Çünkü çözüm iki tarafın üstünde anlaşacakları bir perspektifle ancak mümkün olur, bir tarafın dayatmasıyla olmaz. PKK, süreci ‘tasfiye’ olarak değerlendiriyor. İçişleri Bakanı da bunu doğruladı. Kürt sorunu çözülecekse PKK ve Öcalan yok sayılarak çözülebilir mi? Bu mümkün değil. Çünkü barışı ancak çatışan taraflar gerçekleştirebilir. Bu süreçte BDP, Kürt sorunundaki demokratik hak ve talepleri müzakere edebilir, ama silahların susması PKK dışlanarak, Öcalan dikkate alınmayarak nasıl yapılacak?</p>
<p><strong>Olması gereken ne olmalı?<br />
</strong>Burada esas olan şu: ortada 50 bin can kaybı ve kimine göre 400 milyar dolar, başbakan yardımcısı Cemil Çiçek’e göre etrafıyla beraber bir trilyon dolar bir kayıp var. Ayrıca, binlerce faili meçhul cinayet, binlerce boşaltılmış köy ve milyonlarca göç ettirilmiş insan ve onların her birinin hikayeleri tarjedileri. Üstelik varoşların kentler üzerinde yaratmış olduğu baskının getirdiği yeni sorunlardan bahsediyoruz. Bu sosyolojiye bölgedeki sorunlar, Kürt sorunu neden oluyor.</p>
<p>O halde Batman’ın, Van’ın ve Diyarbakır’ın sorunlarını çözmeden İstanbul’un, Mersin’in, İzmir’in sorunlarını çözemezsiniz. Buralar rahata ermeden, batı rahat bulamaz. O zaman işi fazla uzatmadan daha fazla bedel ödemeden çözüme gitmek herkesin yararına olacak. Üstelik Kürtlere verilecek haklar Türklerden bir şey götürmeyecek aksine onların daha gönençli yaşamasını sağlayacak. Beri taraftan silahlı mücadele artık günümüzde hak aranma yolu olmaktan çıkmış durumda. Siyasal mücadele uygar dünyada karşılık buluyor. O nedenle her iki tarafın bunları düşünerek, empati yaratarak birbirine yaklaşması gerekir. Öncelikle niyet önemli. Kant, niyet yapmanın yarısıdır diyor. Sonra empati yapılmalı. Türkler, Kürtlerin mağduriyetini görmeli anlamalı, Kürtler de Türklerin hassasiyetlerine dikkat etmeli. Barışı zehirleyen savaş dili terk edilmeli. Özgürce konuşma ortamı yaratılmalı. Bu psikolojik altyapı oluşturulduktan sonra somut adımlar atılmalı, yasal ve anayasal değişiklikler bunun üstüne inşa edilmeli.</p>
<p><strong>Anayasa paketi referanduma gidiyor. Bu sıkışmışlık içinde Erdoğan erken seçim diyebilir mi? Ya da siz erken seçim bekliyor musunuz?<br />
</strong>Bu sene için bir erken seçim beklemiyorum. En erken yapılacak bir seçim belki zamanından 2-3 ay önce yapılabilir. Bu da gelecek sene bahar sonu, yaz başı demektir.</p>
<p><strong>Önümüzdeki aylarda ve yıllarda Kürt sorununda nasıl bir değişim bekliyorsunuz? Çözüm nasıl olacak, devlet ne yapacak?<br />
</strong>Kürtlerin bir lafı var; “bozulmadan yapılamaz” diye. Ben bu giderek bozulan sürecin seçim sonrası bir raya girmesi konusunda umutluyum. Başka türlü gitmez.</p>
<p><strong>ERDAL ER<br />
</strong>rojrost@hotmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/kilicdaroglunun-dersime-borcu-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyot Gibi Açığa Çıkmak &#8211; Ahmet Hakan</title>
		<link>http://www.munzurca.com/iyot-gibi-aciga-cikmak-ahmet-hakan/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/iyot-gibi-aciga-cikmak-ahmet-hakan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 21:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet aslan tse meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet hakan]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[tunceli sivas erzincan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1309</guid>
		<description><![CDATA[ESKİ bir Yargıtay üyesi olan Cevdet İlhan Günay, Zaman Gazetesi’ne verdiği röportajda şöyle demiş: “Hâkim arkadaşlarımız derlerdi ki, bir yere gelebilmek için TSE damgalı olmak lazım. TSE ama açılımı Türk Standartları Enstitüsü değil. Onun açılımını ‘Tunceli Sivas Erzincan’ şeklinde yaparlardı.” Eski Yargıtay üyesinin pek de saklama ihtiyacı duymadığı dilinin altındaki bakla şudur: Yüksek yargıyı Aleviler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/1319.jpg" rel="shadowbox[post-1309];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1310" title="ahmet hakan" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/1319.jpg" alt="" width="420" height="290" /></a><br />
ESKİ bir Yargıtay üyesi olan Cevdet İlhan Günay, Zaman Gazetesi’ne  verdiği röportajda şöyle demiş:</p>
<p>“Hâkim arkadaşlarımız derlerdi ki, bir yere gelebilmek için TSE damgalı  olmak lazım. TSE ama açılımı Türk Standartları Enstitüsü değil. Onun  açılımını ‘<a href="http://www.munzurca.com/K/tunceli-sivas-erzincan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with tunceli sivas erzincan">Tunceli Sivas Erzincan</a>’ şeklinde yaparlardı.”</strong></p>
<p>Eski Yargıtay üyesinin pek de saklama ihtiyacı duymadığı dilinin  altındaki bakla şudur:<span id="more-1309"></span></p>
<p>Yüksek yargıyı Aleviler ele geçirdi!</p>
<p>*  * *</p>
<p>Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da bu  “Eski Yargıtay üyesi” ile aynı kafada.</p>
<p>O da “Yüksek yargı  Alevilerin kontrolünde&#8230;” fikrini benimsiyor.</p>
<p>Köşe yazısında  “Yargıda <a href="http://www.munzurca.com/K/tunceli-sivas-erzincan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with tunceli sivas erzincan">Tunceli Sivas Erzincan</a> yapılanması var” saptamasına hararetle  sahip çıkıp destek veriyor.</p>
<p>Ekrem Dumanlı’ya göre de&#8230;</p>
<p>Yüksek  yargı mensupları Alevi oldukları için “laiklik yanlısı” çıkışlar  yapıyorlar.</p>
<p>* * *</p>
<p>Soruyorum:</p>
<p>“İyot gibi açığa  çıkmak” bu değilse nedir?</p>
<p>Yüksek yargıçların laikliğin  bekçiliğine soyunmalarını sorunlu bulabilirsiniz.</p>
<p>Yüksek  yargıçların laikliği çok katı bir şekilde yorumladıklarını söyleyip  eleştirebilirsiniz&#8230;</p>
<p>Yüksek yargıçların dinin toplumsal hayat  içindeki yeriyle ilgili yorumlarına şiddetle itiraz edebilirsiniz.</p>
<p>Yüksek  yargıçların ideolojik bir yaklaşım içinde bulunduklarını  söyleyebilirsiniz.</p>
<p>Ama&#8230;</p>
<p>Onların bu tür yaklaşımlarda  bulunmalarını, “Sivas’ın, Tunceli’nin, Erzincan’ın Alevisi oldukları  için böyle yapıyorlar&#8230; Alevi olmasalar böyle yapmazlar&#8230;” diye<br />
açıklarsanız,  iyot gibi açığa çıkarsınız.</p>
<p>* * *</p>
<p>Evet, evet&#8230; İyot gibi  açığa çıktınız.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>En iyisi maddeler halinde  anlatayım:<br />
<strong><br />
- BİR:</strong> Alevilik konusundaki gerçek  düşüncenizi ortaya koyarak&#8230; Bu zamana kadar kurduğunuz bütün o süslü  püslü “Alevi kardeşlerimiz&#8230;” söylemini çökerterek&#8230;<br />
<strong><br />
-  İKİ:</strong> O muhteşem ve şaşaalı “Alevi açılımı”nın yerini, “TSE’nin  açılımı&#8230;” türünden kaba saba benzetmelere bırakarak&#8230;<br />
<strong><br />
-  ÜÇ:</strong> Mezhep ayrımcılığı yaptığınız yetmezmiş gibi coğrafi  ayrımcılık yaptığınızı da ikrar ederek&#8230; Bazı şehirleri tasnif edip  yaftalayarak&#8230;<br />
<strong><br />
- DÖRT:</strong> Komplocu bir zihne sahip  olduğunuzu göstererek&#8230; Elinizde herhangi bir veri olmaksızın yüksek  yargının çıkışlarını “Alevi komplosu” ile izah etmeye kalkarak&#8230;<br />
<strong><br />
-  BEŞ:</strong> İnsanların mezheplerinden, doğdukları kentlerden,  kökenlerinden bağımsız olarak bir ideolojiye bağlanamayacaklarını  düşündüğünüzü ortaya koyarak&#8230; “Alevi demokrat yargıç”ın da, “Sünni  Kemalist yargıç”ın da olamayacağını ima ederek&#8230;<br />
<strong><br />
- ALTI:</strong> Sünni İslam anlayışına aykırı ne kadar iş varsa, bu işlerin arkasında  Alevi parmağı olduğunu düşündüğünüzü ortaya koyarak. En hafifinden  Aleviliğin aslında İslam’ın çok uzak bir halkası olduğu fikrine sahip  olduğunuzu göstererek&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Sadece iyot gibi açığa  çıkmadınız tabii&#8230;</p>
<p>Aynı zamanda bir ayıba ve skandala da imza  attınız.</p>
<p>Hadi geçmiş olsun.</p>
<p><strong>AHMET HAKAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/iyot-gibi-aciga-cikmak-ahmet-hakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salyangoz, Bitki Ve İnsan&#8230;</title>
		<link>http://www.munzurca.com/salyangoz-bitki-ve-insan/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/salyangoz-bitki-ve-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 09:07:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Birki]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Salyangoz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1297</guid>
		<description><![CDATA[Bir dostum vardı yıllar yıllar öncesinden. Bir gün heyecanla; Dostum seradaki tüm bitkiler buruşmuş, solmak üzere” dedi. Üniversite içindeki bu seraya beraber gittik ve gördüğüm manzara gerçekten korkunçtu. Tüm bitkiler kendini salmış, yapraklar aşağıya düşmüş, renkleri sararmaya yüz tutmuş. Hani insanın hayata küsüşü var ya, hani eli kolu tutmaz ya, hani küstür ya işte öyle. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/Salyangoz.jpg" rel="shadowbox[post-1297];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1296" title="Salyangoz" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/Salyangoz.jpg" alt="" width="516" height="535" /></a></p>
