<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Wayire Munzur&#039;i * Bir Başka Enerji mümkün ! - İnadına  MUNZUR MUNZUR MUNZUR &#187; Müzik</title>
	<atom:link href="http://www.munzurca.com/kategori/kultur-sanat/muzik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.munzurca.com</link>
	<description>Munzuru Munzurca Yaşama...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 07:31:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=1.1 Basic Wp</generator>
		<item>
		<title>MUNZUR&#8217;DAN HASANKEYF&#8217;e Direnenler Kazanacak (KONSER 7 KASIM)</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzurdan-hasankeyfe-direnenler-kazanacak-konser-7-kasim/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzurdan-hasankeyfe-direnenler-kazanacak-konser-7-kasim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 17:44:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[7 Kasım Alibeyköy derneği konseri]]></category>
		<category><![CDATA[Munzurca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=980</guid>
		<description><![CDATA[Munzur,Hasan Keyf Dayanışmaa Ve Destek Konseri MİKAİL ASLAN HAKAN YEŞİLYURT ROJDA BEYHAN AKSOY GRUP MARSİS ALİBEYKÖY TUNCELİLER DERNEĞİ FOLKLOR EKİBİ Bilet Fiyati 10 ytl. Temin Yerleri Yukarıdaki Resimde Yazmaktadır . MUNZUR&#8217;A Sahip ÇIK &#8230; MUNZURCA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/direnenler-kazanacak.jpg" rel="shadowbox[post-980];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-981" title="direnenler-kazanacak" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/direnenler-kazanacak.jpg" alt="direnenler-kazanacak" width="412" height="604" /></a></p>
<h3>Munzur,Hasan Keyf Dayanışmaa Ve Destek Konseri</p>
<p>MİKAİL ASLAN<br />
HAKAN YEŞİLYURT<br />
ROJDA<br />
BEYHAN AKSOY<br />
GRUP MARSİS<br />
ALİBEYKÖY TUNCELİLER DERNEĞİ FOLKLOR EKİBİ</p>
<p>Bilet Fiyati 10 ytl.<br />
Temin Yerleri Yukarıdaki Resimde Yazmaktadır .</p>
<p>MUNZUR&#8217;A Sahip ÇIK &#8230; <a href="http://www.munzurca.com/K/munzurca/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Munzurca">MUNZURCA</a></h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzurdan-hasankeyfe-direnenler-kazanacak-konser-7-kasim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barış ve Aşk Şarkıları Yapabilmek İstiyorum</title>
		<link>http://www.munzurca.com/baris-ve-ask-sarkilari-yapabilmek-istiyorum/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/baris-ve-ask-sarkilari-yapabilmek-istiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 15:03:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=280</guid>
		<description><![CDATA[FERHAT TUNÇ&#8217;LA SÖYLEŞİ &#8220;Ateşten zamanlardan geçtik geldik bugünler. Ateşten zamanların kaderiydi, göğüsledik. Ne normal hayatlarımız oldu bizim, ne olağan dertlerimiz&#8221; diyen Ferhat Tunç, &#8220;Çığlıklar Ülkesi&#8221; ile sevenlerinin karşısında. Sanatçı Ferhat Tunç&#8217;un son albümü, Kürt sorunu ve siyasetle ilişkisi üzerine Dersim&#8217;de İklim Gazetesi&#8217;ne verdiği röportajı aktarıyoruz. &#8220;Çığlıklar ülkesi&#8217;nden yükselen sesi duyuyor musunuz? Kadınlarımızdan, çocuklarımızdan, meydanlarımızdan, sokaklarımızdan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FERHAT TUNÇ&#8217;LA SÖYLEŞİ</strong></p>
<div id="attachment_281" class="wp-caption aligncenter" style="width: 500px"><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/08/490-255.jpg" rel="shadowbox[post-280];player=img;"><img class="size-full wp-image-281" title="490-255" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/08/490-255.jpg" alt="Ferhat TunÇ" width="490" height="255" /></a><p class="wp-caption-text">Ferhat TunÇ</p></div>
<p>&#8220;Ateşten zamanlardan geçtik geldik bugünler. Ateşten zamanların kaderiydi, göğüsledik. Ne normal hayatlarımız oldu bizim, ne olağan dertlerimiz&#8221; diyen Ferhat Tunç, &#8220;Çığlıklar Ülkesi&#8221; ile sevenlerinin karşısında.<span id="more-280"></span></p>
<p><em>Sanatçı Ferhat Tunç&#8217;un son albümü, Kürt sorunu ve siyasetle ilişkisi üzerine <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;de İklim Gazetesi&#8217;ne verdiği röportajı aktarıyoruz</em>.</p>
<p><strong>&#8220;Çığlıklar ülkesi&#8217;nden yükselen sesi duyuyor musunuz? Kadınlarımızdan, çocuklarımızdan, meydanlarımızdan, sokaklarımızdan, yükselen sesi duyuyor musunuz?&#8221; diyorsunuz. Kime sesleniyorsunuz?</strong></p>
<p>Öncelikle bu çığlıkların sahiplerine sesleniyorum. Acılarımız, sorunlarımız, istemlerimiz birbirinden farklı gibi görünebilir; ama aslında sorunlarımız aynı egemen zihniyetten besleniyor. Tabii ki devlete hâkim olan zihniyetten bahsediyorum. Bu gerçeği artık herkesin olanca açıklığıyla, yakıcılığıyla görmesi gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>Öte yandan, elbette ki bu ülkenin yönetenlerine sesleniyorum. Yani kulaklarını, vicdanlarını, yüreklerini bu çığlıklara kapatmış olanlara sesleniyorum. İnsanlarımızın barışa, demokrasiye, özgürlüğe dair yaşadıkları hasreti görmezden, duymazdan, bilmezden gelenlere sesleniyorum. Onlara bu hasretimizi daha fazla görmezden, duymazdan, bilmezden gelemezsiniz diyorum. Onları bir parça vicdana, insafa ve sorumlu davranmaya davet ediyorum. Ve çığlıklarımıza kulaklarını ve yüreklerini daha fazla kapalı tutamayacaklarına inanıyorum. Çünkü yaşadığımız çağın gerekleri de bunu kaçınılmaz kılıyor.</p>
<p><strong>Yaşadığımız çağın gerekleri&#8221;  derken kastınız nedir?</strong></p>
<p><strong></strong>Bakın, dünya ölçüsünde herkes çağdaş demokrasinin anlam ve önemini kavradı. Hiç kimsenin açıktan demokrasiye karşı çıkamadığı bir dönem yaşıyoruz. Kuşkusuz her ülkenin kendi koşullarına göre özgürlük sorunları vardır, ama en azından asgari demokrasinin gerektirdiği normları herkes benimsemiştir, benimsediğini iddia etmektedir. Bizde de böyle söyleniyor. Ama iş bunun gereklerini yerine getirmeye gelince, orada adeta görünmez bir el devreye giriyor.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;ne girmek istediğimizi söylüyoruz. Ama bunun için demokrasimizin standartlarını Avrupa&#8217;nın düzeyine getirmemiz gerekiyor. &#8220;Muasır medeniyetler seviyesine&#8221; yükselmekten bahsedilir yıllardır. &#8220;Muasır medeniyetler&#8221; seviyesine yükselmek, ülkemizde çağdaş, sağlıklı, istikrarlı bir demokrasiyi inşa etmemizden geçiyor.</p>
<p>Ama ben soruyorum: Kürt sorununu çözmeden, Alevi sorununu çözmeden, demokratik hak ve özgürlüklerimizi güvence altına alan sivil, demokratik bir anayasa yapamadan çağdaş bir demokrasi olduğumuz iddia edilebilir mi?</p>
<p><strong>Müzik sizin için eğlence mi, bir kültür aracı  mı? Çığlıklar ülkesi albümünü  hazırlarken hangi kıstastan yola  çıktınız?</strong></p>
<p><strong></strong>Müzik benim için asla bir &#8220;eğlence&#8221; aracı değildir. Benim müziğim son 30 yıla yakın zamanın acılarından süzüldü ve şekillendi. Bu acıları umuda dönüştüren, dönüştürmeye çalışırken aynı zamanda sistemin acımasızlıklarını da sorgulayan bir işleve sahip oldu. Ülkemizin toplumsal, siyasal gerçekleri ve gündemiyle yakından ilgili oldu. Bu müziği yapan biri olarak, teslimiyetçi, tarafsız, duyarsız ve kendi kişisel çıkarlarını ön planda tutmak yerine, halkımın haklı davasının sanatçısı ve savunucusu oldum. Sokaklarından, meydanlarından çığlıklar yükselen bir ülkede içi boş bir eğlence mantığıyla müzik yapmayı kendime ve sahip olduğum değerlere ihanet sayarım.</p>
