<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Wayire Munzur&#039;i * Bir Başka Enerji mümkün ! - İnadına  MUNZUR MUNZUR MUNZUR &#187; Munzur Vadisi</title>
	<atom:link href="http://www.munzurca.com/kategori/munzur-vadisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.munzurca.com</link>
	<description>Munzuru Munzurca Yaşama...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jul 2010 07:31:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=1.1 Basic Wp</generator>
		<item>
		<title>Kapitalizmin Kutsal Mekanlarla Harbi</title>
		<link>http://www.munzurca.com/kapitalizmin-kutsal-mekanlarla-harbi/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/kapitalizmin-kutsal-mekanlarla-harbi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 22:59:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[dersim halkı]]></category>
		<category><![CDATA[dersimliler]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal mekanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal topraklar]]></category>
		<category><![CDATA[munzur]]></category>
		<category><![CDATA[şükrü aslan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1711</guid>
		<description><![CDATA[“Munzur Gözelerinde Türkiye’nin en güzel kür yuvasını kuracağım, güzel bir otel yaptıracağım, dinlenmek isteyen insanlar bu güzel kaynağın başında beş on gün dinlenip tekrar işlerinin başına döneceklerdir”(Abdullah Alpdoğan) 1938 yılında Dersim’deki “Büyük Taarruz” günlerinde arkasında kalabalık bir grupla Munzur Gözelerine gelen, yeni adıyla Tunceli Vilayetinin Valisi Korgeneral Abdullah Alpdoğan, gözelere hayran kalmış ve ilk fırsatta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/hresim/munnzur.jpg" rel="shadowbox[post-1711];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1712" title="munnzur" src="http://www.munzurca.com/hresim/munnzur.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a>“Munzur Gözelerinde Türkiye’nin en güzel kür yuvasını kuracağım, güzel bir otel yaptıracağım, dinlenmek isteyen insanlar bu güzel kaynağın başında beş on gün dinlenip tekrar işlerinin başına döneceklerdir”(Abdullah Alpdoğan)</em><br />
1938 yılında Dersim’deki “Büyük Taarruz” günlerinde arkasında kalabalık bir grupla Munzur Gözelerine gelen, yeni adıyla Tunceli Vilayetinin Valisi Korgeneral Abdullah Alpdoğan, gözelere hayran kalmış ve ilk fırsatta bu muhteşem doğal güzelliği dünya’ya tanıtmayı tasarlamıştı. Öyle ki dünyanın farklı coğrafyalarından insanlar buraya gelecek bu emsalsiz vak’aya tanıklık edecek, dinlenecek ve yeniden işinin başına dönecekti.</p>
<p>Bu muhteşem doğanın yöre halkı için yüzyıllardır kutsal bir anlamı olduğu valinin pek de umurunda değildi. Alpdoğan’ın o yıllarda Dersim’de bulunma ve aslında vali olma sebebi de bölgenin insandan temizlenmesiydi. Burayı “Türkiye’nin en güzel kür yuvası yapmak” ve fakat yüzyıllardır burada yaşamakta olan halktan temizlemek paradoksu o yıllarda kolaylıkla tartışılamazdı.</p>
<p>Gerçekten de muhteşem doğal güzelliği ile dikkat çeken Munzur Gözeleri bir “Kür Merkezi” olma işlevinin yanı sıra yöre halkının inanç dizgesinde kutsal bir mekan olma işlevselliğine de sahiptir. Gözeler, yüzyıllardır çok çeşitli dinsel pratiklerin mekanıdır ve bu yönüyle kendi sınırlarının ötesinde bir üne sahiptir. Bundan dolayıdır ki Dersim Alevi inanç sisteminin bir tür yerel merkezi olarak ilgi ve merak konusudur. Dersim Aleviliği söz konusu olduğuna göre burası sadece dinsel edimlerin gerçekleştiği bir yer değildir. İnanç alanı dışında kalan bir dizi başka kültürel pratiğe de tanıklık etmektedir.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde (13 Haziran 2010, Pazar günü) Tunceli Üniversitesi’nden genç öğretim elemanları arkadaşlarımızla birlikte ziyaret ettiğimiz bu mekan yanan mumların yarattığı manevi atmosfer kadar her yerden gürül gürül akan suların yanı başında yemek yapan, çay içen, sohbet eden, uyuyan ve bir kenarda kendisiyle baş başa kalmış “çaresiz dertlerine” deva arayan insanların suyla teması gibi kültürel geleneklere de tanıklık ediyordu. Çok kaba bir gözlemle bile Dersim kültürünün özgün niteliklerinden biri olarak bu kutsal mekanlar başka yerlerde olduğu gibi insanların durup dinlenmeden dua ettikleri, ağladıkları, yalvarıp yakardıkları pratiklere değil, daha çok diledikleri, sohbet ettikleri, eğlendikleri, üzüldükleri, kederlendikleri yerler olarak birbirleriyle ilgili görünmeyen ama birbirlerini adeta ahenk içinde tamamlayan çok farklı pratiklere tanıklık etmekteydi. Nitekim birkaç saat kaldığımız gözelerde, aynı köyden Zeynep Hanımın maniler okuması, şarkı söyleyen gençler ve bir kenarda Mitolojiyle ilgili kitap okuyan Çukurova Üniversitesi öğrencisi Dilan’ın görüntüleri bu niteliklerin yüzlerce örneğinden birkaçı olarak belleklerimizde yer etti bile.</p>
<p>Munzur’un bütün öyküsü doğduğu bu alanla sınırlı değildir elbette. Onlarca gözeden süt beyazlığında fışkıran ve toplanarak bu noktadan uzun bir yolculuğa çıkan nehir neredeyse yolunun her bir bölgesinde birer kutsal mekan inşa ederek geçer. Gerçekten de Tunceli kent merkezine kadar yaklaşık 60 kilometrelik bu yolda onlarca kutsal mekan oluşmuştur ve bunların herbiri yüzyıllardır ziyaret edilir.</p>
<p>Bugün ilginç bir durum ortaya çıkmış görünüyor. Bütün bu kutsal mekanların hem nedeni hem de tanığı olan Munzur’un akışını durduracak ve bu kutsal mekanların “tarihe karışması”nı sağlayacak barajlar inşa ediliyor. Bu akılalmaz sürecin ilk örneği olarak tamamlanan Uzunçayır Barajı, söz konusu kutsal mekanlardanGola Çetu’yu çoktan yuttu bile.</p>
<p>Gola Çetu bu yolun Tunceli’deki son durağında yer alıyor. Mayıs ayının son haftasında izleyici olarak katıldığım Tunceli Üniversitesi Bahar Şenlikleri içinde Gola Çetu’yu konu alan bir belgesel gösterilmişti. Belgeselde, yüzyıllara tanıklık eden bu kutsal mekanın sular altında kalmasının öyküsü anlatılıyordu. Mekanın sular altında kalması, gündelik hayatın canlı olduğu ve gözle görülebilir bir alanda gerçekleşmişti. Bu yörede yaşayan ve bu mekanı kendi gelenekleri içinde kutsal olarak nitelemiş kadınlardan birinin yakarışı hayli ilgi çekiciydi. “Çe Hızır Bıne Uwode Mendo” (Hızır’ın evi suların altında kalmış). Bunun Türkçedeki tam karşılığı “Allahın evi sular altında kalmış” demekti. Başka bir kadın da yine yerel dilde “inşallah bunu yapanların evleri de sular altında kalır” diyordu. Hızır’a duyulan muhteşem güven devam ediyordu belki ama Hızır’ın bile çaresiz kaldığı bir vak’anın yarattığı şaşkınlık, üzüntü ve öfkenin izleri o kadar belirgindi ki..</p>
<p>Toprağın hemen her karesinin kutsal sayıldığı bu coğrafyada onlarca kutsal mekan var ve önemli bir bölümünün sular altında kalacağı aşikar. Hemen her dalına bezler bağlanmış ağaçlar, su kaynakları, mum yakılan, niyaz dağıtılan ve dua edilen yerler. Bu vadide Hidro Elektrik Santrallerinin (HES) yapılması bütün bu mekanların geleceğini tehdit ediyordu. HES bu bölgede ayıya verilen isimdir ve ayılar bu coğrafyanın yaşayan hayvan türleri arasındadır. Ancak kapitalizmin HES’i, bölgenin HES’lerini ve bunlarla birlikte çok sayıda hayvan ve bitki türlerini, kutsal mekanları ve muhteşem doğal zenginlikleri tehdit eden bir işlev görüyor.</p>
<p>Kapitalizmin kar hırsı literatürde de vurgulandığı gibi ne doğayı ne de kutsalı dinliyor. Onun mantığı bu iki alanın üzerinde ya da ötesinde inşa edilmiştir. Bunun bir örneğini yine bu toprakların başka bir bölgesinde gözlemledik. Pülümür’e bağlı Salördek Köyünde, köylülerin “Dara Tume” (Tepedeki Ağaç) ya da “Dara Hızır” (Hızır’ın Ağacı) adıyla andıkları ve çok uzun yıllardır altında toplanarak kurban kestikleri, niyaz dağıttıkları ve dua ettikleri o “kutsal ağaç” yaklaşık bir yıl önce kesilmişti. Onun yerine Turkcell’in baz istasyonu için dikilmiş uzunca bir çelik direk vardı. Şimdi, yaz aylarında geçici olarak gelen iki-üç aile dışında artık kimsenin yaşamadığı ama yakın zamana kadar köylülerin en önemli kutsal mekanı sayılan Dara Hızır, iletişimin büyük devlerinden biri olan Turkcell’e yenik düşmüştü. Üstelik bu o kadar sessiz yapılmıştı ki yakın köylerde yaşayanların da çok sonra haberi olabilmişti. Hızır Ağacının yerine dikilen bu direğin sağladığı baz istasyonuyla telefonlarını kullanmaya başlayabilen mukimler, bunun, Hızır ağacının kesilmesiyle ilişkili olduğunu öğrendiklerinde iş işten geçmiş; hayıflanmaktan başka çareleri kalmamıştı.</p>