<p><strong>Bir dostum vardı yıllar yıllar öncesinden. Bir gün heyecanla; Dostum seradaki tüm bitkiler buruşmuş, solmak üzere” dedi. Üniversite içindeki bu seraya beraber gittik ve gördüğüm manzara gerçekten korkunçtu. Tüm bitkiler kendini salmış, yapraklar aşağıya düşmüş, renkleri sararmaya yüz tutmuş. Hani insanın hayata küsüşü var ya, hani eli kolu tutmaz ya, hani küstür ya işte öyle. Üç günlük tüm araştırmalara rağmen bunun nedeni bulunamadı. Nem oranı aynı, su aynı, güneş aynı ama çiçeklerde küs hali devam ediyor ve nedenini kimse anlayamıyor. Üçüncü gün sonunda üniversite asistanlarından biri dostuma gelip bir itirafta bulunuyor. “Hocam çiçeklerin o hale girmelerinden galiba biz sorumluyuz. Çünkü o gece serada salyangoz pişirdik. Kaynar suyun içine attığımız salyangozlar öylesine çığlık atmıştı ki çiçekler solmaya başlamıştı”<br />
Evet işin aslını öğrenmiştik, salyangozlar kaynar suya atılırken her canlı gibi feryat eder. Ve o ses gerçekten “insanın” yüreğine işler, hiç duydunuz mu bilmiyorum? Ben daha sonra bir fabrikada duymuştum o sesi.<br />
Ve çiçekler, nasılda duyarlı, nasılda narin, nasılda duygulu. İnsanlar kadar diyemeyeceğim, çünkü insanlar çiçek olmayı öğrenemedi. Bizler salyangozu severiz, ya kendimize aksesuar yapmak için ya da vitrinimizi süslemek için ha birde son zamanlarda kozmetik olarak oldukça gözde bir krem. Yani yüzümüze sürmeyi de severiz ya da farkında olmadan ayağımızın altında “çıt” sesi ile yok ederiz. Nereden aklıma geldi, evrendeki insan duyarsızlığından, ya da duyarlı gibi gözükerek; dudağımızın kenarına kondurduğumuz sahte maskeden. İnsanlara bakıyorum da herkes hayvan seviyor, çocuk seviyor, kadın seviyor, çiçek seviyor, evren seviyor, evrensel normları seviyor, ezilenleri seviyor… ama dünya her geçen gün ayaklarımızın altında ezilen salyangozun “çıt” sesi ile yankılanıyor. Peki neden daha yaşanılası bir Dünya’ya kavuşamıyoruz. Çünkü biz salyangozu aksesuar olarak, yada yüzümüze maske olarak kullanmayı seviyoruz, yani her şeyimiz gibi sevgilerimizde sahte, ya da sadece aksesuarken değerli. İşte şu aşağıdaki yazı ayağının altında “çıt” sesini duyamayanların bu günki yansıması.<br />
Ey liderler, liderler sofrasında oturan dalkavuklar ve onları hayranlıkla izleyen şakşakçı yalakalar! Tüm mazlumların ahı üzerinizde olsun. Ey efendiler; çıkarlarınıza çanak tutanlar, sizin adınıza silah kuşananlar, silah kuşananları alkışlayanlar, onların bu katliamına haklı gerekçeler bulanlar, ölmüş tüm bebelerin ahı üzerinizde olsun. Tecavüze uğrayarak kirletilen onurların acıları, şehvetiniz için kesilen cinsel organların utancı, uçları kesilmiş memelerden akan; kanlı sütlerin ahları üzerinize olsun.<br />
Siyasal, ekonomik, statü ve aç nefis uğruna; onca çocuğun katledilişi üzerinden payandalanan namussuzlar, söyleyin bana bir bebeğin gözündeki hayat ışığından daha değerli ne olabilir? Küçücük bir kız çocuğunun parçalanmamış hayallerinden ve yağmalanmamış vücudundan daha kıymetli hazine olabilir mi? Bir bebeğin ucu kesilmemiş memeden içeceği ak sütten daha temiz, daha besleyici ne olabilir? Anne ile bebek arasındaki o muhteşem bağdan daha iyi barış olabilir mi?<br />
Ey kan ile servetine servet katan tanımadığım ırkın köpekleri? Hangi anne bebeğine bakarken; bebesini sırf ırkından dolayı besler. Hangi anne oğlunun, kızının acısını mezhebine, rengine göre yüreğinde devşirebilir. Ey katliamcıları alkışlayarak onlara güç veren dalkavuklar, asalaklar hangi çocuk sizin çocuğunuzdan daha değersiz olabilir? Hangi hakla kimin çocuğunun öleceğine karar verebilirsiniz siz. Koltuklarını sağlamlaştırıp tüm gücü elinde bulundurma uğruna; sizi kamplara bölen uşaklara daha ne kadar alkış tutacaksınız. Kendi canını kurtarma uğruna başkasına yalvarırken, sizin çocuklarınızı savaş alanlarına süren liderlerin arkasından daha ne kadar gideceksiniz. Ey körelmiş gözlerin sahipleri, ey kararmış vicdanı yük olarak taşıyan bedenlerin efendileri, ey bilime ve insanlığa sırtını dönen düşmanlığın körelttiği zavallılar, kaç çocuk daha ölmeli sizin savaşınız için. Şehitlik ve kahramanlık masallarına daha ne kadar inanacaksınız? İyi olan her şeyi yağmalayan efendiler neden şehitliğe, kahramanlığa koşmazlar, çocuklarına ve kendilerine neden sonsuz mutluluk olan cenneti istemezler?<br />
Ey bir parça toprak uğruna yüzyıllarca omuz omuza yaşadığı komşusunu katleden insan! Onun dili, inanışı, rengi senin için ne kadar farklılık gösteriyorsa seninki de o derece farklıdır. Bu farklılıklar sana ayrıcalık tanıyıp, bu toprağın efendisi olma hakkı tanırken nasıl oluyor da başkasının hakkına kölelik düşüyor?<br />
Ey toprağa doyamayan aç sefil, zenginlik; sevgidedir, dostluktadır, onurdadır, barıştadır ne zaman öğreneceksin bunu? Zenginlik, kahkahalar atarak farklı renkteki çocukların aynı oyundan aldıkları zevktedir. Zenginlik, tenin tene değişindeki mutlulukta, ten sıcaklığında, arzudadır. Sen bu duyguları bildin mi? Tanıdın mı zavallı yaratık.<br />
Ey bu topraklara adım atmayanlar! Bu topraklar üzerinde tek bir ağaçta emeği olmayanlar! Bu coğrafyanın çocuklarının saçlarını bir kez olsun okşayamayanlar. Tütün kokan bir eli öpmeyenler, nahır kokan bir entarinin omuzlarında niyazı tanımayanlar! Nasıl oluyor da bu coğrafyayı, bu insanları, bu toprağı en çok siz seviyorsunuz? Farklı toprakların sefasını çekerken, cefakâr bu halk adına savaş çığırtkanlığı yapıyorsunuz. Parçalanmış bir çocuğun hayatı üzerinden size barış sunanlar, tecavüz edilmiş bir kadının kirlenmiş ruhu üzerinden size huzur sunanlar, hiç bitmeyen acılar ve hüzünlü hayat üzerinden size güneşi andıran barışı sunanlar; onursuzdur. Onursuzların sunduğu barış ve güneş de onlar kadar onursuzdur. Karanlık kuytuların siyah noktaları olarak “ben güneşim” diye bağıranlar, komşusunu, kendine sığınanları; efendilerine şirin gözükmek için boğazlayanlar, sonra da mallarını yağmalayanlar sizden daha kötü ne olabilir şu evrende.<br />
Duvara sıçramış bir çocuğun kanından daha kötü ne olabilir? Bu kandan sonra hangi barış annenin yüreğinden acıyı söküp atabilir! Ey eline silah alanlar; kullanan olmadıkça silah üretilmez. Ey efendiler adına savaşa giden uşaklar, kul olmadan savaş olmaz.<br />
Ey barışı ve çocukların acılarını dosyalara sıkıştırıp, işlerine gelince raflardan indirip-kaldıran ve pazarlıklarda koz olarak kullanan efendiler, tüm çocukların acıları üzerinize olsun. Cezaevlerinde tek başına, savunmasız, yağmalan bedenlerinin ve ruhlarının ahları üzerinize olsun!<br />
Sen insan olamadıkça, kendi kaderini değiştirmek için mücadele etmedikçe; efendiler yazar senin kaderini ve sen şükretmekle yetinirsin… Ey duvarlar arasına kendini ve hayatını sıkıştıran, hayallerle beslenen zavallı insan, kalk yerinden ve gerçeklerin arasına dal, dal ki gerçeği göresin! Evrende binlerce güzellik ayak altında “çıt” diyerek feryat etmekte!!!</strong></p>
<p><strong>Remzi Aydın</strong></p>
<p><strong>08.04.2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/salyangoz-bitki-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GİZEMİN GİZİ</title>
		<link>http://www.munzurca.com/gizemin-gizi/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/gizemin-gizi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 14:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politik]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[dersim38]]></category>
		<category><![CDATA[Gizemin gizi]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Süngü]]></category>
		<category><![CDATA[Tüyap Kitap Fuarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[Size bir hikâye anlatacağım. Psikolog bir arkadaş; muayenehanesinde çocuk psikoloji ile ilgili kitap okurken, bir kadın içeriye girmiş. Ekonomik seviyesi oldukça iyi olan ve giyimi, kuşamı ile albenisi olan bir kadın. Doktor’un elindeki kitaba bakarak; “ay ben bunların hepsini de biliyorum… Sizde de aynı kitaplardan varmış.” demiş. Doktor da kadına bakarak; “çocuğunuzdan belli” demiş. Çocukta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1121" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/Remzi.jpg" alt="Remzi" width="604" height="427" /></p>
<p><strong>Size bir hikâye anlatacağım. Psikolog bir arkadaş; muayenehanesinde çocuk psikoloji ile ilgili kitap okurken, bir kadın içeriye girmiş. Ekonomik seviyesi oldukça iyi olan ve giyimi, kuşamı ile albenisi olan bir kadın. Doktor’un elindeki kitaba bakarak; “ay ben bunların hepsini de biliyorum… Sizde de aynı kitaplardan varmış.” demiş. Doktor da kadına bakarak; “çocuğunuzdan belli” demiş. Çocukta aileden kaynaklı ciddi psikolojik sarsıntılar varmış zira.</strong></p>
<p><strong>Anlattığım hikâye sadece o kadınla sınırlı olsaydı keşke ama değil. Toplumun büyük kesiminde olan bir hastalık maalesef. Bende beylik bir söz edeceğim, diyeceğim ki seksen ihtilalının bizde yarattığı en ciddi “vurgun” buydu işte. Hani işkencelerin iğrençliğini, cezaevi şartlarını ve orada yaşanılan olumsuzlukları hepimiz bir şekilde gözlemledik. Hatta son zamanlarda nasıl olduysa! Sık sık dizilerde de karşılaşır olduk! Gerçi bir çok şeyle karşılaşıyor ve şaşkınlık içinde el çırpıyoruz, sadece söylemlerden bile etkilenip insanları övüyoruz. En son ne zaman yapmıştık bunu? Bir adalet bakanı çıkıp;” evet işkence yapılmıştır” dediğinde, ya ne muhteşem adam bak kabul etti! Peki değişen ne oldu? İşkence bitti mi? Şu anda aklıma geldi, gericilikten şikâyet eden cumhuriyete sıkı sıkıya sarılan insanlara sormak gerekir? Seksenlerde <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’in her köyüne zorla cami yapan insan kimdi ve rütbesi neydi? Bak yine konu farklı mecralara kayıyor toparlamalıyım hemen! Sonra ne mi oldu? Toplum olarak beyinsel felçli olduk. Okumaktan korktuk, okuduğumuzu yorumlamaktan, akıl süzgecinden geçirip hayata aktarmaktan mahrum kaldık. Bazen kendi kendime bir korkuya kapılıyorum. Birileri bize süs bebekleri yapıyor, oynayıp sıkılınca bir kenara atalım diye. Ve bu bebekler seri halinde yapılıyor. Cezaevinde işkence bebekleri, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">dersim</a> katliamı bebekleri, Pir Sultan bebekleri, Madımak bebekleri, Çhe bebekleri v.b İçi boşaltılmış, duygu ve özden uzak süs bebekleri ile devrimcilik yapıyoruz ama farkında değiliz. </strong></p>
