<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Wayire Munzur&#039;i * Bir Başka Enerji mümkün ! - İnadına  MUNZUR MUNZUR MUNZUR &#187; Sinema &#8211; Tiyatro</title>
	<atom:link href="http://www.munzurca.com/kategori/kultur-sanat/sinema-tiyatro/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.munzurca.com</link>
	<description>Munzuru Munzurca Yaşama...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 07:31:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=1.1 Basic Wp</generator>
		<item>
		<title>Engin Çeber&#8217;e adanan Bir Film: Acı</title>
		<link>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2009 08:03:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum \ Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Acı]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal şan]]></category>
		<category><![CDATA[Engir Çeber]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=779</guid>
		<description><![CDATA[Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen. “Yeni Sinemacılar”ın kurucularından... “Uçurtmayı Vurmasınlar", "Piyano Piyano Bacaksız"da yönetmen yardımcılığı, "Dönersen Islık Çal", "Işıklar Sönmesin"de senaristlik yaptı. Ve şimdi acının resmini gördü,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-784" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/cemal-şan-150x120.jpg" alt="cemal şan" width="150" height="120" /></p>
<h1><strong><em>O bir Tuncelili. <a href="http://www.munzurca.com/K/aci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Acı">Acı</a>nın resmini gördü ve filme yansıtmaya çalışıyor</em> </strong></h1>
<p><strong><em>Yönetmen Cemal Şan, son filmi &#8216;Acı&#8217;yı (2 Ekim&#8217;de gösterime girecek), Metris Cezaevi&#8217;nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren Engin Çeber&#8217;e adadı. Filmin Beyoğlu Sineması&#8217;nda yapılan basın gösterimine Engin Çeber&#8217;in babası Ali Çeber de katıldı. </em></strong></p>
<p>Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen&#8230; O,<strong> “Yeni Sinemacılar”</strong>ın kurucularından&#8230; <strong>“Uçurtmayı Vurmasınlar”</strong> ve<strong> “Piyano Piyano Bacaksız”</strong>da yönetmen yardımcılığı, <strong>“Dönersen Islık Çal” </strong>ve <strong>“Işıklar Sönmesin”</strong>de senaristlik yaptı. Çektiği<strong> “Ali-Sakın Arkana Bakma” </strong>ile<strong> “Muhallebicinin Oğlu”</strong> ise gösterime girmedi. Sonra diziler ve TV filmleri yönetti ardından da Zeynep (kalp), Ali (akıl) ve Dilber (ruh) üçlemesi geldi. (Aşk üçlemesi demek daha doğru olur)</p>
<p><strong><em>***</em></strong></p>
<p>Yönetmen <strong>Cemal Şan</strong>, <strong>Engin Çeber</strong>’in hayatını kaybettiği olayın ardından bu filmi çekmeye karar vermiş. Ancak maddi kaynak bulamayınca önümüzdeki hafta vizyona girecek olan <strong>“Sonsuz”</strong>u biraz da ticari sebeplerle çekmek zorunda kalmış. Yani Sonsuz’dan aldığını ekonomik bir beklenti içine girmediği <strong>“Acı”</strong>ya yatırmış.</p>
<p>Cemal Şan, Ali Çeber’e, <strong>“Acı’yı istediğiniz yerde, istediğiniz şekilde ve dilediğiniz kadar gösterebilirsiniz” </strong>dedi ve şunları ekledi:<strong> “Hepimiz sorumluyuz bu ölümden&#8230; Vicdani sorumluluk hissettim ve büyük rahatsızlık duydum. Ben bu filmi Engin için yaptım. Onun ölümü vicdanlarımızı ağır yaraladı.” </strong></p>
<p><strong>Hissediyordum, öldüreceklerdi</strong></p>
<p>Cemal Şan, filmini şöyle anlatıyor;<strong> “Acı, insana yakışır bir şekilde yaşamak için insanca olmayan her şeye ‘hayır’ demek gerektiğini anlatmaya çalışan, insana, hayata ve evrene dair bir hikâyedir… Bir dede ile torunu arasında geçen çok kişisel bir öykü bu&#8230; Mutlaka anlatmam gerekiyordu, çünkü benim için çok büyük bir önemi vardı. Öyle sanıyorum ki, bu hikâyeyi çekmeseydim ömrümde bir daha hiçbir zaman sinema yapmayacaktım.” </strong></p>
<p>İşçi emeklisi Ali Çeber,<strong> “Biliyordum, hissediyordum, Engin’i bir şekilde öldüreceklerdi ancak bunun böyle olmasına bir baba olarak dayanamıyorum. Evet, evlatlarımızı öldürüyorlar, -filme atıfta bulunarak- evde de olda içerde (cezaevi) de olsa öldürüyorlar” </strong>dedi. Filmi beğendiğini başıyla onaylayan baba Çeber, bu kez beyazperdede tekrarlanan Acı’dan oldukça etkilenmişti. Durgun ve üzgündü. Ancak her şeye rağmen sessiz sedasız, mağrur ve başı dik çıktı sinemadan. Oğlunun davası, insanlık suçunu işleyenleri belki de ilk kez böyle ayan beyan gözler önüne sermişti. Şimdi zamanını faillerin cezasız kalmaması için mücadele etmeye ayırmalıydı. O, söylemedi ancak biz anladık; <strong>“İşkencenin olmadığı bir dünya ve Türkiye için vicdan sahibi herkes, artık ellerini taşın altına sokmalı&#8230;”</strong></p>
<p>Cemal Şan, Tunceli doğumlu bir yönetmen&#8230; O,<strong> “Yeni Sinemacılar”</strong>ın kurucularından&#8230; <strong>“Uçurtmayı Vurmasınlar”</strong> ve<strong> “Piyano Piyano Bacaksız”</strong>da yönetmen yardımcılığı, <strong>“Dönersen Islık Çal” </strong>ve <strong>“Işıklar Sönmesin”</strong>de senaristlik yaptı. Çektiği<strong> “Ali-Sakın Arkana Bakma” </strong>ile<strong> “Muhallebicinin Oğlu”</strong> ise gösterime girmedi. Sonra diziler ve TV filmleri yönetti ardından da Zeynep (kalp), Ali (akıl) ve Dilber (ruh) üçlemesi geldi. (Aşk üçlemesi demek daha doğru olur)</p>