<p>Sorunlarımızı çözdüğümüz bir Türkiye&#8217;de barış ve aşk şarkıları yapmak istiyorum elbette. Belki o zaman müzik sadece bir &#8220;eğlence&#8221; aracı olabilir. Ama şu anda salt eğlenmek mantığına dayalı bir müzik yapmayı ben aklımdan geçirmeyi bile kendim için &#8220;kâbus&#8221; sayarım&#8230;</p>
<p><strong>Şarkılarınızda radikal bir üslup kullandığınız söylenir ve bu yüzden de Televizyon kanallarında kliplerinizi izlemek veya Radyolarda şarkılarınızı dinlemek, mümkün olamıyor. Bunun nedenlerini neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong></strong>Şarkılarımda radikal bir üslup kullandığımı düşünmüyorum. Ayrıca bu sadece benim tercihim de değil. Tamamen ülkemizin koşulları ve gerçekleriyle ilgili bir şey. Ben kendi alanımda, bu gerçeklerin sözcülüğünü yapmaya çalışıyorum sadece. Savaş ve şiddet çığırtkanlığının, milliyetçilik adına inkâr ve imha zihniyetinin olağanlaştığı bir ülkede benim söylemlerimin veya şarkılarımın radikalliği az bile. Ben sanat hayatım süresince sadece barış dedim ve halklarımızın kardeşliğine dair şarkılar söyledim. Bunu yaparken doğaldır ki Devletin gerek Kürt meselesinde gerekse de Alevi ve diğer temel konularda politikasını eleştirdim. Çünkü ben devletin kutsandığı bir ülkede kendi olmaya, kendi halkının insani değerlerini savunmaya çalışıyorum ve bu yüzden engelleniyorum. Hakkımda yürütülen soruşturmaların, açılan davaların ve zaman zaman gözaltına alınmaların tek amacı beni teslim almaya yöneliktir. İktidarı elinde bulunduran siyasal gücün yaklaşımı bu ülkede kendisinden olmayan veya kendisi gibi düşünmeyenlere karşı düşmancadır. Onlar her şeyin iyisini biz biliriz mantığı içinde hareket etmektedirler. Kürt ve Alevi sorununu muhataplarını hiçe sayarak kendilerinin çözebileceklerine inanmaktadırlar.</p>
<p>Beni sanatçılıktan çok siyaset yapmakla eleştirenler, eleştirinin de ötesinde beni &#8220;bölücü&#8221; olmakla itham edenler, tehdit edenler bu zihniyetten beslenmektedirler. Hiç kuşkusuz bu saldırı ve tehditlere pabuç bırakacak ve doğrularımı dile getirmekten vazgeçecek değilim.</p>
<p>Bu nedenle diyorum ki, şarkılarımın dili, gerçeklerimizin dilidir. Bu gerçekler bu ülkede hüküm sürdüğü müddetçe, kimse benden başka türlü şarkılar yapmamı, söylememi beklemesin.</p>
<p>Eleştirenler, itham edenler, tehdit edenler var, ama şunu da vurgulamak isterim, milyonlarca insanımızın sevgisi, desteği de vardır. Ülkemizin bütün &#8220;ötekileri&#8221; beni anlıyor ve dinliyor. Barış, demokrasi ve özgürlük hasretimizi paylaştığımız insanlarımız beni dinliyor. Ezilen, horlanan, itilip kakılan insanlarımız beni inatla dinlemeyi sürdürüyor. Onların ilgisi ve sevgisi, benim en büyük güç, moral ve ilham kaynağımdır. Ben her şekilde kendi şarkılarımı ve savunduğum düşüncelerimi bu milyonlara ulaştırdıkça varsın bu sistemin medya ve güç odakları bizi yok saysın umurumda değil.</p>
<p><strong>Aktif politikaya atılmayı düşünüyor musunuz? Örneğin olası erken veya normal bir seçimde parlamentoya girmek düşünceniz var mı?</strong></p>
<p><strong></strong>2007 seçimlerinde <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;den bağımsız aday olarak parlamentoya girmeyi düşündüm. Bu yönde benden büyük beklentileri olan insanlarımız vardı. Bu alanda da insanlarımızın dertlerinin, sorunlarının sözcülüğünü yapabilmeyi düşündüm. Ama sonra bunun şartlarının henüz oluşmadığını gördüm ve aday olmaktan vazgeçtim. Başka bir ilden aday olmam yönünde de teklifler, öneriler oldu; ama bunu düşünmedim bile.</p>
<p>Günümüz şartları açısından sorunuza kesin bir &#8220;evet&#8221; de, &#8220;hayır&#8221; da demek istemiyorum. Zamanı gelince ve tabii ki halkımızın düşünce ve beklentilerini de dikkate alarak değerlendireceğim. Fakat sanat ve müzik alanında söyleyecek sözümün bitmediğini, bitmeyeceğini de vurgulamak isterim.</p>
<p><strong>Hükümetin Kürt politikası üzerine uygulamalarına bakışınızı  kısaca özetler misiniz?</strong></p>
<p><strong></strong>Başbakan Erdoğan 2005 yılında Diyarbakır&#8217;da yaptığı konuşmada, Kürt sorununun varlığını kabul edip, &#8220;devlet de hatalar yapmış olabilir&#8221; dediğinde, herkes gibi ben de umutlanmıştım. Fakat izleyen yıllarda AKP hükümeti bu umudu yerle bir eden uygulamalara imza attı.</p>
<p>Davos&#8217;ta İsrail&#8217;i kadınları, çocukları öldürmekle itham eden başbakanımız, Diyarbakır&#8217;da &#8220;kadın da olsalar, çocuk da olsalar gereği yapılacaktır&#8221; şeklinde sözler sarf etti. İsrail&#8217;e &#8220;Hamas&#8217;ı muhatap almadan Filistin sorununu çözemezsiniz&#8221; diyen de Başbakan Erdoğan&#8217;dır, yasal ve mecliste grubu bulunan bir partinin, DTP&#8217;nin Genel Başkanı Ahmet Türk&#8217;le görüşmekten kaçınan da aynı Başbakan Erdoğan&#8217;dır.</p>
<p>Kürt sorununu daha çok operasyon yaparak, baskıları daha çok tırmandırarak çözmek mümkün değildir. Bunun giderek anlaşılmış olduğunu görüyoruz. Bu yıl içerisinde Cumhurbaşkanı Gül&#8217;ün &#8220;iyi şeyler olacak&#8221; şeklinde ki açıklamalarının gereği yapılırsa bu sorun çözülebilir. Ancak belirttiğim gibi AKP kendi yöntem ve bilindik üslubunda ısrar eder ve sorunun gerçek muhataplarını dışlayarak hareket ederse çözülmez. Yine de ben umutlarımızı korumaktan yanayım. Hükümetin bu çelişkili tutumlardan vazgeçerek, oluşmuş olan tartışma ortamını iyi değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Konuyla ilgili bütün tarafların kendi çözüm projelerini ortaya koyduğu yeni bir süreç başlatılabilir.</p>
<p>İnsanlarımız artık acı çekmek istemiyor. Ölümler son bulsun, akan kan dursun istiyor. Barış istiyor. Barış, imkânsız değildir. Aksine, bedelini büyük acılar yaşayarak hak ettiğimiz halklarımızın büyük kardeşlik bayramıdır.</p>
<p><strong><a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> denince kuşkusuz ilk akla gelen ve çok sevilen isimlerdensiniz. Böyle olunca da attığınız her adımınız ve <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;e dair söylediğiniz her sözünüz dikkat çekiyor. Özellikle yurt dışında belli kişilerin size ve başka <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;li aydın ve sanatçılara karşı geliştirmeye çalıştığı olumsuz bir tutum var, bunun için ne diyeceksiniz?</strong></p>
<p><strong></strong>Dersimli olduğum ve <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;in temel değerleriyle büyüdüğüm için her Dersimli kadar şanslı görüyorum kendimi. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>; sanatımın ve sanatçı kişiliğimin oluşmasında temel teşkil etmektedir. Dolayısıyla <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>, kültürü, dili ve tarihi bakımından beslendiğimiz ve asla vazgeçemeyeceğimiz değerimizdir. Bu değerin yaşatılması konusunda ki hassasiyetimin halkımız tarafından bilindiğini ve doğru anlaşıldığından en küçük bir tereddüttüm yok.</p>
<p>Son zamanlarda kötü niyetli bazı insanlar türedi ve bunlar sistemli bir şekilde Dersimin bu temel değerlerini kullanarak güç olmaya çalışmaktadırlar. &#8220;Almanya <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> federasyonu&#8221; içinde hâkim olmaya çalışan bu kişilerin kötü niyetli olduklarına inanıyorum. Bu kişiler ne yazık ki &#8220;Zazacılık&#8221; adı altında insanlarımızın birliğini, bütünlüğünü bozmak çabası içerisine girmiş görünüyor. &#8220;Kürtlerden baskı görüyoruz&#8221; &#8220;Kürtler <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;den elinizi çekin&#8221; gibi çok tuhaf ve tehlikeli söylemlerde bulunarak düşmanca bir tutum geliştirmektedirler.</p>