<p><strong>Ben ilericiyim, devrimciyim, sosyalistim, komünistim, şeriatçıyım, Fettullahçıyım, tarikatçıyım vs aklınıza ne gelirse gelsin hepsinde gelişen bir hastalık bu. Bir toplum düşününki yılda yüz kişiye bir kitap düşsün ve herkes her şeyi biliyor olsun. Veli okula geliyor, öğretmenden daha çok şey biliyor. Hasta doktora gidiyor ama teşhisi zaten kafasında koymuş olsun, hastalığını da biliyor olsun. Kapıdaki görevli, başhekimden daha fazla yetkilerle donatıldığını hareket ve tavırlarıyla sergiliyor olsun. Ama yine aynı toplum, televizyonda yemekteyiz ve kaynanalar diye uyuşturucudan günde sekiz saat alsın. </strong></p>
<p><strong>Dinsel yönleri ile öne çıkanlar, efendilerinin aklı ile düşünüp onların ağzıyla konuşsun. Oysa kaynağın ilk çıkış noktası olan Kuran-ı kerimden bihaber. Kaynağı tanımadan, ona sızmaya çalışan kirli ırmaklardan susuzluğunu giderirken, en temiz sularla beslendiğini iddia edip dursun. Arabistan da iki yıl üst üste hurmalar meyve vermemiş. Halk toplanıp Hz. Muhammed’in huzuruna çıkmış. Ya Muhammed bu yılda ürün alamazsak perişan oluruz, ne yapacağız bize akıl ver demişler. Peygamber’de onlara hurmaları budamalarını öğütlemiş. Halkta hurmaları budamış ve bir yıl sonra tekrar mahsul olmayınca, birazda incinerek Peygamberin yanına varmışlar; “dediğini yaptık ama yine mahsul olmadı” demişler. Peygamber de; “ben çiftçi değilim sadece size bir öneride bulundum” demiş.</strong></p>
<p><strong>Solculara gelince ya da ilerici olduğunu söyleyenlere, biraz daha ağır olacak eleştirim. Çünkü dini inançlarla ilgili düşüncelerde kayıtsız şartsız itaat vardır. Bir nevi tebaalık ile beslenen bir düşünce sistemidir. Ama ilericilik bilimsellikle beslenir, yüzü hep ileriye dönüktür. Ama bu geçmişin inkârı, yok sayılması anlamına da gelmemelidir. Geçmiş ile geleceği harmanlayabilmek, işlevi biten dalları budayabilmek işte ana tema budur. </strong></p>
<p><strong>Tüyap’ta kitap fuarında iki tane delikanlı geldi standa. “Dini eleştiren kitap olarak neyi tavsiye edebileceğimi “sordular. Ne diyeceğimi şaşırdım, nasıl bir kitap verebilirdim! Eğer Kuran-ı kerim, ya da İncil veya herhangi bir kutsal kitap olsaydı inanın birini hiç çekinmeden verebilirdim. Tanımadan eleştirmek, sindirmeden yadsımak yok kabul etmek bu hangi duygunun iz düşümü. Eski bir dostum vardı, uzun süre içerde kalmış hâlâda kendini sosyalist olarak adlandıran bir dost. Bir gün bana dedi ki; “geriye dönüp baktığımda bu süreçte kendime ne kadar uzaklaşmışım. Kendine uzaklaşmak, bunun altında yatan gizem ise onun keşfedebileceği bir duygu. O sır; ancak onun okuyabileceği bir mektupta yazılı” Bir insan hem sosyalist hem de doğaya tapan biri olamaz mı? Bir insan hem komünist hem de bir kadına yoldaşına aşık olamaz mı? Bir insan hem devrimci, hem de kendi köküne sıkı sıkıya bağlı olamaz mı? Hem ilerici olup hem de 38’in acısını yüreğinde hissedemez mi? Devrimci olup, beş asır önce yaşayan Pir Sultan’ın düşüncelerini benimseyemez mi? Yağmalamak kötüdür, insanların elinden değerlerini çalmak yağmalamaktır. Ya daha iyisini vereceksin ve bunu yaparken kişinin rızalığını alacaksın, ya da hiç dokunmayacaksın. </strong></p>
<p><strong>Gericiler iki şeyi yağmalar; hem bu dünyalığınızı hem de bu dünyalığa göz dikmemeniz, kaderinizmiş gibi sömürülmeyi kabullenmeniz için geleceğinizi yağmalar ve siz bunu fark edemezsiniz. Size huriler ve sonsuz yiyecekler sunar olmayan cennette. Bu dünyanızda, öbür dünya diye hazırlandığınız cennetinizi de yağmalar bu arada. Hatta bu uğurda sizi kendine katil olarak tutar, insanlar yaktırır, katliamlar yaptırır ve siz katliamdan zevk alan mutlu olan tek yaratık olarak tarihe geçersiniz, çünkü doğada katliamdan mutlu olan başka bir yaratık yoktur. Sivas’da diri diri çocuklar ve aydınlar yakılırken; çığlıklardan zevk alarak, alkış tutabilecek yaratık işte bu sistem ile yaratılır. Dersimde 38 de yapılan katliamda, bebeği bacaklarından tutarak havada bir iki sefer savurduktan sonra kafasını bir kayaya vurarak parçalayan komutan, ölmüş annesinin memesinden emdikten sonra kumda oynayan bebeği süngüleyen asker, yüzlerce kadını ve çocuğu bir odaya doldurup gaz bombası ve mitralyözle taratan kafa ve uygulayıcıları böyle yetişir. Düşününki, erkekleri o anda dere kenarında kurşuna dizilirken bundan habersiz kadınlar askerlere ayran ikram ediyor ve biraz önce elinden ayran alıp içtiği kadını daha ayranı bitmeden kurşuna diziyor, böyle bir yaratılmış hangi sistem, hangi düşünce ile beslenir ve büyür?</strong></p>
<p><strong>Faşizme karşı durduğunu iddia eden insanlar; kendi milliyetçiliğini kendi ırkçılığını yapmaya başlamış. Herkes felsefeci, psikolog, sanat uzmanı, eleştirmen, yazar, ressam oluyor. Susmak bazen en büyük erdem, suskunca izlemek beslenmenin bir başka yolu. Oysa biz bu tevazuu bile gösteremiyoruz, oysa bilenler zaten bağırarak “biz bilmiyoruz” diye feryat ediyor. “Ben bilmiyorum” diye feryat eden insanların sözlerini; haraç mezat paraladıktan sonra biz bağırıyoruz “ben biliyorum”. Bilgisizliğinde bilgisizliğini pazarlıyoruz oysa. </strong></p>
<p><strong>Neden toplum olarak sözsüz müzikten haz almayız, neden klasik müziği sevmeyiz? Yo öyle ben severim deme! Çünkü yine bu topluma sorarsan herkes klasik müziği çok seviyor, nerede? Başkasının yanında. Yalnızken yine kendi aç ruhu için modası geçen müziklerle besleniyor. Sonra notalara neden sözden bir don biçeriz, sorguladınız mı? Çünkü biz “Gizem’e, keşfedilmeyi bekleyene” katlanamayız, isteriz ki her şeyi ile kendini bize sunsun, apaçık ortada kalsın ve biz beleşçe lüpletelim. Oysa notaların bize öğretildiği gibi, do, re, mi ile arasında bağda yoktur. Her ses kendisine ait gizemi içinde barındırır. Bırakın herkesin dünyasında, yüreğinde, ruhunda kendine ait keşfedilme özgürlüğünü yaşasın. Bu bile bize zor gelir, işin içinden çıkılmaz bir hâle dönüşür. Yedi ses, yedi iklim, yedi renkli çiçek, yedi kat gök, yedi kat toprak, yedi kaynak suyu, yedi haleli yıldız, yedi ulu bırakın herkes yedi notayı yüreğinde ve bilgilerinde, tecrübelerinde şekillendirsin ama bu şekillendirme yağan milyonlarca karın bir birine benzediği kadar aynılaşsın. Birbirine çarpmadan yeryüzüne insin ama birbirine hiç benzemesin yinede birleştiğinde muhteşem tek vücuda dönüşebilsin. Ne gibi mi? Farklı ruh yapısındaki milyonlarca insanın bedensiz hali gibi. Ne gibi mi? Doğadaki milyonlarca yaratılmışın muhteşem ahengi gibi. Ne gibi mi? Toprağa karışmış binlerce insanın uyuduğunu düşündüğümüz mezarlar gibi. Bir vadideki yüzlerce farklı çiçeğin, tek bir örtüde kendi özgün kişiliğini kaybetmeden, bütünün parçası olma olgunluğunu cesaretle ortaya koyabilmesi gibi.</strong></p>
<p><strong>İnsanları yağmalamak kadar kötü bir eylem olamaz. Hele bunu ilericilik ve devrimcilik adına yapıyorsan gericilerle aranda hiç fark kalmaz. Ve herkes her şeyi bilme lüksüne sahip değildir… Uzun lafın kısası, her şeyi bilmek, her düşünceye yorum yapmak ancak cahillerin işidir. Hele de bunu yaparken başkalarının beyni ve sözcükleriyle yapmaya kalkışmak zırcahillerin işidir. Bilmenin bilgisizliğinde yıkanmak; insanı kirletir… Kirlenmeyin…</strong></p>
<p><strong>Remzi Aydın</strong></p>
<p><strong>22.11.2009</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/gizemin-gizi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANA RAHMİNE GERİ DÖNÜN</title>
