Mikail Aslan ve Cemil Koçgünle Müzik Üzerine Röportaj
Müzik | XIDIR | Temmuz 17, 2009 at 12:23
Doğan Munzuroğlu, Dersim coğrafyasının yetiştirdiği iki değerli sanatçı arkadaşımızla, Mikail Aslan ve Cemil Koçgün’le, onların yaşamları ve müzikleri üzerine geniş bir söyleşi yaptı. Aslan ve Koçgün, Munzuroğlu’nun sorularına içten yanıtlar verdiler… DOĞAN MUNZUROĞLU: İki değerli konuğumuz var. Mikail Aslan ve Cemil Koçgün. Onlar, Dersim müziğinin, Kürt müziğinin, Kızılbaş müziğinin iki değerli sesi. İkiniz de hoş geldiniz.
MİKAİL ASLAN: Hoş bulduk Doğan abi.
DM Mikail, sen bu yolculukta Agerayıs, (acerayıs) ile başladın, Kiltê Kowu ile devam ettin. Bundan önceki albümünün adı Miraz’dı. Maya anlamındadır. Son albümün adı Zernkût… Bu eserlerinden dolayı dinleyicilerin adına seni kutluyorum. İlk sorumu sana soracağım, bize kendini anlatır mısın, Mikail Aslan kimdir?
MA: Benim kökenim Dersim Hozat’tan. Batı dersim aşiretlerinden Şex Hasanan aşiretinin Qerebalû kolundanım. Çocukluğum Hozat’ta geçti. Daha sonra Hozat’tan zorunlu bir göç yaptık. Kayseri’ye göçtük. Annem babamın yaşadığı köy Hozat’ta küçük bir köydür. Annem babam Zazaca konuşurlar. Biz “kırmancki” deriz.
DM Sevgili Cemil Koçgün sen biraz kendini anlatsan:
CEMİL KOÇGÜN: Ben Koçgiriliyim aslen. Almanya doğma büyümeyim. Alişer Efendi’nin soyundanız, böyle der büyüklerimiz.
DM Kendi müziğini nasıl tanımlıyorsun?
C K: Tabii ki müzik bir halkın dili, değerlerini ifade eden alandır. Kendimi bu kültürün temsilcisi olarak ifade ediyorum. Araştırmalardan duygularımızı ifade eden motifler alıp halklarımıza sunmak istiyoruz, paylaşmak istiyoruz işte. Özellikle bu son albüm, Heya Albümü iki ay önce çıktı.
DM Heya albümünü zaten soracaktım ben size, madem başladınız bize biraz da albümünüzü tanıtın, Heya Albümünü:
CK Heya; zazacada, Kırmançki ve Kurmançki “evet” anlamına geliyor. Aynı zamanda Kurmancideki “nura cihan” cihanın nuru anlamına geliyor. Arkeolojik kazıntıları çok ince, hassas fırçayla temizlemeye çalışmak gibi, işte böyle hassas… Şimdi albümün içeriği 1940 yıllarında, Muzaffer Sarısözen’in Dersim bölgesinde yaptığı bir deyişin derlemesini düzenledim, işledim. Ondan sonra Çemişgezek’ten Kurmanci bir deyiş, “Heyder” adlı deyişi işledim.
DM Evet, Heyder bayağı ilgi gördü, benim gözlemlediğim kadarıyla.
CK Evet, tanrıya hitap ediyor, ritmik anlamda da çok mistik, insanı transa götürecek bir motiftir. Ondan sonra Mehmet Çapan’ın Kırmançki-zazaki bir klamını aldım. İşte, Munzur’un üzerine bir öykü yazmıştı. Yine “Seyidemin” parçasında Aynur Doğan konuk sanatçı olarak albümümüzde yer aldı.
DM Aynur’un gerçekten müthiş bir yorumu var o parçada.
CK Yani kısacası bu albümün üzerinde daha çok Alevi ve Kızılbaş motifleri işlemeye çalıştım.
DM Gerçekten ben orda tasavvuf müziğinin, Alevi müziğinin, Kızılbaş müziğinin giderek
derinlerine indiğinizi hissediyorum.
Mikail seninle devam edelim, sen Kürt müziği bağlamında Dersim Zaza müziğini nasıl değerlendiriyorsun, yani tarihsel açıdan, günümüzdeki durumu, asimilasyondan etkilenme düzeyi gibi konularda…

MA Tabii şimdi bizim müziğimizi tanımlarken bayağı bir karmaşa yaşıyoruz. Yani bizim müziğimize alevi müziği diyen var, Dersim müziği diyen var, Kürtçe müzik diyen var, Zazaca müzik diyen var. Tabii aslında hepsi bizi ifade eden, bizim itikatlarımızı, tarihsel süreç içerisinde kazandığımız sıfatları tanımlıyor ama tabi bizim müziğimiz ilk etapta Kürtçe ve Zazaca müzik olarak tanımlanabilir. Dersim müziği demek biraz daha daraltma diye düşünüyorum çünkü dersim çok küçük bir coğrafyayı açıklıyor.