<p>Acı’nın başrollerinde Şan’ın “fetiş oyuncum” dediği <strong>Nesrin Cavadzade </strong>ve emektar aktör <strong>Erol Demiröz </strong>var. Azeri asıllı güzel aktris Nesrin Cavadzade’yi geçen yıl “Pazar: Bir Ticaret Masalı”, “Gitmek: Benim Marlon And Brandom” ile “Dilber’in Sekiz Günü’nde” izlemiş ve beğenmiştik. Acı’da da çıkışını sürdürüyor. Erol Demiröz ise <strong>Yılmaz Güney-Zeki Ökten </strong>ortaklığında kotarılan “Sürü”den (1978) bu yana sinemamız içerisinde yer almış deneyimli bir karakter oyuncusu&#8230; Tek kelimeyle Acı için iyi bir seçim.</p>
<p><strong>Acı insanı olgunlaştırır</strong></p>
<p>Acı, Erzincan’da iki bin metre yüksekliğindeki bir dağ köyünde kısıtlı imkânlarla çekildi. Zor şartlar ve donma tehlikesi altında&#8230; Kendi adıma Acı’yı, lay lay lom filmlerinin peşi sıra çekildiği günümüz sinemasında, tartışılmayı ve izlenilmeyi hak eden bir yapım olarak görüyorum. Bu politik film denemesini, etkileyici, çarpıcı ve gayet başarılı buldum ve iyi de kotarıldığını düşünüyorum. Bunun dışında genel akışı bozmayan birkaç küçük maddi hata, gerçekle uyuşmayan bir iki detay yakaladım. Ancak baba Çeber, bu filmi beğendiyse ve Acı vicdana adandıysa başka söze ne hacet var. Acı’yı izleyin, herkesin izlemesi için de ısrarcı olun. Çünkü acı insanı olgunlaştırır ve tek başına değil hep birlikte göğüslenebilir.</p>
<p>Kentli genç kadının dağ köyüne gelmesiyle Acı başlar. Kar altındaki köy, yaşlı bir adam ve onun büyük ve küçükbaş hayvanları dışında terk edilmiştir. Dede ve torun, ilk kez karşılaşırlar. Sert mizaçlı ihtiyar, davetsiz misafir bellediği genç kadını evinden atmak ister ama hamile olduğu görünce kıyamaz ve zorunlu konukluk başlar. Kuşak çatışmasından ve köylü-kentli ayırımından ziyade ortak bir acı, onları dilsiz kılmıştır. Günler geçer ve zamanla birbirlerine ısınırlar, kaynaşırlar.</p>
<p>Genç kadının babası işkencede annesi de vurularak öldürülmüştür. Yıllar önce karısını da yitiren Dede, damadı ve kızının ölümüyle iyice içine kapanmıştır. Olanlardan kendisini sorumlu tutmakta ve adeta tüm insanlardan kaçmaktadır. Ve dedenin korkuları ve içine işleyen <a href="http://www.munzurca.com/K/aci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Acı">acı</a>sı tekrar gün ışığına çıkar. Acaba tarih tekerrür mü etmektedir? Torunu, güvenlik güçlerinden kaçıp ona sığınmıştır tıpkı kızı gibi. Torunun sevgilisi de aynı damadı gibi sorgudadır. Çember giderek daralmaktadır.</p>
<p><em><strong>Alper Turgut</strong> </em></p>
<p><em>Kaynak: www.tunceliemek.com.tr<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/engin-cebere-adanan-bir-film-aci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son Mevsim: Şavaklar Cinemed Film Festivali’nde</title>
		<link>http://www.munzurca.com/son-mevsim-savaklar-cinemed-film-festivali%e2%80%99nde/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/son-mevsim-savaklar-cinemed-film-festivali%e2%80%99nde/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 12:01:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[kazım öz]]></category>
		<category><![CDATA[şavak belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[şavaklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[Kazım Öz’ün ikinci uzun metraj belgeseli Son Mevsim: Şavaklar, eylül ayında Polonya’da düzenlenecek olan Docboat Film Festivali’nde uluslararası bölümde, ekim ayında ise Fransa’da 31.’si düzenlenecek olan Cinemed Film Festivali’nde belgesel bölümünde yarışacak. Nisan ayında İsviçre Nyon’da on beşincisi gerçekleştirilen Vision du Reel Belgesel Film Festivali’nde yarışan ve izleyenler tarafından övgüyle karşılanan Son Mevsim: Şavaklar’ın uluslararası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/savaklar.jpg" rel="shadowbox[post-347];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-352" title="savaklar" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/09/savaklar.jpg" alt="savaklar" width="479" height="600" /></a><br />
Kazım Öz’ün ikinci uzun metraj belgeseli Son Mevsim: Şavaklar, eylül ayında Polonya’da düzenlenecek olan Docboat Film Festivali’nde uluslararası bölümde, ekim ayında ise Fransa’da 31.’si düzenlenecek olan Cinemed Film Festivali’nde belgesel bölümünde yarışacak.<br />
Nisan ayında İsviçre Nyon’da on beşincisi gerçekleştirilen Vision du Reel Belgesel Film Festivali’nde yarışan ve izleyenler tarafından övgüyle karşılanan Son Mevsim: Şavaklar’ın uluslararası festival yolculuğunun bir sonraki durağı, İtalya Trento Film Festivali olmuştu. Paris Film Festivali’nde yarışmalı bölümde de gösterilen Son Mevsim: Şavaklar’ın festival yolculuğu, önümüzdeki günlerde de devam edecek gibi görünüyor.<span id="more-347"></span><br />
<a onclick="return vz.expand(this)" href="../wp-content/uploads/2009/09/savak_kizi_dokuma_kucuk.jpg" rel="shadowbox[post-347];player=img;"><img class="alignleft" title="savak_kizi_dokuma_kucuk" src="../wp-content/uploads/2009/09/savak_kizi_dokuma_kucuk.jpg" alt="savak_kizi_dokuma_kucuk" width="198" height="250" /></a>Fransız ARTE televizyonunun ve Jan Vrijman Fonu’nun katkılarıyla gerçekleştirilen ve çekimleri bir yıl süren Son Mevsim: Şavaklar, Dersim bölgesinde yaşayan göçebe Şavak topluluğunun yok olmaya yüz tutmuş yaşam tarzlarının, doğayla bağlarının ve kıyasıya mücadelelerinin yanı sıra insani ilişkilerini belgeliyor. Kazım Öz, hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Şavaklılar ile birlikte bahar yağmurları altında Dersim’in köylerinden dağlarına doğru yola koyuluyor.<br />