<p>Burada <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> federasyonunu oluşturan Derneklere ve bu derneklerde faaliyet yürüten insanlarımıza çağrım şudur. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> bir halklar ve kültürler bahçesidir. Ayrımcılık bizim kitabımızda yazmaz. Halkların, kültürlerin, dillerin kardeşliğine inanırız. Ama bu çevreler açıkça insanlarımıza Kürt düşmanlığı empoze etmeye çalışarak ne yapmaya çalışıyor? Yurt dışında yaşayan değerli <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;lilerin bunun üzerinde düşünmesi ve bu oyunu bozması lazım.</p>
<p><strong>Nasıl bozulacak bu oyun ve öneriniz nedir?</strong></p>
<p>Ben bütün Dersimlilere birlik öneriyorum. Birliklerini bozmak isteyen bu kişilerin kötü niyetli olduklarını ve bunu görmeleri gerektiğini söylüyorum. Varlığımızı inkâr eden zihniyete karşı ciddi bir noktaya geldiğimiz bu süreçte, en hafif deyişle kötü niyetli kişilerin yapay dayatmalarına prim vermemeleri gerektiğini söylüyorum.</p>
<p>9. Munzur festivalinde yeniden bu bir birlik ve beraberlik havasının yakalanmış olması beni mutlu ediyor. Seçim sürecinde hepimizi üzen olaylar, gelişmeler oldu ve bunlar geride kaldı artık. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>&#8217;liler hatalarını telafi etmek konusunda da her zaman duyarlı olabilmiştir. Dolayısıyla geçmişin olumsuzlukları üzerinde zaman ve enerjimizi tüketmektense geleceğe bakmak çok daha önemlidir. Bu festival kötü niyetli kişi ve düşüncelere karşı birliğimizin ve bu birliği geleceğe taşıyacağımızın mesajı olmalıdır.</p>
<p><em>&#8220;Ateşten zamanlardan geçtik geldik bugünlere; Ateşten zamanların kaderiydi, göğüsledik. Ne &#8220;normal&#8221; hayatlarımız oldu bizim, ne olağan dertlerimiz. Her an insanlığını savunmak ve insanlığını savunmak onurundan gayrı dayanacak hiçbir gücü olmamak&#8230; Bunu anlamak, yüreği olmak gerektirir. Ve yüreği olmaktır bizi insan kılan&#8230; Çığlıklar Ülkesi&#8217;nden yükselen bu sesi duyuyor musunuz? Kadınlarımızdan, çocuklarımızdan, meydanlarımızdan, sokaklarımızdan, dağlarımızdan yükselen bu sesi duyuyor musunuz? Açın yüreklerinizi bu sese. Çığlık çığlığa bir sevdadır hikâyemiz ve barışa, demokrasiye, özgürlüğe, kardeşliğe dairdir&#8230; Memleket memleket sevda&#8230; Çığlık çığlığa yaşamak&#8230; Ve özgürlükten gayrı bir hayatı haram kılmak kendine&#8230; Tükürün korkularınızı karanlığın orta yerine! Tükürün ve bırakın ayaklansın vicdanınız.&#8221;<br />
</em></p>
<h2>Albüm<em><br />
</em></h2>
<p>Ferhat Tunç &#8216; Çığlıklar Ülkesi&#8217; albümünün ufkunu böyle anlatıyor. Bir anlamda bu albümle altını kalın çizgilerle çizdiği mesajını paylaşmak istiyor bizimle. Söylenecek sözünü, &#8216;aydın&#8217; sorumluluğunun çerçevesine oturturken, bugüne dair sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlatıyor hepimize&#8230;</p>
<p>Albümün aranjörlüğünü değerli müzik insanı Osman İşmen yaptı. İstanbul&#8217;da Ada Stüdyosu&#8217;nda kayıt edildi. Tonmaysterler: İhsan Apça ve Özgün Özden Mete ile çalıştı ve fotoğrafları, Yekbun Rona Ster tarafından çekildi.</p>
<p><strong></strong>Albüm ağırlıklı olarak her zamanki gibi, ağırlıkla Ferhat Tunç bestelerinden oluşuyor. Şiirlerini bestelediği değerli ozanları görüyoruz. Kısa bir süre önce yitirdiğimiz büyük ozan: Yusuf Hayaloğlu&#8217;nun &#8220;Sen kavgamda kızıl bir güldün, Sen bir hayat, sen bir ömürdün&#8230;&#8221; diye başlayan şiirinin bestesi yanında, Ahmet Can Akyol&#8217;un, Tacim Çiçek&#8217;in, Kamer Söylemez&#8217;in isimleri de yaralıyor. Hüseyin Ayrılmaz&#8217;dan bir eser ve Anonimler de var.Ferhat Tunç bu albümde dillerin kardeşliğini de barış rüyasına taşımış: Türkçe, Zazaca ve Kurmançi söylemiş.</p>
<p>Albümde 14 eser var:</p>
<p>Kızıl Bir Güldün, Memleketim, Çığlıklar Ülkesi, Söz Bitti (şiir), Ölüm Tanrıları, Usene Mı (zazaki), Dılo Yaman, Hey Vurmayın (Diyarbekir), Oy Gelin, Çawreşa Mın Nanay (Kurmançi), Ayrılık, Ölüm Gelirse, Bıveso (Zazaki) , Ere Serdo (Zazaki).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/baris-ve-ask-sarkilari-yapabilmek-istiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mikail Aslan ve Cemil Koçgünle  Müzik Üzerine Röportaj</title>
		<link>http://www.munzurca.com/mikail-aslan-ve-cemil-kocgunle-muzik-uzerine-roportaj/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/mikail-aslan-ve-cemil-kocgunle-muzik-uzerine-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 09:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[cemil koçgün]]></category>
		<category><![CDATA[doğan munzuroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[etnik muzik]]></category>
		<category><![CDATA[hey albümü]]></category>
		<category><![CDATA[Mikail Aslan]]></category>
		<category><![CDATA[zazaki muzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Doğan Munzuroğlu, Dersim coğrafyasının yetiştirdiği iki değerli sanatçı arkadaşımızla, Mikail Aslan ve Cemil Koçgün&#8217;le, onların yaşamları ve müzikleri üzerine geniş bir söyleşi yaptı. Aslan ve Koçgün, Munzuroğlu&#8217;nun sorularına içten yanıtlar verdiler&#8230; DOĞAN MUNZUROĞLU: İki değerli konuğumuz var. Mikail Aslan ve Cemil Koçgün. Onlar, Dersim müziğinin, Kürt müziğinin, Kızılbaş müziğinin iki değerli sesi. İkiniz de hoş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-211" title="cemilkocgun" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/cemilkocgun-300x201.jpg" alt="cemilkocgun" width="300" height="201" /><br />
<a href="http://www.munzurca.com/K/dogan-munzuroglu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with doğan munzuroğlu">Doğan Munzuroğlu</a>, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> coğrafyasının yetiştirdiği iki değerli sanatçı arkadaşımızla, <a href="http://www.munzurca.com/K/mikail-aslan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Mikail Aslan">Mikail Aslan</a> ve <a href="http://www.munzurca.com/K/cemil-kocgun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with cemil koçgün">Cemil Koçgün</a>&#8217;le, onların yaşamları ve müzikleri üzerine geniş bir söyleşi yaptı. Aslan ve Koçgün, Munzuroğlu&#8217;nun sorularına içten yanıtlar verdiler&#8230; DOĞAN MUNZUROĞLU: İki değerli konuğumuz var. <a href="http://www.munzurca.com/K/mikail-aslan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Mikail Aslan">Mikail Aslan</a> ve <a href="http://www.munzurca.com/K/cemil-kocgun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with cemil koçgün">Cemil Koçgün</a>. Onlar, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> müziğinin, Kürt müziğinin, Kızılbaş müziğinin iki değerli sesi. İkiniz de hoş geldiniz.<span id="more-209"></span></p>
<p>MİKAİL ASLAN: Hoş bulduk Doğan abi.</p>
<p><strong>DM Mikail, sen bu yolculukta Agerayıs, (acerayıs) ile başladın, Kiltê Kowu ile devam ettin. Bundan önceki albümünün adı Miraz’dı. Maya anlamındadır. Son albümün adı Zernkût… Bu eserlerinden dolayı dinleyicilerin adına seni kutluyorum. İlk sorumu sana soracağım, bize kendini anlatır mısın, <a href="http://www.munzurca.com/K/mikail-aslan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Mikail Aslan">Mikail Aslan</a> kimdir?</strong></p>