DM Yani Dersimi çevresinden soyutlamak doğru değil diyorsunuz?
MA Çünkü Zazaca sadece Dersim’de konuşulmuyor. Çok geniş bir alanda konuşuluyor. Bu anlamda zazaca. Kürt müziği başlığı altında zazaca müzik diye tanımlanabilir. Biraz daha geniş bir kavram, onun ötesinde şöyle bir şey söyleyebilirim tabi, 15- 20 yıldan beridir Kürt müziğinde önemli gelişmeler kaydedildi. Kürt müziği açısından genel anlamda en büyük miras Erivan Radyosu’dur. Yani sosyalist cumhuriyetler kurulduktan sonra Ermenistan’da yaşayan Ezidi Kürtlere verilen bir imkandı bu. Bütün etnik kimliklere radyo verilmişti. Doğal olarak Ezidilere de orda bir radyo açıldı. Ne kadar da Erivan bizim coğrafyamızdan çok uzakta olsa da, biz çocuk olmamıza rağmen büyüklerimiz dinliyordu. Herhalde bütün Ortadoğu’da dinlenen, hatta Avrupa’ya kadar da dinlenen bir radyoydu. Bizler de küçükken bu radyoyu dinliyorduk.
DM Hatta dün Adana’da bir anınızı anlattınız. Erivan Radyosu dinliyormuş büyükleriniz sen de oradan tanımışsın Erivan radyosunu ve büyüdükten sonra Erivan a gitmişsin, sanatçılık sürecinde…
MA Küçükken bize Almanya’dan gelen teypler vardı. Teybin burgusu dönüyordu bütün dünyanın tonlarını duyuyorduk, onları geçiyorduk ama nedense dönüp en sonunda Erivan Radyosu’nda duruyorduk. Tabi biz o zaman Kurmanci bilmiyorduk, yani anlamıyorduk. Ama bize herhalde en yakın kavimdir ki dikkat çekiyordu. Oraya dönüyorduk. Lafı fazla uzatmadan bir şeye değinmek istiyorum, 1940’lardan 50’lerden itibaren Erivan radyosunda dengbejlerin kayıt altına alınması çok büyük bir alternatifti çünkü kuzeyde, Dersimde böyle bir bilinç söz konusu değildi, bizim inanlarımızın Erivan’da olduğu gibi kayıt arşivi yoktu. Ve o insanlar oraya çağrılırken radyonun doğal olarak bir arşivi oluştu.1940lardan itibaren bu sesler kayıt altına alındı ama biz, dikkat edersen son birkaç yıl içerisinde kayıt işlerine başladık. Düşünün ki 1940’lardan itibaren bizim coğrafyamızda da bir kayıt arşivi olsaydı bizim de şu an Erivan Radyosu gibi devasa bir kayıt arşivimiz olurdu. Bu bizim açımızdan büyük bir talihsizlikti.
Bu noktada şuna değinmek istiyorum: bugünkü popüler Kürt müziğine baktığımız zaman gelişme aşamasındadır. Kürt müziğinde aşırı düzeyde üretimler oldu. Doğal olarak bir kültürün önü birdenbire açılırsa her çeşit üretim oluyor. Kürt müziğinde büyük bir arabeskleşme, büyük bir fantezi müziğine kayma sorunu var. Tabi bireysel anlamda çok güzel müzikler yapan gruplar, üyeler de söz konusudur. Ama şu noktada Kürt müziğinin ciddi bir yabancılaşma içine girdiğini düşünüyorum. Yani Erivan Radyosu’nda Şeroyê Biro’nun bir kılamını alıp dinlediğimizde o kılamlarla bugünkü kılamlar arasında ciddi bir kopuş var diye düşünüyorum.