<p>Bu durum bir bakıma modernizmin, dinsel düşünceye yönelik tutumu karşısındaki teslimiyetçi ruh halini de pekiştirmiş görünüyor. O kadar ki kapitalizm ve modernleşmenin bu bölgede kutsal mekanlara müdahalesinin sonuçlarıyla ilgili anlatılan efsanelerin bile gücü zayıflamış görünüyor. Bölgenin önemli kutsal mekanlarından biri olan Düzgün Baba’ya erişim, mekanı ziyaret etmeye yüklenen anlam gereği çile ile yüklü bir yolculukla mümkün olabilirken, onyıllar önce anlatılan bir öyküye göre devlet, bu “eziyet”i ortadan kaldırmak için yol yapmaya karar vermiş ama dozerin her kepçe kaldırışında arıza yapması ve bir kayayı bile yerinden oynatamaması, kutsal mekanın gücüne bağlanarak, projeden vazgeçilmişti. Bu, içtenlikle inanılan bir efsaneydi ama artık bu efsanelerden sözedilmiyor bile. Çünkü kapitalizm önüne kattığı her şeyi ve bu arada kutsal mekanları da açıkça silip süpürüyor ve bu pervasızlığı önleyebilecek bir güç de yok. O kadar ki kapitalizm, icabında bir kutsal mekanı yeniden inşa edebiliyor, yerini değiştirerek gündelik hayatın merkezinde kalmasını sağlayabiliyor ve ona ulaşımı kolaylaştırmak için yollar yapabiliyor, taşımacılığı örgütleyebiliyordu. Yani kapitalizm her şeye kadir, her şeye muktedir ve kutsala duyulan güvenden daha fazla “gücü” var.</p>
<p>Dersim’de kutsal mekanların sular altında kalacağını düşünmek bile ürkütücüyken, kapitalizm sessiz ve derinden bu mekanları yemeye hazırlanıyor. Üstelik kutsal kavramı üzerinden bir siyaset inşa ederek gelen bir iktidarın varlığı koşullarında oluyor bütün bunlar. Gerçekten de iktidar söyleminin hemen her cümlesinde “kutsal”ın izlerini görebilirsiniz. Kuramsal olarak hem bir yaşam felsefesi hem de bir siyaset felsefesi olarak anlatılıyor bu kavram. Gelin görün ki Dersim’de kutsal mekanlar sözkonusu olduğunda bu felsefenin yerini, “silip geçen, kırıp döken” bir ceberut iktidar pratiği alıyor. Üstelik bu yıkıcı projeleri destekleyen neredeyse kimsenin olmadığı koşullarda gerçekleşiyor bu durum. “Kutsal”lık değerleriyle yüklü olduğunu söyleyen siyasal iktidar bu bölgede kutsal mekanların sular altında kalıp kaybolmasına müdahale etmeye hiç niyeti yokmuş gibi gözüküyor. Bu gidişi engellemeye yönelik bir çabası da görülmüyor.</p>
<p>1930’lu yıllarda bu bölgede iktidar kutsallık adına ne varsa “gericilik” olarak nitelemiş ve bütün bu doğal güzelliği keşfederken, bölgenin yerel topluluklardan ve dolayısıyla bu bölgeye özgü inanç pratiklerinden arındırılmasını öngörmüştü. Bunun için bölge halkının fiziken tasfiyesiyle sonuçlanan büyük bir insanlık suçu ile bitmişti bu süreç. Dönemin yöneticileri bu muhteşem doğayı onu tamamlayan yerel kültüre değil, dışarıdan gelecek “Türk kültürlü” topluluklara bırakmaya niyetliydi. Böylece burası “ulusun malı” olacaktı.</p>
<p>Bugün ise “kutsal mekanlara” çok değer verdiğini ve insanların gündelik hayatlarında inanç sisteminin hayati önemine işaret eden bir iktidar olmasına karşın kapitalizmin “maksimum kar elde etme” prensibi sözkonusu siyasetin çok önünde yürümeye devam ediyor. Yüzyıllardır Dersim halkı için kutsal addedilen ve bu nedenle önlerinde kurban kesilen mekanlar bu kez kendileri kapitalizm ve kar hırsı için “kurban” ediliyor. Dersim’in kutsal mekanları bugün sistem tarafından birer kurbanlık mekan gibi algılanıyor ne yazık ki.</p>
<p>Oysa bu topraklar zengin kültürel pratikleriyle sadece Dersim’in değil ülkenin de hazinesidir. Onu korumak sadece Dersim’lilerin inanç sistemlerine saygının bir gereği değildir aynı zamanda bu toprakların kendisine de duyulması gereken bir saygının gereğidir. Bu zengin kültürel pratiklerin ortadan kaldırılması hem ülke icin ciddi bir kültürel ve doğal fakirleşme hem de aslında bir insanlık suçudur. Her yıl onbinlerce insanın ziyaret etmek için sabırsızlandığı bu coğrafyaya zarar verecek her girişim tarihi kayıtlara vebali çok ağır bir “insanlık suçu” olarak girecektir.</p>
<p><strong>ŞÜKRÜ ASLAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/kapitalizmin-kutsal-mekanlarla-harbi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dersimli Çocuklarda Baraja Karşı ! (Foto)</title>
		<link>http://www.munzurca.com/dersimli-cocuklarda-baraja-karsi-foto/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/dersimli-cocuklarda-baraja-karsi-foto/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 21:51:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[minik dersimli]]></category>
		<category><![CDATA[minik dersimliler]]></category>
		<category><![CDATA[munzurda baraja hayır]]></category>
		<category><![CDATA[munzurun çığlığı]]></category>
		<category><![CDATA[munzurun çocuykları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1699</guid>
		<description><![CDATA[DERSİMDE ONLARCA ÇOCUK MUNZUR DOĞA AKTİVİSTLERİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN &#8220;MUNZURUN ÇOCUKLARI BARAJLARA HAYIR ÇOCUK ETKİNLİĞİNDE&#8221; BİR ARAYA GELDİ. ETKİNLİĞE KATILAN ONLARCA ÇOCUK YERALTI ÇARŞISI ÜZERİNDEN MUNZUR KIYISINA KADAR YÜRÜYÜŞE GEÇTİ. YÜRÜYÜŞ BOYU&#8230;NCA BARAJLARI DÜDÜKLERLE VE SLOGANLARLA PROTESTO EDEN DERSİMLİ MİNİKLERİMİZ CELAL DOĞAN PARKINDA DA YAPTIKLARI KONUŞMALAR VE OKUDUKLARI ŞİİR VE TÜRKÜLERLE HEM EYLENDİLER HEM DE [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/hresim/23.jpg" rel="shadowbox[post-1699];player=img;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1709" title="23" src="http://www.munzurca.com/hresim/23-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/3.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='3'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="3" title="3" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/19.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='19'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/19-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="19" title="19" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/1.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='1'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="1" title="1" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/10.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='10'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/10-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="10" title="10" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='2'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="2" title="2" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/23.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='23'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/23-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="23" title="23" /></a>
<a href='http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/6.jpg' rel='shadowbox[post-1699];player=img;' title='6'><img width="96" height="96" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="6" title="6" /></a>
</p>
<p>DERSİMDE ONLARCA ÇOCUK MUNZUR DOĞA AKTİVİSTLERİ TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN &#8220;MUNZURUN ÇOCUKLARI BARAJLARA HAYIR ÇOCUK ETKİNLİĞİNDE&#8221; BİR ARAYA GELDİ. ETKİNLİĞE KATILAN ONLARCA ÇOCUK YERALTI ÇARŞISI ÜZERİNDEN MUNZUR KIYISINA KADAR YÜRÜYÜŞE GEÇTİ. YÜRÜYÜŞ BOYU&#8230;NCA BARAJLARI DÜDÜKLERLE VE SLOGANLARLA PROTESTO EDEN DERSİMLİ MİNİKLERİMİZ CELAL DOĞAN PARKINDA DA YAPTIKLARI KONUŞMALAR VE OKUDUKLARI ŞİİR VE TÜRKÜLERLE HEM EYLENDİLER HEM DE ETKİNLİĞE DAMGASINI VURDULAR. ETKİNLİK SONUNDA BELEDİYE KÜLTÜR NERKEZİNDEN BİR GRUP MÜZİK DİNLETİSİ VERDİ. BİZLERDE O MİNİK YÜREKLERİNİ BARAJLARA KARŞI ORTAYA KOYAN ÇOCUKLARIMIZI KUTLUYOR VE GÖZLERİNDEN ÖPÜYORUZ. 12/06/2010 MUNZUR DOĞA AKTİVİSTLERİ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/dersimli-cocuklarda-baraja-karsi-foto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Munzur Doğa Aktivistleri Web Sitesi Yayında</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzur-doga-aktivistleri-web-sitesi-yayinda/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzur-doga-aktivistleri-web-sitesi-yayinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2010 23:40:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[MDA]]></category>
		<category><![CDATA[munzur]]></category>
		<category><![CDATA[munzur doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Doğa aktivistleri]]></category>