Dağların serin zirvelerinde son bulan bu çetin yolculuk, yazın en sıcak günlerinin yaylada yoğun bir çalışmayla geçirilmesinin ardından sonbaharda tekrar başlıyor. Kervan bu kez köye dönmek üzere yola çıkıyor. Sürülerle haftalar alan yolculuk bittiğinde Şavaklılar köylerine varıyor ve döngü yeniden başlıyor. İnsana, doğaya ve emeğe dair cümlesini yaratıcı ve estetik bir dille söyleyen Kazım Öz, Son Mevsim: Şavaklar’la izleyicileri de daha önce hiç çıkmadıkları türden bir yolculuğa davet ediyor. Masalla başlayıp masalla biten bu yolculuk, Şavaklar’ın zengin kültürel dünyasına ve zorlu yaşam koşullarına doksan dakikalık bir pencere açıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/son-mevsim-savaklar-cinemed-film-festivali%e2%80%99nde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öteki Ben ;Kadınların gözüyle aşkın tarifi</title>
		<link>http://www.munzurca.com/oteki-ben-kadinlarin-gozuyle-askin-tarifi/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/oteki-ben-kadinlarin-gozuyle-askin-tarifi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 08:50:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel öteki ben]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadder Püskürt]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki Ben”]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[‘’Kadınlar sever aşktan, sevgiden konuşmayı. Derin konuşurlar, samimi ve duyguyla. Bazen hayallerle süsleyerek sunarlar kendi aşk hikayelerini. İçinde çok şeyler gizler; nefret, düş kırıklıkları, hayaller, beklentiler, sevinçler, acılar, değer yargıları, sınırlar, yüzleşmeler, ezilmişlik, başkaldırı, politika, cinsellik ve daha neler neler&#8230; Filmin konusu aşk diye yola çıkarken biliyordum kadın asla zavallı olmamalıydı. Kahraman yapmak diye bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-188" title="otekiben" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/otekiben.jpg" alt="otekiben" width="260" height="173" /><br />
‘’Kadınlar sever aşktan, sevgiden konuşmayı. Derin konuşurlar, samimi ve duyguyla. Bazen hayallerle süsleyerek sunarlar kendi aşk hikayelerini. İçinde çok şeyler gizler; nefret, düş kırıklıkları, hayaller, beklentiler, sevinçler, <a href="http://www.munzurca.com/K/aci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Acı">acı</a>lar, değer yargıları, sınırlar, yüzleşmeler, ezilmişlik, başkaldırı, politika, cinsellik ve daha neler neler&#8230;<span id="more-187"></span><br />
Filmin konusu aşk diye yola çıkarken biliyordum kadın asla zavallı olmamalıydı. Kahraman yapmak diye bir niyetimde yoktu. Öteki Ben’i ortaya koymak, bazen unutulan öteki benleri biraz daha derin anlamaya çalışmak. Öteki ben suçlamaz, sorgular, hesaplaşır. Çözümü bir formül gibi sunmaz. Düşündürtür, güldürür, duygulandırır, şaşırtır…</p>
<p>Ben de bunların toplamından çıktım yola. Kadın kimliği ön planda olmalıydı, bu kimlik Kürt ve Türk kadınları etrafında sunulsa da, her milliyetten kadın kendi öteki beninden bir parça bulabilmeliydi. Ataol Behramoğlu`nun dediği gibi ‘Bebeklerin ulusu yok’ bende bir parça kadınların ulusu yok demek de istiyorum.“</p>
<p>Bu sözler çekimleri 2 yıl süren, 2008 yılında biten, Almanya, Avusturya ve Türkiye’de festivallerde sinema salonlarında gösterime giren ve Nürnberg Film Festivali’nde Belgesel Film Dalında ödüle layık görülen ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ adlı belgeselin genç yönetmeni Mukadder Püskürt’ün kendi filmi üzerine söyledikleri. Avusturya’da yayınlanan Öneri gazetesine verdiği mülakatta filmini böyle tanımlıyor. Püskürt’ün ilk filmi aşk ve kadınlar üzerine.</p>
<p>Hani sinema filmlerinde, romanda, şiirde, destanlarda, masallarda, tiyatro oyunlarında, müzikte hep aşk anlatılır ya. Uğruna dağlar delinen, şehirler yakılan, çöller geçilen, devrim imkanları heba edilen, imparatorlukları yerlebir eden savaşlar yapılan aşk&#8230;</p>
<p><strong>CİLALI İMAJDAN GERÇEKÇİ KADINLARA</strong></p>
<p>Aşk, mayınlı arazide, cilalı imajı olan tema. Güzel kadın-yakışıklı erkek, prens ile prenses, zengin ile fakir çiftlerin yaşadıkları “aşklar” üzerine şiirler-romanlar yazılan; masallar anlatılan, tiyatro oyunları sahnelenen, filmler çekilen ve unutulmaz şarkılar yazılan. Hep “seçkin” kılınan o aşk hikayeleri, hep “gösterilmek istenen” gibi görüldü. Hele sinemada çoğunlukla “biçimlendirilmiş” bir aşkın estetiğini sunan Hollywood sinemasının izi vardı. Türkiye’de Yeşilçam, Hindistan’da “Bollywood” Brezilya’da “Pembe diziler”le anlatılsa da çok da farklı değildi içerikleri. Bağımsız sinemalardaki sınırlı üretimler hariç hepsi de Hollywood’un filtresinden geçen aşk öykülerinin ölçüsünü taşıyordu. Hep seçkinleştirilmiş, elit estetiği ile imaja kavuşturulmuş aşkı gördük sinema filmlerinde.</p>
<p>Çokça tarifler yapılır, çokça anlamlar yüklenir ya aşka; Dersimli genç sinemacı Mukades Püskürt de ilk filminde bu temayı seçmiş. ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ adıyla 102 dakikalık bir belgesel film çekmiş. Genç yönetmenin çektiği bu filmdeki aşk öyküleri “cilalı imajla” üretilen/türetilen aşk öyküleri değil. Yani erkeğin beğeni dünyasının ölçüleri yok. Sadece kadınları konuşturmuş, genç yönetmen. Kadınların gözünden, dilinden, yüreğinden aşk anlatılıyor. Anlatılanların hepsi gerçek ve çok yalın. Çünkü anlatanlar ve anlatılanlar sokakta hergün gördüğümüz o insanların yaşadıkları. Annelerimizin, kardeşlerimizin, fabrikada çalışanların, cezaevinde cezasını çekenlerin, okullarda okuyanların, göç etmek zorunda kalanların yaşadığı aşkları&#8230; Kısacası kadınların yaşadıkları&#8230;</p>
<p>Ailede erkekten sonra gelen, toplumda gelenek nedeni ile “namus” davası edilen, çoğu zaman cinayete kurban giden, taşlanan&#8230; Özgürlüğü için bir adım atınca da burun kıvrılan o kadınlar ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ filminde kendilerini anlatıyorlar. Toplumdan gelenekten, devletten korkmadan. O kadar güçlü yaşanmışlıklar var ki filmde.</p>