Nasıl bir kopuş var derseniz, Kürt müziği denince, bir dönem İbrahim Tatlıseslerin, Küçük Emrahların, Küçük Ceylanların söylediği şarkıları alıp da aynı şekilde icra edip Kürtçe söz yazmak değildir. Tabiî ki. Kürt toplumunun kendi özüyle ciddi bir kopuşu söz konusu doğal olarak! Büyük Kürt kitlelerinin arabesk duygusu içerisine boğulduğunu görüyorum. Aslında Kürt müziğinin, mesela o Erivan Radyosunda dinlediğimizde çok ciddi bir asalete sahip olduğunu, hem enstrümantal hem ritmik anlamda büyük bir asalete sahip olduğunu görüyoruz. Ama son dönemlerde burada bir politize edilmiş protest müzik var. Çok fazla arabesk motifleri içerisinde taşıyan, arabeskin, Türkiye’deki Türkçe sözlü müziğin ikinci dereceden kötü bir taklidi olduğunu düşünüyorum. Bu noktada Kürt halkının ciddi düşünmesi gerekir.
Diğer taraftan da şunu da söyleyeyim: özellikle bizim Kürtçe yayın yapan radyolara baktığımız zaman, son dönemlerde popüler Kürt müziğini yayınlarken eski kaynaktan ezgiler, kılamlar yayınlamıyorlar. Doğal olarak da yeni gençlik zannediyor ki şu anda piyasada olan Kürt müziği bizim gerçek müziğimizdir. Ve onlar da dinlediklerini taklit ettikçe doğal olarak bizim müziğimiz özünden kopuyor. Mesela geçen gün Adana’ya gittim, orda genç arkadaşlar radyo yayını yapıyorlar. Baktım Egide Cimo’dan tutun da eski Erivan radyosundan parçaları da kendi radyolarında yayınlıyorlar. Çok sevindim buna. Aslında insan istese bu kayıtlara ulaşabiliyor. Lakin bu konuda bizim büyük bir sorunumuz var diye düşünüyorum.
DM Zannedersem senin bu konuda derlemelerin var, özellikle de bu son albüme yansımış. Bu derlemelere devam edecek misiniz, yeni çalışmalar var mı?
MA Ben on iki yıldan beridir kendi memleketimden uzak yaşadım. Seyahat özgürlüğüm yoktu, fakat bu konuda derlemeler yapan çeşitli bölgelerden arkadaşlarla irtibatım var. Çünkü derlemecilik kendi başına başka bir iştir. Ha, ben bunu yapabilirim şüphesiz ama bu kısıtlı bir şeydir. Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da etnik müzikçilerin, derlemecilerin, arşivcilerin olması gerekiyor. Ki bu noktada da önemli işler yapan insanlar var. Bunlara gidiyoruz, soruyoruz, araştırıyoruz ama benim şimdi bu konuda ciddi bir arşivim söz konusu değil.
DM Peki Mikail, biraz bu son albümünden, Zernkût’tan bahset.
MA Son çıkardığım albümün ismi Miraz’dı. Miraz, maya manasına geliyor. Daha çok eski kuşaktan mirasın yeni kuşaklara aktarılması teması vardı. Bu albümümüzde de gene eski kuşaktan bizlere aktarılan mirasımızın ne şekilde yeni kuşaklara aktarılacağı anlatılıyor. Bu benim çok üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Ve bunun üzerinde düşünürken “simya sanatı” diye bir sanat okudum. Simya sanatı ta milattan önce 3000’li yıllara, Hermes’e kadar, Hz İdris’e kadar gidiyor. Hermes, şu an yaşadığımız entelektüel duygunun, entelektüel hafızanın başlangıcı olarak algılanır. Ondan dolayı da büyük Yunan filozofu Aristoteles ona “üç kere üstat” manasında bir isim veriyor. Simya sanatının amacı; herhangi bir şeyi yeniden yaratmak değildir, var olanı açığa çıkartmak, sırları açığa çıkartmak, kerameti açığa çıkartmaktır. Benim de mesela, (albüm ne kadar da benim ismime olsa da aslında bana ait değildir. Ben sadece onun bir şekilde gölgede kalmış biçimini ortaya çıkarıyorum) şöyle söyleyeyim ki mesela altın ve gümüş çok değerli hammaddelerdir ama bunlar kendilerini ısrarla diğer maddeler içerisine gizlerler. Yani altın ve gümüş neden çok değerlidir, kendini ısrarla diğer maddelerin içine gizledikleri için. Bundan dolayı da onu sürekli arayıp bulmak gerekiyor. Bizim bu albümümüz de öyle. Ben devamlı halk mirasımıza ait bazı şeyleri açığa çıkarmayı ve onları nasıl öz duygularıyla ifade edebilirim, onu bulmaya çalışıyorum.