		<category><![CDATA[munzurda baraja hayır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1642</guid>
		<description><![CDATA[Munzur Doğa Aktivistleri (MDA) web sitesi yayına girmiştir. Web sitesine Http://www.munzurdogaaktivistleri.com tıklayarak ulaşabilrisiniz. Kısaca: MDA ( MUNZUR DOĞA AKTİVİSTLERİ) Munzur Doğa Aktivistleri öncelikli olarak Munzur Vadisi Milli Parklar bölgesine kurulmak istenen barajlar projesine karşı ortaya çıkmış çevreci ve doğasever bir oluşumdur. Munzur vadisi üzerine yapılmak istenen barajlar projesinin iptal edilmesi ve bu tehtidin ortadan kaldırılması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/munzur-doga.jpg" rel="shadowbox[post-1642];player=img;"><img src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/munzur-doga.jpg" alt="" title="munzur-doga" width="504"  class="aligncenter size-full wp-image-1643" /></a><br />
<a href="http://www.munzurca.com/K/munzur-doga/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with munzur doğa">Munzur Doğa</a> Aktivistleri (MDA) web sitesi yayına girmiştir. Web sitesine <a href="http://www.Munzurdogaaktivistleri.com">Http://www.munzurdogaaktivistleri.com</a> tıklayarak ulaşabilrisiniz.</p>
<blockquote><p><strong>Kısaca: </strong> MDA ( MUNZUR DOĞA AKTİVİSTLERİ)<br />
<a href="http://www.munzurca.com/K/munzur-doga/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with munzur doğa">Munzur Doğa</a> Aktivistleri öncelikli olarak Munzur Vadisi Milli Parklar bölgesine kurulmak istenen barajlar projesine karşı ortaya çıkmış çevreci ve doğasever bir oluşumdur. Munzur vadisi üzerine yapılmak istenen barajlar projesinin iptal edilmesi ve bu tehtidin ortadan kaldırılması için sonuna kadar mücadele etmek için var olmuştur. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte de çeşitli eylemlikler sergileyerek yapılmak istenen barajlara karşı demokratik haklarını kullanacaktır. <a href="http://www.munzurca.com/K/munzur-doga/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with munzur doğa">Munzur Doğa</a> Aktivistleri barajlara karşı yapılacak olan her demokratik tepkiye destek verecektir. Merkezimiz Dersim&#8217;dir.</p></blockquote>
<p>Munzurca Ailesi olarak her türlü desteğe hazırız&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzur-doga-aktivistleri-web-sitesi-yayinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başınıza Munzur Dağı kadar taş düşşün !</title>
		<link>http://www.munzurca.com/basiniza-munzur-dagi-kadar-tas-dussun/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/basiniza-munzur-dagi-kadar-tas-dussun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 11:32:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[barış yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[hes baraj]]></category>
		<category><![CDATA[munzur dağı]]></category>
		<category><![CDATA[munzur suyu]]></category>
		<category><![CDATA[munzurda baraja hayır]]></category>
		<category><![CDATA[muznur baraj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1391</guid>
		<description><![CDATA[Milli Park sahasındaki Munzur Çayı üzerinde yapımı kararlaştırılmış baraj projelerinde sona gelinmek üzere. Devlet Munzur&#8217;u yok etmek için son derece sabırsız ve kararlı&#8230; Tunceli’deki Munzur Vadisi, 1971’de Bakanlar Kurulu kararı ile Milli Park olarak ilan edildi. İlginç özellik ve güzelliklere sahip olan, başta Bern Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelerce de korunan birçok endemik bitki ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1392" class="wp-caption aligncenter" style="width: 544px"><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/kutu-dere.jpg" rel="shadowbox[post-1391];player=img;"><img class="size-full wp-image-1392" title="kutu-dere" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/kutu-dere.jpg" alt="Birçok endemik bitki ve hayvan türünün bulunduğu Munzur Vadisi Milli Park sahasındaki Munzur Çayı’nda baraj ve HES çalışmaları sürüyor. Protestolara rağmen..." width="534" height="339" /></a><p class="wp-caption-text">Birçok endemik bitki ve hayvan türünün bulunduğu Munzur Vadisi Milli Park sahasındaki Munzur Çayı’nda baraj ve HES çalışmaları sürüyor. Protestolara rağmen...</p></div>
<p style="text-align: center;">
Milli Park sahasındaki Munzur Çayı üzerinde yapımı  kararlaştırılmış baraj projelerinde sona gelinmek üzere. Devlet Munzur&#8217;u  yok etmek için son derece sabırsız ve kararlı&#8230;</p>
<p>Tunceli’deki Munzur Vadisi, 1971’de Bakanlar Kurulu kararı ile Milli  Park olarak ilan edildi. İlginç özellik ve güzelliklere sahip olan,  başta Bern Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelerce de korunan  birçok endemik bitki ve hayvan türünü içinde barındıran Munzur Vadisi  Milli Parkı’na dair skandalların ardı arkası kesilmiyor.</p>
<p>Milli Park sahasındaki Munzur Çayı üzerinde yapımı kararlaştırılmış olan  Bozkaya Barajı ve HES, Kaletepe Barajı ve HES, Konaktepe Barajı ve  Konaktepe Barajı-Konaktepe HES I ile Konaktepe HES II ve Milli Park  sahasındaki Mercan Deresi üzerinde yapımı kararlaştırılan Akyayık HES  projelerinde sona gelinmek üzere. Devlet, Munzur’u yok etmek için son  derece kararlı ve sabırsız.<br />
Milli Parkın doğal sit alanı olarak tespit ve tescili için 2008’de  Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurmuştum. Talebime hiçbir yanıt  verilmeyince, İdare Mahkemesi’nde dava açmıştım. Hukuksal olarak tabiat  varlıklarını da korumakla yükümlü olan Kültür ve Turizm Bakanlığı,  davaya cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmişti.<br />
Dava sürecinde yaptığım araştırmalarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’na  bağlı Elazığ Müze Müdürlüğü’nün 2001’de Munzur Vadisi’nin 1. derece  doğal sit alanı olarak tespit ve tescil edilmesi gerektiğine dair rapor  hazırladığını ve fakat müdürlüğün tüm ısrarlı uğraşılarına rağmen bu  talebin görmezden gelindiğini tespit etmiştim. Bu tam anlamıyla bir  skandaldı.<br />
İdare Mahkemesi’ndeki dava devam ediyor. Munzur Vadisi’nin doğal sit  alanı olarak tespit-tescil edilmesi yönündeki davamızın sebebi hem  Munzur Vadisi’nin ilginç özellik ve güzellikleriyle ender bulunan bir  doğa alanı olması hem de hukuksal olarak doğal sit alanlarında kesin  olarak baraj ve hidro elektrik santrali yapılamaması.<br />
<a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/mercan.jpeg" rel="shadowbox[post-1391];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1393" title="mercan" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/mercan.jpeg" alt="" width="400" height="269" /></a><br />
<strong>Mercan suyu</strong><br />
Yaptığım başka bir araştırmada da Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli  Gelişme Planı’nın 2002-2006 tarihleri arasında aralarında profesör,  doçent gibi akademisyenlerin de bulunduğu alanlarında uzman şehir plancı  jeoloji/hidrojeoloji mühendisi, meteoroloji mühendisi, çevre mühendisi,  mimar, jeomorfolog, su ürünleri mühendisi, sanat tarihi danışmanı,  arkeoloji danışmanı, orman mühendisi, biyolog, ziraat mühendisi, peyzaj  mimarı gibi ünvanlara sahip kişilerce hazırlanmış olduğunu ve fakat  2006’dan bu yana Uzun Devreli Gelişme Planı’nın Çevre ve Orman  Bakanlığı’nca onaylanmadığını tespit ettim. Bu durum baraj ve HES’lere  karşı ciddi bir duyarlılığın olduğu Dersim’de büyük bir heyecana vesile  oldu. Zira, Milli Parklar Kanunu ile Milli Parklar Yönetmeliği’ne göre  Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı kesinleşmeden Milli Park alanında  hiçbir yapı ve tesise izin verilemediği gibi, Milli Park Uzun Devreli  Gelişme Planı’nda yer verilmeyen hiçbir yapı ve tesis yapılamıyor.<br />
Buna rağmen Milli Park sınırları içerisindeki Mercan Suyu üzerinde  yapımına 1985’te başlanan ve 2003’ten beridir de enerji üreten Mercan  HES, Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı kesinleşmeden inşa edilip  işletilmeye başlanmış. Bu durum bir başka skandal. 16 Mart’ta Cumhuriyet  Savcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Ortada devlet eliyle inşa  edilmiş “kaçak yapı” var. Hukuksal olarak bu HES’in yıktırılması ve  sorumluların cezalandırılması lazım.<br />
Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nda da Munzur  Vadisi Milli Parkı sınırları dahilinde yapımı kararlaştırılan baraj ve  HES’lerin Milli Parklar mevzuatı ile Türkiye’nin taraf olduğu  sözleşmelere açıkça aykırı olduğu ve bu baraj ve HES’lerin ekosisteme  telafisi mümkün olmayacak zararlar vereceği ve yapılmamaları gerektiği  açıkça belirtiliyor.<br />
Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Analitik Etüd  Raporu’nda, “Munzur Suyu ve Mercan Deresi üzerinde çok sayıda  hidroelektrik santrali projesinin gündeme gelmesi en önemli potansiyel  çevre sorunudur. Bu durum Tunceli’de akarsu ekosistemi bakımından en  önemli doğal serveti oluşturan akarsularda başta endemik alabalık  türleri olmak üzere, balık varlığının ve canlı yaşamın, akarsu  vadilerinde bitki örtüsü ve yaban hayatın oluşturduğu biyo-çeşitliliğin  büyük ölçüde zarar görmesine ve ekolojik sistemin bozulmasına yol  açacaktır” tespitine yer veriliyor.<br />
Munzur Vadisi Milli Parkı 1/25000 Ölçekli Uzun Devreli Gelişme Planı  Çalışması’nın -Plan Karar Ve Hükümleri- Plan Hükümleri bölümünde,  “Planda yer alan tesis ve düzenlemeler dışında hiçbir tesis yapılamaz.  Yapılacak tesisler hiçbir şekilde planda gösterilen amaç dışında  kullanılamaz. 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ilgili yönetmeliği  gereği, milli park içinde sürdürülmekte olan her türlü sondaj, sedde,  baraj vb. altyapı çalışmaları durdurulacaktır” deniliyor.<br />
Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’na dair çalışmalar  2006’da bitirilmiş olmasına rağmen bahsi geçen plan aradan geçen uzun  zamana rağmen halihazırda Çevre ve Orman Bakanlığı’nca onaylanmadı.  Bunun sebebi son derece açık: Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli  Gelişme Planı’na dair belgelerde Milli Park sınırları içerisinde baraj  ve HES yapılamaz denildiği için bu plan özellikle onaylanmıyor. Baraj  projelerini oluşturan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma  ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı.  Doğayı ve Milli Parkları korumakla yükümlü bir genel müdürlük ile Milli  Park alanında doğaya ve çevreye zarar vereceği tartışmasız olan baraj ve  HES projelerini hazırlayan bir genel müdürlüğün aynı bakanlığa bağlı  olması dünyada eşine az rastlanır bir durum.<br />
Çevre ve Orman Bakanı çevreyi ve ormanları koruyacağı yerde baraj ve  HES’leri savunduğu müddetçe bakanlığını yaptığı çevre de orman da  kalmayacak bir gün ve bu durumda koltuğu da. Dersimlilerce kutsal  bilinen Munzur’un ahı kendisini yok etmek isteyenleri tutar mı bilinmez  ama bizler Munzur’un çocukları Munzur’a kıymalarına izin vermeyeceğiz.</p>
<p><strong><em>BARIŞ YILDIRIM: Avukat</p>
<p>FOTO :  usene Yolaşan<br />
</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/basiniza-munzur-dagi-kadar-tas-dussun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUNZUR BABA DARDA</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzur-baba-darda/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzur-baba-darda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 11:24:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[munzur]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Darda]]></category>
		<category><![CDATA[Safiye Akgündüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=1206</guid>
		<description><![CDATA[Munzur baba  dardasın biliyoruz Acı çektiyin her halinden beli Söyle Munzur nedir bu halin Sen hiç görmezmısın bu kullarını Onlar sendende çok acı çekiyorlar biliyormusun Bak senin bize bıraktığın mirasın gözelerin ağlıyor Süt gibi akan gözelerinden artık kan akıyor İçinde çiçekler, hayvanlar, insanlar boğuluyor Artık özgürce akmıyorsun önün tutulmuş Ama sen uzaktan seyrediyorsun Nerdesin gel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1205" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/12/rettet-Munzur.jpeg" alt="rettet Munzur" width="563" height="482" /></p>
<p style="text-align: center">
<p style="text-align: left"><strong>Munzur baba  dardasın biliyoruz<br />
Acı çektiyin her halinden beli<br />
Söyle Munzur nedir bu halin<br />
Sen hiç görmezmısın bu kullarını<br />
Onlar sendende çok acı çekiyorlar biliyormusun</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>Bak senin bize bıraktığın mirasın gözelerin ağlıyor<br />
Süt gibi akan gözelerinden artık kan akıyor<br />
İçinde çiçekler, hayvanlar, insanlar boğuluyor<br />
Artık özgürce akmıyorsun önün tutulmuş</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>Ama sen uzaktan seyrediyorsun<br />
Nerdesin gel artık kerametini göster<br />
Gel Munzur gel artık sana yalvarıyoruz<br />
Neden kaçıyorsun seni seven insanlardan<br />
Onlarda senin gibi dardalar<br />
Munzur’un mirasına sahip çıktılar</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>Munzur! seni seven insanlarına sırtını çevirme<br />
Onlar senin bize bıraktığın o efsane mirasına sahip çıktılar<br />
Geri dön, geri dön Munzur sana ihtiyacımız var<br />
Her zamankinden daha çok yalvarıyoruz geri dön</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>Gel gör Munzur Çayı kann akıyor buna can dayanırmı<br />
Sen nasıl dayanacaksın uzaktan bakmakla<br />
Geri dön seni seven insanların aşkına<br />
Munzur bizleri senden mahrum bırakma<br />
Yalvarıyoruz geri dön, geri dön insanların içine</strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>5.12.2009<br />
<span style="color: #ff0000">Safiye Akgündüz</span></strong></p>
<p style="text-align: left"><strong>Safiye Akgündüz&#8217;ün diğer Resim ve şiir çalışmalarını sitesinden de takip edebilirsiniz.</strong></p>
<p style="text-align: left">http://www.safiyeakgündüz.de</p>
<p align="center">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzur-baba-darda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BARAJ&#8230;</title>
		<link>http://www.munzurca.com/baraj/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/baraj/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 21:47:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Baraj]]></category>
		<category><![CDATA[Burhan Gündoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[munzurda barajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Son yazdı. Güneş sırtımda tatlı bir okşayış bırakmıştı. Ilık zamanların serüvenine kaptırmışım kendimi. Kıyı boylarında yürümeyi nasıl da seviyordum. Bir çocuğun yüzüne bakar gibi yol alıyordum Ovacık yolunda. Ne güzeldi sararan yaprakların suya vuran aksi. Ömür bir son yazını daha sunuyordu gözlere. Su akınca onca kaygıyı da kendisiyle alıp götürüyordu.  Kaygılı mıydım ? Galiba evet… Güçlendirilen, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-998" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/11/munzur-site1-300x225.jpg" alt="munzur-site1" width="300" height="225" /><strong>Son yazdı. Güneş sırtımda tatlı bir okşayış bırakmıştı. Ilık zamanların serüvenine kaptırmışım kendimi. Kıyı boylarında yürümeyi nasıl da seviyordum. Bir çocuğun yüzüne bakar gibi yol alıyordum Ovacık yolunda. Ne güzeldi sararan yaprakların suya vuran aksi. Ömür bir son yazını daha sunuyordu gözlere. Su akınca onca kaygıyı da kendisiyle alıp götürüyordu.  Kaygılı mıydım ? Galiba evet…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Güçlendirilen, güçlendirilirken birkaç kat daha eklenen Tepebaşı Oteli’yle Yunus Emre Lokalinin arasındaki  o mezbeleye dönen boşlukta biriken kalabalık içinde giderek boğulan Munzur’a bakıyordum.  İçimden  “ Bize sunulan güzelliğe bak hele” dedim.  Kabaran suların içinde kalan derme çatma yapılar, kesilmeye zaman bulunamayan ağaçlar… Ne idik ne olduk, dedim fısıltılı bir sesle. Bir vakitler kıyı boyu birbaştan birbaşa söğüt ve kavak ağaçlarıyla kaplıydı. O zamanın fotoğrafları kimdeyse saklasın; zira antika değeri taşıyor ( ! )</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Adana’dan bir konuğumuz gelmişti, şimdi sular altında kalan çay bahçelerinden birindeki düğüne. Oturduğumuz çay bahçesinden gözlerini Munzur’a daldırmış, tatlı bir rüyadan uyanmanın  yüzüyle bana dönüp: Tuncelililer, çok güzel bir memlekette yaşıyorsunuz, bunun kıymetini bilin, demişti. Güzel bir memlekette yaşamasına yaşıyorduk da cenneti cehennemle bize sunuyorlardı ne gam. O konuğumuzun söylediği söz üstünden aşağı yukarı  iki yıl geçti. Baktığımız yerlerin yerinde şimdi bir bataklık vardı. Barajlar yapılır mı ? Sanırım alternatif bir kaynak bulunmadıkça barajlar yapılmaya devam edecek gibi görünüyor. Barajlar yapıldıkça da onca yerleşim yeri, onca yerleşim yeriyle birlikte onca kültür de yok olacaktı. Her yerleşim yerinin kendine ait bir kültürü vardı. Bir şehirde sokaktan sokağa bakışlar ve davranışlar değişir de köylerin kendine ait bir yaşamı olmaz mıydı ? </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaç kişiydik o mezbeleden bakarken kabaran sulara ? Sanırım yirmiye yakındı. Gözler  hüzünlüydü, gözler bir beddua gibi doluydu. Daha çok yaşlılar bakıyordu, daha çok onların anıları sular altında kalıyordu. Birden bir gülücük koptu dudaklarımdan.  Bir zamanlar, sahi o bir zamanlar var mıydı bizim için ? Daha çok çalınan zamanlar, diyelim. Noktaların kurulu olduğu zamanlar, noktalarla sınırlanan zamanlar, yüzlerin birbirine korkuyla baktığı zamanlar, gözetlenen zamanlar…</strong><strong> </strong></p>