		<link>http://www.munzurca.com/ana-rahmine-geri-donun/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/ana-rahmine-geri-donun/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 10:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politik]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Rahmi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Tüyap Kitap Fuarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1095</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’a bir kez daha yolum düştü. Geçen yıl Frankfurt Kitap Fuarı için davetli olarak bir toplantıya gitmiştim. Ve bu yıl Tüyap Uluslar Arası İstanbul Kitap fuarına katıldım. Fuardan bahsetmeliyim öncelikle. Daha önceki yıllara göre katılım oldukça az. Ekonomik krizlerde toplum olarak; ruhumuzun besinini hemen kısarız ve öyle de yapmışız. Fuzuli masraf diyerek kültürel etkinliklerden uzak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1094" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/kitap.jpg" alt="kitap" width="308" height="400" /></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>İstanbul’a bir kez daha yolum düştü.<span> </span>Geçen yıl Frankfurt Kitap Fuarı için davetli olarak bir toplantıya gitmiştim.<span> </span>Ve bu yıl Tüyap Uluslar Arası İstanbul Kitap fuarına katıldım. Fuardan bahsetmeliyim öncelikle. Daha önceki yıllara göre katılım oldukça az. Ekonomik krizlerde toplum olarak; ruhumuzun besinini hemen kısarız ve öyle de yapmışız. Fuzuli masraf diyerek kültürel etkinliklerden uzak durduk. </span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small">Okurlarımla tanışma şansım oldu, iki televizyonda söyleşi ve dostlarla muhabbet.<span> </span>Dostlar diyorum çünkü telefonla ve mail aracılığı ile hitap etme şeklimiz bu. Oysa kavramlara farklı anlamlar yüklemek galiba zayıf noktamız. Duyguların içini boşaltırken sözcüklere olmayacak anlamlar yükleriz. Bu arada vakit buldukça; yazarların söyleşilerini dinledim, onlarla birebir sohbetler ettim. Yeni kitapları inceledim ve şartlarımı zorlayarak bu kitaplardan almaya gayret ettim.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Dostum; arkadaşım, yoldaşım; bu sözcükler yeni elbiseler giyinmiş ama ben fark edememişim. Giyinmeyi öğrenemedim, çıplak gezmeyi de sevdim mi ne? </span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Tüyap’da gençleri izledim. Hani şu hayran hayran baktığımız yazarlara yaklaşımlarını gördüm. Uzaktan ama hayran hayran. Cesaret edip sorgulayamadığımız ağabeyler, ablalar…<span> </span>Yaaa ben ne anlatıyordum? Yine karıştı! Duygular diyordum, anımsadım. Kaybolan ama süslenerek kucağımıza atılan oyuncak duygular.<span> </span>Otobüslerde gidip gelirken ayakta uyuyan insanlar gördüm, gülmeyen ve her an tetikte olan insanlar. Vahşi bir hayvan gibi, ya da vahşi doğada; her an yırtıcı bir hayvanın saldırısını bekleyen insan gibi. Ürkek, korkak, umutsuz, mutsuz insanlar. Sadece otobüstekiler değil, göbeğini kaşıyan, burnunu karıştıran, gömleğinin düğmelerini açıp kıllarını altın kolyeyle süsleyenler ve daha neler neler. Hepsinde de kaybolup giden bir şeyler var ve belki farkında bile değiller.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Beylik laflarla devrim yapan, düzeni değiştiren, önderliğe soyunan, yeni tebaalar yaratma hevesinde olanlar yani anlayacağınız ağalar, liderler, efendiler var. Uzaktan sahte bir tebessüm takarak suratına gülümseyerek selam verenler. Oysa gözleri çığlıklarla başka şey anlatıyor. Giyindirmeyi ne çok seviyoruz, bedenimize, gülüşümüze, konuşmamıza, tavırlarımıza ve duygularımıza yeni donlar biçmeyi ne kadar çok seviyoruz. </span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Hep mi böyleydi? Yo haksızlık etmenin anlamı yok. İçlerinde gerçekten gülmesini bilen insanlarda vardı, samimi, dostça, yalın duygularla sohbet ettiklerimde vardı. Esat <span> </span>dostumla uzun uzun sohbet ettim, keyif alarak felsefeyi, Alevilik inancını, sınıfsal hareketi paylaştığım dost. Hatta uzun uzun bu yıl Munzur Dağlarında bir gurup olarak yapacağımız araştırmanın programını, beklentileri, olabilecekleri paylaştık.<span> </span>Munzur’un sırrını çözebilecek yegâne insanlardan biri ve ben o anda orada olmak istiyorum. Geniş katılımlı bir kamp olacağa benziyor. 15-20 gün çadır ve doğa ile bu incelemeyi yapacağız. Jeolog, arkeolog, müzisyen, fotoğraf sanatçısı, yazar v.b den oluşacak bu çalışmanın planlarını yaptık.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Çimler ve dikenli otların ilişkisini bir kez daha yaşadım bu kentte. Çimler, dikenli otların büyümesine en fazla katkıyı yapan yaratılmıştır. Dikenli otlar henüz minnacıkken, onları bağrına basar; rüzgâr, güneş, sel, erozyon gibi etkilerden korur. Sadece bununla da yetinmez, kendi besinini bu minnacık otlara sunar. Sonra dikenli otlar büyür, büyür ve devasa bir şey olur. Bu seferde çimler başlarını göğe kaldırarak, hayran hayran bu dikenli otları izler ve izlerken de “ne kadar büyükler” der.<span> </span>Oysa dikenli otlar artık çimlerin suyunu sömürür, güneşini engeller ve tohumlarını bırakarak gelecek yıllarda orayı dikenli otlar tarlasına dönüştürür. Kendine yaşam alanı <span> </span>tanıyan zavallı çimler, yok olur. Evet dikenli otlar gördüm yukarıdan çimlere bakan ve çimler gördüm hayran hayran dikenli otları izleyen, kendisinden götürülenlerin farkında bile olmayan. Yine mi karıştı konu? Haklısınız zaten bu şehir bende hep karışık duygular uyandırıyor ve öylede oldu.</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Başlık ile yazı arasında ilişki yok değil mi? Farkındayım onu da bağlayıp gideyim. Polisin tel kafesleri var, kafeslerin bir tarafında protokol, öbür tarafta güzel duygularla Türkiye’nin her yerinden sel gibi akan gül yüzlüler. Yaşlı Kadının bir tanesi,<span> </span>içeriye girmek istiyor. Ama kapıdaki görevli haklı olarak kadını bırakmıyor, öyle istenmiş.<span> </span>O esnada basından da tanıdığımız bir kişi arkasında da yaklaşık on kişilik gurup ile kapıya geldi.<span> </span>Görevli tanıyamadı galiba, önce engelledi. Fakat bu şahıs görevliye ; “ben kimim biliyor musun?” diyerek, sert ses tonuyla konuşmaya devam etti, sonrada ekibini de alarak içeriye girdi. O anda dudaklarımın kıpırdadığını fark ettim. “Sen kimsin biliyor musun, anne rahminde tek damlasın.” Dedim. </span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Bir siyasetçi demiş ki; <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>…. Neden zorumuza gitti? Daha kötüsünü söyleyenler yok mu? Hatta içimizden biri olarak, bize küfredenler yok mu? Bizi haraç mezat pazarlayanlar yok mu? Festivallerde, siyasi arenalarda, meclislerde, sokaklarda bize ihanet eden işbirlikçiler yok mu? Belki her gün et aldığınız kasap, manav, market sahibi, ayakkabıcı… bu ülkede bunlardan çok. Dünyada bunlardan çok. Peki asıl sorun ne? Sorun galiba bizim çözemediğimiz iç hesaplaşmamız. Bu sözleri söyleyen insana bir şey demek aklımın ucundan bile geçmiyor, hatta kızamıyorum da. Oraya nasıl geldi? Kimler seçti? Nasıl beslendi? Çimler ey çimler! siz değimlisiniz onu oraya getiren. Size bir kene gibi yapışan bu dikenli otu besleyen siz değil misiniz? Kendine neden kızmıyorsun? Kendini neden sorgulamıyorsun? Kendini neden boykot etmiyorsun? Birazda ikiyüzlü müyüz ne? Eğer bir dikenli otu boykot ederken başka dikenli otlara yer açıyorsak yanılgıdayız. Diyeceksiniz ki; hiç olmazsa bizim dikenli otumuzdur” evet buda başka bir bakış açısı. Bu günlere hep bu düşüncelerle gelmedik mi? Şayet dikenli otları yok etme gücü elinde ise, başka dikenlerin yetişmesine izin verme. Bu seferki dikenler telden olur, paslı paslı hemde…</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small">Bin yıl önce söylenen bir söz, zaman zaman aklımda dolanır ve sonra dilime vurur sarsıntısı. “Bir halk ki kaderini değiştirmedi, birilerinin yazdığı gelir başa.” Bu yazı Amerika’da mı yazılır, İngiltere’de mi yazılır, Irak’a, İran’da, İsrail’de mi yazılır? belki hepsinde yazılır. Ama siz ey küçük çimenler, gücünüzün farkına varmadıkça daha çok başınızı kaldırıp dikenli otlara bakacak ve içinizden “ ne de heybetliymiş, ne kadarda güçlüymüş, nasılda uluymuş” demekten kurtulamayacaksınız. <span> </span>İnsanı anlamanın en güzel yolu, tek damlaya dönüşmek galiba. Elbiseler, renk, inanç, meslek, para ve diğerleri ise sonraki edinimleriniz. İlginç olanı ise, ilk halimizden utanıyor olacağız ki; o halimizi hiç anımsamayız, işimize de gelmez. Hemen giysilerimizi, zırhlarımızı ortaya koyarız. Sanırım zırhında zaten içi boş!!!<span> </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small"><span> </span>Sırtımı dönüp ayrıldığımda şöyle düşündüm, anne rahmine girmeden önceki halin; ya bir kondom içinde çöpte, ya da lavabo aracılığı ile kanalizasyonda. </span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small">Remzi Aydın</span></span></p>
<p><span style="font-family: 'Arial','sans-serif'"><span style="font-size: small">12.11.2009<br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/ana-rahmine-geri-donun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hey Onur(suz) Öymen Kendine Gel !!!</title>
		<link>http://www.munzurca.com/hey-onursuz-oymen-kendine-gel/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/hey-onursuz-oymen-kendine-gel/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 16:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Politik]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1028</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Öymen sanırım insan olmayı hala başaramadı .. ki Kürt Sorununun Çözümünü Dersimdeki katliam olarak Görüyor . Ama gene görüyoruz ki o dönemdeki sorunların küçüçük birini bile araştırmış değil. Faşişt Chp&#8217;den şaşırılmayacak bir hareket değil ancak bizim buna tepkisiz kalmamamız Gerekiyor.. Dersim Katliamı Tek Taraflı Bir katliamdır .. Halk ayaklanmamış tam tersi ordu direk Dersim&#8217;i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/onursuzs.jpg" rel="shadowbox[post-1028];player=img;"><img class="size-full wp-image-1031 alignnone" title="onursuzs" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/onursuzs.jpg" alt="onursuzs" width="495" height="290" /></a>
<p style="text-align: right;">