Söylediğimiz kılamlara gelirsek, Dayıka Delal, Pasaye Efa’dan Erivan kılamıdır. Diğer taraftan Way Way Ninna, Bingöl’e ait bir kılamdır. Guluzar, Dersim’e ait bir kılamdır. Bunları yan yana getirdim, ne kadar değişik şiveli dillerden okunsalar da aslında genelde Kürt kavmi’nin duygusunu taşırlar. Kürtler nereye giderlerse gitsinler, aslında duyguları aynıdır. İster Zazaca olsun ister Sorani olsun ister Kurmanci olsun, bunların arasında bu iki üç kılamı dinlediğiniz zaman bu dilleri bilmeyen herhangi birisi diyecektir ki “herhalde hepsi aynı parçadır ve tek bir dilde okunuyordur” Oysa birini anlayan aslında diğerini anlamıyordur. Bu şekilde de onların otantik miraslarına dikkat çekmek istedim. Yani bunlar ayrı ayrı coğrafyalarda olsalar bile otantik duygularının ne kadar yakın olduğunu görüyoruz.
DM Ben bu Dayıka Delal’a çok fazla ilgi gözledim. Yani özellikle internetten ya da radyo isteklerinden, dikkat ettiğimde bayağı bir ilgi görüyor… Peki Mikail, sana biraz sanat dışı bir soru sorayım. Yani çünkü biliyorsun siz sanatçılar gerçekten toplumsal sorunlardan uzak değilsiniz. Bunu birçok düşünür birçok sanatçı defalarca belirtmiştir. Bu yüzden de zaten devletler sanatçıları pek fazla sevmezler. Şimdi Türkiye’nin Kürt Sorununu, demokratikleşme sorununu siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani önümüz nasıl görünüyor, siz ortamı nasıl yorumluyorsunuz?
MA tabii bu sistemin çok büyük handikapları var. Yani bu coğrafyada halklar hapishanesi mevcuttur, hücreler mevcuttur. Ermeniler dondurulmuştur, Rumlar dondurulmuştur, Asuriler dondurulmuştur. Ezidiler dondurulmuştur, Kızılbaşlar dondurulmuştur yani bir buzdolabı gibi aynı. Şimdi bu tabiî ki çok kökleri derinlerde bir meseledir. İnsanlar kendi geçmişlerine, tarihlerine yabancılaştırılarak tek düze bir şekilde bir düşünce etrafında şekillendirilmeye çalışılıyor. Böyle baktığımız zaman, bu toplulukların kendilerine yabancılaşması onlara dayatılan bir sınır, onların rızaları alınmadan, bu kavimlerin rızaları alınmadan onlara dayatılan sınırlar mevcuttur. Şu son zamanlarda baktığımız zaman yeniden bu kimlikler kendi özlerine dönüyorlar, kimlik arayışı söz konusudur. Tekrardan onlara dayatılan bu sınırlardan bu küçük topluluklar veya büyük topluluklar yeniden kendi yerlerini aramaya çalışıyorlar. Böyle baktığımız zaman bu sistemin dayattığı, reva gördüğü ideoloji tamamen çökmüştür. Yani sadece bir Kürt gerçekliğinden yola çıkarsak; son dönemlerde çok üst düzeylerde kendisini ifade ediyor. Kürt halkı kendisini tarih sahnesinde tekrar var ediyor. Bununla birlikte Alevi sorunu da aynı şekilde duruyor. Ermenilere yapılan zulüm etkisini gösteriyor. Şunu söylemek istiyorum ki benim Türk hükümetinden Türk askerinden fazla bir beklentim yoktur. Ben 13- 14 yıl önce bu memleketi terk ettim. 13- 14 yıl sonra geldim ama üniversitelerde yine aynı sıkıntılar var. Ben de 13 yıl önce üniversitede aynı durumu yaşamıştım. Sistemin bu noktada adım attığı bir değişimi görmek imkansızdır. Bu sistem değişmiyor. Benim sadece şöyle bir şeyim var. Ben Türk halkından bir şey istiyorum yani burada yaşayan Türk kavmine şunu söylüyorum, bu aslında Türk halkının omuzlarında bir yüktür. Ben mesela Ermeniler konusunda, Kürtler konusunda, Kızılbaşlar konusunda Türk sisteminin bir adım atmasından çok bizim halkımızın, Türk halkının, bu konuda kendi vicdanıyla yüz yüze durmasını, onların kendileriyle sorunlarının olmasını istiyorum. Türk halkının kendi vicdanını sorgulaması gerekiyor. Çünkü en başta Türk halkı eğer bu halklarla bir kardeşlik kurarsa, onlar bu halklara karşı yapılan haksızlıkları görürlerse o zaman, en son devlet bunu kabul edecektir. Ben diyorum aslında bu Türk hükümetinin meselesi değil Türk halkının bir sorunudur.
