Hatırlamak Mikail Aslan
Tarih: 25 Temmuz 2006 Salı
HATIRLAMAK
Dünya ya gözümüzü açar açmaz başladı aile öğütleri...
Dilimizi bir an önce unutmalıydık, okuyup güzel Türkçe öğrenmeliydik, geçmişe dair hiç bir şey sormamalıydık... Başkaları sorduklarında kimliğimizi saklayıp Elazığlı, Erzincanlı olduğumuzu söyleyecektik...
Bunları yaptığımız takdirde onlardan biri olduğumuzu kanıtlayabilirdik. Geleceğimiz bunun üzerine kurulmalıydı ve biz ancak böyle hayatımızı kurtarabilirdik: Belki devlet kapısında bir ‘memur’ belki bir öğretmen olarak... Devlet kapısından girenler de kariyerlerini korumak için kendi insanlarına hep mesafeli duracaklardı…
Küçük yaşlardan itibaren dayatılan bu inkarcılık ve kendisi olan her şeyden kaçış Almanyalara kadar bile taşındı... Ömür boyunca etkiler devam etti ve en hararetle savunduğumuz siyasetlerde bile geçmiş tarihimizden pek bahsetmezdik. Dünya üzerinde olan biten her şey hakkında söyleyecek sözlerimiz vardı ama kendi coğrafyamızla ilgili meseleler hakkında sağır, kör ve dilsizdik.
Evet, geçmişe mum yakma zamanı gelmişti... Yalan, korku ve inkarcılığa son verme kararı aldığımda kendime sorduğum ilk sorular şunlardı: “Biz Dersimliler 38’in yasını tuttuk mu?”, “Seyid Rıza nın mezarı nerede?”
Özellikle de ikinci soruyu çevremdeki insanlara sorduğumda şaşkınlıkla yüzüme baktılar. ‘Gerçekten neredeydi Seyid’imizin mezarı!?’ Ne yazık ki insanlarımızın neredeyse yüzde doksanı Seyid Rıza’nın mezarının olmadığını, mezarı ziyaret olmasın diye idamdan sonra cesedinin yakılıp, küllerinin havaya savrulduğunu bilmiyordu...
Birinci soruyu zaten kimse duymak bile istemiyordu, çünkü bunun sorumluluğu çok daha ağırdı. Kendi kavminin yaşadığı kırımın yassını tutan kişi tabi ki bunun gereklerini de er geç yapmak için adım atmasını bilecekti.
İçimde bir çocuğun uyandığını fark ediyordum. Almanya’dan yola çıkan çocuk anlını güneşe vererek Seyid Rıza’nın olmayan mezarını Ağdat’a götürüp, mezarını yaptıktan sonra kendisinden hatırını istedi: ‘Mı serva Qomi şiaye xo gıreda, nıka to ra xatıre xo wazone, ita de ret raku, derde sıma bare vıle mı bo!’
Geçmişle ilişki hiç bir zaman sonuçsuz kalmıyor. Ben de bunu kısa zamanda fark edecektim: Kararlarımı ve hedeflerimi daha sağlam almaya başladığımı gördüm. Artık her karar arifesinde yaşadığım sınırsız tereddütlerin sona erdiğini görüyordum. İşimizin yeni başladığının farkındaydım!
Bu süreci yaşayan yalnız ben olmadığımı da biliyorum. Geçmişi sorgulayıp birikimlerini ve yeteneklerini kendi halkına sunup kendi alanlarında sağlam projeler üreten insanlar her gün çoğalıyor. Dersimli işadamları Sinan Samat, Yusuf Demir ve Uğur Olcayto’ların başlattıkları bedensel engellilerle ilgili proje yalnızca bunlardan şimdi anmak istediğim biri. Yeni yılda böyle projelerin ve bu insanlarımızın çoğalması dileği ile sizleri kucaklıyorum..
Serra sımawa newiye şen bo. Canweşiye u haştiye wazone sıma re.
Mikail Aslan
Bu köşe yazısı 565 defa okundu. Toplam 361 kelime
[ Geri Dön: Mikail Aslan ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|