<p><strong>SADELİĞİN GÜCÜ YA DA KADININ DİLİ</strong></p>
<p>Örneğin Dersim’deki bir köyünden yola çıkan, yaşadığı her anı acı ile dolu olan o kadın&#8230; 30 belki de 40 yıl boyunca sevdiği insanı bekleyen ve hala da beklediğini açıklıkla söyleyen yaşlı kadının anlattıklarını; hangi ölçüye ve değere vursanız saygı duymaktan başka bir seçeneğiz olmadığını göreceksiniz. Kürt olduğu için muhalif olmuş sonra dağa çıkmış ve dağa çıktığı için devletin kolluk güçlerinin akla hayale gelmeyecek işkencesine maruz kalan kadını dinlediğinizde kim olsa öfkesini tutamaz ve lanet okur. Sevdiğinin intihar ipini çözen genç kadının <a href="http://www.munzurca.com/K/aci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Acı">acı</a>sı&#8230; Sade bir annenin çocukları için katlandıkları, genç kadının umut ettiği mutluluk&#8230; Hemen hepsi ve belki de çok daha fazlası anlatılıyor belgeselde. Kadının dilinden. Kadının yaşadığı anlardan.</p>
<p>Yönetmen Mukades Püskürt için de seçilen öyküler çok uzak değil. “Bu hikayeler şu ya da bu şekilde tanıdık hikayelerdi. Beni şaşırtan kadınların bu kadar açık olmasıydı ben de beklemiyordum” diyor genç yönetmen.</p>
<p>Çekimleri 2 yıl süren belgesel, bir yönü ile sözlü tarih çalışması niteliğinde. Bir yandan kadınların gözüyle aşkın tarifi/tanımı yapılmak istenirken diğer taraftan toplum içinde mahremiyet olarak tanımlanan ve tabu sayılan birçok nokta kadınlar tarafından kamusal alana taşınıyor.</p>
<p><strong>FARKLI KADINLAR AYNI HAYATIN İÇİNDE</strong></p>
<p>Hem hiçbiri öykü değil bütün bunların. Gerçek. Hepsi yaşanmış. Ve yaşanan bütün o duygular aynı sadelik ve samimiyetle kameraya anlatılıyor. Aşk filmlerindeki kurgulu sahneleri çok aşan, anlatılanları dinledikçe çoğu zaman hayrete düşüyor insan.</p>
<p>“Das Andere İch/Öteki Ben” belgeselinde; Avusturya’da yaşayan farklı yaşlardaki Kürt, Türk, Avusturyalı kadınlarla aşkı konuşmuş. Küçük kız çocukları, öğrenci, devrimci, lezbiyen, ev kadını, göçmen kadın işçiler&#8230; Hepsi yaşadıkları aşkı anlatmışlar.</p>
<p>Birbirinden farklı mekanda, farklı statüde, farklı kültürde,farklı zaman diliminde yaşayan çok sayıda kadının anlattıkları değişik olsa da “Bu kadınlar aslında hepsi sadece bir hikaye anlatıyorlardı. Bazı noktalarda biri diğerlerinden ayrılsa da, yapmak istediğim bir hikayenin farklı renkleriyle bir buket sunabilmekti.” diyor genç yönetmen. 102 dakikalık belgeselde kadını “kurban rolüne sokmamak gibi, bir kahraman yaratmak gibi de bir derdim yoktu” diyen genç yönetmen Avrupalıların kafasındaki dar ve zavallı anadolu kadın resmini kırmak istediğine dikkat çekiyor. Belki de Avusturyalı kadınlar ile Kürt ve Türk kadınları “aşk” gibi evrensel geçişgenliği olan bir konuda aynı zeminde ve benzer durumda tutması da bunu bir ölçüde başardığını gösteriyor.</p>
<p><strong>DERİNLİKLİ AÇIK VE SAMİMİ AMA&#8230;</strong></p>
<p>Belgeselde kadın erkek tekelinde çizilmiş sınırlar içinde tutulmuyor. Bu noktanın kendisi için bir amaç olduğunu söyleyen Mukadder Püskürt’ün şu cümleleri de oldukça önemli; “Derdim biraz da kadınların kendi içlerinde yaşadıkları feodal sorunlarla birlikte vermekti, yani amacım sadece güçlü kadın portesi çizmek değildi aynı zamanda feodal yapının kadınlar üzerinde göstermiş olduğu baskıyı da içine alarak kendi kaderlerini çizen kadınların hikayesi, kendi sınırları içinde hapsolmamış kandınlar önemliydi benim için, bu bağlamıyla bütün kadınlar toplumun ve sistemin sunduğu kaderlerin dışına çıkmak isteyen kadınlar”</p>
<p>Püskürt’ün filmi istediği gibi bir etki yaratıyor: “Derinlikli, açık, samimi ve içten.” Ancak teknik açıdan belgeselin kamera pozisyonlarının ve montajının problemli olduğunu da belirtmekte fayda var. Her ne kadar ilk uzun metrajlı belgesel filmi olsa da ilk filmde de kabul edilemeyecek eksikliklerin filmi duygusal olarak beğenilmekle sınırlı tutuyor. Belgeselin kurgusundaki yaratıcılık teknik eksikliklerin gölgesinde kalmış. Müzik ve anlatılan yaşanmışlıklar izleyiciyi ekrana bağlasa da kamera çekim pozisyonları izleyiciyi bir hayli yoruyor. Yine de imkansızlıklar içinde sonuca gidilmiş ve 102 dakikalık bir belgesel ortaya çıkabilmiş. Hem festivallerde gösterilen. Görenlerin ilgi duyup etkilendiği bir film.</p>
<p><strong>GENÇ YÖNETMENLER UMUT VERİYOR</strong></p>
<p>Mukadder Püskürt’ün “Das Andere Ich/Öteki Ben” adlı belgeseli de gösteriyor ki Kürt sinemasında genç kuşak kendi yolunda başarılarla yürümeye devam ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar “Kürt sineması var mı yok mu?” sorusuyla başlayan Kürt sineması üzerine kısır tartışmalar sona ermiş durumda. O kısır tartışmaların yerine şimdi yönetmenlerin tarzları, oyuncuların başarıları, senaryolardaki yaratıcılık ve alınan-alınamayan ödüller tartışılıyor. 2008/2009 yılları Kürt sineması için önemli bir dönemeç oluşturuyor. Kazım Öz’ün “Bahoz/Fırtına” ve “Şavaklılar”, Bahman Ghobadi’nin &#8220;Kasi Az Gorbehaye Irani Khabar Nadareh&#8221;, Shahram Alidi’nin &#8220;Sirta la gal ba&#8221;, Ekrem Kiro’nun &#8220;Havina Sar&#8221;, Babak Amini’nin &#8220;Angels Die in HeSoil&#8221;, Sait Ferat Okçuoğlu’nun &#8220;Ütopya”, Çayan Demirel’in “Diyarbakır Zindanı”, Özgür Fındık’ın “Kalema Sur/Kırmızı Kalem”i, Manuel Uebersax ve Özay Sahin’in “TransAsia Express”i, Müjde Arslan&#8217;ın &#8220;Ölüm Elbisesi: Kumalık&#8221; Metin Avdaç&#8217;ın &#8220;Kara Altından Altın Mikrofona&#8221; ve daha birçok film gösterime girdi. Festivallerde ödüller aldı. Hala yapım öncesi ve sonrası çok zor koşullarda yapılan filmler artık hak ettiği salonlarda hakkettikleri ilgiyi her yönü ile görecekler.</p>