<p>MA: Benim kökenim <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> Hozat’tan. Batı <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">dersim</a> aşiretlerinden Şex Hasanan aşiretinin Qerebalû kolundanım. Çocukluğum Hozat’ta geçti. Daha sonra Hozat’tan zorunlu bir göç yaptık. Kayseri’ye göçtük. Annem babamın yaşadığı köy Hozat’ta küçük bir köydür. Annem babam Zazaca konuşurlar. Biz “kırmancki” deriz.</p>
<p><strong>DM Sevgili <a href="http://www.munzurca.com/K/cemil-kocgun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with cemil koçgün">Cemil Koçgün</a> sen biraz kendini anlatsan:</strong></p>
<p>CEMİL KOÇGÜN: Ben Koçgiriliyim aslen. Almanya doğma büyümeyim. Alişer Efendi’nin soyundanız, böyle der büyüklerimiz.</p>
<p><strong>DM Kendi müziğini nasıl tanımlıyorsun?</strong></p>
<p>C K: Tabii ki müzik bir halkın dili, değerlerini ifade eden alandır. Kendimi bu kültürün temsilcisi olarak ifade ediyorum. Araştırmalardan duygularımızı ifade eden motifler alıp halklarımıza sunmak istiyoruz, paylaşmak istiyoruz işte. Özellikle bu son albüm, Heya Albümü iki ay önce çıktı.</p>
<p><strong> DM Heya albümünü zaten soracaktım ben size, madem başladınız bize biraz da albümünüzü tanıtın, Heya Albümünü:</strong></p>
<p>CK Heya; zazacada, Kırmançki ve Kurmançki “evet” anlamına geliyor. Aynı zamanda Kurmancideki “nura cihan” cihanın nuru anlamına geliyor. Arkeolojik kazıntıları çok ince, hassas fırçayla temizlemeye çalışmak gibi, işte böyle hassas… Şimdi albümün içeriği 1940 yıllarında, Muzaffer Sarısözen’in <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> bölgesinde yaptığı bir deyişin derlemesini düzenledim, işledim. Ondan sonra Çemişgezek’ten Kurmanci bir deyiş, “Heyder” adlı deyişi işledim.</p>
<p><strong>DM Evet, Heyder bayağı ilgi gördü, benim gözlemlediğim kadarıyla. </strong></p>
<p>CK Evet, tanrıya hitap ediyor, ritmik anlamda da çok mistik, insanı transa götürecek bir motiftir. Ondan sonra Mehmet Çapan’ın Kırmançki-zazaki bir klamını aldım. İşte, Munzur’un üzerine bir öykü yazmıştı. Yine “Seyidemin”  parçasında Aynur Doğan konuk sanatçı olarak albümümüzde yer aldı.</p>
<p><strong> DM Aynur’un gerçekten müthiş bir yorumu var o parçada. </strong></p>
<p>CK Yani kısacası bu albümün üzerinde daha çok Alevi ve Kızılbaş motifleri işlemeye çalıştım.</p>
<p><strong>DM Gerçekten ben orda tasavvuf müziğinin, Alevi müziğinin, Kızılbaş müziğinin giderek </strong></p>
<p>derinlerine indiğinizi hissediyorum.</p>
<p><em><strong>Mikail seninle devam edelim, sen Kürt müziği bağlamında <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> Zaza müziğini nasıl değerlendiriyorsun, yani tarihsel açıdan, günümüzdeki durumu, asimilasyondan etkilenme düzeyi gibi konularda…<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-212" title="mikail-aslan" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/mikail-aslan.jpg" alt="mikail-aslan" width="427" height="386" /></strong></em></p>
<p>MA Tabii şimdi bizim müziğimizi tanımlarken bayağı bir karmaşa yaşıyoruz. Yani bizim müziğimize alevi müziği diyen var, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> müziği diyen var, Kürtçe müzik diyen var, Zazaca müzik diyen var. Tabii aslında hepsi bizi ifade eden, bizim itikatlarımızı, tarihsel süreç içerisinde kazandığımız sıfatları tanımlıyor ama tabi bizim müziğimiz ilk etapta Kürtçe ve Zazaca müzik olarak tanımlanabilir. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> müziği demek biraz daha daraltma diye düşünüyorum çünkü <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">dersim</a> çok küçük bir coğrafyayı açıklıyor.</p>
<p><strong>DM Yani Dersimi çevresinden soyutlamak doğru değil diyorsunuz? </strong></p>
<p>MA  Çünkü Zazaca sadece <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’de konuşulmuyor. Çok geniş bir alanda konuşuluyor. Bu anlamda zazaca. Kürt müziği başlığı altında zazaca müzik diye tanımlanabilir. Biraz daha geniş bir kavram, onun ötesinde şöyle bir şey söyleyebilirim tabi, 15- 20 yıldan beridir Kürt müziğinde önemli gelişmeler kaydedildi. Kürt müziği açısından genel anlamda en büyük miras Erivan Radyosu’dur. Yani sosyalist cumhuriyetler kurulduktan sonra Ermenistan’da yaşayan Ezidi Kürtlere verilen bir imkandı bu. Bütün etnik kimliklere radyo verilmişti. Doğal olarak Ezidilere de orda bir radyo açıldı. Ne kadar da Erivan bizim coğrafyamızdan çok uzakta olsa da, biz çocuk olmamıza rağmen büyüklerimiz dinliyordu. Herhalde bütün Ortadoğu’da dinlenen, hatta Avrupa’ya kadar da dinlenen bir radyoydu. Bizler de küçükken bu radyoyu dinliyorduk.</p>
<p><strong>DM Hatta dün Adana’da bir anınızı anlattınız. Erivan Radyosu dinliyormuş büyükleriniz sen de oradan tanımışsın Erivan radyosunu ve büyüdükten sonra Erivan a gitmişsin, sanatçılık sürecinde… </strong></p>
<p>MA Küçükken bize Almanya’dan gelen teypler vardı. Teybin burgusu dönüyordu bütün dünyanın tonlarını duyuyorduk, onları geçiyorduk ama nedense dönüp en sonunda Erivan Radyosu’nda duruyorduk. Tabi biz o zaman Kurmanci bilmiyorduk, yani anlamıyorduk. Ama bize herhalde en yakın kavimdir ki dikkat çekiyordu. Oraya dönüyorduk. Lafı fazla uzatmadan bir şeye değinmek istiyorum, 1940’lardan 50’lerden itibaren Erivan radyosunda dengbejlerin kayıt altına alınması çok büyük bir alternatifti çünkü kuzeyde, Dersimde böyle bir bilinç söz konusu değildi, bizim inanlarımızın Erivan’da olduğu gibi kayıt arşivi yoktu. Ve o insanlar oraya çağrılırken radyonun doğal olarak bir arşivi oluştu.1940lardan itibaren bu sesler kayıt altına alındı ama biz, dikkat edersen son birkaç yıl içerisinde kayıt işlerine başladık. Düşünün ki 1940’lardan itibaren bizim coğrafyamızda da bir kayıt arşivi olsaydı bizim de şu an Erivan Radyosu gibi devasa bir kayıt arşivimiz olurdu. Bu bizim açımızdan büyük bir talihsizlikti.</p>
<p>Bu noktada şuna değinmek istiyorum: bugünkü popüler Kürt müziğine baktığımız zaman gelişme aşamasındadır. Kürt müziğinde aşırı düzeyde üretimler oldu. Doğal olarak bir kültürün önü birdenbire açılırsa her çeşit üretim oluyor. Kürt müziğinde büyük bir arabeskleşme, büyük bir fantezi müziğine kayma sorunu var. Tabi bireysel anlamda çok güzel müzikler yapan gruplar, üyeler de söz konusudur. Ama şu noktada Kürt müziğinin ciddi bir yabancılaşma içine girdiğini düşünüyorum. Yani Erivan Radyosu’nda Şeroyê Biro’nun bir kılamını alıp dinlediğimizde o kılamlarla bugünkü kılamlar arasında ciddi bir kopuş var diye düşünüyorum.</p>
<p>Nasıl bir kopuş var derseniz, Kürt müziği denince, bir dönem İbrahim Tatlıseslerin, Küçük Emrahların, Küçük Ceylanların söylediği şarkıları alıp da aynı şekilde icra edip Kürtçe söz yazmak değildir. Tabiî ki. Kürt toplumunun kendi özüyle ciddi bir kopuşu söz konusu doğal olarak! Büyük Kürt kitlelerinin arabesk duygusu içerisine boğulduğunu görüyorum. Aslında Kürt müziğinin, mesela o Erivan Radyosunda dinlediğimizde çok ciddi bir asalete sahip olduğunu, hem enstrümantal hem ritmik anlamda büyük bir asalete sahip olduğunu görüyoruz. Ama son dönemlerde burada bir politize edilmiş protest müzik var. Çok fazla arabesk motifleri içerisinde taşıyan, arabeskin, Türkiye’deki Türkçe sözlü müziğin ikinci dereceden kötü bir taklidi olduğunu düşünüyorum. Bu noktada Kürt halkının ciddi düşünmesi gerekir.</p>