Tabi Türk halkı üzerinde korkunç bir manipülasyon söz konusudur. Yani o insanlar Kürt’ü düşman, Ermeni’yi düşman, Laz’ı düşman biliyorlar, yani hep böyle bakılmıştır. Bunlar sizin ülkenizi bölmek istiyor, bunlar sizin topraklarınızı parçalamak istiyor diye. O noktada Türk halkının kendi vicdanıyla yüzleşmesi gerekiyor. Yani en başta bu halkların kendi kimliklerini dayatmasıyla olacaktır. Bizim asimilasyona karşı durmamız lazım. Bu topraklarda yaşayan bütün toplulukların ve kavimlerin kendi kimliklerine sahip çıkması gerekir. Kendi kimlikleri konusunda bilinçlenecekler ve o zaman Türk halkı da bu konuda bilinçlenecektir. Ben mesela yıllar önce Almanya da bir konservatuarda ders veriyordum. Saz dersi verdiğim öğrencilerin çoğu Türk kökenli gençlerdi. Hepsi 8- 12 yaş arası çocuklar. O arada bana bir telefon geldi, ben gayrı iradi olarak arkadaşla Zazaca konuştum. Yaklaşık bir yıldan beridir ders verdiğim çocuklar birden böyle bir şok etkisi yaşadılar. Dediler ki “hocam o nasıl bir dildi siz konuştunuz?” Dedim çocuklar bu da Zazaca. “Nasıl konuşuyorsunuz, siz kimsiniz” dediler. O güne kadar ben onlarla hep Türkçe konuşmuştum. Dedim “çocuklar size öğretmemişler. Bırakmamışlar ki siz bu kültürleri öğrenesiniz. Türkiye’de bu dili konuşan 3 milyona yakın bir topluluk var. Ben o dili konuşuyorum.” Çocuklara, “sizin suçunuz değil” dedim. Ama bırakmamışlar ki siz bizi tanıyasınız. Biz de sizi tanıyalım. Böyle bir şey!
DM Evet aynı problemi gerçekten hepimiz yaşıyoruz… Albümde Hrant Dink anısına bir şarkı var. Biraz o paçadan söz edelim. Tabii Hrant Dink hepimiz için acı bir kayıp!
MA Hrant Dink en başta bütün bu zalimliklere rağmen Türk halkını her zaman çok seven bir insandı. O kendisine yapılan, kendi halkına yapılan haksızlıklardan dolayı asla bir toplumu topyekün suçlamadı ve o Türk halkına karşı sevgi dolu bir insandı. Ben Hrant Dink için şöyle bir şiir yazdım. Dedim ki hayestan adında yitik bir ülkeyim ben, vicdanın en gizli mekanında saklıdır benim hatıram. Şimdi bunu neden söyledim. Bazı meseleler tabiî ki çok ürkütücüdür. İnsan onları dile alamaz. Ben de şöyle söyledim dedim bu hatıra bu komşularımız olan ermeni halkının hatırası bizim vicdanlarımızda saklıdır. Vicdanı olan kişinin vicdanında ve en gizli mekanında saklıdır. Hepimizin içerisinde bir şekilde bu hatıra vardır. Ama bazılarımız onu dindiremeyiz, söyleyemeyiz, korkarız. Ama bazen dil dayanamaz bunu aşikar eder, söyler. Hrant Dink de bu gerçeği aydınlatmış insanlardan birisidir. Aşikar ettiğinden dolayı hayatına mal oldu. Ben de bu şiirde bunu şöyle söyledim dedim ki, ne kadar bu hatıraları dillendiren insanları öldürülse de, her öldürdüğümüzde bunlar beyaz bir güvercin gibi kefenlere bürünse de bizim hanemize gelecekler. Bunlar bizim hanemize geldikleri takdirde biz bunlarla yüzleşmek zorundayız. Biz istediğimiz kadar bunları yok edelim, biz bu meselelerle yüzleşmek zorundayız. Halk olarak, hükümet olarak, sistem olarak yüzleşmek zorundayız. Bu klamı da ben Ermenice bir dostum aracılığıyla Ermeniceye çevirdim. Tanınmış Ermeni halk şarkıcısı Ilda Smonian okudu. Dersimli Kızılbaş toplumu olarak bizim sorunlarımız büyüktür lakin bizden daha çok mağdur kavimler var bu topraklarda. Ermeniler ve Ezidiler onlardandır.