<h2>FİLMİN KÜNYESİ</h2>
<p><strong><br />
Filmin Adı: Das andere Ich / Öteki Ben</p>
<p>Süre:	102 dakika.</p>
<p>Yıl:	2008</p>
<p>Yönetmen:	Mukadder Püskürt</p>
<p>Kamera:	Mahir Yildiz</p>
<p>Muzik:	Ergin Aslan</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/oteki-ben-kadinlarin-gozuyle-askin-tarifi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Munzur&#8217;a Pedal Belgeseli</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzura-pedal-belgeseli/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzura-pedal-belgeseli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 07:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[devrimgece]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur'a Pedal]]></category>
		<category><![CDATA[munzura pedal belgeseli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Munzur&#8217;a Pedal&#8221; ekibi  Munzur ve Pülümür vadileri üzerinde yapılmak istenen barajları protesto etmek için 2007 ve 2008 yılının Temmuz ayında Ankara&#8217;dan Dersim&#8217;e  bisiklet turu düzenlediler. &#8220;Munzura Pedal&#8221; Aktivistlerinden Devrim Gece, Ankara&#8217;dan Dersim&#8217;e uzanan Protestoyu kendi vizöründen izledi. Yönetmen Devrim Gece, belgeselini yakın gelecekte &#8220;zaman tüneli içinde&#8221; yayınlayacağını açıkladı ve Fragmanın tanıtım yazısında şunları belirtti ; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-105" title="ufu-abi-belgesel" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/ufu-abi-belgesel.jpg" alt="ufu-abi-belgesel" width="506" height="404" /><br />
&#8220;Munzur&#8217;a Pedal&#8221; ekibi  Munzur ve Pülümür vadileri üzerinde yapılmak istenen barajları protesto etmek için 2007 ve 2008 yılının Temmuz ayında Ankara&#8217;dan Dersim&#8217;e  bisiklet turu düzenlediler.<span id="more-104"></span></p>
<p>&#8220;Munzura Pedal&#8221; Aktivistlerinden Devrim Gece, Ankara&#8217;dan Dersim&#8217;e uzanan Protestoyu kendi vizöründen izledi.</p>
<p>Yönetmen Devrim Gece, belgeselini yakın gelecekte &#8220;zaman tüneli içinde&#8221; yayınlayacağını açıkladı ve Fragmanın tanıtım yazısında şunları belirtti ;</p>
<p><em>Munzur Nehri Üzerine Yapılan Barajları Protesto Etmek İçin, 2007 Temmuz Ayında Ankara&#8217;dan Dersim (Tunceli)&#8217;ye Pedal Çevirdik..</em></p>
<p><strong><em>Neden Protesto Ediyoruz Peki ?<br />
Kısaca Belirtelim..</em></strong></p>
<blockquote><p>1 &#8211; Munzur Nehir Üzerine Yapılmak İstenen 8 Baraj Projesi, O Bölgede Yaşayan Halk Tarfından ve Yerel Yönetimler Tarafından İstenmiyor !</p>
<p>2 &#8211; Yapılması Düşünülen Bu Barajların Gereksiz Olduğunu Belirten &#8220;Bilim Adamları&#8221;, Elde Edilen Enerjinin Gereksiz Olduğunu Belirtiyor ve Bu Barajların Doğa Katliamına Dönüşecegi Uyarısında Bulunuyor !</p>
<p>3 &#8211; Barajların Yapılması Durumunda Bir Çok Köy-Mezra ve Yerleşim Birimi Sular Altında Kalacaktır.. Bunun Sonucu Olarak &#8220;GÖÇ&#8221; Kaçınılmaz Olacaktır !</p>
<p>4 &#8211; Yerleşim Birimlerinin Sular Altında Kalması Demek, Ulaşım Yollarının da Sular Altında Kalması Demektir.. Bunun Sonucu Olarak, Bazı İlçelere Ulaşım İçin Yapılan Yeni Yollar Tunceli Merkeze Mesafe Olarak Daha Uzun ve Zor Olacaktır.. Dolayısıyla Hozat ve Ovacık Gibi Önemli İlçelerin, Elazığ ve Erzincan Gibi Çevre Şehirlere Ulaşımı Kolaylaşacaktır.. İnsanlar Bu Nedenle Alış-Veriş ve Ekonomik İlişkilerini Bu Şehirlerde Yaparak, Tunceli Merkezden Uzaklaşacak ve Zorunlu Ekonomik Tecrit Gündeme Gelecektir !</p>
<p>5 &#8211; Barajların Yapılması, Ekolojik ve Sosyolojik Gibi Dengeleri Alt Üst Edecektir.. İklimi Değişen Bir Coğrafyanın Bitki Örtüsüde Kaybolma Tehlikesiyle Karşı Karşıya Kalacaktır..</p></blockquote>
<p>Bilim Adamlarının Açıklamalarına Rağmen, Baraj ve Barajlar Yaparak Dolaylı Doğa Katliamı Yapan &#8220;İdeoloji&#8221; ve Buna Göz Yuman Herkes, SUÇLUDUR !</p>
<p>Munzura Pedal Aktivistleri Olarak, Fırtına &#8211; Munzur ve Hasankeyif&#8217;te Yapılması Düşünülen &#8211; Yapımına Devam Edilen &#8220;Doğa Katliamlarına&#8221; Dikkat Çekmek İçin 2006 dan<br />
Günümüze Pedal Çeviriyoruz..</p>
<p>İzleyeceğiniz Fragman, 2007 Yılında &#8220;Munzura Pedal Çeviren&#8221; Doğa Aktivistlerinin Belgeselinden Bir Kesittir..<br />
<object width="454" height="256" data="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2967848&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2967848&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/2967848"></a></p>
<p>Dostça</p>
<p>DevrimGece</p>
<p style="text-align: right;">Kaynak: Dersimnews.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzura-pedal-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Qelema Sure – Kırmızı Kalem Üzerine</title>
		<link>http://www.munzurca.com/qelema-sure-kirmizi-kalem-uzerine/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/qelema-sure-kirmizi-kalem-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 08:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dersim 38]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema - Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Kızıldağ]]></category>
		<category><![CDATA[dersim38]]></category>
		<category><![CDATA[Emirali Yağan]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdır Eren]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Kalem belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Fındık]]></category>
