Pervane Mikail Aslan
Tarih: 15 Kasım 2006 Çarşamba
“Da da zerré mı zerré mı
Çaye insan je Kerém‘i véseno...”
“Ah yüreğim, yüreğim
Neden insan Kerem gibi yanar”
Şu gaz lambası etrafında dönen küçük kelebekleri sordum;
Dedim, ne alık, aptal yaratıklar bunlar, ateşin kül eden gücünü bilmiyorlar
mı?...
Dedi: biliyorlar çocuğum, kelebekler alevin yakıcı gücünü seziyor olmalılar
elbete. Ama onların bir bildiği daha var: Ömürlerinin göz açıp kapamak kadar
kısa olduğunu bilir kelebekler. İşte bu yüzden ışığa yönelirler. Işık, sürüp
giden hayatın kaynağıdır. Kısacık ömürleriyle yaşamın o sonsuz kaynağına
dokunmak, ondan solumak isterler belki de. Oysa ipekten ince o tül kanatlarıyla
ateşe dokundukları yerde tutuşur tenleri; esrik danslarının ortasında sonbulur
onlar için hayata anlam veren ne varsa. Bu kendinden vazgeçisin sonrasında
onlarsız sürüp gider hayat.
Pervanedir onlar. Per: kanat, Vana: döngü, Divane: beyhude döne duran, deli,
kaçık, budala... Neyse, ne!..
Annemin kelebeklerin ışıkla, alevle ilişkişine dair bize anlattığı bir de bir
masalı vardı: Masal bu ya, bir gün bir kelebek imkansız bir aşka, karasevdaya
tutulur. Ona sevdiği kelebeği, babası olacak zalim kral vermek istemez.
Bizimkisi Mecnun olur, çölleri dolanır tutuştuğu sevda ateşiyle kavrulur.
Nihayet, onun dillere destan bu halinden haberdar olan Kral: Ona sevdiği
kelebeğe kavuşabilmesi için bir şartı olduğunu söyler: Bu şart, o imkansız aşkı
daha da imkansız kılar. Bizim divane aşık, Kral’ın emrince güneşe kadar gidecek
ve ona ışığı avuçlayıp getirecektir. İşte o gün bugündür kelebek pervane olmuş,
ışığın kaynağı neredeyse, oraya kanat çırpar. Ve tam ışığın kaynağına ulaştım
dediği yerde, kavrulup dökülür pul pul.
Rivayetler muhtelif!
Bir gün üç Kelebek kendi aralarında muhabbete dalarlar, kelebeklerden biri
uzakta bir belirtiye işaret ederek: “Orada göz kamastırıcı bir parıltı var, siz
muhabbete devam edin, ben gidip bir bakayım” der. Döndüğünde iki arkadaşı “ne
vardı orda” diye sorarlar. “Işık gibi bir şeydi“ der.
Bu sefer diğer kelebek meraklanıp gidiyor. Döndüğünde “ateş gibi bir şeydi
kanadım tutuştu tutuşacaktı” der. Bunu duyan uçüncüsü daha bir merak yüklenmiş
kanat çırpar ayna yöne. Arkadaşları onu boşuna beklerler. O yakıcı kaynağa yol
alan hiçbir kelebek de geri dönemez bir daha!
Per: kanat. Vana: döngü. Alev: alevi!? Ne alakası var şimdi bunun konumuzla,
deyip geçecek oluyorum, yine annemin sözleri geliyor aklıma. Ona sorarsanız,
zaman önce pirlerin, mansurların cem bağladıkları o eski semahlara, pervane
derlerdi eskiler.
Alev, per, döngü tam da bu eskil merasimin ana direkleridir… Tewt (zikir)
halinde bedenden çıkan ruhun sonsuz enerjiye dönüşmesi... Damlanın derya ile
buluşması...
Derya içinde damla hiç değil mi? Ya derya içinde damla?
“On dört bin yıl gezdim pervanelikde...”
On dört bin yıldır Pervane olup ışığın peşine düşen ve insana dair her şeye
merak salan kimdir?
On iki bin öküz derisi üzerine yazılmış pirlerin piri Zerdüşt, Avesta’sının
girişinde şöyle yazıyor: “Zerdüşt Dünyaya geldiğinde on iki bin yıl geçmişti“
Zerdüştün yaşadığı zaman MÖ 600, artı 2004 etti 2604
On iki bin yılda geçmiş; zaman etti 14604
“On dört bin yıl gezdim pervanelikte“ diyen kimdir, kayıp işaret midir?
Pervane aşıktır, gözü bir şey görmez. Sadece ateşle buluşmayı hayal eder. Yükü
gözüne görünmez, derdi kendisine tatlıdır.
Pervane nin aşkı mükkemmele olan tutkudur, bütün ile buluşma arzusu ve tanrı
olma cüretidir. Pervane nin aşkında feda olmak vardır, ki dilimizde de sevgiyi
belirten sözlerde hep feda olmak vardır: “ez to ré pervanı bi, ez to ré bımıri,
ez gonia xo to ra kéri, ez to ré qurba bi, ez gonia xo bıné nıngoné to ra
kéri…vb”
Pervanelik aşktır ve kayıp işaretidir, tekrardan keşfedilmesi lazım!
Her şeye rağmen pervanenin aşkını en iyi anlayanlardanız çünkü halen en çok
kendimizi feda eden bizleriz.
Mikail Aslan
Bu köşe yazısı 587 defa okundu. Toplam 543 kelime
[ Geri Dön: Mikail Aslan ] - [ Yazarlar İndeksi ]
|