<p>Diğer taraftan da şunu da söyleyeyim: özellikle bizim Kürtçe yayın yapan radyolara baktığımız zaman, son dönemlerde popüler Kürt müziğini yayınlarken eski kaynaktan ezgiler, kılamlar yayınlamıyorlar. Doğal olarak da yeni gençlik zannediyor ki şu anda piyasada olan Kürt müziği bizim gerçek müziğimizdir. Ve onlar da dinlediklerini taklit ettikçe doğal olarak bizim müziğimiz özünden kopuyor. Mesela geçen gün Adana’ya gittim, orda genç arkadaşlar radyo yayını yapıyorlar. Baktım Egide Cimo’dan tutun da eski Erivan radyosundan parçaları da kendi radyolarında yayınlıyorlar. Çok sevindim buna. Aslında insan istese bu kayıtlara ulaşabiliyor. Lakin bu konuda bizim büyük bir sorunumuz var diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>DM Zannedersem senin bu konuda derlemelerin var, özellikle de bu son albüme yansımış. Bu derlemelere devam edecek misiniz, yeni çalışmalar var mı?</strong></p>
<p>MA Ben on iki yıldan beridir kendi memleketimden uzak yaşadım. Seyahat özgürlüğüm yoktu, fakat bu konuda derlemeler yapan çeşitli bölgelerden arkadaşlarla irtibatım var. Çünkü derlemecilik kendi başına başka bir iştir. Ha, ben bunu yapabilirim şüphesiz ama bu kısıtlı bir şeydir. Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da etnik müzikçilerin, derlemecilerin, arşivcilerin olması gerekiyor. Ki bu noktada da önemli işler yapan insanlar var. Bunlara gidiyoruz, soruyoruz, araştırıyoruz ama benim şimdi bu konuda ciddi bir arşivim söz konusu değil.</p>
<p><strong>DM Peki Mikail, biraz bu son albümünden, Zernkût’tan bahset. </strong></p>
<p>MA Son çıkardığım albümün ismi Miraz’dı. Miraz, maya manasına geliyor. Daha çok eski kuşaktan mirasın yeni kuşaklara aktarılması teması vardı. Bu albümümüzde de gene eski kuşaktan bizlere aktarılan mirasımızın ne şekilde yeni kuşaklara aktarılacağı anlatılıyor. Bu benim çok üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Ve bunun üzerinde düşünürken “simya sanatı” diye bir sanat okudum. Simya sanatı ta milattan önce 3000’li yıllara, Hermes’e kadar, Hz İdris’e kadar gidiyor. Hermes, şu an yaşadığımız entelektüel duygunun, entelektüel hafızanın başlangıcı olarak algılanır. Ondan dolayı da büyük Yunan filozofu Aristoteles ona “üç kere üstat” manasında bir isim veriyor. Simya sanatının amacı; herhangi bir şeyi yeniden yaratmak değildir, var olanı açığa çıkartmak, sırları açığa çıkartmak, kerameti açığa çıkartmaktır. Benim de mesela, (albüm ne kadar da benim ismime olsa da aslında bana ait değildir. Ben sadece onun bir şekilde gölgede kalmış biçimini ortaya çıkarıyorum) şöyle söyleyeyim ki mesela altın ve gümüş çok değerli hammaddelerdir ama bunlar kendilerini ısrarla diğer maddeler içerisine gizlerler. Yani altın ve gümüş neden çok değerlidir, kendini ısrarla diğer maddelerin içine gizledikleri için. Bundan dolayı da onu sürekli arayıp bulmak gerekiyor. Bizim bu albümümüz de öyle. Ben devamlı halk mirasımıza ait bazı şeyleri açığa çıkarmayı ve onları nasıl öz duygularıyla ifade edebilirim, onu bulmaya çalışıyorum.</p>
<p>Söylediğimiz kılamlara gelirsek, Dayıka Delal, Pasaye Efa’dan Erivan kılamıdır. Diğer taraftan Way Way Ninna, Bingöl’e ait bir kılamdır. Guluzar, <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’e ait bir kılamdır. Bunları  yan yana getirdim, ne kadar değişik şiveli dillerden okunsalar da aslında genelde Kürt kavmi’nin duygusunu taşırlar. Kürtler nereye giderlerse gitsinler, aslında duyguları aynıdır. İster Zazaca olsun ister Sorani olsun ister Kurmanci olsun, bunların arasında bu iki üç kılamı dinlediğiniz zaman bu dilleri bilmeyen herhangi birisi diyecektir ki “herhalde hepsi aynı parçadır ve tek bir dilde okunuyordur” Oysa birini anlayan aslında diğerini anlamıyordur. Bu şekilde de onların otantik miraslarına dikkat çekmek istedim. Yani bunlar ayrı ayrı coğrafyalarda olsalar bile otantik duygularının ne kadar yakın olduğunu görüyoruz.</p>
<p><strong>DM Ben bu Dayıka Delal’a çok fazla ilgi gözledim. Yani özellikle internetten ya da radyo isteklerinden, dikkat ettiğimde bayağı bir ilgi görüyor… Peki Mikail, sana biraz sanat dışı bir soru sorayım. Yani çünkü biliyorsun siz sanatçılar gerçekten toplumsal sorunlardan uzak değilsiniz. Bunu birçok düşünür birçok sanatçı defalarca belirtmiştir. Bu yüzden de zaten devletler sanatçıları pek fazla sevmezler. Şimdi Türkiye’nin Kürt Sorununu, demokratikleşme sorununu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani önümüz nasıl görünüyor, siz ortamı nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>MA tabii bu sistemin çok büyük handikapları var. Yani bu coğrafyada halklar hapishanesi mevcuttur, hücreler mevcuttur. Ermeniler dondurulmuştur, Rumlar dondurulmuştur, Asuriler dondurulmuştur. Ezidiler dondurulmuştur, Kızılbaşlar dondurulmuştur yani bir buzdolabı gibi aynı. Şimdi bu tabiî ki çok kökleri derinlerde bir meseledir. İnsanlar kendi geçmişlerine, tarihlerine yabancılaştırılarak tek düze bir şekilde bir düşünce etrafında şekillendirilmeye çalışılıyor. Böyle baktığımız zaman, bu toplulukların kendilerine yabancılaşması onlara dayatılan bir sınır, onların rızaları alınmadan, bu kavimlerin rızaları alınmadan onlara dayatılan sınırlar mevcuttur. Şu son zamanlarda baktığımız zaman yeniden bu kimlikler kendi özlerine dönüyorlar, kimlik arayışı söz konusudur. Tekrardan onlara dayatılan bu sınırlardan bu küçük topluluklar veya büyük topluluklar yeniden kendi yerlerini aramaya çalışıyorlar. Böyle baktığımız zaman bu sistemin dayattığı, reva gördüğü ideoloji tamamen çökmüştür. Yani sadece bir Kürt gerçekliğinden yola çıkarsak; son dönemlerde çok üst düzeylerde kendisini ifade ediyor. Kürt halkı kendisini tarih sahnesinde tekrar var ediyor. Bununla birlikte Alevi sorunu da aynı şekilde duruyor. Ermenilere yapılan zulüm etkisini gösteriyor. Şunu söylemek istiyorum ki benim Türk hükümetinden Türk askerinden fazla bir beklentim yoktur. Ben 13- 14 yıl önce bu memleketi terk ettim. 13- 14 yıl sonra geldim ama üniversitelerde yine aynı sıkıntılar var. Ben de 13 yıl önce üniversitede aynı durumu yaşamıştım. Sistemin bu noktada adım attığı bir değişimi görmek imkansızdır. Bu sistem değişmiyor. Benim sadece şöyle bir şeyim var. Ben Türk halkından bir şey istiyorum yani burada yaşayan Türk kavmine şunu söylüyorum, bu aslında Türk halkının omuzlarında bir yüktür. Ben mesela Ermeniler konusunda, Kürtler konusunda, Kızılbaşlar konusunda Türk sisteminin bir adım atmasından çok bizim halkımızın, Türk halkının, bu konuda kendi vicdanıyla yüz yüze durmasını, onların kendileriyle sorunlarının olmasını istiyorum. Türk halkının kendi vicdanını sorgulaması gerekiyor. Çünkü en başta Türk halkı eğer bu halklarla bir kardeşlik kurarsa, onlar bu halklara karşı yapılan haksızlıkları görürlerse o zaman, en son devlet bunu kabul edecektir. Ben diyorum aslında bu Türk hükümetinin meselesi değil Türk halkının bir sorunudur.</p>