		<category><![CDATA[Safiye Işıklı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Yönetmen Özgür Fındık’ın Dersim katliamını anlattığı “Qelema Sure – Kırmızı Kalem” adını verdiği dördüncü belgeseli gösterime girdi. Katliam sonrası yaşanan bir öyküden ismini alan belgesel üç yıllık bir emeğin ürünü. 1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltmalar ve katliamlarla 1937-38’de yaşanan katliam arasında bağ kuran Fındık, belgeselinde canlı tanıkların anlatımlarına da yer vermiş. Önceki gün Paris’te gösterime [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-48 aligncenter" title="kirmizi-kalem" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/07/kirmizi-kalem.jpg" alt="kirmizi-kalem" width="500" height="462" /></p>
<p style="text-align: center;">Yönetmen Özgür Fındık’ın Dersim katliamını anlattığı “Qelema Sure – Kırmızı Kalem” adını verdiği dördüncü belgeseli gösterime girdi. Katliam sonrası yaşanan bir öyküden ismini alan belgesel üç yıllık bir emeğin ürünü. 1990’lı yıllarda yaşanan köy boşaltmalar ve katliamlarla 1937-38’de yaşanan katliam arasında bağ kuran Fındık, belgeselinde canlı tanıkların anlatımlarına da yer vermiş. <span id="more-46"></span>Önceki gün Paris’te gösterime giren belgesel, 22 Şubat’ta Viyana, 28 Şubat’ta Stuttgart, 1 Martta Münih, daha sonraki tarihlerde ise Hamburg ve Bremen’de izleyiciyle buluşacak. Yönetmen Özgür Fındık, belgeselin çekim öyküsünü, vermek istediği mesajları ve projelerini ANF’ye anlattı.</p>
<p><strong>* Belgeselin ismi neden Kırmızı kalem?</strong></p>
<p>- Bu isim 1964 Hozat’ın Tavuk köyünde muhtarlık yapmış bir tanığın anlatımlarından ortaya çıktı… Muhtarı Hozat merkeze çağırırlar 1938 yılında, Koçuşaği tarafında yaşayan birini sorarlar. Muhtar bilmediğini söyler ve o arada kaymakam içeri girerek nüfus memurunun elindeki deftere bakar ve sorar: “Nedir o kırmızı kalem ve siyah kalemle altları işaretlendirilenler?” Nüfus müdürü “kaymakam bey kırmızı kalemle işaretlendirilenler 1938’de devlete karsı suç isleyenlerdir. Onun için kırmızı kalemle işaretlendirilmiştir.” Bu öyküden yola çıkarak belgeselin ismini Kırmızı Kalem yaptık&#8230;</p>
<p><strong>94, 38’DEN BETERDİ!</strong></p>
<p><strong>* Konu esas olarak 1938 Dersim katliamını işliyor, fakat görüyoruz ki belgeselinizde 1994 olaylarını da işlemişsiniz. Neden yakın tarihi karşılaştırma gereği duydunuz?</strong></p>
<p>- Biz belgeseli işlerken genel olarak resmi ideolojinin Dersim’e bakış <a href="http://www.munzurca.com/K/aci/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Acı">acı</a>sını koyduk. 94’den 38’e geriye dönüş olarak belgeselimizi kurgulamamızın ana nedeni buydu. Çünkü Dersim’de 94’deki yakma yıkma, koy boşaltma 38’de yakılan yıkılan haritanın aynısıydı. Onun için resmi ideoloji bizi hep suçlu gördü. Suçlu gözüyle baktı. Biz genel olarak buna dikkat çekmek istedik. Bir de çalışmalar esnasında Dersim’deki köylere giderken insanların belleğindeki cümle şöyleydi: 94, 38’den beterdi. “Neden?” diye sorduğumuzda söyledikleri şuydu: “38’de bizi öldürdüler, katlettiler, tamam bizi götürüp sürgünde bir yer verdiler. Ama 94 bunun tersiydi, yakıp yıktılar ve sokağa bıraktılar, yatacak yerimiz yoktu, on aile üst üste kalıyorduk. Köyümüzde devlet eşyalarımızı çıkarmamıza izin vermiyordu, bu daha beter bir şeydi”, diyorlardı&#8230;</p>
<p><strong>* Başvurduğunuz tanıklar 38 Dersim katliamını yaşayan insanlar, onların sizin üzerinizde bıraktığı etkiler nelerdi?</strong></p>
<p>- 70 yıl aradan geçmişti. El yordamıyla karanlıkta ilerlerken kurbanların çığlıkları, dün gibi hissettirdi, her tanık ve her hikaye&#8230; Bugün Filistin’de, Irak’ta yaşananlar dün Dersim’de ve Kürt illerinin birçoğunda yaşanan ve geçmişte de yaşanmış bir insanlık dramıydı&#8230;</p>
<p><strong>DERSİM’DEKİ KATLİAMLAR</strong></p>
<p><strong>* Tanıklar neler anlattı? Sizi en çok etkileyen bir hikaye var mı?</strong></p>
<p>- Beni en çok etkileyen Seyit Rıza’nın kızını 7 yıl alayın ağıllarında (süvari atlarının konulduğu yer) tutulması olmuştur. Kadın bunu bize anlatırken bile hala o anı yaşıyordu. Gerçekte cümle kurmakta zorlanıyorum, yaşanan o dramı o vahşeti nasıl adlandıracağımı bilemiyorum…</p>
<p><strong>* Tanıkların çoğu cesetlerin altında kalarak kurtulan insanlar, yakın tarihimizde bu insanlar benzer olaylarla karsılaştılar, bu insanlar için geçmişle bugün arasında fark var mıydı?</strong></p>
<p>- Bence çok fark yoktu, dün de aynı ideolojinin sahipleri yaptı, bugün de onlar. Dün de askeri kıyafetli insanlar geldi postallar insanları ezdi bugün de… İnsanlar kaçırılıyor, çocuklar sokak ortasında öldürülüyor ve ölüm kuyularında insan cesetleri var, yani vahşet olabildiğince devam ediyor. Ergenekon işin görünen yüzü ve bilinmeyen yönünü düşünmek bile istemiyor insan. Fakat bu yaşananlar da Türkiye’nin bir gerçeği. Başbakan Davos’ta bir konuşma yaptı ve İsrail’i kınadı. Sormak istiyorum Dersim’deki bu katliam ve şu anda devam eden katliamlar gerçek değil mi?</p>
<p><strong>* Belgeselde Hitler görüntüleri dikkatimi çekti, bununla ne anlatmaya çalıştınız?</strong></p>
<p>Tanıkların anlatımlarına göre Hitler’in Yahudilere yaptığı katliamın Dersim’de yaşananlardan farklı olmadığını düşünüyor. Çünkü Hitler de yol yaparken katlettiği insanları kullanıp gaz odalarına koyarak öldürüyordu. Tanıklara göre aynı şeyler Dersim’de kadın çocuk demeden insanları süngüleyerek, kursuna dizerek, tecavüz ederek, zehirli gaz kullanarak yapıyordu.</p>