<p><strong> Bir su kıyısına bunca yüklü bakmak… </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Daha sular altında bırakılacak hangi kıyılar vardı ? Merak etmeyin yakındır zamanlar… </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Bizi kim seviyor ?! </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Bir küçük şehir, bütün sokaklarını toplayıp üst üste koysan kırk kilometre eder, hadi abartalım altmış… Bir küçük şehir, onca zaman içinde Ovacık’a giden yola bakın. Her adımı tehlike dolu. Yayalarla taşıtlar aynı  yolu kullanıyor. Kışla Meydanından  Miskesağ’a kadar kaç kilometre ? Haydi en kaba hesapla on diyeyim. Yıllardır o yol yüzünüze bakmıyor mu?  Tam karşısında Eski öğretmen okulu… Ki yaşlılar diyorlar ki “ Babam o dağın etrafını ne yapıyorlar ? “  Bakın kaç güzelliği bozuyor eller. Bir dağın yada tepenin dokusunu bozmak kimin harcı ?  Tam o tepeye nazır yüzü  merhum Michel jacson’un yüzü kadar sahte ve soğuk bir  yapma şelale…  Bu şehir bu kadar zaman içinde nasıl da bozuluyor görüyor musunuz ? </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Kararları alanlar bize hiç danışmıyorlar. Geçen zamanlara bir bakın hep kafa kol ilişkileri. Bir gün para da para etmeyecek. Bir gün doğaya ve insana karşı işlediğimiz onca suç gelip bizim boğazımızı sıkacak. Bakın köşe başlarındaki madde bağımlısı çocuklarımıza, bananecilik anlayışımızın yapıtı bunlar. </strong><strong></strong></p>
<p><strong> İhtişamlı dağlarla binaları n’olursunuz yarıştırmayın. Derelerin, çayların yasasıyla oynamayın. Her kuşun, her börtü böceğin bedduası var, almayın. Bazı sıkıntılar zamanla kabuk bağlar, heyecana gelip, şurayı şöyle yapsak, burayı böyle yapsak anlayışıyla bu iklimi bozmayın kirletmeyin. Bakın Munzur dağlarından köpürerek çıkan sular taa neredeki insanların dudağına değebiliyor.  Pülümür vadisinde üretilen bal, bakın kimlerin sofrasına kadar gidebiliyor. Mercan dağlarında Şavaklıların ürettiği tulum peyniri kimlerin ağzını sulandırmıyor ki! Sizler Hakis’in cevizini, dağlarındaki kumkor mantarını biliyor musunuz ? Şu Dersim dağlarının, vadilerinin dünyanın en nadide endemik bitkilerine sahip olduğunu biliyor musunuz ? Bin yılların tarihi toprak altında değilse, bunca tarih talancısının bu topraklardaki işi ne? </strong><strong></strong></p>
<p><strong>İki suyun birleştiği yer bir lütuftur. Bizim anlayışımızda suların birleşmesi bir dostluk ve kardeşlik örneğidir, bir barış ve sevinç simgesidir. Yıllardır insanlar Gole Çeto’yu bu sevgi ve saygı içinde anmışlardır.  Bazı yerler bozulmadan bu günlere gelmişlerse o itikatın büyük payı vardır. Zağğe  şelalesinin eski görkemi var mı? Yok. Eee şehre su geldi ama. Binlerce yıl içinde oluşan bir güzelliği bir çırpıda yok etmeyi becerdik.  Hanginiz  doğanın bu güzel çizimini yapabildiniz ? Yapay şelaleniz ortada. Kıymayın… Tanrı kalemine kıymayın… Doğal ortamında yetişen bitkilere bir bakın, bir de hormonla şenlendirilen bitkilere. Güzel görünürler; ama kokuları yok. Ağzınızda gezdirirken plastik mi yiyorsunuz, domates mi belli değil. </strong><strong></strong></p>
<p><strong>Çözüm mü?  Var…  Herkes bilenmiş yanını törpüleyecek. Alacak sevgiyi, alacak dostluğu, bırakacak kini ve nefreti, kardeşlik duygularını Munzur Munzur köpürtecek… Bu herkes için geçerli.  Bir de Munzur ve Harçik kıyılarını, insanların dinlenmesi için düzenleyin; yaşlıları ve çocukları unutmayın!</strong><strong></strong></p>
<p><strong>Burhan  GÜNDOĞAN</strong></p>
<p><strong>Yazı www.tunceliemek.com.tr adresinden alıntıdır.<br />
</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/baraj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Munzur artık ağıt yakmayacak!</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzur-artik-agit-yakmayacak/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzur-artik-agit-yakmayacak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 12:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[munzur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=953</guid>
		<description><![CDATA[Dersim&#8217;de uzun yıllardır planlanan baraj projeleri şüphesiz yeni değil ama bugüne kadar bu gerçeğe nedense inanmak istememiştim. Son olarak yapımı tamamlanan Uzunçayır Barajı ve Hidroelektrik Santrali&#8217;nde (HES) su dolumuna başlayınca, anladım ki işin hiç şakası yok. Kaç zamandır elim kolum, kanadım kırılmış vaziyette. Göz göre göre yok ediyorlar Munzur&#8217;u&#8230; Yok olan sadece Munzur da olmayacak! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-952" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/Miting-300x225.jpg" alt="Miting" width="300" height="225" /><span style="font-size: 13px;font-family: Verdana,Arial">Dersim&#8217;de uzun yıllardır planlanan baraj projeleri şüphesiz yeni değil ama bugüne kadar bu gerçeğe nedense inanmak istememiştim. Son olarak yapımı tamamlanan Uzunçayır Barajı ve Hidroelektrik Santrali&#8217;nde (HES) su dolumuna başlayınca, anladım ki işin hiç şakası yok. Kaç zamandır elim kolum, kanadım kırılmış vaziyette. Göz göre göre yok ediyorlar Munzur&#8217;u&#8230; Yok olan sadece Munzur da olmayacak! Yıllardır Bölge&#8217;de uygulanan insansızlaştırma politikasının yeni bir etabı olacak bu gelişme, yüzyılın operasyonu sayılan Dersim jenosidinin hâlâ sürmekte olduğuna da işaret ediyor. Olanca varlığıyla Dersim&#8217;in haritadan silinmek istendiğine de delalet; Munzur, Harçik ve Mercan vadileri için yapımları planlanan, şantiye çalışmaları süren diğer akıldışı projeler de. Sulara gömülecek olan tüm bu vadiler, dereler oralarda yatan toplu ölülerimizin mezarları, atalarımızın temel taşları, tarihimizin, kültürümüzün temel izleklerini değil sadece, geleceğimize elverebilen varlığımızın her bir tutamağını da kesmeyi hedefliyor.</p>
<p>Baştan beri bu gerçeğin farkında olanların yıllardır &#8216;<a href="http://www.munzurca.com/K/munzur-darda/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Munzur Darda">Munzur Darda</a>&#8217; diyerek haykırdığı çığlığın anlamı buydu. Ve nihayet bu çığlık Türkiye tarihinin en büyük çevre eylemiyle Dersim&#8217;de karşılık buldu. Son çeyrek yüzyılın toz dumanı içinde gürültüye, oldubittiye getirilen barajlar projesinin Dersimliler açısından hayati önemi fark edilmiştir artık. Enerjileri yalan yanlış sahalara dağılan, yapay söylemler etrafında bin bir parçaya bölünen Dersimliler, temelde nerede saf tutmaları gerektiğini görüyorlar artık.</p>
<p>Bursa&#8217;dan İzmir&#8217;den, İstanbul&#8217;dan, Ankara&#8217;dan Dersim&#8217;e akan Dersimliler ve çevre dostları, bana öyle geliyor ki, kendilerinden beklenen en güzel, en anlamlı çıkışı 10 Ekim&#8217;de Munzur kıyısında ortaya koydular. Bu vesileyle Dersim, bir kez daha diasporasıyla kucaklaşmakla kalmadı. Uzakta yakında olan, ayrısı gayrısıyla herkese temel bir hedef etrafında bir aradalığını kuvvetle hissettirdi. Ki Dersim&#8217;in bir aradalığı, dağın dağa yaslanmaktan güç aldığı bin yılların gerçeğini de hatırlatıyor bize bir kez daha&#8230;</p>
<p>Munzur çevre yürüyüşüne katılmak için İstanbul&#8217;dan Dersimli bir grup dostla yola çıktık. Biz o toprağın çocuklarıydık ve Dersim&#8217;de barajlara karşı yapılacak olan mitingde orada olmak, halkımızla birlikte el ele tutuşup, sesimizi yükseltmek için orada olmak istedik. Cemal Taş, Ergin Doğru, Ferhat Tunç, Hüseyin Ayrılmaz, Kazım Gündoğan, Metin Kahraman, Mikail Aslan, Özgür Fındık ile yola çıktık.</p>
<p>Elazığ&#8217;da uçaktan inip, Dersim&#8217;e yol aldığımızda, orada başka bir şey göreceğimizi biliyorduk ama gerçekler her daim acıtır insanı. Munzur&#8217;un suyla dolacak olan mezarını gördük. Atalarımın &#8216;utanın&#8217; diyen sesi de kulaklarımda çınlıyordu.</p>