<p>Tabi Türk halkı üzerinde korkunç bir manipülasyon söz konusudur. Yani o insanlar Kürt’ü düşman, Ermeni’yi düşman, Laz’ı düşman biliyorlar, yani hep böyle bakılmıştır. Bunlar sizin ülkenizi bölmek istiyor, bunlar sizin topraklarınızı parçalamak istiyor diye. O noktada Türk halkının kendi vicdanıyla yüzleşmesi gerekiyor. Yani en başta bu halkların kendi kimliklerini dayatmasıyla olacaktır. Bizim asimilasyona karşı durmamız lazım. Bu topraklarda yaşayan bütün toplulukların ve kavimlerin kendi kimliklerine sahip çıkması gerekir. Kendi kimlikleri konusunda bilinçlenecekler ve o zaman Türk halkı da bu konuda bilinçlenecektir. Ben mesela yıllar önce Almanya da bir konservatuarda ders veriyordum. Saz dersi verdiğim öğrencilerin çoğu Türk kökenli gençlerdi. Hepsi 8- 12 yaş arası çocuklar. O arada bana bir telefon geldi, ben gayrı iradi olarak arkadaşla Zazaca konuştum. Yaklaşık bir yıldan beridir ders verdiğim çocuklar birden böyle bir şok etkisi yaşadılar. Dediler ki “hocam o nasıl bir dildi siz konuştunuz?” Dedim çocuklar bu da Zazaca. “Nasıl konuşuyorsunuz, siz kimsiniz”  dediler. O güne kadar ben onlarla hep Türkçe konuşmuştum. Dedim “çocuklar size öğretmemişler. Bırakmamışlar ki siz bu kültürleri öğrenesiniz. Türkiye’de bu dili konuşan 3 milyona yakın bir topluluk var. Ben o dili konuşuyorum.” Çocuklara, “sizin suçunuz değil” dedim. Ama bırakmamışlar ki siz bizi tanıyasınız. Biz de sizi tanıyalım. Böyle bir şey!</p>
<p><strong>DM Evet aynı problemi gerçekten hepimiz yaşıyoruz… Albümde Hrant Dink anısına bir şarkı var. Biraz o paçadan söz edelim. Tabii Hrant Dink hepimiz için acı bir kayıp! </strong></p>
<p>MA Hrant Dink en başta bütün bu zalimliklere rağmen Türk halkını her zaman çok seven bir insandı. O kendisine yapılan, kendi halkına yapılan haksızlıklardan dolayı asla bir toplumu topyekün suçlamadı ve o Türk halkına karşı sevgi dolu bir insandı. Ben Hrant Dink için şöyle bir şiir yazdım. Dedim ki hayestan adında yitik bir ülkeyim ben, vicdanın en gizli mekanında saklıdır benim hatıram. Şimdi bunu neden söyledim. Bazı meseleler tabiî ki çok ürkütücüdür. İnsan onları dile alamaz. Ben de şöyle söyledim dedim bu hatıra bu komşularımız olan ermeni halkının hatırası bizim vicdanlarımızda saklıdır. Vicdanı olan kişinin vicdanında ve en gizli mekanında saklıdır. Hepimizin içerisinde bir şekilde bu hatıra vardır. Ama bazılarımız onu dindiremeyiz, söyleyemeyiz, korkarız. Ama bazen dil dayanamaz bunu aşikar eder, söyler. Hrant Dink de bu gerçeği aydınlatmış insanlardan birisidir. Aşikar ettiğinden dolayı hayatına mal oldu. Ben de bu şiirde bunu şöyle söyledim dedim ki, ne kadar bu hatıraları dillendiren insanları öldürülse de, her öldürdüğümüzde bunlar beyaz bir güvercin gibi kefenlere bürünse de bizim hanemize gelecekler. Bunlar bizim hanemize geldikleri takdirde biz bunlarla yüzleşmek zorundayız. Biz istediğimiz kadar bunları yok edelim, biz bu meselelerle yüzleşmek zorundayız. Halk olarak, hükümet olarak, sistem olarak yüzleşmek zorundayız. Bu klamı da ben Ermenice bir dostum aracılığıyla Ermeniceye çevirdim. Tanınmış Ermeni halk şarkıcısı Ilda Smonian okudu. Dersimli Kızılbaş toplumu olarak bizim sorunlarımız büyüktür lakin bizden daha çok mağdur kavimler var bu topraklarda. Ermeniler ve Ezidiler onlardandır.</p>
<p>Ezidiler, biliyorsunuz Kürt dili, Kürt kimliği konusunda en orijinal kimliğe sahip olanlardır. İslam kültürü içerisinde boğulan Kürtler tarafından büyük bir şekilde zulme uğratılmışlar ve bu halklar tarafından eziyete maruz bırakılmışlardır. Oysaki baktığınızda, aslında gerçek Kürt kültürünü temsil eden insanlardır ama Kürt coğrafyası o insanlara haram edildi ki Batman’da, Mardin’de Diyarbakır’da yaşaması gereken bu topluluklar Ermenistan’a, Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldılar. Yani neden böyle oluyor. Çünkü bizler de bizi yöneten sisteme benziyoruz. Zaman içerisinde bu sistemler, bu İslamcı sistemler Ezidileri lanetliyor, “onlar şeytanın çocuklarıdır” diyorlar. Biz Kürtler de zaman içerisinde aynı bizi yöneten sistemlere benzedik. Biz de aynı kendi hükümetimiz gibi onlara “şeytanın çocukları” diyerek onların etrafına çemberler çizdik. Alay ettik onlarla. Ve lanetledik onları. Lanetlendikleri için onlar dünyanın dört bir tarafına savruldular. Ben geçen gün Batman’a gittim boş bir köy vardı: dedim ki “neresidir burası?” Dediler ki, “işte bunlar Ezidi köyleridir.” “Eee peki Ezidilere ne oldu?” “İşte Ezidiler ağalar tarafından zulme uğradı, bırakıp gittiler.” Acı verici bir durum. Ezilen bir toplumun başka birisini eziyet altına alması kadar acı bir şey var mı? Bu gerçeklerle bizim yüzleşmemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>DM Peki Mikail, ben biraz da müzik piyasasıyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla müzik piyasası albüm yapmak için pek de uygun bir ortam veya uygun bir zaman değil. Ama yinede siz yeni albümlere, yeni eserlere imza atıyorsunuz. Ne olacak bu müzik piyasası, bu korsancılığın sonu, bu sıkıntılar nasıl çözülecek?</strong></p>
<p>MA Bir kere ben başından beridir, albüm yaptığım zaman hiç piyasayı düşünmedim. Piyasa hiç umurumda olmadı. Firmalar da hiç umurumda olmadı. Çünkü ben ilk Zazaca-Kürtçe müzik yapmaya başladığımda Kürtçe müzik zaten yasaktı. Hiçbir firma buna ilgi duymuyordu. Ben hiçbir zaman firma aramadım. Ben gittim istediğim şeyi yaptım, içimden geleni… Kendi şartlarım altında. Birinci albümüm tezgah altı oldu, ikinci albümüm tezgah altı oldu ama üçüncü albümde hakikat kendini gösterdi. Kimse kaçamadı bundan. Sonradan firmalar gelip bize albüm yapmayı teklif ettiler. Yani şu noktaya geliyorum. Bazı müzisyenlerin bu duruma kafa yorması gerekmiyor. Eğer bugün bir piyasa çökmüşse o bizim piyasamız değil, bu kapitalist sistemin piyasasıdır. Onlar halcidir. Bu firmalar halcidir. Onlar aslında elma veya armut satmışlardır şimdiye kadar. Ne yapmıştır, mesela Cemil gibi bir insan onların yanına gittiği zaman onlar ne yapmıştır; hemen “bunu nasıl pazarlarım, bunun üzerinden nasıl para kazanırım” gibi bir mantık içerisindedirler. Var olan firmalar hiçbir zaman idealist insanları desteklemediler. Onlar hiçbir zaman kendi seslerini duyurmaya çalışan bu idealist insanlara yol açmadılar. Tam tersine idealist insanın kendine olan güvenini yıktılar. Bizim gibi insanlar pazarlarda zaten bir şey bulamaz. Biz bir şekilde bu çalışmalarımızı yaparız. Firmalar bizi desteklesin, desteklemesin.</p>
<p>Doğrudur, bizim albümlerimiz çok satılmıyor ama halk bize bir şekilde ulaşıyor. Şunu söylüyorum: idealist insanlar, müzisyen insanlar bu firmalara kafayı takmasınlar. Onlar otursunlar işlerini bir şekilde yapsınlar. Bu firmaların çökmesi aslında idealist insanların önünü açmıştır diyorum. Yani idealist insanlar artık bir albüm yapmak istedikleri zaman “hangi firma benim müziğimi çıkarır” diye düşünmez de kendi müziğini yapmaya bakar. Böyle düşünüyorum ben.</p>
<p><strong>DM Mikail, senin Kamer Söylemezle uzun yıllardır devam eden bir dostluğun var. Şarkı sözlerini de genellikle Kamer’in şiirlerinden seçiyorsun: </strong></p>
<p>MA Doğan abi, ben senin bana verdiğin Dara Gozê parçasını da Miraz albümünde okudum. Zazaca şiir yazan çok az insan var, yazanlar çoktur ama Kamer Söylemez gibi, <a href="http://www.munzurca.com/K/dogan-munzuroglu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with doğan munzuroğlu">Doğan Munzuroğlu</a> gibi ağabeylerimizin yazdığı bu şiirler bizim sözlü halk edebiyatımızla korkunç bir şekilde örtüşüyor. Sizin yaptığınız bu eserler bizim halk mirasımızla örtüştüğü için onlar zaten kendi içerisinde müziğini taşıyor, onların müziğini yapmak çok kolay. Ben bazen Kamer’e söylüyorum; “Kamer senin şiirlerin bizim albümlerimizin en güzel şarkıları oluyor. Keramet sende mi bende mi anlamadım” diyorum. Tabii ki aslında keramet sizdedir.</p>
<p><strong>DM Keramet nardadır sacda değildir demiş ozan…</strong></p>
<p>MA Bu anlamda da sizler ne kadar bizim otantik mirasımızla örtüşen şiirler yazarsanız bizim de müzik yapma olasılığımız artar.</p>