Ezidiler, biliyorsunuz Kürt dili, Kürt kimliği konusunda en orijinal kimliğe sahip olanlardır. İslam kültürü içerisinde boğulan Kürtler tarafından büyük bir şekilde zulme uğratılmışlar ve bu halklar tarafından eziyete maruz bırakılmışlardır. Oysaki baktığınızda, aslında gerçek Kürt kültürünü temsil eden insanlardır ama Kürt coğrafyası o insanlara haram edildi ki Batman’da, Mardin’de Diyarbakır’da yaşaması gereken bu topluluklar Ermenistan’a, Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldılar. Yani neden böyle oluyor. Çünkü bizler de bizi yöneten sisteme benziyoruz. Zaman içerisinde bu sistemler, bu İslamcı sistemler Ezidileri lanetliyor, “onlar şeytanın çocuklarıdır” diyorlar. Biz Kürtler de zaman içerisinde aynı bizi yöneten sistemlere benzedik. Biz de aynı kendi hükümetimiz gibi onlara “şeytanın çocukları” diyerek onların etrafına çemberler çizdik. Alay ettik onlarla. Ve lanetledik onları. Lanetlendikleri için onlar dünyanın dört bir tarafına savruldular. Ben geçen gün Batman’a gittim boş bir köy vardı: dedim ki “neresidir burası?” Dediler ki, “işte bunlar Ezidi köyleridir.” “Eee peki Ezidilere ne oldu?” “İşte Ezidiler ağalar tarafından zulme uğradı, bırakıp gittiler.” Acı verici bir durum. Ezilen bir toplumun başka birisini eziyet altına alması kadar acı bir şey var mı? Bu gerçeklerle bizim yüzleşmemiz gerekiyor.
DM Peki Mikail, ben biraz da müzik piyasasıyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Gözlemlediğim kadarıyla müzik piyasası albüm yapmak için pek de uygun bir ortam veya uygun bir zaman değil. Ama yinede siz yeni albümlere, yeni eserlere imza atıyorsunuz. Ne olacak bu müzik piyasası, bu korsancılığın sonu, bu sıkıntılar nasıl çözülecek?
MA Bir kere ben başından beridir, albüm yaptığım zaman hiç piyasayı düşünmedim. Piyasa hiç umurumda olmadı. Firmalar da hiç umurumda olmadı. Çünkü ben ilk Zazaca-Kürtçe müzik yapmaya başladığımda Kürtçe müzik zaten yasaktı. Hiçbir firma buna ilgi duymuyordu. Ben hiçbir zaman firma aramadım. Ben gittim istediğim şeyi yaptım, içimden geleni… Kendi şartlarım altında. Birinci albümüm tezgah altı oldu, ikinci albümüm tezgah altı oldu ama üçüncü albümde hakikat kendini gösterdi. Kimse kaçamadı bundan. Sonradan firmalar gelip bize albüm yapmayı teklif ettiler. Yani şu noktaya geliyorum. Bazı müzisyenlerin bu duruma kafa yorması gerekmiyor. Eğer bugün bir piyasa çökmüşse o bizim piyasamız değil, bu kapitalist sistemin piyasasıdır. Onlar halcidir. Bu firmalar halcidir. Onlar aslında elma veya armut satmışlardır şimdiye kadar. Ne yapmıştır, mesela Cemil gibi bir insan onların yanına gittiği zaman onlar ne yapmıştır; hemen “bunu nasıl pazarlarım, bunun üzerinden nasıl para kazanırım” gibi bir mantık içerisindedirler. Var olan firmalar hiçbir zaman idealist insanları desteklemediler. Onlar hiçbir zaman kendi seslerini duyurmaya çalışan bu idealist insanlara yol açmadılar. Tam tersine idealist insanın kendine olan güvenini yıktılar. Bizim gibi insanlar pazarlarda zaten bir şey bulamaz. Biz bir şekilde bu çalışmalarımızı yaparız. Firmalar bizi desteklesin, desteklemesin.
Doğrudur, bizim albümlerimiz çok satılmıyor ama halk bize bir şekilde ulaşıyor. Şunu söylüyorum: idealist insanlar, müzisyen insanlar bu firmalara kafayı takmasınlar. Onlar otursunlar işlerini bir şekilde yapsınlar. Bu firmaların çökmesi aslında idealist insanların önünü açmıştır diyorum. Yani idealist insanlar artık bir albüm yapmak istedikleri zaman “hangi firma benim müziğimi çıkarır” diye düşünmez de kendi müziğini yapmaya bakar. Böyle düşünüyorum ben.