<p>Gider gitmez, ilk işimiz ilçeleri gezmek oldu, mitinge davet ediyorduk halkımızı, barajın yaratacağı tahribatları anlatıyorduk. Gördük ki, bizim anlatmamıza gerek yok, onlar zaten yaşayarak olanı görüyorlardı ve gerçekten acı çekiyorlardı.</p>
<p>Barajın yapılacağı Gola Çetu&#8217;da oturduk. İlk defa gidiyordum oraya, Ferhat Tunç, Mikail Aslan ve Metin Kahraman ateşin etrafında kılamlar söylüyorlardı. Onları dinlerken, atalarımın orada nasıl ağladığını, nasıl güldüğünü, nasıl yas tuttuğunu, nasıl sevdalandığını, nasıl barıştığını düşünüyordum.</p>
<p>Neler yaşanmıştı o topraklarda..? Munzur&#8217;un suyuna kaç insanımız kurşunlanarak, dipçiklenerek, süngülenerek atılmıştı. 1938 Dersim Katliamı&#8217;nda yüz binlerce insan katledildi ve on binlerce insan sürgün edildi.</p>
<p>Bitti mi, hayır devam etti, hââda devam ediyor&#8230;</p>
<p>1980 ve 1990&#8242;lı yılların başında binlerce köy ve mezra boşaltıldı. Basında çıkan haberlerde de görülüyor ki, nüfusu iki yüz bini bulan Dersim&#8217;in şu an resmi nüfusu 70 bin ama trajik-komik olan yarısından fazlası polis ve askerden oluşuyor.</p>
<p>2000&#8242;lerin sonuna geldiğimiz şu günlerde zihniyet aynı, değişen hiçbir şey yok. Bugün barajlarda ısrar etmenin nedeni elbette ki elde edilecek enerji değil. Uzmanların ve bilirkişilerin raporuna göre Munzur&#8217;da yapılacak olan barajlardan elde edilecek olan gelir, baraj için harcanan paranın faizinin onda birini bile oluşturmuyor.</p>
<p>Şu bir gerçek ki; Dersim&#8217;de &#8216;enerji amaçlı&#8217; denilen 11 barajın yapılmak istenmesi, aslında 1875 yılında Osmanlı döneminde devreye konulan, Dersim&#8217;i insansızlaştırma planının bir parçasıdır ve bu bir kere daha ortaya çıktı. Bugün yapılmak istenen baraj ise 84 köyün ve yüzlerce mezranın boşalmasına, binlerce bitki türünün yok olmasına neden olacak.</p>
<p>Gelelim mitinge&#8230;</p>
<p>Bir insan seliydi. Ucu bucağı olmayan, yaşlısı, genci, kadını, çocuğu hep bir yürek olmuş, &#8216;Munzur özgür akacak&#8217; diye bağırıyordu. 12 Eylül&#8217;den sonra yapılan en büyük miting olduğunu söylüyordu orada yaşayanlar. 20 bini aşkın insanla birlikte yürüyorduk, mitingin en önünde yaşlı bir amca atına binmiş eşlik ediyordu bize, özellikle yaşlı kadınların gözü yaşlı yürümeleri can acıtıcıydı. Elbette bu tür protestolar önemlidir ama sorun kalkmış değil ve sorun çözülene kadar tepkilerimizi sürdürmek durumundayız.</p>
<p>Siyasi çıkarlar bir kenara bırakılmış herkes Munzur&#8217;un özgür akması için tek yürek olmuştu, bu gerçekten çok anlamlı ve önemliydi. Bu birlikteliğin devam etmesi gerekiyor, insanlık için.</p>
<p>Dersimliler tüm sivil toplum örgütleri, siyasal gruplar ve partileriyle birbirlerine dönük önyargıları kırmalı; çevre, dil, kültür, inanç, tarih ve tüm diğer yaşamsal değerleriyle temel sorunlarının sorumluğuyla hareket etmeli; ucuz siyasal jargonlara, küçük hesaplara, cahilliklere, vefasızlıklara pirim vermemeli; Alişer&#8217;in, Zarife Xatun&#8217;un, Şahan Ağa&#8217;nın, Usene Seydi&#8217;nin, Seyit Rıza&#8217;nın, İdare İbrahim&#8217;in &#8216;Kurmancîya Beleke/Ala Kurmancîye&#8217; terbiyesini, töresini hatırlamalıdır. Munzur suyu üzerine bir kez daha yemin etmelidir. Ki Munzur bir daha ağıt yakmasın!</span></p>
<p><strong>Esra Çiftçi</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.munzurca.com/K/gunluk-gazetesi/" class="st_tag internal_tag" rel="tag nofollow" title="Posts tagged with Günlük gazetesi">Günlük gazetesi</a><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzur-artik-agit-yakmayacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAHİPSİZ ÇIĞLIKLAR (MUNZURDAN YÜKSELEN AĞIT)</title>
		<link>http://www.munzurca.com/sahipsiz-cigliklar-munzurdan-yukselen-agit/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/sahipsiz-cigliklar-munzurdan-yukselen-agit/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 20:08:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tija_Sodiri</dc:creator>
				<category><![CDATA[*Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[Göçebe Ruhlar]]></category>
		<category><![CDATA[remzi aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Sahipsiz çığlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=948</guid>
		<description><![CDATA[Aslında bu başlık benim yeni çıkacak romanımın ismi, yine de kullanmakta sakınca görmedim. Dersimde gerçekleştirilecek mitingin hazırlıklarına Deniz Umut yani oğlum ve ben neredeyse bir haftadır hazırlanıyorduk. Birlikte bir uçurtma yaptık, özgürce uçsun ve yeryüzündeki Munzur’un akışının simgesel olarak sesi olsun istedik. Tabi uçurtma için uygun koşullar olmalı, Kızılbaş inancındaki Tanrı’nın eli ve nefesi olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-947" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/Munzur-300x200.jpg" alt="Munzur" width="300" height="200" /></p>
<p>Aslında bu başlık benim yeni çıkacak romanımın ismi, yine de kullanmakta sakınca görmedim. Dersimde gerçekleştirilecek mitingin hazırlıklarına Deniz Umut yani oğlum ve ben neredeyse bir haftadır hazırlanıyorduk. Birlikte bir uçurtma yaptık, özgürce uçsun ve yeryüzündeki Munzur’un akışının simgesel olarak sesi olsun istedik. Tabi uçurtma için uygun koşullar olmalı, Kızılbaş inancındaki Tanrı’nın eli ve nefesi olan Wa (rüzgârın) bizimle olması gerekiyordu, o gün de bizimle olamadı. Sabahın ilk ışıkları ile yola çıktık, güneşin turuncu rengi yaprakları kıskanacak kadar sönüktü. Munzur’da yabani kavak ağaçlarının kızıl rengi ve turuncu rengi hasbıhale tutuşmuş, Xarçik çayının üstündeki aksiyle sevişiyordu adeta.</p>
<p>Tünellerden geçerken Tanrının sesiz tecellisi olan yalçın kayaları inceledik, kayaların üzerinde üç tanede yaban keçisi görmek bize ödül oldu. Saat on gibi Dersim girişinde idik. Bursa ve İstanbul’dan eyleme gelen duyarlı ve güzel insanlarla karşılaştık. Davul ve zurna eşliğinde halay çekerek kutsuyorlardı eylemlerini. Her bir insan; kendi toprağını adakgah olarak görmüş, kayıtsız şartsız boynunu uzatıvermiş adak taşına.</p>
<p>Saat onbir gibi Kışla meydanındaydık, oraya gidip BUDELA Şe Wûşen’e selam vermemek olmazdı. Bende öyle yaptım ve oğluma uzun uzun Şe Wûşen’i anlattım. Hatta övünerek; “ Bir Budela’nın heykelini dikebilen tek toplumun çocuğusun sen” dedim.  Oğlum o gün benden iki şeyi ödünç aldı, bandanamı ve eylem yürekliliğimi. İlk sloganını attı; “Munzur’a uzanan eller kırılsın”  Büyük oğlum Ali Rıza bu dönemi ilkokul dörtteyken atlatmıştı ve şimdi ikisi de benim onurum, onurlu dik duruşum, mücadeleci yüreğim oldu.</p>
<p>Bence yirmibinin üzerinde olan insan seli; bir tek şey için haykırdı; “Dünyanın neresinde olursa olsun, doğayı katledenlere lanet olsun”. Yaklaşık ikibuçuk saatlik yürüyüş boyunca, sloganlar atıldı, halaylar çekildi, şarkılar söylendi. Böylesine duyarlı bir halk kitlesinin içinde olmak beni daha da zenginleştirdi, yüceltti ve onurlandırdı.</p>
<p>Dersim halkı neredeydi, ne kadarı katıldı tam olarak bilemiyorum. Ama Sivas katliamını anma yürüyüşünde hissettiğim şeyi orada da hissettim. İnsanlar perdelerinin arkasında ya da balkonlardan sessizce o muhteşem insan selini izledi.</p>
<p>Bu mitingi hazırlayan insanları kutlamam gerekiyor. Özellikle gruplaşmayı engellemeleri muhteşemdi. Fakat yinede bazı aksaklıkları dile getiremeden geçemeyeceğim, yol güzergahını hazırlayan arkadaşlar, yanlarına babalarını, çocuklarını ve eşlerini alarak bu yolu bir kez yürüdüler mi? Yani eylemciler ile bir empati kurabildiler mi? Gerçekten çok uzun ve yorucu bir güzergahtı ve eylemciler eylem yerine geldiğinde zaten enerjilerini bitirmiştiler. Yine bu komisyondaki arkadaşlardan hiç biri şunu düşünemedi mi? Rakım farklılığı insan üzerinde nasıl bir etki yapar ve vücuttaki olumsuzlukları nelerdir?  Her şeyden önce İstanbul ve Bursa’dan gelen insanların litrelerce su içip baş ağrısı çekmekten kurtulmaları gerekirdi. Munzur Su; birkaç kilometre ötedeydi ve belediye otuz bin şişe su alsaydı ve dağıtsaydı maliyeti sanırım 6-7 bin lirayı geçmezdi. Kaldı ki bu insanlar MEYMANE XIZIR BÎ (Hızır’ın misafirleriydiler.) Festivalde kulların misafirine ve siyasi ajitasyon yapan insanlara gösterilen saygının çok fazlasını hak etti bu insanlar. Çünkü herhangi bir çıkar için değil, sizin topraklarınızdaki olumsuzluğu haykırmak için oradaydılar. Doğaya yapılan katliama baraj olabilmek için oradaydılar. Onsekiz saat geliş onsekiz saat gidiş olmak üzere otuzaltı saatlik yolu göze alarak oradaydılar. Onlar dik ve onurlu duruşun temsilcileriydi.</p>