<p><strong>DM Çok teşekkür ederim… Mikail biraz da bize bu turne boyunca yaşadıklarından söz eder misin? </strong></p>
<p>MA Biz 12 yıl boyunca büyük eziklikler içerisinde bu albümleri yarattık. İlk biz bu müziği yapmak istediğimizde bize dediler siz milliyetçisin, siz Kürtçüsünüz, Siz Kızılbaşçısınız. Bazıları bize dediler siz Zazacısınız. Aslında bizim amacımız kendi dilimizle şarkı söylemekten başka bir şey değildi. Yani ben aslında bu müziği yapmaya başladığımda bu kadar ciddi bir kimliksel sorun yaşayacağımı düşünmemiştim. Ben dedim ki “ben kendi anadilimde müzik yapıyorum neden bu kadar benim üzerime geliyorsunuz?” Demek ki bu kimliklerle bazılarının bir sorunu var. İnsanların bu kimliklerle bir sorunu var ki beni karşıların aldılar. Ben ısrarla Kürt olduğumu, Kızılbaş olduğumu, Alevi olduğumu, Dersimli olduğumu söyledim. Bunlar benim kimliklerim yani bunlardan asla vazgeçmem, benim müziğimin temeli bunlardan oluşur. Şimdi ben lafı şuraya getirmek istiyorum. 12 yıl sonra memleketimize döndük. Birkaç tane konser yapmak istedik, Tunceli Derneği diyor neden bizimle yapmadı, diğer dernekler dediler neden bizimle yapmadı. Yani demiyorlar ki bu bizim müziğimiz, bizim çocuklarımız da bunları seviyor. Biz de bunları destekleyelim. Bizim siyasi düşüncelerimiz ne olursa olsun bizim paylaşma noktamız, birleşim noktamız kültürümüzdür. Pergele bakın matematikte. Pergel bir noktanın etrafında dönüyor. Pergelin orta noktası olmazsa o pergel neyin etrafında döner. Biz pergelimizi yitirmiş bir toplumuz. Kendi ortak değerlerimizi yitirdiğimizden dolayı nereye döndüğümüz belli değil yani. Herkesin sonuçta kendine göre bir siyasi düşüncesi vardır. Bir günlük bunları bırakıp kendi değerlerimiz etrafında toplanalım diyorum.</p>
<p><strong>DM yakın bir zamanda Firik Dede’yi kaybettik. Siz Firik Dede’den de bir iki deyiş okumuştunuz. Firik Dede’yi biraz geç tanıdınız herhalde. Firik Dedeyle tanışmanızı, Firik Dede’yi biraz anlatır mısın?</strong></p>
<p>MA Ben ilk defa Firik Dede’yi Cemal Taş’ın kaydettiği bir DVD üzerinden tanıdım. Firik Dede’nin cemalini gördüğüm zaman içimden bir şey koptu sanki. Ben onun kılamını dinlediğimde üzerime büyük bir xof (korku) çöktü. Bizim kılamımızla onlarınki birbirine benzemiyordu&#8230; Onlara baktığım zaman diyorum ki biz çok şey kaybetmişiz. Tabi onun bu kılamlarını söylemek dillendirmek başka bir şeydir. O diyor ki “bidê bıdê bıdê mı seda./ Mıno qelbê pakiya venda./ Wesa seda ced u celalê ma. Desmiz biyo vayê qulba/ dangadê qediyo kunkorı miya/ domanu towıgi gureti derı ro rada /ezo veciya diyarı gediga./ Mı bang kır hiresewu seştu ses ewliya./ Verı xu çarnu qulba./ Mıhemmedi kodı sılam da/ kokım şi ver rıza/ mı va “ya Mıhemmed derdı mırê tu çeber nana pa./ Kokım bekçiyê kowu tepiya./ Bekçiyê kou vêciya/ sewlı da çar kosê dina./ Kou gerisande kerd va./ Tozıkê kerdı çımanı ma./ Bozatlı Xızır’i boğazdı huzır da/ mı derde xu cırê va./ Duzgı verba cı lewa /Pê made ame seda/seda Imam ûsênê  Kerbela/hudey Kerbela./ Qelbı zati bi hira./ Venge Ma şiyu diva./ Perda ecêli mabenê ma bırna/ seyd eli u seyd heseniya ravezne serê qurbana./ Çıxi seru gıreda elaya cerçega./ Zılfıqar sana cı çıx terqa./ Seyd weli vengu mı da./ Va “bawo ezu ita, ez bı qırbanê sıma./ Mınu hirê rociyu hirê sew veng da./ Çay biya sebebê ma/ hurendia ma hurendia cerçega./ Carê madê resa xızırê serê kelek u gemiya.” Diyor Fırık Dede. O başka bir alemdir. O alemi tabi biz çoktan unuttuk. Bunlar bizim hazinelerimizdir. Kuran’da çok güzel bir söz var tanrı diyor ki ‘ben bir hazineydim keşfedilmek istendim ‘ yani bu bizim insanlarımız haktır, hakikattir. Onlar tanrının bir hakikatiydi. Hazineler gel beni gör demezler. Hazineler, biz onları keşfedelim diye vardır. Firik Dede de böyle bir efsaneydi, kerametti. Onu keşfetmek istedik tabi. O hazinelerimiz var ama biz onları birer birer kaybediyoruz. Çok acıdır. Keşke şimdiki bilincimiz 15 yıl önce olsaydı da o insanlarımızın değerini daha çok bilseydik.</p>
<p><strong>DM Mikail: gerçekten ne kadar güzel! Yani farklı kültürlerin, dillerin sentezlenmesi… Muhammed kutsalı, bakıyorsunuz ki bir <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> kültürünün ziyaretleri, inançları bizim dilimizle kültürümüzle bir araya gelmiş öyle ürpertici öykülere dönüşmüş ki! Kılamlar oluşmuş. Mesela sen bunu okudun, ben şöyle düşündüm hani bize şöyle derler “ibadetinizi hep Türkçe yapıyorsunuz.” Diye. Sen güzel bir Zazaca örnek verdin.</strong></p>
<p>MA Biz o kadar yıldan beridir Türkçe mi ibadet ettik? Yalan bunlar. Benim şu an annem nenem bile Türkçe bilmiyor. Bu dualar binlerce yıldır bölge halkının dilleriyle okunuyor.</p>
<p>Yani hiç alakası yok. Dersimde Herkes Kurmançi, Zazaki dua ediyor ve tabiî ki Türkçe de dua eden bölgeler var. Yoksa bu inancı bir dile, bir ırka yamamak, onun malı gibi algılamak doğru değil. Yani kültürleri hor görmemek gerekir. Sonuçta şöyle bir şey vardır ki söylediğim değerlerin hepsi bizim değerlerimizdir şüphesiz. Sonuç olarak her insanın kendi yolu vardır. O anlamda ben de diyorum ki hiçbir dine ideolojiye tapmamak gerekir. Çünkü: Mevlana’nın çok güzel bir sözü var: “camiler, kiliseler hepsi birer bahanedir, ben kapı kapı dolaşır seni ararım.” Asıl olan insan olmaktır. Yani insan insan olduktan sonra yollar çok da önemli değil. Onlar birer bahanedir.</p>
<p><strong>DM Sevgili Mikail, sevgili Cemil; bize konuk oldunuz çok teşekkür ederiz. </strong></p>
<p>MA Biz de çok teşekkür ederiz. Radyonuza daimi bir yayın ve başarılar diliyoruz. Daha çok Erivan radyosu, daha çok Kurmanci kılam, daha çok Ermenice, Zazaki kılamlar, daha çok Türkçe, Lazca deyişler… Yani diyorum ki kılamlarımız bol olsun. Muhabbetiniz de hoş olsun; sizin de ağzınıza, dilinize sağlık.</p>
<p>KISALTMALAR : MA &#8211; <a href="http://www.munzurca.com/K/mikail-aslan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Mikail Aslan">Mikail Aslan</a>                   DM &#8211; <a href="http://www.munzurca.com/K/dogan-munzuroglu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with doğan munzuroğlu">DOğan munzuroğlu</a>                          CK- <a href="http://www.munzurca.com/K/cemil-kocgun/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with cemil koçgün">Cemil Koçgün</a></p>
<p><a href="http://www.munzurca.com/K/dogan-munzuroglu/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with doğan munzuroğlu">Doğan Munzuroğlu</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/mikail-aslan-ve-cemil-kocgunle-muzik-uzerine-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleketim Ah Memleketim : Ferhat Tunç&#8230;</title>
		<link>http://www.munzurca.com/memleketim-ah-memleketim-ferhat-tunc/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/memleketim-ah-memleketim-ferhat-tunc/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 07:21:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[ferhat tunç]]></category>
		<category><![CDATA[memleket]]></category>
		<category><![CDATA[Tulik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[“Çığlıklar ülkesi” adıyla sizlerle buluşturduğum yeni albümümün ilk klip çalışması için geçtiğimiz günlerde Dersim’deydim. Albümde yer alan “Memleketim” isimli şarkının sözlerini sevgili Ahmet Cana Akyol ile birlikte yazdık. Sözlerin Dersimle ilgili olması nedeniyle de klip çalışmasını tabii ki Dersim’de yapmamız gerekirdi. Bu görsel çalışmaya doğduğum ve çocukluğumun geçtiği köy olan Pax’a bağlı Tulik mezrasında başladık. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-33" title="ferhat-tunc" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/ferhat-tunc.jpg" alt="ferhat-tunc" width="300" height="200" /></p>