Sayın Öymen sanırım insan olmayı hala başaramadı .. ki Kürt Sorununun Çözümünü Dersimdeki katliam olarak Görüyor . Ama gene görüyoruz ki o dönemdeki sorunların küçüçük birini bile araştırmış değil. Faşişt Chp&#8217;den şaşırılmayacak bir hareket değil ancak bizim buna tepkisiz kalmamamız Gerekiyor.. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> Katliamı Tek Taraflı Bir katliamdır .. Halk ayaklanmamış tam tersi ordu direk <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;i ele geçirmeye çalışmış on binlerce insanımızı katletmiştir &#8230; Bir on binlercesi göç ettirilmiş işkencelerden geçirilmiş , onlarcası asılmıştır &#8230;</p>
<h3 style="text-align: left;"><em>                                                        Munzurca Yayın Yönetimi &#8230;</em></h3>
<h3 style="text-align: left;">Şimdi Onur Öymen Ne Demişti Ona dönelim ..</h3>
<p> <br />
CHP’li Öymen, açılımın teröre karşı taviz olduğunu savundu. Terörle mücadelede örnek olarak onbinlerce insanın öldüğü <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> olaylarını verdi.</p>
<h2>Öymen ne demişti?</h2>
<p>Meclis tutanaklarında, Öymen&#8217;in sözleri ve gelen tepkiler şöyle:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Onur Öymen (Devamla)</span> &#8211; Atatürk&#8217;ün ölüm yıldönümünde yapılan iş, aslında maalesef, Türkiye için üzüntü vericidir, ibret verecidir ve çok hazindir.</p>
<p>Atatürk Şeyh Sait&#8217;le müzakere mi etti? <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> isyanını yapanlarla müzakere mi etti?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Şerafettin Halis (Tunceli</span>) &#8211; <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de isyan yoktu Sayın Hatip.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sırrı Sakık (Muş)</span> &#8211; <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de katliam oldu, katliam.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Onur Öymen (Devamla)</span> &#8211; Onların sözcüleriyle, temsilcileriyle masaya mı oturdu? Bunların hiçbirini yapmadı arkadaşlar. Yabancı ülkelerin istihbaratından mı yararlandı? Hayır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Muharrem Selamoğlu (Niğde)</span> &#8211; Neyi neyle karşılaştırıyorsunuz Sayın Öymen?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Onur Öymen (Devamla)</span> &#8211; Türkiye&#8217;nin istihbaratından yararlandı ve kısa bir sürede bütün terör örgütlerini dize getirdi.</p>
<p>Değerli arkadaşlarım &#8220;Analar ağlamasın.&#8221; diyorlar. Maalesef, bu ülkenin anaları çok ağladı. Çok şehit verdik. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı&#8217;nda 200 bin şehidimiz var. Hepsinin anası ağladı. Bir kişi çıkıp da &#8220;Analar ağlamasın. Biz bu savaştan vazgeçelim.&#8221; demedi. Kurtuluş Savaşı&#8217;nda analar ağlamadı mı?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sırrı Sakık (Muş)</span> &#8211; Sizin çocuklarınız nerede?</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Onur Öymen (Devamla)</span> &#8211; Kimse çıkıp da &#8220;Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.&#8221; dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs&#8217;ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye&#8217;de çıkıp da &#8220;Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.&#8221; dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika&#8217;da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da &#8220;Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.&#8221; dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü, terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükûmetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz.</p>
<p> </p>
<h2>&#8220;Öymen&#8217;in Sözlerinden Sonra CHP&#8217;nin Tunceli&#8217;de Etkisi Yok&#8221;</h2>
<p>CHP&#8217;nin Tunceli&#8217;deki yeni il başkanı Güneş, partinin sözcüsü Öymen&#8217;in &#8220;<a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> katliamı&#8221;nı savunan sözlerini dinleyemediğini, yorum yapamayacağını söyledi. Merkezin görevden aldığı eski başkan Özarslan &#8220;1938&#8242;de iki dedemi vurdular. Galiba Öymen savaşın devamını istiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi&#8217;nden (CHP) <strong>Onur Öymen</strong>&#8216;in 1938 &#8220;<a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> katliamı&#8221;nı savunan sözleri üzerine, partinin yeni il başkanı <strong>Hüseyin Güneş</strong>, yorum yapamayacağını söyledi.</p>
<p> Güneş, konuşmayı dinleyemediğini, doğrudan duymadan yorum yapmasının yanlış olacağını, Ankara&#8217;da olduğu için kentteki tepkileri de bilemediğini söyledi.</p>
<h2>Özarslan: Dersimlilerin Öymen&#8217;e güzel bir cevap vermesi gerekiyor</h2>
<p>CHP merkez yönetiminin Kürt sorununu gündeme getirdiği ve çözüm istediği için görevden aldığı eski il başkanı <strong>Cemal Özarslan</strong>&#8216;sa,  Öymen&#8217;in sözleriyle ilgili şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Gerçekten çok kötü, yapmaması gereken bir açıklama. 1938&#8242;de benim de iki dedemi vurdular. Galiba Onur Bey &#8217;1938&#8242;de <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;i batırdık, şimdi de savaşa devam edelim&#8217; diyor.</p>
<p>&#8220;Tuncelilerin bunu çok iyi algılaması gerek. Onur Bey 1938 &#8216;<a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> katliamını&#8217; onayladı. Artık CHP politikaları Tunceli&#8217;de taban bulamayacaktır. CHP sağ partilerin karşısında sol olarak görüldüğü için destek bulabiliyordu; ama MHP&#8217;ye verdikleri destekle solla ilgisinin kalmadığını gösterdi.</p>
<p>&#8220;Öymen&#8217;in açıklamasına Dersimlilerin güzel bir cevap vermesi gerekiyor. CHP&#8217;nin artık burada siyasette etkili olacağına inanmıyorum.&#8221;</p>
<h2>Alevilerden Öymen&#8217;e Kınama: Katliamı Çözüm Olarak Sunmak İnsanlık Suçu </h2>
<p>Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkan <strong>Ali Kenanoğlu,</strong> &#8220;<a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> katliamı&#8221; ile ilgili sözleri nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan yardımcısı <strong>Onur Öymen</strong>&#8216;i insani değerleri öğrenmeye davet etti.</p>
<p>&#8220;O zaman kimse anaların gözyaşından bahsetmiyordu, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> isyanında, Kıbrıs&#8217;ta analar ağlamadı mı? Kimse &#8216;analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım&#8217; dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok&#8221; sözleriyle ilgili Kenanoğlu, &#8220;Bu insanlık ayıbını ve suçunu işleyen Onur Öymen&#8217;i kınıyoruz&#8221; dedi.</p>
<h2>&#8220;Öymen, bir katliamı model olarak sunuyor&#8221;</h2>
<p>Öymen&#8217;in 1938&#8242;de <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de yaşanmış &#8220;vahşet ve katliamı&#8221; teröre karşı bir çözüm modeli olarak önermesinin &#8220;insanlık ayıbı ve suçu&#8221; olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, yaptığı yazılı açıklamada &#8220;Öymen, bir katliamı model olarak sunuyor. Biz öğretimiz gereği her türlü şiddetin karşısında yer aldık. Ama bize yönelik yapılan bu şiddetten ve katliamdan özür dilenmesi gerekirken Sosyal Demokrat bir partinin Genel Başkan Yardımcısı, çözüm modeli olarak sunuyor&#8221; diye belirtti.</p>
<h2 id="right_banner">Öymen&#8217;in <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;deki Katliamı Desteklemesi Utanç Verici&#8221;</h2>
<div id="centerContainer">
<div id="center">
<div id="bottom">
<div>
<div>
<div>
<p>Tunceli Barosu eski başkanı Hüseyin Aygün, CHP&#8217;li Onur Öymen&#8217;i kınadı ve düzeltti: &#8220;<a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> bir isyan değil bir katliam, tek yanlı bir askeri harekat ve kırımdı. Tarihi yanlış aktarmayın.&#8221;</p>
<p>İnsan hakları savunucusu ve Tunceli Barosu eski başkanı <strong>Hüseyin Aygün,</strong> Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel başkan yardımcısı <strong>Onur Öymen</strong>&#8216;in Mecliste &#8220;demokratik açılım&#8221;a ayrılan ön görüşmeler sırasında sarf ettiği sözlerini kınadı.</p>
<p>&#8220;1938 Türkiye&#8217;nin bir utanç sayfasıdır. Sosyal demokrat bir partinin genel başkan yardımcısının çıkıp fiziki imha anlamına gelen bir tarihi desteklemesi ve savunması doğrusu utanç vericidir. Tunceli&#8217;de bu cümleye karşı çok tepki var.&#8221;</p>
<p>Eski Büyükelçi Öymen, &#8220;Analar ağlamadı mı diyorsunuz? Analar ağladı diye kimse terörle mücadeleyi bırakmaz. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> isyanında da analar ağladı ama hiç kimse mücadeleyi bırakmadı o dönem. Sizin esasen terörle mücadele etmeye cesaretiniz yok&#8221; diyerek hükümete yüklenmişti.</p>
<h2>CHP&#8217;nin <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> milletvekilleri kınamalı</h2>
<p>Öymen&#8217;i &#8220;Türkiye&#8217;nin tarihini yanlış aktarmak&#8221; ile suçlayan Aygün, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de yaşananların bir isyan değil bir katliam ve tek yanlı bir askeri harekat olduğunu söyledi; &#8220;Çünkü yaşanan silahlı bir kalkışma ve isyan değil tek taraflı bir kırımdı&#8221; dedi.</p>