<p>Barajlar ve sürgün; bu ilk kez karşılaşılan bir problem değil. Defalarca sürgün hayatı yedi atalarımız ama ölmedik. Bizi asıl öldürecek olan şey, sürgün yememiz, göçebe olmamız değil. Doğum anından itibaren hep göçebe olmadık mı? Sevdalanırken başkasının yüreğine, gözlerinin içine göçmedik mi? Topraklarımızdan zorla çıkarılmadık mı? Bizi asıl yok edecek olan şey, dilimizden ve RAE XÊK (Kendi yolumuzdan) yolundan ayrılmamız olduğunu ne zaman kavrayacağız? Ne zaman doğa ile aramızdaki kavl birlikteliğine ihanet ettiğimizde yok olacağımızı kavrayacağız. Dilini unutan bir toplum zaten ölmüştür. Hele de dünya’nın en zengin felsefesini yok sayan, Arapçalaştıran ve farklı milliyetlerin arasına sıkıştıran kişilerdir bizi öldüren.  Sürekli kullandığım bir cümleyi tekrarlamadan geçemeyeceğim; “İÇİNDEKİ FIRTINAYI TANIMAYANLAR, KOKMUŞ BİR NEFESİN ARDINDAN KOŞMAK ZORUNDADIR”</p>
<p>Daha önce birkaç yerde konuşulan bir konuyu tekrar dile getirmeliyim, en kısa sürede, Kızılbaşlık ve kırmancıki dilini gençlere aktarabileceğimiz köy enstitülerine benzer bir yapı oluşturmak zorundayız. İşte bunu gerçekleştirirsek, doğa katliamının önünde baraj gibi durabilecek nesiller yetiştirebileceğiz. Yoksa, perdelerin arkasından sinsice izleyen ve sadaka kültürü ile yetişen, kendini tanımayan, kokmuş nefesler peşinden koşan nesillerle beraber zaten yok olacağız. Çünkü çocuklar sizin evlatlarınız değil, sizi geleceğe taşıyacak olan atalarınızdır, unuttunuz mu? Yaşlılarımızın eğilip çocuklarımızın elinden öptüğünü ne çabuk unuttuk, altında yatan nedeni ne çabuk unuttuk. Toprağa, güneşe, suya ve havaya kutsal diyen, yeryüzündeki her maddenin tanrının bir don’u olduğunu “dun be dun” kültürünü nasılda kaybettik. Soruyorum size, Xewt e mâl, Gere Çarseme, der ber secde yeno” Qale gaqani, dest pa xo ame, size ne anımsatıyor? Eğer bunun cevabını bilemiyorsanız kendinizi bir kez daha sorgulayın, gerçekten ne kadar yaşıyorsunuz?</p>
<p>Sonuç olarak, Dersimden ayrıldığımda biraz hüzün, biraz mutluluk yaşadım. Sonra dağlara tırmandım ve fotoğraflar çektim. Günün kızıllığını yapraklardan izledim. Ve dedim ki ey Tanrı, İyiki kendine aşık olup; gizini kaldırmışsın ve hava, su, toprak, ateş gibi dört evlat bağışlamışsın bize. Ve biz senin parçansan, sendensek “ene-l hak” demekte hakkımızdır. Munzurlar’a kutsal saydığım tüm inançlar adına bir kez daha aşık oldum, yabani aluçlar topladım kazağımın eteğine, çocuk gibiydim yanımdaki çocukla tek vücut olarak.</p>
<p>Remzi AYDIN-</p>
<p>12/10/2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/sahipsiz-cigliklar-munzurdan-yukselen-agit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Munzur Yasta !</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzur-yasta/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzur-yasta/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 07:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dersim Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[derismli]]></category>
		<category><![CDATA[ercan aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[munzur]]></category>
		<category><![CDATA[munzur can çekişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[munzurda barajlara hayır]]></category>
		<category><![CDATA[munzurlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=911</guid>
		<description><![CDATA[17 Ağustos tarihi bundan sonra 2. Dersim Katliamı&#8217;nın yıldönümü olarak hafızamızda kalacak. Munzur suyu üzerinde &#8216;birinci kelepçe&#8217; olarak ifade edilen Uzunçayır Barajı&#8217;nın su toplamaya başlamasından itibaren yaşananları yerinde izleyen insanların ifadeleri yürek burkuyor: &#8216;Baraj kapaklarının kapatılması ile beraber su yavaş yavaş her tarafı doldurmaya başladı. Nehir kenarındaki söğüt ve kavak ağaçları su içinde kaldı. Gördüğümüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/munzur_nehir.jpg" rel="shadowbox[post-911];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-912" title="munzur_nehir" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/munzur_nehir.jpg" alt="munzur_nehir" width="300" height="200" /></a><br />
17 Ağustos tarihi bundan sonra 2. Dersim Katliamı&#8217;nın yıldönümü olarak hafızamızda kalacak. Munzur suyu üzerinde &#8216;birinci kelepçe&#8217; olarak ifade edilen Uzunçayır Barajı&#8217;nın su toplamaya başlamasından itibaren yaşananları yerinde izleyen insanların ifadeleri yürek burkuyor: &#8216;Baraj kapaklarının kapatılması ile beraber su yavaş yavaş her tarafı doldurmaya başladı. Nehir kenarındaki söğüt ve kavak ağaçları su içinde kaldı. Gördüğümüz manzara çok ürkütücü. Suyun önünün kesilmesi ile oluşan gölette yüzlerce balık birikmişti. Akarsu balıkları baraj suyunda hareket edemedikleri için çırpınıp duruyordu. Gördüğümüz manzara yüreklerimizi sızlattı. Balıkların yaşam alanı yok ediliyor ve balıklar ölüme her geçen gün daha da yaklaşıyor. Munzur&#8217;un o ihtişamı kaybolmuş geriye çöl ve bataklık manzarası gelmiş.&#8217; Ezginin, sazın, sözün, insanlığın, doğanın yasta olduğu gündeyiz.</p>
<p>Balıklar can çekişiyor, ağaçlar, ev harabeleri, hayvanlar suların altında kalmış. Balıklara yaşam alanı olmaktan çıkmış bir sahada biz insanlara da yaşam alanı kalmamıştır. Doğada hiçbir canlı yalnız başına kaybetmiyor, kaybetmenin olduğu bir yerde ayırdında olsak da, olmasak da tüm canlı yaşam ve de doğa olarak hepimiz kaybediyoruz. Biz insanların kendi bencilliği, öngörüsüzlüğü, teslim oldukları iktidar hırsları ve de insan merkezciliğidir bu durumu doğuran. İktidarlar açısından insanlar gibi doğa da hakim olunması gereken, üzerinde çıkar sağlanması gereken araçlardır. Ancak bu bir avuç iktidar dışında biz diğer insanlık neredeyiz?</p>
<p>Yaşlı bir kadın Uzunçayır Barajı&#8217;nın su tutmasıyla açığa çıkan görüntülerin kıyısında oturmuş gözyaşı döküyor. Nehirde balıklar, kıyıda bir kadın&#8230; Bu ağıt, Washington&#8217;un göz koyduğu topraklarına karşı ağıt yakan Kızılderililerin ağıtını andırıyor. Gökyüzünün ve toprağın sıcaklığına göz koymuş egemenlerin doymak bilmeyen iştahlarına kurban bu kez Munzur Vadisi, Dersim toprakları. Washington&#8217;un toprağına göz koymasıyla derdini bir mektupla anlatmaya çalışan Kızılderili şefi; &#8216;Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.&#8217; Bu ifade bugün yukarıdaki alıntı ile birlikte her Dersimli&#8217;nin yaşadığını anlatır.</p>
<p>Toprak, nehirler, ağaçlar&#8230; El konulmak istenen doğayla birlikte bütün bir yaşam. Orada Kızılderililer, burada ise Kürtler&#8230; Doğa ağlıyor!.. Karardı gökyüzü, şimşekler çakıyor, doğa kızgın, doğa ağlıyor&#8230;</p>
<p>Munzur&#8217;da akıp gidenin sadece su olduğunu kim söyleyebilir, orada akıp giden suyla birlikte atalarımızın sesleri de var. Irmaklar ve nehirler kardeşlerimizdir. Hayat her şeye rağmen onlar ile daha yaşanılasıydı. Geçmiş onca acının, kaybetmelerin izinde sırtını bir ağaca yaslayıp derenin kenarında birikmiş kurbağaların sesini dinlemek, ağaçların, kuşların özleminde olmak Dersimli için çok şey demekti. Doğa ile birlikte olmak, ona yabancılaşmamak, kendisi için istediğini ona da istemek, barış içinde yaşamaktır. Bugün, yaşamı ve de doğası esaret altında olmasın, Munzur özgür aksın diyedir Dersimli&#8217;nin haykırışı. Ancak dönüp de güne baktığımızda emekler yetmiyor, sözler anlam yitiriyor. Doğa can çekişirken hala farkında olamamak, hele hele Dersim için söz söyleme için yola çıktıklarını söyleyenlerin; &#8216;Bırakın başkaca eylemleri, sözleri, gelin bizimle çalışın&#8217; demelerine bir anlam biçmek hiç mümkün değil. Burada durup da düşünmek gerekiyor; senin adın, kariyerin, karizman, örgütünün ismi mi önemli, yoksa her gün biraz daha kaybetmeye doğru gittiğimiz Munzur Vadisi, Dersim doğası mı?</p>