DM Mikail, senin Kamer Söylemezle uzun yıllardır devam eden bir dostluğun var. Şarkı sözlerini de genellikle Kamer’in şiirlerinden seçiyorsun:
MA Doğan abi, ben senin bana verdiğin Dara Gozê parçasını da Miraz albümünde okudum. Zazaca şiir yazan çok az insan var, yazanlar çoktur ama Kamer Söylemez gibi, Doğan Munzuroğlu gibi ağabeylerimizin yazdığı bu şiirler bizim sözlü halk edebiyatımızla korkunç bir şekilde örtüşüyor. Sizin yaptığınız bu eserler bizim halk mirasımızla örtüştüğü için onlar zaten kendi içerisinde müziğini taşıyor, onların müziğini yapmak çok kolay. Ben bazen Kamer’e söylüyorum; “Kamer senin şiirlerin bizim albümlerimizin en güzel şarkıları oluyor. Keramet sende mi bende mi anlamadım” diyorum. Tabii ki aslında keramet sizdedir.
DM Keramet nardadır sacda değildir demiş ozan…
MA Bu anlamda da sizler ne kadar bizim otantik mirasımızla örtüşen şiirler yazarsanız bizim de müzik yapma olasılığımız artar.
DM Çok teşekkür ederim… Mikail biraz da bize bu turne boyunca yaşadıklarından söz eder misin?
MA Biz 12 yıl boyunca büyük eziklikler içerisinde bu albümleri yarattık. İlk biz bu müziği yapmak istediğimizde bize dediler siz milliyetçisin, siz Kürtçüsünüz, Siz Kızılbaşçısınız. Bazıları bize dediler siz Zazacısınız. Aslında bizim amacımız kendi dilimizle şarkı söylemekten başka bir şey değildi. Yani ben aslında bu müziği yapmaya başladığımda bu kadar ciddi bir kimliksel sorun yaşayacağımı düşünmemiştim. Ben dedim ki “ben kendi anadilimde müzik yapıyorum neden bu kadar benim üzerime geliyorsunuz?” Demek ki bu kimliklerle bazılarının bir sorunu var. İnsanların bu kimliklerle bir sorunu var ki beni karşıların aldılar. Ben ısrarla Kürt olduğumu, Kızılbaş olduğumu, Alevi olduğumu, Dersimli olduğumu söyledim. Bunlar benim kimliklerim yani bunlardan asla vazgeçmem, benim müziğimin temeli bunlardan oluşur. Şimdi ben lafı şuraya getirmek istiyorum. 12 yıl sonra memleketimize döndük. Birkaç tane konser yapmak istedik, Tunceli Derneği diyor neden bizimle yapmadı, diğer dernekler dediler neden bizimle yapmadı. Yani demiyorlar ki bu bizim müziğimiz, bizim çocuklarımız da bunları seviyor. Biz de bunları destekleyelim. Bizim siyasi düşüncelerimiz ne olursa olsun bizim paylaşma noktamız, birleşim noktamız kültürümüzdür. Pergele bakın matematikte. Pergel bir noktanın etrafında dönüyor. Pergelin orta noktası olmazsa o pergel neyin etrafında döner. Biz pergelimizi yitirmiş bir toplumuz. Kendi ortak değerlerimizi yitirdiğimizden dolayı nereye döndüğümüz belli değil yani. Herkesin sonuçta kendine göre bir siyasi düşüncesi vardır. Bir günlük bunları bırakıp kendi değerlerimiz etrafında toplanalım diyorum.
DM yakın bir zamanda Firik Dede’yi kaybettik. Siz Firik Dede’den de bir iki deyiş okumuştunuz. Firik Dede’yi biraz geç tanıdınız herhalde. Firik Dedeyle tanışmanızı, Firik Dede’yi biraz anlatır mısın?