<p>40 ile 70 bin arasında insanın öldürüldüğü, 12 binden fazlasının da Türkleştirilmesi, dil ve inançlarını unutmaları için Türkiye&#8217;nin başka bölgelere sürgün edildiği bir olayın söz konusu olduğunu vurgulayan Aygün, &#8220;O dönem <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de isyan olmadığı gibi terör de yok. Azadi gibi, Toygun gibi bir cemiyet de yok. O dönem için terörle mücadeleden bahsetmek sadece çarpıtmaktır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Aygün, <strong>Kemal Kılıçdaroğlu,</strong> Yılmaz Ateş,<strong> Sinan Yerlikaya,</strong> Kamer Genç,<strong> Orhan Veli Yıldırım</strong> gibi CHP&#8217;de siyaset yapmış ve halen yapan <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> milletvekillerinden Öymen&#8217;in açıklamalarına tepki göstermelerini istedi.</p>
<h2>Batur: Anlatamayacağım, özür dilerim</h2>
<p>Bizzat <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> 38 harekatına katılan Emekli General <strong>Muhsin Batur,</strong> anılarında, &#8220;Günlerden bir gün emir geldi, tren yoluyla Elazığ&#8217;a vardık, oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki aya yakın <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum&#8221; demişti.</p>
<h2>Çağlayangil: Fare gibi boğdular, gaz kullandılar</h2>
<p>Dönemin Emniyet müdürü <strong>İhsan Sabri Çağlayangil</strong>&#8216;in<strong>,</strong> anılarında &#8220;Dersimlileri fare gibi boğdular, gaz kullandılar&#8221; dediğini de anımsatan Aygün, 12 Eylül döneminde Başbakan olan <strong>Süleyman Demirel&#8217;in</strong> de anılarında darbeci General <strong>Kenan Evren</strong>&#8216;e &#8220;Size her türlü yetkiyi veririz ama benden bir tür <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> Kanunu istemeyin&#8221; dediğini de ifade etti.</p>
<p><em>Kaynak :  Bia &#8211; Star &#8211; Tbmm</em></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/hey-onursuz-oymen-kendine-gel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“KAZ KAFALI” OLABİLMENİN KOŞULLARI;</title>
		<link>http://www.munzurca.com/%e2%80%9ckaz-kafali%e2%80%9d-olabilmenin-kosullari/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/%e2%80%9ckaz-kafali%e2%80%9d-olabilmenin-kosullari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 12:47:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kaz Kafalı]]></category>
		<category><![CDATA[Komünist]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Böceği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=991</guid>
		<description><![CDATA[Önyargılar ve insan; ne kadarda perçinleşmiş. Uğur böceğini sevmeyen yoktur herhalde. Bende çok severim, elime alıp “uç uç” demeye ve bana şans getireceğini düşünmeye iten şeyin ne olduğunu hep merak etmişimdir. Ama aynı uğur böceği et ile besleniyor. Otçul bir hayvan değil anlayacağınız. Hele yakın çekimde bu beslenişini görseniz benim gibi korkardınız herhalde. Canlı canlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-990" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/10530_103565739659119_100000170806632_102212_6173083_n-300x191.jpg" alt="10530_103565739659119_100000170806632_102212_6173083_n" width="300" height="191" /><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">Önyargılar ve insan; ne kadarda perçinleşmiş. Uğur böceğini sevmeyen yoktur herhalde. Bende çok severim, elime alıp “uç uç” demeye ve bana şans getireceğini düşünmeye iten şeyin ne olduğunu hep merak etmişimdir. Ama aynı uğur böceği et ile besleniyor. Otçul bir hayvan değil anlayacağınız. Hele yakın çekimde bu beslenişini görseniz benim gibi korkardınız herhalde. Canlı canlı küçük böcekleri ağzına alıp parçalaması, ağzının kenarından akan böceğe ait sıvıların yavaş yavaş inişi… Bunu uğur böceğine yakıştıramayız, ama sevgilimizin, annemizin, babamızın, yavrumuzun eti ağzına alıp yiyişini zevkle izleriz. Hatta “gel sana bir mangal partisi” vereyim demekten hoşlanırız. Konu sanki dağıldı, ne diyordum; “kaz kafalı” olmak.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'"><span> </span>Kazlar “&gt;<span> </span>&lt;” halinde uçarlar. Bu uçuşun sebebi, oluşturdukları hava akımından dolayı enerjilerinin yarı yarıya tasarruflu kullanılmasıdır. Arka sıralara gittikçe daha az kanat çırpışı ile aynı yolu gitme şansları vardır. Ve her yorulan kaz yerini yanındakine bırakarak bir geri sıraya gidiyor. Bu dönüşüm sürekli devam ediyor. Menzillerine ulaşabilmeleri için nöbet değişimini mükemmel uygularlar. Yani kazların içinde “BEN” özelliği yoktur. “Ben”liklerinden sıyrılmış, kaz olarak yaşama asılabilmiş özelliklerle bezenmiştir. Ben olmadan olmaz, bensiz yapamazlar, ben yoksam her şey biter gibi özelliklere sırt dönmüştür kazlar. Onun yerine “biz” giysisini giymişlerdir. Diyelim ki içlerinden biri yaralandı, hastalandı uçamıyor. O zaman guruptan 2-3 kazı onun yanına refakatçi bırakarak uçuşlarına devam ederler. Refakatçiler o kaz iyileşene kadar ona bakar ve beslerler. İyileşince de ya tek başlarına ya da başka bir kaz gurubuna katılarak yollarına devam ederler.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">Kazlarda cinsiyet farklılığı da yoktur. Eril ya da dişil fark gözetmeksizin bu mücadelede eşit koşullarda, eşit emek harcayarak yol alırlar. Kazların her birinin renksel ve biçimsel farklılıkları vardır ama bu önemli değildir. Kazların her birinin (insan algılamasına göre yanı olduğu düşünülsede) farklı ses tonu vardır, ama ses tonlarına göre ayrıcalıkları yoktur. Şekilsel farklılıklar; ayrıcalıklar tanımaz kazlara. Yani kaz olmak gerçekten zordur. </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'"><span> </span>Ayrıca kazlar ne olursa olsun bunun dışında; içinde oldukları gurubu terk etmezler. Sağdaki soldaki çöplüklerin o parıldayan yiyecekleri için asla bu gurubu terk etmezler. Rotalarından vazgeçmezler, menzillerine ulaşabilmek için tüm gayretleriyle bu mücadelede üzerlerine düşen görevi yerine getirirler. Hiçbir kazın diğerine göre üstünlüğü yoktur, her kaz bir diğer kademeyi eşit şartlarda yaşamak zorundadır. Zaten onların bu yolculukta başarıya ulaşmasının en büyük sebebi de budur işte. Ben kazları incelediğimde kendi kendime; “yahu komünist bunlar” demiştim. Ya da tam tersi mi? bizim komünistler kaz kafalı bile olamadı mı demek oluyor. Yo öyle hemen kızmak yok! Dünyanın ve Türkiye’nin geldiği noktaya bakınca kendimi bu önermeden sıyıramıyorum. Bir sefer öyle kaz kafalı olmak kolay değilmiş.. Önce sadakatli olacaksın, yolundan vaz geçmeyeceksin, menziline ulaşmak için üzerine düşen görevi mevkie bakmadan yerine getireceksin. Sonra lider olmayacaksın ama her kazı lider olarak göreceksin. Eşitliğin tüm kuralları yerli yerinde olacak. Sonra yoldaşlarını terk etmeyeceksin, düştüğünde yanında kalacak, ona bakacak, iyileştirecek, ölünce de gömeceksin. Ama acını içine gizleyerek yoluna devam edeceksin, hem de başka kaz guruplarının arasına karışarak ve orada da üzerine düşeni yaparak. Bizdeki komünistler bunu başarabildi mi? her biri hangi rotada ve hangi menzilde? Bilen bilir 20 yıldır toplanır dağılır bunlar, çatı partisi, sol parti, sosyalist parti vs kuracaklar. Ama nedense hiç anlaşamazlar. Hala özeleştiri, itiraf, yargısız infaz, karalama ile günlerini geçirirler. Bazıları da lider havasında oturup pazarlıklar yapar. Öyle kaz kafalı olmak kolay değil, gerçekten değil.</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'"><span> </span>Aynı tonda bağırmak, aynı şekilde kanat çırpmak, yorulanın yerini almak, gurubun önünde arkasında fark etmeden bu mücadelede bulunmak, yoldaşını yalnız bırakmamak biz insanların harcı değil. Hegel’in talebesi ne derdi; cezaevi arabasının arkasındaki mahkûmların eşitlikleri aynıdır. Hatta oradaki gardiyanla mahkûmların eşitlikleri bile o kasanın içi kadar bir alana sahiptir” </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">Ciltler boyu anlayamadığınız kitapları okuyup, bilgiçlik taslamaktansa, bu konu üzerinde kafa yormak daha verimli olur. Ceza evi neresidir? Arabayı kim kullanıyor? Eşitlik sınırları nerede başlar nerede biter? Kasanın içindeki diğer mahkûmlar ve gardiyan. Arabayı kullanan şoför? </span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">Sonuç olarak; “kaz kafalı” olmak ve kaz gibi davranabilmek; ben insanım diyenlerin bile başaramayacağı kadar zordur. Kaçımız felçli bir anneye, eşe, çocuğa öf demeden bakabiliriz? Kaçımız rotamızdan ödün vermeden, sağdaki soldaki çöplüklere bakmadan bu yolda ilerleyebiliriz. Sadece etrafınıza bakın… Ben ise bu yanıtı bilmiyorum….</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">Remzi Aydın</span></em></strong></p>
<p><strong><em><span style="font-size: 12pt;line-height: 115%;font-family: 'Arial','sans-serif'">31.10.2009<br />
</span></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/%e2%80%9ckaz-kafali%e2%80%9d-olabilmenin-kosullari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MELEM AŞISI VE KENDİNE YABANCILAŞMA</title>
		<link>http://www.munzurca.com/melem-asisi-ve-kendine-yabancilasma/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/melem-asisi-ve-kendine-yabancilasma/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Oct 2009 20:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Melem Aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=966</guid>