<p>&#8216;Durdurmadık, durduramadık, Munzur hayata akardı, ya şimdi?&#8217; Bunu sorgulamak yerine toplantılarda kendi karizma ve kariyerlerinin sevdalısı insanlar ile karşılaşmak insanı dehşet içinde bırakıyor. Ne kadar da dolu dolu işe yaramaz, söze boğan, eylemlere ket vuran, özgürleşmeyi sorgulayan bir arka bagajları var bu coğrafyanın muhaliflerinin, solcularının. Şimdi hem de şimdi, yerelden örgütlenerek ve gücünü yerelden alarak, hiç zaman kaybetmeden uluslararası düzlemde tıpkı Hasankeyf için olduğu gibi, geniş ağlar biçiminde ciddi bir söz ve de eylem birliği yaratmak gerekirken bu toplantılarda TUDEF (Tunceli Dernekleri Federasyonu) ve Munzur Koruma Kurulu&#8217;nun; &#8216;Ne sivil toplumu, inisiyatifi, örgütlü yapıların içini boşaltmaya mı çalışıyorsunuz, başka örgüte ne gerek, gelin içimizde mücadelesini verin&#8217; söylemlerine ne anlam vermek gerekiyor. Ortada bir gerçek var, Dersim coğrafyası tehlike altında: ona karşı birlikler, inisiyatifler örgütlemek, çoğaltmak gerekirken kendinde diretmenin bir anlamı olamaz.</p>
<p>Mutlaka karşı direniş ağları, inisiyatifler ile sürece katılmak gerekiyor. Bu bir kampanyadır; kısa, orta, uzun vadeli bir plan gerektirir. Doğa katliamlarına karşı olan, Munzur&#8217;un sesine, balıkların ve de yaşlı Dersim kadınının gözyaşlarına kayıtsız kalmak istemeyen herkesin, grubun, yapının içinde olabileceği bir oluşum. Eskiden durduğu yer, içinde bulunduğu yapı ne olursa olsun yeni söz ve de eylemde birlik hali gerekir. Söz çok söylendi, söyleniyor, süreç eylem zamanı. Radikal karar anı. Radikal eylemler gerekiyor doğa için, Munzur için, insanlık için, kendimiz için&#8230;</p>
<p>Baraj gölüne sadece taş atmak değil, gerekirse 30 bin kişi ile taşlar ile doldurmak için eylem gerekiyor. En önemlisi de Dersim halkı buna geçit vermeyecektir. En güçlü direniş nehrin sesini duyan, balıkların ağlayışlarını görenlerden gelmelidir. Söz, eylem hakkımızı doğadan alıyoruz, meşruyuz, haklıyız, isyandayız!&#8230;</p>
<p>Ercan AKTAŞ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzur-yasta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Munzur Nereye Dökülür?</title>
		<link>http://www.munzurca.com/munzur-nereye-dokulur/</link>
		<comments>http://www.munzurca.com/munzur-nereye-dokulur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 07:32:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>XIDIR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Munzur Vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[deniz polat]]></category>
		<category><![CDATA[munzur barajı]]></category>
		<category><![CDATA[munzur çayı]]></category>
		<category><![CDATA[munzur vadisi ve gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[munzurun sonu mu geliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.munzurca.com/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizlere daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz rahatlık gibisi yoktur.&#8217; George Eliot &#8216;Arslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece insanlık, avcıların tarihini okumaya devam eder&#8217; diyordu atasözünün biri. Bütün karşıtlıkları hangi felsefi düşünceyle açıklamak gerekiyor inanın bilmiyorum. Yaşam-ölüm, doğru ya da yanlış. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/munzurgozeleri.jpg" rel="shadowbox[post-907];player=img;"><img class="aligncenter size-full wp-image-908" title="munzurgozeleri" src="http://www.munzurca.com/wp-content/uploads/2009/10/munzurgozeleri.jpg" alt="munzurgozeleri" width="400" height="267" /></a><br />
&#8216;Doğduğumuz yerlerde, nesnelerin bizlere daha seçim yapma zahmetini tanımadan gönlümüzü fethettiği yerlerde, dış dünyanın yalnızca kişiliğimizin bir uzantısı gibi göründüğü yerlerde hissettiğimiz rahatlık gibisi yoktur.&#8217;</p>
<p style="text-align: right;"><strong>George Eliot</strong></p>
<p>&#8216;Arslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece insanlık, avcıların tarihini okumaya devam eder&#8217; diyordu atasözünün biri. Bütün karşıtlıkları hangi felsefi düşünceyle açıklamak gerekiyor inanın bilmiyorum. Yaşam-ölüm, doğru ya da yanlış. Bu karşıt durumlara dair emin olduğum tek bir şey varsa o da; size mutluluk veren herhangi bir öznenin kaybında ortaya çıkan acının, o ana kadar öznenin size verdiği hazların toplamından daha fazla olduğudur. Çoluk çocuğa karışanlar çocuklarını düşünsünler örneğin. Size tamamen bağımlı olduğu bebeklik dönemlerindeki bütün o ilkleri mesela. Adınızla size ilk seslenişini&#8230; Sonra ansızın aracınızda giderken yavrunuzun avuçlarınızın arasından kayıp sele kapılmasını&#8230; Selden sonra kum kalıyordu değil mi?<br />
Althusser yüzyılın başında &#8216;dünya büyüsünü yitirdi&#8217; diyordu. Umut, işkenceyi uzatmaktan başka bir işe yaramaz oldu. Ayağa kalksak olmuyor. Otursak başka bir dert. Ayağa kalkıp yürüdükten sonra otursak da olmuyor. Bütün eylem deneyimlerim bu tip ritüellerle dolu. Her şey bittikten sonra başka yerde oturanların senin hayatına ilişkin kararları sana rağmen verdiğini öğreniyorsun. Cellat gibi bir gece uyanıp yatağımızdan kendi hayatımızın kontrolünü büyük oranda ele geçirmeye karar verdiğimizde de iç dünyamızın karanlık dehlizlerinde mistisizmden başka bir yöne oku bükemiyoruz. Ne kaşık eğiliyor ne de biz. Yalnızca Türkçe&#8217;de olduğunu düşündüğüm &#8216;hayırlısı&#8217; sözcüğü bütün yaşamımızı kuşatıveriyor. Bir su var ve o su yatağını bulacak deyip duruyoruz aralıksız. Ben işte o suyu anlatacağım size. Adı Munzur&#8230;</p>
<p>Kızlara yüzmeyi öğreten tek nehir</p>
<p>Ovacık&#8217;ta doğduğundan emindim. Basra Körfezi&#8217;ne de döküldüğü söyleniyordu. Yani Munzur&#8217;un içine akıttığım bir damla gözyaşının Maveraün Nehir&#8217;den geçtiğini düşünmek küçük bir çocukken epey mutlu ediyordu beni. Mürebbiye edasıyla Ankaralara okumaya gelip aslında öyle bir nehrin varolmadığını öğrendiğimde de zerre üzülmedim. Çünkü adım gibi emindim kadim bir coğrafyanın çocuğu olduğuma. Munzur&#8217;la tanışıklığım bebekliğimle başlar. İki aylıkken kıyısındaki evimize bir sonbaharda doluşuvermiş. Babamların karyolasının yanındaki tahta beşikle yüzmüşüm ilk içinde. Cee demiş ama almamış beni içine. Sonra lombardini motorla ağaçları beslemek için harıklarla çektiğimiz suyuna partlama atlardım. O tarihte böö dedi ve nurtopu gibi bir eklem romatizması verdi bana. Ablamlar korkunç renkli pazenleriyle yüzerlerdi. Ama yüzerlerdi. Ülkenin doğusunda kızlara yüzme öğreten tek nehirdi Munzur. Sırık oltalarla tek ya da çift balık çekerdik içinden. Üçüncü bir kanca takmak ya aklımıza gelmezdi ya da hakkımızın bu kadar olduğunu düşünür fazla ilişmezdik ona. Babam, üstünde yalnızca iki tane yapılmasına izin verdiği EİEİ (Elektrik İşleri Etüd İdaresi) istasyonunda onun debisini izler düzenli raporlar verirdi birilerine. Lost&#8217;ta yeraltında olan istasyona benzerdi. Babam onu düzenli kontrol etmese Munzur hepimizi yutacaktı sanki. Eskiler ona dair pek çok şey anlatırlardı. Gece ona kulak kabartıklarında dalgaların atların kişnemelerine benzer sesler çıkardığını. Sonra o seslerin kendi halkının kanıyla aktığı 1938&#8242;de çığlığa dönüştü. Ve şimdi çıt çıkmıyor Munzur&#8217;dan. O sesini kaybettikçe ben umudumu kaybediyorum&#8230;</p>
<p>Belki elele tutuşursak<br />
Keban Barajı&#8217;nın ömrünü 15 yıl daha uzatabilmek için önüne çektikleri set; yalnız onu değil koca bir kenti heder etti. Bu yazı belki daha bilimsel bir dille kaleme alınabilirdi. Dünya Bankası&#8217;ndan, ülkenin enerji politikasından, ekolojik dengenin tahribatından, su kaynaklarından, alternatif enerji kaynaklarından, yerel yöneticilerin beceriksizliğinden bahsedilebilirdi. Ama ayıp olurdu ona. O; bilimsel bir makalenin konusu olamayacak kadar aşkındı. O; yüzbinlerce insanın öznel duygularının yaratıcısı ve belleklerin bir numaralı onarıcısıydı. Ona karşı objektif olma şansı yoktur hiçbir Dersimli&#8217;nin. Yıkılasıya baraj bir ay önce su tutmaya başladı. Binlerce insanın çocukluğu, anıları sular altında kaldı. Ama onun suçu yok biliyorum. Köylerimizi, mezarlarımızı altına alan su o olamaz. Yeni kazılarda belki bulur birileri çocukluğumuzu. Belki elele tutuşursak onların önüne biz set çekebiliriz. Yani bütün mümkünlerin kıyısında yani senin kıyında her şeyi eski haline getirebiliriz. Duyduk ki senin üzerine 7 baraj yapacaklarmış Munzur. Brecht sana söylüyor duyuyor musun? &#8216;Yedi kez çağıracağım seni. Altısında gelme kal! Ama söz ver yedincisinde tek bir sözcükle gel.&#8217;</p>
<p><strong>Deniz POLAT*</strong><br />
*Eğitimci</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.munzurca.com/munzur-nereye-dokulur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