<p>* <strong>Belgeselinizde Uşak gezisi sırasında orada bulunan Dersim sürgünlerinin kendi topraklarına dönme istemine karşı İsmet Paşa “burayı beğenmiyorsanız, Kıbrıs’a gidin” demekle ülkeyi terk edin demek mi istemişti? Sizce bu günümüzde sıkça kullanılan “ya sev ya terk et“ deyimiyle denk düşüyor mu?</strong></p>
<p>- Doğrudur, bence de bir farkı yok. Dün de kendi dışındaki dilleri, kültürleri, inançları yok sayma ve asimle etme politikası üzerine politikalarını belirlemişti Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak. Yani cumhuriyetin kurucu kadrolarının ideolojik bakış açısıydı bu.</p>
<p><strong>* Belgeseliniz 38 ve 94’ü bütünü ile yansıtıyor mu? </strong></p>
<p>- Hayır, yansıtmıyor. 38 ve 94’de yaşananlar bir filmle anlatılacak konular değil, yüzlerce binlerce belgesel ve kitap yazılabilir. Biz bir yanını işledik, asıl katliam boyutuydu ve bu boyutu da canlı tanıklarıyla işlemeye çalıştık&#8230;</p>
<p>* <strong>Belgeselde tanıkların tümüne yer verilememiş. Elinizde bulunan anlatımları başka bir biçimde değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>- Evet, düşünüyoruz, ama net olarak şunu yapacağız diye bir şey söylemiyorum, çünkü daha net bir proje yok.</p>
<p><strong>* İstanbul’da çıkan Köroğlu gazetesinin 13 Eylül 1938 gün ve 1083 sayılı nüshasında zehirli gaz bombalarıyla Dersimde katliam yapıldığı yazılmıştı. Aynı doğrultuda belgeselinizde Ihsan Sabri Çağlayangil’in konuşması, anlatımı var. Olay dönemini yasayan askerlere ulaşabildiniz mi?</strong></p>
<p>- Hayır ulaşamadık. Bir kişiye ulaştık o da konuşmadı çünkü korkuyordu, ailesine zarar gelir diye.</p>
<p>* <strong>Belgeselde Seyitli köprüsünde toplanan ve bir ağaç dikmek isteyen sivil toplum örgütü yöneticilerinden oluşan Dersimliler, neden Dersim’e sokulmak istenmedi?</strong></p>
<p>- Nedeni devletin orada yaptığı katliamcı yapısını görmelerini istemiyorlardı. Bundan başka nasıl açıklanır bilmiyorum.</p>
<p><strong>ÖLEN SAYISI RESMİ RAKAMLARDAN ÇOK FAZLA</strong></p>
<p><strong>* Dersim katliamında ne kadar insan öldü? Kimisi 20 bin diyor, kimisi 40 bin. Sizin düşünceniz nedir?</strong></p>
<p>- Ne kadar insan öldü, tam sayı söylemem doğru olmaz. Çünkü elimde tamam bir veri yok. Resmi devlet belgelerinden edindiğimiz bilgi on beş bin isyancının imha edildiğidir. Dönemi yasayan insanların katliam esnasında ve sonrasında dağınık olması ve sürgün yaşamasından kaynaklı olarak, sivil halkın da bu konuda verdiği bilgiler tam bir veri oluşturmamaktadır. Fakat tahminlere göre katledilen insan sayısı verilen rakamın çok çok üzerindedir.</p>
<p><strong>* Belgeselinizi çekerken ne tür zorluklarla karsılaştınız? Destek olan kurumlar var mıydı?</strong></p>
<p>- Bu belgesel içinde yaşadığımız coğrafyanın katliamcı tarihiyle yüzleşmesinin, daha doğrusu yüzleştirilmesinin bir adıydı. Bundan kaynaklı çok ciddi sıkıntılar çektik. En önemli sıkıntılar ebetteki resmi ve gayri resmi belgelere ulaşmak noktasında çektiğimiz sıkıntılardı. Ekonomik olarak da tam anlamıyla aslında kendi olanaklarımızı kullandık desem, sanırım yanlış olmaz. Ancak irili ufaklı küçük yardımlar da aldık bu konuda. Bunlardan biri bir kurumsal kimlikti. Almanya Dersim Federasyonu’ndan küçük bir destek aldık. Bunun dışında birey olarak irili ufaklı katkı sunan kişiler oldu.</p>
<p><strong>* Kaç kişi ile çalıştınız? Ne kadar sürede çekimi tamamladınız?</strong></p>
<p>- Bu proje üç yıl süren bir çalışma. Bu projede asil çalışan toplam beş kişiydik: <a href="http://www.munzurca.com/K/emirali-yagan/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Emirali Yağan">Emirali Yağan</a>, Cemil Kızıldağ, Safiye Işıklı, <a href="http://www.munzurca.com/K/hidir-eren/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Hıdır Eren">Hıdır Eren</a>. Ama dönemsel olarak kişisel katkıları olan arkadaşlarımız oldu.</p>
<p><strong>* Bu ilk belgesel çalışmanız mı?</strong></p>
<p>- Hayır, bundan önce üç çalışmamız oldu. Bunlar da “İklimsiz Kadınlar”, töre cinayetlerini anlatan bir belgesel. “Şafağın Göz Yangını”, 19 Aralık ölüm oruçları sürecini anlatan bir belgesel. “Üç Öykü Üç Direnis” de 15-16 Haziran, Seka, Tüpraş, geçmişten günümüze isçi sınıfının farklılığını anlatan bir belgesel. Bu belgesel iki yönetmen imzalı çıktı, Safiye Işıklı ve ben.</p>
<p><strong> * Yeni projeleriniz var mı?</strong></p>
<p>- Evet aslında yapmayı çok istediğimiz ve düşünü kurduğumuz bir çok projemiz var. Ancak yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan kaynaklı bunları gerçekleştirmede geçmişteki gibi gecikmeler yasamamız sanırım söz konusu olacaktır. Türkiye’nin geçmişte içerisinden geçtiği bir karanlık ve siyasi dönemi kendi bakış açımızla ele almayı düşündüğümüz bir projemiz var. Adını şimdi tam olarak telaffuz etmeyeyim, projemiz olgunlaştığında bunu dile getiririz.</p>
<p>***</p>
<p><strong>CANLI TANIKLAR KONUŞUYOR</strong></p>
<p>Yönetmen Özgür Fındık, belgeselinde canlı tanıkların anlatımlarına da yer vermiş. Bunlardan direnişin lideri Seyit Rıza’nın Kızı Leyla Ağlar ile Elif Atalay’ın anlatımlarından kısa kesitler sunuyoruz:</p>
<p><strong>Leyla Ağlar, katliamda yaşadıklarını şöyle anlatıyor: </strong></p>
