Ne zaman Dersim ile ilgili bir şeyler yazmak istesem veya Dersim’e dair bir
ezginin akışına kendimi bıraksam, bunun ruhumun derinliklerinde ince bir sızıya
dönüştüğünü hissederim.
Nedir Dersim denince ruhumuzu sızım sızım sızlatan şey?
Bir yanımız umuda kesmişken, bir yanımızın hep kanaması nedendir?
Benliğimizi sarmalayan, ruhumuza, kimlik ve kişiliğimize yer etmiş bir duygu
selidir bu; neden?
Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar, Dersim’e dair yaşadığımız bu tarifi zor duygu
ve ruh halinin de özeti ve anlatımı olmaktadır. Bu nedenle bazen durup kendini
dinlemek, ruhundaki derinliklere inmek gerekiyor; kendini tanımak ve
tanımlayabilmek için…
Dersim, ruhumuzun derinliklerinde yankılanıp duran bir çığlık misalidir.
Dersim’i ruhumuzda çığlığa dönüştüren şey, onun tarihsel, kültürel ve sosyal
karakterinin benliğimizi saran gerçeğidir.
Dersim, her Dersimli için en güzelidir ve bu duygu, dünyanın neresinde olursa
olsun bütün Dersimlilerin her zaman yanı başındadır. Kalbindedir.
Aşiretsel olgular ve giderek yakın tarihimizde oluşan farklı siyasal veya
ideolojik yapılanmalar, zamanla Dersim’de bence son derece yapay olan
kutuplaşmalara neden olsa da, aslında hiçbir zaman Dersimlilik duygusunun önüne
geçememiştir inancındayım. Bu duygu ve ruh zenginliğinin günümüze kadar her
birimizin ortak özelliği olmasının başka bir nedeni olabilir mi?
Ve bugün dünyanın dört bir yanına savrulmuş Dersimlilerin ortak ruhuyla
yaratılan bir Dersimlilik iklimi vardır.
Bu iklimin şekillenmesinde en önemli rolü oynayanlar ise, Dersimli dengbejlerin
ağıtlarıyla günümüze taşınan acılardır ve kuşkusuz bu acıların bitmek tükenmek
bilmeyen hikâyelerinde dile gelen gerçeklerdir.
Yakın tarihimizin tanıklığında yaşadığımız büyük bir kırımın izlerinin silinmesi
bir yana, inanç, kültür ve dil ekseninde geliştirilen inkâra dayalı
asimilasyoncu politikalar Dersimlilerin acısını daha da katmerli hale
getirmiştir.
Kuşkusuz Dersim kimliği, onun inanç sisteminden ayrı değerlendirilemez. Dersim,
Alevi kültüründe “Kızılbaşlık” olarak bilinen geleneğin serçeşmesidir ve bu
gelenek Dersim’in kutsal inanç bazında gerçek kimliğini ifade etmektedir.
Tarihsel olarak egemen olan güçlerin katı şeriatçı dayatmalarına, ümmetçiliğe
taviz vermemiş olan Dersim, bu özünden ötürü de egemenlerin gözünde her zaman
potansiyel bir “suç odağı” olarak görülmüştür.
Dersim, tarih boyunca sadece Kürt kimliği nedeniyle değil, inançları itibarıyla
da ciddi ve sistemli bir asimilasyon politikasına tabi tutulmuş, ancak “zulüm”
olarak nitelendirebileceğimiz uygulamalarla karşılaşmıştır.
Bu yapısı nedeniyle Dersim, dün olduğu kadar bugün de aynı zihniyetin değişik
biçimlerde baskı ve tehdidi altındadır.
Bu tehdit insanına olduğu kadar doğasının eşsiz güzelliklerine de yönelmiştir ve
Munzur vadisi üzerinde tasarlanarak yapılmak istenen barajların temel amacı da
bu yıkım ve tahribatla Dersim’i kendi gerçeklerinden kopartarak yok etmektir.
Her birimiz Munzur'un çoukları olarak bilindik ve bu kaynaktan beslendik… Ben en
güzel şarkılarımı Munzur için söyledim ve Munzur’un kutsal sayılan suyunda
yıkandım, arındım…
“Sahip olduğumuz güzelliklerin anası ve genç yarınlarımızın uslanmaz ama
oyuncağını kaybetmiş gibi titrek duran bir çocuğudur...” demiştim yıllar önce
bir yazımda.
İşte bu çocuğa sahip çıkmak herbirmizin boyunlarının borcudur.
Benim derdim bu gerçeklerin zaten farkında olan ve bu farkındalığı bilince
dönüştürmüş olan Dersimliler değildir.
Dersimlilerin Dersimli kimliğiyle gururlandıkları gerçeğin özünde yüz yıllara
yayılmış bu büyük direnişin ve yenilmezliğin öyküsü vardır ki, Dersim’liyim
diyen genç kuşaktan arkadaşlarımıızn bu tarihi gerçeklerin ne olduğunu bilmeleri
önemlidir.
Yaşanan baskınların, katliam ve sürgünlerin tanıklığında geçen büyük bir tarih
ve bu büyük tarihin mirası üzerinde yükselen çağdaş, özgürlükçü ve eşitlikçi bir
toplumsal dinamizm yaratmak sorumluluğumuz var. Hayatın hangi alanında,
neresinde olursak olalım, bu dinamizme katacağımız bir şeyler mutlaka vardır…
Bu dinamiğin birer neferleri olarak tarihimize, toprağımıza ve insanımıza karşı
sorumluluk duygusu içinde olmak ve bu tarihin onurlu mirasının taşıyıcısı
olabilmek zorundayız.
Ve ben, çeyrek asırdır sürdüre geldiğim sanatsal yaşamımın Dersimli kimliğiyle
gerçek anlamının bu olduğunu düşünüyorum. Hayatımın bütünü içinde Dersim’i ön
plana çıkartan ve bunu kendim için vazgeçilmez kılan gerçek, halkımın trajediye
dönüşen tarihidir.
Bu kimliği taşımanın ve bu kimlik altında yaşamanın nasıl ağır bir sorumluluk
gerektirdiğinin duygu ve bilinciyle hareket ediyor ve her türlü bedelin
kaçınılmazlığını asla göz ardı etmiyorum.
Sanırım Dersimliliği her birimizde gurur vesilesi yapan en temel şey bu
direngenliği hayatımızın vazgeçilmezi kılmaktır.
Dünyanın dört bir yanına dağılmış bulunan Dersim’lilerin her yıl olduğu gibi
2008’in yaz ayında yine o topraklara, kutsal mekânlarına ve insanlarına koşarak
kucaklaşacaklarına inanıyorum.
Bu kucaklaşmanın coşku ve heyecanıyla yürek dolusu bir merhaba demek geliyor
içimden: Merhaba…
not: bu yazı Munzurca.com için Ferhat tunÇ Tarafından YTazılmıştır Kaynak Kulanmadan Kullanamyınız ..