		<description><![CDATA[Çiftçi olanların iyi bildikleri bir tanımlama; “melem aşısı”. Size kısaca bu aşıdan bahsedeyim. Aluç ağaçları henüz filiz ve uyanmamışken yani ilkbaharın başlangıcında alınır ve diplerinden kesilerek kiraz dalı ile aşılanır. Öyle güzel bir kaynak atarlar ki aşı yerine; dışarıdan bunu görebilmek olası değildir. Yani gizlenmesi çok önemlidir. Aluç kök, kiraz fidan ilkbaharda yavaş yavaş uyanır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-965" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/aa_as-300x205.jpg" alt="aa_as" width="300" height="205" /><strong><em>Çiftçi olanların iyi bildikleri bir tanımlama; “melem aşısı”. Size kısaca bu aşıdan bahsedeyim. Aluç ağaçları henüz filiz ve uyanmamışken yani ilkbaharın başlangıcında alınır ve diplerinden kesilerek kiraz dalı ile aşılanır. Öyle güzel bir kaynak atarlar ki aşı yerine; dışarıdan bunu görebilmek olası değildir. Yani gizlenmesi çok önemlidir. </em></strong><strong> </strong></p>
<p><strong><em>Aluç kök, kiraz fidan ilkbaharda yavaş yavaş uyanır ve o bile bu aşının bilincinde değildir artık. Çiftçi kardeşlerimiz çarşıdan aldıkları bu kirazları büyük bir heyecanla getirir bağ ve bahçelerine diker. Kiraz; ovayı ve suyu seven bir ağaç. Oysa aluç tam da tersinedir, kayalıkları, yüksek yerleri ve susuz ortamları daha çok sever. Kiraz şehirli, aluç ise dağlıdır, vahşidir, ehlileşme taraftarı değil beklide yabandır. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Birkaç yıl geçince kiraz kurumaya başlar. Oysa her şey tastamamdır. Ovadadır, suyu verilmiştir, gübresi tamamlanmıştır, bakımı yapılmıştır ama yine de kurumaktan kurtulamaz. Çiftçi üzgün, perişan, emek kaybındadır. Ama alucu aşılayanlar her daim kazanç içindedir. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Egemen sınıflar ya da efendiler reaya kısmını çok sever. Reayalar düşünmezler, sorgulamazlar, akıl süzgecinden geçirmezler bildikleri tek şey kayıtsız şartsız itaatdir. O nedenle göçerler, dağlılar, yabanlar denilen kısmı sevmezler. Küçükten onları <a href="http://www.munzurca.com/K/melem-asisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Melem Aşısı">melem aşısı</a>na tabi tutarak reayalaştırmak için ellerinden geleni yaparlar. Göçerler dediğimiz insanlar, ya da dağlılar; hayatlarını doğaya göre düzenlerler. İnançları, yaşayışları, olaylara bakışları doğa ile uyum içinde olmak zorundadır.  Zaman zaman tanrıyı bile sorgular, yargılarlar yani minnettarlıkları yoktur. Şimdi tanrıya eyvallahı olmayan insan; kullara, efendilere minnet eder mi?</em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Bu örneği en iyi Alevilerde görürsünüz. Yüzyıllar hatta binyıllardır, sistem ile kavgalıdır, egemen güçlere eyvallah etmemiştir. Tabi sistem de boş durmamış, bu topluluğa sürekli baskı uygulamış. Hatta bu baskılar zaman zaman katliamlarla sonuçlanmıştır. Şeyh Bedrettin, Şah Kalender Çelebi, Baba İlyas, Doktor Basil, Perfectius Silvianus, Seyyid Gazi, Kutuplar kutbu vs. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em>Fakat sonra bakılmış ki bu yöntem pahalıdır, savaş büyük para kaybıdır. Onun yerine <a href="http://www.munzurca.com/K/melem-asisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Melem Aşısı">melem aşısı</a>nı kullanmaya başlamıştır. Hem aşıyı yapacaksın hem para kazanacaksın yani her yönüyle kazançtasın. İlkokula gitmeden ana sınıfı ve kreşlerde başlar çocuklara dini eğitim verilmeye. Televizyonlar, gazeteler, dergiler, camiler, vakıflar, ablalar, ağabeyler, hocalar, imamlar bu çarkın birer figüranıdır artık. Sonra sureler, ayetler, namaz derken sistem yavaş yavaş aşısını gerçekleştirir. Sonuç; kendi halkına ihanet eden, efendilerle oturup çatır çatır pazarlık eden “yol düşkünleri” çıkar ortaya. Bu tür insanlar hem halkını hem inancını hem de kendini pazarlamaktan çekinmez, bildiği tek şey pazarlamaktır, efendilerine kulluk yapmaktır. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em>Zorunlu din dersleri bu çarkın en önemli dişlilerinden biridir. Ortodoks İslamiyet’e  aykırı olan her inanışın çocuğu; zorunlu olarak sure, namaz, abdest gibi ritüelleri öğrenmek zorundadır yoksa Demoklates’in kılıcı gibi kafasında sallanan; sınıfta kalma korkusu vardır. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Tabi aşılama sadece bununla da bitmez. Birde diller üzerine, milliyetler üzerine yapılan aşılamalar vardır. Ki bana göre en tehlikelisi de; dil üzerine yapılan aşılamadır. Unesco’nun kaybolan diller üzerine yaptığı araştırma raporunu incelediğinizde ne dediğimi daha iyi kavrayacaksınız.  Yeni yeni efendiler türer, efendilerin ağzıyla konuşan ihanetçiler türer ve pazarlamaya çalışır dilini, kültürünü. Önce inanışınla dalga geçmeye başlar ve seni gericilikle yargılar. Sonra ilişkilerinle dalga geçerek, feodal ilişkini sorgular. Sonra tanrını sorgulamaya başlar, inancınla oynar. Ağaca, suya, havaya, ateşe, insana olan inancınla alay eder. “Ya ağaçtan medet umuyorlar! Suyun üzerine yemin ediyorlar, su gelsin onları kurtarsın!” gibi. Sahi; ağaç sizce kutsanacak ve ibadet edilecek bir varlık değil mi? Evet değil diyorsanız, ağzınızı ve burnunuzu kapayın ve yaşamaya çalışın? Birkaç gün susuz yaşamaya çalışın? </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Ha birde efendileri vardır onların uzun uzun anlattıkları. Kendilerine ait düşünceleri yoktur; felence efendi dediki! Manifestoda şöyle yazıyor! Küba’da, Vietnam’da, Meksika’da, Rusya’da şöyle kahramanlar liderler vardı diye başlarlar onları anlatmaya. Sahi siz Şeyh Bedrettin, Kalender Çelebi, Pir Sultan, Seyyid Nesimi, Babailer, Çelebiler, Hamdullah Çelebi, Doktor basil, Seyyid gazi, Kızıl Deli kimdir, nasıl bir mücadele vermiştir biliyor musunuz. </em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em>Dünyanın hazinelerini, gücü, rütbeyi, dünyalıkların her türünü vermelerine rağmen, bir kez olsun başını çevirmeden onurlu savaşına giden insan.  Kendini; onların korkutmaya çalıştıkları ateşin alevlerine atan insan kimdi? Halkını ve inancını satmayan yüzlerce onurlu savaşçı çıktı bu topraklarda, oysa şimdi ilk fırsatta başkalarına hizmet için; kendini ve toplumunu satan insanlar itibar görüyor.  Sanırım <a href="http://www.munzurca.com/K/melem-asisi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Melem Aşısı">melem aşısı</a>nı yaşadık ve farkında olamadık.</em></strong><strong></strong></p>
<p><strong><em> Melem aşısı tehlikeli bir aşıdır, insanı uyurken ve henüz filizken yakalar. Bazen yol ayırımda kalırız; kiraz olup birilerine hizmet mi etmeliyiz tüm alımlı halimizle, yoksa aluç olup kendimizle mi beslenmeliyiz, benliğimizi kendimize sunarak, özümüzü yitirmeden. Bizde eski bir atasözü var; Her ağaç kendi kökü üzerinde büyür.</em></strong><strong></strong></p>
<p><strong> Remzi Aydın</strong></p>
<p><strong>25.10.2009</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/melem-asisi-ve-kendine-yabancilasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Engin Çeber&#8217;e adanan Bir Film: Acı</title>
		<link>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 08:03:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Acı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal şan]]></category>
		<category><![CDATA[Engir Çeber]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=779</guid>
		<description><![CDATA[Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen. “Yeni Sinemacılar”ın kurucularından... “Uçurtmayı Vurmasınlar", "Piyano Piyano Bacaksız"da yönetmen yardımcılığı, "Dönersen Islık Çal", "Işıklar Sönmesin"de senaristlik yaptı. Ve şimdi acının resmini gördü,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-784" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/cemal-şan-150x120.jpg" alt="cemal şan" width="150" height="120" /></p>
<h1><strong><em>O bir Tuncelili. Acının resmini gördü ve filme yansıtmaya çalışıyor</em> </strong></h1>
<p><strong><em>Yönetmen Cemal Şan, son filmi &#8216;Acı&#8217;yı (2 Ekim&#8217;de gösterime girecek), Metris Cezaevi&#8217;nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren Engin Çeber&#8217;e adadı. Filmin Beyoğlu Sineması&#8217;nda yapılan basın gösterimine Engin Çeber&#8217;in babası Ali Çeber de katıldı. </em></strong></p>
<p>Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen&#8230; O,<strong> “Yeni Sinemacılar”</strong>ın kurucularından&#8230; <strong>“Uçurtmayı Vurmasınlar”</strong> ve<strong> “Piyano Piyano Bacaksız”</strong>da yönetmen yardımcılığı, <strong>“Dönersen Islık Çal” </strong>ve <strong>“Işıklar Sönmesin”</strong>de senaristlik yaptı. Çektiği<strong> “Ali-Sakın Arkana Bakma” </strong>ile<strong> “Muhallebicinin Oğlu”</strong> ise gösterime girmedi. Sonra diziler ve TV filmleri yönetti ardından da Zeynep (kalp), Ali (akıl) ve Dilber (ruh) üçlemesi geldi. (Aşk üçlemesi demek daha doğru olur)</p>
<p><strong><em>***</em></strong></p>
<p>Yönetmen <strong>Cemal Şan</strong>, <strong>Engin Çeber</strong>’in hayatını kaybettiği olayın ardından bu filmi çekmeye karar vermiş. Ancak maddi kaynak bulamayınca önümüzdeki hafta vizyona girecek olan <strong>“Sonsuz”</strong>u biraz da ticari sebeplerle çekmek zorunda kalmış. Yani Sonsuz’dan aldığını ekonomik bir beklenti içine girmediği <strong>“Acı”</strong>ya yatırmış.</p>
<p>Cemal Şan, Ali Çeber’e, <strong>“Acı’yı istediğiniz yerde, istediğiniz şekilde ve dilediğiniz kadar gösterebilirsiniz” </strong>dedi ve şunları ekledi:<strong> “Hepimiz sorumluyuz bu ölümden&#8230; Vicdani sorumluluk hissettim ve büyük rahatsızlık duydum. Ben bu filmi Engin için yaptım. Onun ölümü vicdanlarımızı ağır yaraladı.” </strong></p>
<p><strong>Hissediyordum, öldüreceklerdi</strong></p>