<p>“Dediler sizi ihbar etmişler, Muhtar geldi dedi ki, Rayber ihbar etmiş, üç alay buraya geliyor, arama yapacaklar. Bir tarafa saklanın, çadır dursun, nasılsa yayla bizim. Derken asker sağlı, sollu etrafımızı sarmaya başladı. Yaz mevsimidir, ormanı kesmişler, beyaz elbiseler giyinmişler, davar gibi peş peşe dizilmişlerdi. Etrafımızı kuşattılar. Burada biz öleceğiz, asker çok gelmiş diye düşündük. Bizi ormanın içinde derenin oluşturduğu bir yarın içine sakladılar. Biz öyle toplu olarak o yarın dibindeyiz. Önce ağır makineliyi kurdular. Ondan sonra baktılar ki dereyi alamıyor, başka bir silah çıkardılar. Ha böylesi bombalar&#8230; Böyle gelip oraya düşüyorlar. Yeri yumuşaksa patlamıyor. Sertse patlıyor, derede sesi yankılanıyordu. Hayır bombalar değmedi. Makine ses etmedi. Kurşunlar nasıl yağıyor. Beşli mi ağır makineli mi? Kurşunların hepsi aşağıya doğru gelip bize değdi. Herkes Wuy, wuy, wuy bağırıştılar. İşte o zaman sesler kesildi. Artık bilmiyorum neydi? Böyle yeşil bir boyaya büründü çocukların suratı. Üç gün biz ölülerin altında kaldık. Ben uyandım. “Anne” diyorum, bağırıyorum kımıldayamıyorum. İki üç kadın annemin üzerine düşmüştü. Gücüm mü var kalkayım? Bağırdım, bağırdım, bağırdım. Kesilip kaldım! Uyudum&#8230; Bir uyandım ki, “wuyy” dedim “asker. Kalktım, Selvi’yi göremeyince, Cemile’ye; “bizim Selvi kurtulmuş” dedim. Dedi “şu değil mi? Ötede ölmüş” Ne olmuş ki ölmüş?</p>
<p>Kalkmış işte, o senin küçük kardeşin var ya, onu almış ki gitsin adamın biri süngüyü, yukarıdan Selvi’nin boynuna vurmuş, tepesi üstü yere çakılmış.”</p>
<p><strong>SÜRGÜN GÜLERİ</strong></p>
<p>Leyla Ağar’ın, katliam sonrası sürgün günlerine ilişkin anlattıkları ise şöyle:</p>
<p>“Zaten böyle polisler gidiyor jandarmalar geliyor, jandarmalar gidiyor, polisler geliyordu. İşte bizim gelin söyle dedi. “Bizi denize doldurun öldürün, biz ne yapmışız, ne kan dökmüşüz. Niye bu atları bağırtıp bizi sağır ediyorsunuz? Bir tane değil ki kulak verelim.” Çocuklar bağırıyor yorganların altına koyuyoruz. Bu kenesi, bu tahta biti, bu sivrisineği, her biri böyle, yatak yorganı hep sarıyorlar. Elbiseyle yatıp kalkıyoruz. Ha sabah kalkıyoruz ki, yatak yorgan üzeri toprakla kaplanmış, yüzünü çıkarıp veriyoruz. Onları çöpe atıyorlar. Diğer gün o yüzler aynı hale geliyor. Sağır dilsiz olayım. Sürgünden gelirken, komsumuz bir gazete getirdi Sakine’nin yanına. Sakine’ye dedim ki, “Bu Zeynel, bu Rayber, bu da Seyit Rıza. Niye yan yana getirmişler? Dedi ki “Asmışlar, asmışlar.”</p>
<p>Bilmem yakmışlar, bilmem ne yapmışlar, ne etmişler. Artık biz bağırıştık, çağırıştık, ağladık, ağladık…</p>
<p>Bu defada polis geldi, bizi ifadeye götürdü. “Ne olmuş?” dedi. “Babamızı asmışlar, hapisteydi, oradan alıp asmışlar”. “Kim öyle yapmış?” dedi, “Siz yapmışsınız, Elazığ’da asmışlar” dedik.</p>
<p><strong>GAZ DÖKÜP CANLI CANLI YAKTILAR</strong></p>
<p>Katliamın canlı tanıklarından Elif Atalay’ın anlatımı da yaşanan vahşetin boyutlarını açıkça ortaya koyuyor. Atalay, ormanın içinde gizlenirken tanık olduklarını anlatıyor:</p>
<p>“Mağaradan çıktık, mağaranın karsısındaki ormana girdik. Güneş doğar doğmaz, topları mağaranın karsısına kurdular. Mağarayı gördüler, 300 kişiyi aşağı dereye indirdiler, kadınları seçip askerlerin içine götürdüler. Erkekleri kollarından birbirine bağladılar. Gazı üstlerine döküp, kibriti çaktılar. Biz de ormandan bakıyoruz. Ormanın içinden gizli gizli bakıyorduk. Gazi döküp, kibriti çaktılar. Çıtır, çıtır, çıtır yaktılar&#8230;</p>
<p>Kadınları alaya götürdüler, 3 gün orada kaldılar. Meğer ki kadınlar 3 gün kaldıktan sonra 3. günün sonunda çayırlara getirip hepsini süngüleyip, üst, üste yığmışlar. Hepsini süngülemişler, genç bir kız cesetlerin altında kalmış, kendisine hiçbir süngü değmeden sağ kalmış. Süngü değmemiş. Biz oturuyoruz, karşıdan çıktı&#8230;</p>
<p>Millet “o hortlamış“ dedi. Saçı başı dağılmış, üstü başı kan içinde kalmış&#8230;</p>
<p>Tabi onca ölünün kanı onun üzerine akmış, karşıdan geldi&#8230; Ağlayarak “ben hortlamadım, cesetlerin altında kaldım” dedi. Annem kıza doğru gitti, getirdi. Sanki kan gölünden çıkmış, açtı, susuzdu&#8230;</p>
<p>Banyo yaptırdılar, kadınlara çok kötü hakaretler etmişler.</p>
<p>Kız, kız olarak mı kalmış?! İmkanı var mı?! Yatağa yatırdılar akşama kadar kaldı. Akşama kız öldü&#8230;”</p>
<p><strong>ÇOCUKLARI AYAKLARINDAN TUTUP KAFALARINI TAŞA VURDULAR</strong></p>
<p>“Biz Gomesurun oradaki ormana kaçtık. Qopo’nun annesi vardı, Kede derler&#8230; Torunlarını alıp bizden daha ileride saklanmış. Asker gitmiş görmüş. Söylediklerine göre, yüzbaşımıymış, binbaşımıymış, artık neyse attan inip çocukların ayaklarından tutup, kafalarını taşa vuruyormuş. Çocukların beyinleri etrafa dağılıyormuş. 4 çocuk ve nineleri&#8230; 5 kişi&#8230;”</p>
<p><strong>AĞLAMASIN DİYE ÇOCUKLARINI BOĞDULAR</strong></p>
<p>“Bizde çocuklar vardı, ağaçlık bir yere girdik, askerler yukarıdan geliyordu. Toplaşıp suyun içinde oturduk, çocuklar bizden ekmek istiyor, “susun” diyoruz. Çocuktur, çocuklar anlamıyorlar ekmek istiyorlar&#8230; Onların sesini kesin! Onların sesini kesin ki askerler duymasın! Çocuktur anlamıyor ki saklandığımız yerden çıktık, Seyithan ağanın gelini Qolze&#8230; Elini boğazına koyup kızını boğmuş, ağlamasın diye. Bizimle bir de Resikanli kadın vardı. O da oğlunu boğdu. Ağaçların altından çıktık cesetleri böyle oraya indirdiler. Kızın adı da Gever’di, şimdiki gibi hatırlıyorum, öyle bir kızdı ki bakmaya kıyamazsın. Bu defa da çocuğu niye boğuyorsun diye kızıyorlar. “E, siz beni azarlıyorsunuz ama bu kadar insan gideceğine o gitsin.”<br />
<em>Belgeselden Bir  Trailer</em><br />
<object width="434" height="333" data="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4330531&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0026fc&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4330531&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=0026fc&amp;fullscreen=1" /></object><br />
<strong><br />
Anf</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/qelema-sure-kirmizi-kalem-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