<p><strong>“Çığlıklar ülkesi” adıyla sizlerle buluşturduğum yeni albümümün ilk klip çalışması için geçtiğimiz günlerde <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’deydim. Albümde yer alan “Memleketim” isimli şarkının sözlerini sevgili Ahmet Cana Akyol ile birlikte yazdık. <span id="more-32"></span></strong>Sözlerin Dersimle ilgili olması nedeniyle de klip çalışmasını tabii ki <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’de yapmamız gerekirdi.</p>
<p>Bu görsel çalışmaya doğduğum ve çocukluğumun geçtiği köy olan Pax’a bağlı <a href="http://www.munzurca.com/K/tulik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Tulik">Tulik</a> mezrasında başladık. <a href="http://www.munzurca.com/K/tulik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Tulik">Tulik</a>, dedelerimin asırlar önce yerleştikleri, yoksulluk ve açlığın pençesinde didinerek ve emek vererek oluşturdukları bir köydü. Dört tarafı meşe ormanlarıyla çevrili ve yüksek bir tepeye kurulmuş bulunan köyümüzde yaşayan insanlar yakın akrabalardı. Zamanın çocukları olarak bizler, bu şirin dağ köyünde özgür ve mutluyduk. Ancak şimdilerde o şirin ve canlı köyden hiçbir eser kalmadığını belirtmek durumundayım&#8230;</p>
<p>Derin bir sessizlik ve yıkıntılar arasında öksüz ve sahipsiz bir çocuk gibiydi adeta. Sadece doğduğum bu köy değil, etrafında bulunan diğer komşu köylerin durumu da farklı değildi. İnsan seslerinin birbirine karıştığı, o cıvıl cıvıl, hayat dolu yıllar, geride, çok geride kalmıştı… Tarih, bütün acımasızlığıyla derin bir ölüm sessizliğine bürümüş köylerimizi.</p>
<p>Çocukluğumun geçtiği bu köyün ileri gelenlerinden olan dedem “Memê Alê Suoku”, uzun boyu, güçlü cüssesi ve gür sesiyle köyümüzün neşe kaynağıydı. Ona torunu olarak büyük bir hayranlık ve derin bir sevgi duyuyordum. Bu hayranlığımın en önemli nedeniyse dedemin adeta efsaneleşen yaşamıydı.</p>
<p>Dedem, yaşamına sığdırdığı acı ve işkencelere dair tek kelime bile etmezdi. Ancak kendisini tanıyanlar onun 1938 yılında ele geçirildiği Beyaz Dağ’da nasıl bir direniş sergilediğini ve yakınlarını teslim etmemek için derisi yüzüldükten sonra öldü sanılıp bir köşeye atıldığını anlatırlardı. Öldü denilerek bir köşeye atılan dedemi, o zaman Türkçe bilen annesi kurtarmıştı. Görevli askerlere gayet düzgün bir Türkçeyle “öldürdüğünüz kişi benim oğlumdur, hiç olmazsa bana cesedini verin” demiş. Askerler, bu düzgün Türkçe konuşabilen yaşlı kadının isteğini geri çevirmemişler ve öldü sanılan dedemin cesedini kendisine teslim etmişler. Bir atın sırtına attıktan sonra saatlerce yol giden annesi, öldüğünü düşündüğü oğlunun iniltisiyle irkilmiş. Hemen atın sırtından yere indirip heyecanla su içirmiş. Daha sonra ormanda topladığı bazı otlarla derisi yüzülen ve kanayan vücudunu sarmış, yaralarını tedavi etmeye çalışmış. Dedem, dağlarda toplanan çeşitli bitki ve yaban otlarıyla, ancak aylarca süren çeşitli tedavilerden sonra iyileşebilmiş…</p>
<p>Dedemin en büyük oğlu olan Bekir amcam, birkaç hafta önce 80 yaşında, yalnız yaşadığı Esentepe mahallesindeki evinde kendini asarak intihar etti. Büyük acılarla bezenmiş hayatının her evresini çalışarak geçirdi amcam. Yıllar öncesinde eşini toprağa verdikten sonra, büyük bir yalnızlığın pençesinde geçirdi yaşamını. İşte o bu büyük yalnızlığa daha fazla dayanamadı ve çözümü intihar etmekte buldu. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’de son günlerde intihar eden sadece amcam değildi. Bir aylık süre içinde intihar eden erkeklerin sayısının tam 7 kişi olduğunu söylediler. İntihar edenlerin çoğunun genç olması ise hepimiz adına son derece düşündürücüydü. Bu durumu Belediye Başkanımız sevgili Edibe Şahin’i ziyaret ettiğim zaman da değerlendirdik. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>, kökü 1938’lere kadar uzanan derin travmatik bir ruh halinin kıskacından kurtulamadı hala. Buna son 30 yıllık savaşın getirdiği yıkım ve tahribat eklendiğinde, nasıl bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuzu anlamak zor olmasa gerek.</p>
<p>Klip çalışmasının <a href="http://www.munzurca.com/K/tulik/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Tulik">Tulik</a> ayağını tamamladıktan sonra Hozat’a bağlı Bornagê köyüne geçtik. Bornagê köyü hala eski dokusunu kaybetmemiş ve yaşlı insanlarımızın inatla kalmaya, yaşamaya devam ettikleri istisna köylerden biridir. Tamamı toprak ve taş evlerden oluşan bu köyün yaşlı insanları büyük bir sevgiyle bizi kucakladılar ve saatlerce süren çekimlerde bize yardımcı oldular. Bu çalışmalarım süresince bana Pilvenkli dayılarımdan Hüseyin Katurman eşlik etti. İlerlemiş yaşına rağmen yorulmak bilmeden bizimle birlikte olan dayım Hüseyin Katurman’dan, oyunculuk yeteneğinin yanı sıra <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’le ilgili anlattıklarını da can kulağıyla dinleme şansım oldu. <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a> kırımına tanıklık etmiş birilerinin hala yaşıyor olması çok önemli. Bu insanlarımızdan hala çok şey öğrenebiliriz. Öğrenmek ve öğrendiklerimizden doğru yerlere ulaşmaya çalışmak… Kimliğimizin anlamını bulduğu dil, kültür ve inancımızın bugün için çok daha önem taşıdığını düşünerek yaşamak ve ecdadımızın mirasına doğru şekilde sahip çıkmak… Budur bizi biz eden en temel değer. Bunun için çırpınıyoruz, üzülüyoruz ve öfkeleniyoruz.</p>
<p>Bu köyde yaptığımız çekimlerin ardından yeni durağımızın istikameti Ovacık’tı. Ovacık’a giderken Venk köprüsünde kararımızı değiştirip Zağgê’ye yöneldik. İlk kez gördüğüm ve adeta büyülendiğim bu derin vadide çekimler sırasında ilginç anlar yaşadık. Çekimler sürerken hemen yukarımızda, ormanın içinde birilerinin bizi dürbünle izlediğini fark ettik. Evet, bizi dürbünle izleyen kişiler askerlerdi. Meşe ormanlarının sardığı bu dağ yerinde pusuya yatmış ve avını bekleyen birer avcı gibiydiler. Türkiye’de barış üzerine tartışmalar sürüp giderken, onlar “ava” çıkmış gibiydiler. Belki de “avlamaya” çalışırken kendilerini de benzer bir sonun bekliyor olabileceğinin bilincindeydiler. İçim burkuldu, yüreğim yandı ve bir kez daha insanlarımıza acı veren bu şiddet ve çatışma ortamına kahrettim…</p>
<p>Müziğin sesini sonuna kadar açarak çekimlere devam ettik. Onlar da dinlesinlerdi. Kim bilir, belki de, kimsenin birbirini öldürmek istemeyeceği bir zamanın hayalini canlandırırdık onların zihninde. Kimisi asker, kimisi gerilla. Eminim her iki taraftan insanlar bizi duydular. Sesin ve müziğin yankısıyla onların yüreklerine ulaştırmaya çalıştığımız mesaj; yaşanmış acı ve ölümlerden artık kurtulmayı haykırıyordu…</p>
<p>“Çok sürüldüm çağlar<br />
boyunca sürgünüm<br />
Kader değil ki çok görüldü<br />
öldüğüm<br />
Hatır koyup gönüllerden<br />
gitmek varsa eğer<br />
Beni memleketime<br />
beni <a href="http://www.munzurca.com/K/dersim/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Dersim">Dersim</a>’e gömün.<br />
Memleketim ah memleketim.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/memleketim-ah-memleketim-ferhat-tunc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