<p>Cemal Şan, filmini şöyle anlatıyor;<strong> “Acı, insana yakışır bir şekilde yaşamak için insanca olmayan her şeye ‘hayır’ demek gerektiğini anlatmaya çalışan, insana, hayata ve evrene dair bir hikâyedir… Bir dede ile torunu arasında geçen çok kişisel bir öykü bu&#8230; Mutlaka anlatmam gerekiyordu, çünkü benim için çok büyük bir önemi vardı. Öyle sanıyorum ki, bu hikâyeyi çekmeseydim ömrümde bir daha hiçbir zaman sinema yapmayacaktım.” </strong></p>
<p>İşçi emeklisi Ali Çeber,<strong> “Biliyordum, hissediyordum, Engin’i bir şekilde öldüreceklerdi ancak bunun böyle olmasına bir baba olarak dayanamıyorum. Evet, evlatlarımızı öldürüyorlar, -filme atıfta bulunarak- evde de olda içerde (cezaevi) de olsa öldürüyorlar” </strong>dedi. Filmi beğendiğini başıyla onaylayan baba Çeber, bu kez beyazperdede tekrarlanan Acı’dan oldukça etkilenmişti. Durgun ve üzgündü. Ancak her şeye rağmen sessiz sedasız, mağrur ve başı dik çıktı sinemadan. Oğlunun davası, insanlık suçunu işleyenleri belki de ilk kez böyle ayan beyan gözler önüne sermişti. Şimdi zamanını faillerin cezasız kalmaması için mücadele etmeye ayırmalıydı. O, söylemedi ancak biz anladık; <strong>“İşkencenin olmadığı bir dünya ve Türkiye için vicdan sahibi herkes, artık ellerini taşın altına sokmalı&#8230;”</strong></p>
<p>Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen&#8230; O,<strong> “Yeni Sinemacılar”</strong>ın kurucularından&#8230; <strong>“Uçurtmayı Vurmasınlar”</strong> ve<strong> “Piyano Piyano Bacaksız”</strong>da yönetmen yardımcılığı, <strong>“Dönersen Islık Çal” </strong>ve <strong>“Işıklar Sönmesin”</strong>de senaristlik yaptı. Çektiği<strong> “Ali-Sakın Arkana Bakma” </strong>ile<strong> “Muhallebicinin Oğlu”</strong> ise gösterime girmedi. Sonra diziler ve TV filmleri yönetti ardından da Zeynep (kalp), Ali (akıl) ve Dilber (ruh) üçlemesi geldi. (Aşk üçlemesi demek daha doğru olur)</p>
<p>Acı’nın başrollerinde Şan’ın “fetiş oyuncum” dediği <strong>Nesrin Cavadzade </strong>ve emektar aktör <strong>Erol Demiröz </strong>var. Azeri asıllı güzel aktris Nesrin Cavadzade’yi geçen yıl “Pazar: Bir Ticaret Masalı”, “Gitmek: Benim Marlon And Brandom” ile “Dilber’in Sekiz Günü’nde” izlemiş ve beğenmiştik. Acı’da da çıkışını sürdürüyor. Erol Demiröz ise <strong>Yılmaz Güney-Zeki Ökten </strong>ortaklığında kotarılan “Sürü”den (1978) bu yana sinemamız içerisinde yer almış deneyimli bir karakter oyuncusu&#8230; Tek kelimeyle Acı için iyi bir seçim.</p>
<p><strong>Acı insanı olgunlaştırır</strong></p>
<p>Acı, Erzincan’da iki bin metre yüksekliğindeki bir dağ köyünde kısıtlı imkânlarla çekildi. Zor şartlar ve donma tehlikesi altında&#8230; Kendi adıma Acı’yı, lay lay lom filmlerinin peşi sıra çekildiği günümüz sinemasında, tartışılmayı ve izlenilmeyi hak eden bir yapım olarak görüyorum. Bu politik film denemesini, etkileyici, çarpıcı ve gayet başarılı buldum ve iyi de kotarıldığını düşünüyorum. Bunun dışında genel akışı bozmayan birkaç küçük maddi hata, gerçekle uyuşmayan bir iki detay yakaladım. Ancak baba Çeber, bu filmi beğendiyse ve Acı vicdana adandıysa başka söze ne hacet var. Acı’yı izleyin, herkesin izlemesi için de ısrarcı olun. Çünkü acı insanı olgunlaştırır ve tek başına değil hep birlikte göğüslenebilir.</p>
<p>Kentli genç kadının dağ köyüne gelmesiyle Acı başlar. Kar altındaki köy, yaşlı bir adam ve onun büyük ve küçükbaş hayvanları dışında terk edilmiştir. Dede ve torun, ilk kez karşılaşırlar. Sert mizaçlı ihtiyar, davetsiz misafir bellediği genç kadını evinden atmak ister ama hamile olduğu görünce kıyamaz ve zorunlu konukluk başlar. Kuşak çatışmasından ve köylü-kentli ayırımından ziyade ortak bir acı, onları dilsiz kılmıştır. Günler geçer ve zamanla birbirlerine ısınırlar, kaynaşırlar.</p>
<p>Genç kadının babası işkencede annesi de vurularak öldürülmüştür. Yıllar önce karısını da yitiren Dede, damadı ve kızının ölümüyle iyice içine kapanmıştır. Olanlardan kendisini sorumlu tutmakta ve adeta tüm insanlardan kaçmaktadır. Ve dedenin korkuları ve içine işleyen acısı tekrar gün ışığına çıkar. Acaba tarih tekerrür mü etmektedir? Torunu, güvenlik güçlerinden kaçıp ona sığınmıştır tıpkı kızı gibi. Torunun sevgilisi de aynı damadı gibi sorgudadır. Çember giderek daralmaktadır.</p>
<p><em><strong>Alper Turgut</strong> </em></p>
<p><em>Kaynak: www.tunceliemek.com.tr<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes 301&#8242;i Tunceli Savcılığı Gibi Yorumlasa</title>
		<link>http://www.munzurca.com/herkes-301i-tunceli-savciligi-gibi-yorumlasa/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/herkes-301i-tunceli-savciligi-gibi-yorumlasa/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2009 12:03:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[301 davası]]></category>
		<category><![CDATA[barış yıldırım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=467</guid>
		<description><![CDATA[301. madde bugüne kadar kovuşturmaya ve mahkum etmeye yarardı. Tunceli Savcılığı, 301&#8242;in &#8220;Eleştiri suç oluşturmaz&#8221; cümlesine dayandı; aktivist Barış Yıldırım&#8217;a dava açmaya gerek olmadığına karar verdi. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza Yasası&#8217;nın (TCK) 301. maddesindeki &#8220;Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklaması suç oluşturmaz&#8221; fıkrasına dayanarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) temsilcisi Barış Yıldırım hakkında dava açılmasına gerek olmadığına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/tck301.jpg" rel="shadowbox[post-467];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-468" title="tck301" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/tck301.jpg" alt="tck301" width="480" height="251" /></a><br />
301. madde bugüne kadar kovuşturmaya ve mahkum etmeye yarardı. Tunceli Savcılığı, 301&#8242;in &#8220;Eleştiri suç oluşturmaz&#8221; cümlesine dayandı; aktivist Barış Yıldırım&#8217;a dava açmaya gerek olmadığına karar verdi.</strong></p>
<p>Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, Ceza Yasası&#8217;nın <strong>(TCK) 301. </strong>maddesindeki <strong>&#8220;Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklaması suç oluşturmaz&#8221;</strong> fıkrasına dayanarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) temsilcisi <strong>Barış Yıldırım</strong> hakkında dava açılmasına gerek olmadığına karar verdi. <span id="more-467"></span></p>
<p>Önce eski 159. maddeye ve ardından yürürlüğe giren 301. maddeye eklenen, hukukçuların yasa yapma tekniği açısından eleştirilere neden olan 4. bent, böylece bir yargılamayı önledi.</p>
<p>Tunceli ve çevresindeki sivillere yönelik hak ihlallerini Moğoltay Mahallesi&#8217;nde 29 Eylül 2007 tarihinde yaptığı basın açıklamasıyla kınayan Yıldırım&#8217;ı, Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü şikayet etmişti.</p>
<h2>301. maddenin 4. bendi işe yaramazdı; bu kez yaradı</h2>
<p>&#8220;Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, yargı organlarını, askeri veya Emniyet teşkilatını alenen aşağılamak&#8221; iddiasıyla yapılan bu şikayeti, 8 Şubat&#8217;ta değerlendiren Tunceli Cumhuriyet Savcısı <strong>Mehmet Şahin</strong>, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.</p>
<p>Savcı Şahin, bu kararı, bugüne kadar eleştirel görüş sahiplerinin yargılanmasını sağlayan 301. maddesinden, 4. bendinde yer alan &#8220;Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklaması suç oluşturmaz&#8221; cümlesine dayanarak verdi.</p>
<p>Kararda, basın açıklamasının Tunceli&#8217;de yurttaşların yaşam haklarına yönelik üç ayrı olayda, bu hakkı korumadan birinci dereceden sorumlu olan güvenlik kuvvetlerinin sorumlu olduğuna, kolluğun görevini icra ederken yetkilerini Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanması gerektiğine dikkat çektiği belirtildi.</p>
<p>Savcılık, eleştiri hakkını kullanan Yıldırım&#8217;a, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;nin (AİHS) 10. maddesi ve 301. maddenin 4. bendi kapsamına giren bu konuşması nedeniyle dava açılamayacağını, 15 gün içinde karara karşı Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ne itiraz edilebileceğini açıkladı.</p>
<h2>301 için yargılama izni Cumhurbaşkanı Gül&#8217;e verilebilir</h2>
<p>12 Şubat&#8217;ta Adalet Bakanı <strong>Mehmet Ali Şahin,</strong> gazetecilerce “TCK’nin 301. maddesinin ne zaman gündeme geleceğinin” sorulması üzerine de “301 ile ilgili teklifin hazır olduğunu biliyorum. Ne zaman verileceği konusunu grup başkanvekillerimiz belirleyecekler. Adalet Bakanlığı olarak biz katkımızı yaptık ve bir teklif oluştu. O teklif Meclis Başkanlığı’na bir an önce verilir diye düşünüyorum” diye konuştu.</p>
<p>Şahin, bir soru üzerine de TCK’nın 301. maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partis i(MHP) ile varılan bir mutabakat olmadığını bildirdi.</p>
<p>“301. maddede dava açma izninin Adalet Bakanlığından alınıp, Cumhurbaşkanına verilmesi yönünde bir değişiklik yapılıp yapılmayacağına” ilişkin soruya karşılık Bakan Şahin, “Arkadaşlarımız öyle bir konuyu da gündemlerine aldıklarını ifade ettiler; benim duyduğum kadarıyla” dedi.<br />
EROL ÖNDEROĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/herkes-301i-tunceli-savciligi-gibi-yorumlasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