MA Ben ilk defa Firik Dede’yi Cemal Taş’ın kaydettiği bir DVD üzerinden tanıdım. Firik Dede’nin cemalini gördüğüm zaman içimden bir şey koptu sanki. Ben onun kılamını dinlediğimde üzerime büyük bir xof (korku) çöktü. Bizim kılamımızla onlarınki birbirine benzemiyordu… Onlara baktığım zaman diyorum ki biz çok şey kaybetmişiz. Tabi onun bu kılamlarını söylemek dillendirmek başka bir şeydir. O diyor ki “bidê bıdê bıdê mı seda./ Mıno qelbê pakiya venda./ Wesa seda ced u celalê ma. Desmiz biyo vayê qulba/ dangadê qediyo kunkorı miya/ domanu towıgi gureti derı ro rada /ezo veciya diyarı gediga./ Mı bang kır hiresewu seştu ses ewliya./ Verı xu çarnu qulba./ Mıhemmedi kodı sılam da/ kokım şi ver rıza/ mı va “ya Mıhemmed derdı mırê tu çeber nana pa./ Kokım bekçiyê kowu tepiya./ Bekçiyê kou vêciya/ sewlı da çar kosê dina./ Kou gerisande kerd va./ Tozıkê kerdı çımanı ma./ Bozatlı Xızır’i boğazdı huzır da/ mı derde xu cırê va./ Duzgı verba cı lewa /Pê made ame seda/seda Imam ûsênê Kerbela/hudey Kerbela./ Qelbı zati bi hira./ Venge Ma şiyu diva./ Perda ecêli mabenê ma bırna/ seyd eli u seyd heseniya ravezne serê qurbana./ Çıxi seru gıreda elaya cerçega./ Zılfıqar sana cı çıx terqa./ Seyd weli vengu mı da./ Va “bawo ezu ita, ez bı qırbanê sıma./ Mınu hirê rociyu hirê sew veng da./ Çay biya sebebê ma/ hurendia ma hurendia cerçega./ Carê madê resa xızırê serê kelek u gemiya.” Diyor Fırık Dede. O başka bir alemdir. O alemi tabi biz çoktan unuttuk. Bunlar bizim hazinelerimizdir. Kuran’da çok güzel bir söz var tanrı diyor ki ‘ben bir hazineydim keşfedilmek istendim ‘ yani bu bizim insanlarımız haktır, hakikattir. Onlar tanrının bir hakikatiydi. Hazineler gel beni gör demezler. Hazineler, biz onları keşfedelim diye vardır. Firik Dede de böyle bir efsaneydi, kerametti. Onu keşfetmek istedik tabi. O hazinelerimiz var ama biz onları birer birer kaybediyoruz. Çok acıdır. Keşke şimdiki bilincimiz 15 yıl önce olsaydı da o insanlarımızın değerini daha çok bilseydik.
DM Mikail: gerçekten ne kadar güzel! Yani farklı kültürlerin, dillerin sentezlenmesi… Muhammed kutsalı, bakıyorsunuz ki bir Dersim kültürünün ziyaretleri, inançları bizim dilimizle kültürümüzle bir araya gelmiş öyle ürpertici öykülere dönüşmüş ki! Kılamlar oluşmuş. Mesela sen bunu okudun, ben şöyle düşündüm hani bize şöyle derler “ibadetinizi hep Türkçe yapıyorsunuz.” Diye. Sen güzel bir Zazaca örnek verdin.
MA Biz o kadar yıldan beridir Türkçe mi ibadet ettik? Yalan bunlar. Benim şu an annem nenem bile Türkçe bilmiyor. Bu dualar binlerce yıldır bölge halkının dilleriyle okunuyor.
Yani hiç alakası yok. Dersimde Herkes Kurmançi, Zazaki dua ediyor ve tabiî ki Türkçe de dua eden bölgeler var. Yoksa bu inancı bir dile, bir ırka yamamak, onun malı gibi algılamak doğru değil. Yani kültürleri hor görmemek gerekir. Sonuçta şöyle bir şey vardır ki söylediğim değerlerin hepsi bizim değerlerimizdir şüphesiz. Sonuç olarak her insanın kendi yolu vardır. O anlamda ben de diyorum ki hiçbir dine ideolojiye tapmamak gerekir. Çünkü: Mevlana’nın çok güzel bir sözü var: “camiler, kiliseler hepsi birer bahanedir, ben kapı kapı dolaşır seni ararım.” Asıl olan insan olmaktır. Yani insan insan olduktan sonra yollar çok da önemli değil. Onlar birer bahanedir.
DM Sevgili Mikail, sevgili Cemil; bize konuk oldunuz çok teşekkür ederiz.
MA Biz de çok teşekkür ederiz. Radyonuza daimi bir yayın ve başarılar diliyoruz. Daha çok Erivan radyosu, daha çok Kurmanci kılam, daha çok Ermenice, Zazaki kılamlar, daha çok Türkçe, Lazca deyişler… Yani diyorum ki kılamlarımız bol olsun. Muhabbetiniz de hoş olsun; sizin de ağzınıza, dilinize sağlık.
KISALTMALAR : MA – Mikail Aslan DM – DOğan munzuroğlu CK- Cemil Koçgün
Tags: cemil koçgün, doğan munzuroğlu, etnik muzik, hey albümü, Mikail Aslan, zazaki muzikBenzer YAZILAR
- MUNZUR’DAN HASANKEYF’e Direnenler Kazanacak (KONSER 7 KASIM)
- Barış ve Aşk Şarkıları Yapabilmek İstiyorum
- Memleketim Ah Memleketim : Ferhat Tunç…








