Munzur artık ağıt yakmayacak!
*Manşet, Munzur Vadisi | Tija_Sodiri | Ekim 15, 2009 at 15:11
Dersim’de uzun yıllardır planlanan baraj projeleri şüphesiz yeni değil ama bugüne kadar bu gerçeğe nedense inanmak istememiştim. Son olarak yapımı tamamlanan Uzunçayır Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde (HES) su dolumuna başlayınca, anladım ki işin hiç şakası yok. Kaç zamandır elim kolum, kanadım kırılmış vaziyette. Göz göre göre yok ediyorlar Munzur’u… Yok olan sadece Munzur da olmayacak! Yıllardır Bölge’de uygulanan insansızlaştırma politikasının yeni bir etabı olacak bu gelişme, yüzyılın operasyonu sayılan Dersim jenosidinin hâlâ sürmekte olduğuna da işaret ediyor. Olanca varlığıyla Dersim’in haritadan silinmek istendiğine de delalet; Munzur, Harçik ve Mercan vadileri için yapımları planlanan, şantiye çalışmaları süren diğer akıldışı projeler de. Sulara gömülecek olan tüm bu vadiler, dereler oralarda yatan toplu ölülerimizin mezarları, atalarımızın temel taşları, tarihimizin, kültürümüzün temel izleklerini değil sadece, geleceğimize elverebilen varlığımızın her bir tutamağını da kesmeyi hedefliyor.
Baştan beri bu gerçeğin farkında olanların yıllardır ‘Munzur Darda’ diyerek haykırdığı çığlığın anlamı buydu. Ve nihayet bu çığlık Türkiye tarihinin en büyük çevre eylemiyle Dersim’de karşılık buldu. Son çeyrek yüzyılın toz dumanı içinde gürültüye, oldubittiye getirilen barajlar projesinin Dersimliler açısından hayati önemi fark edilmiştir artık. Enerjileri yalan yanlış sahalara dağılan, yapay söylemler etrafında bin bir parçaya bölünen Dersimliler, temelde nerede saf tutmaları gerektiğini görüyorlar artık.
Bursa’dan İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan Dersim’e akan Dersimliler ve çevre dostları, bana öyle geliyor ki, kendilerinden beklenen en güzel, en anlamlı çıkışı 10 Ekim’de Munzur kıyısında ortaya koydular. Bu vesileyle Dersim, bir kez daha diasporasıyla kucaklaşmakla kalmadı. Uzakta yakında olan, ayrısı gayrısıyla herkese temel bir hedef etrafında bir aradalığını kuvvetle hissettirdi. Ki Dersim’in bir aradalığı, dağın dağa yaslanmaktan güç aldığı bin yılların gerçeğini de hatırlatıyor bize bir kez daha…
Munzur çevre yürüyüşüne katılmak için İstanbul’dan Dersimli bir grup dostla yola çıktık. Biz o toprağın çocuklarıydık ve Dersim’de barajlara karşı yapılacak olan mitingde orada olmak, halkımızla birlikte el ele tutuşup, sesimizi yükseltmek için orada olmak istedik. Cemal Taş, Ergin Doğru, Ferhat Tunç, Hüseyin Ayrılmaz, Kazım Gündoğan, Metin Kahraman, Mikail Aslan, Özgür Fındık ile yola çıktık.
Elazığ’da uçaktan inip, Dersim’e yol aldığımızda, orada başka bir şey göreceğimizi biliyorduk ama gerçekler her daim acıtır insanı. Munzur’un suyla dolacak olan mezarını gördük. Atalarımın ‘utanın’ diyen sesi de kulaklarımda çınlıyordu.
Gider gitmez, ilk işimiz ilçeleri gezmek oldu, mitinge davet ediyorduk halkımızı, barajın yaratacağı tahribatları anlatıyorduk. Gördük ki, bizim anlatmamıza gerek yok, onlar zaten yaşayarak olanı görüyorlardı ve gerçekten acı çekiyorlardı.
Barajın yapılacağı Gola Çetu’da oturduk. İlk defa gidiyordum oraya, Ferhat Tunç, Mikail Aslan ve Metin Kahraman ateşin etrafında kılamlar söylüyorlardı. Onları dinlerken, atalarımın orada nasıl ağladığını, nasıl güldüğünü, nasıl yas tuttuğunu, nasıl sevdalandığını, nasıl barıştığını düşünüyordum.
Neler yaşanmıştı o topraklarda..? Munzur’un suyuna kaç insanımız kurşunlanarak, dipçiklenerek, süngülenerek atılmıştı. 1938 Dersim Katliamı’nda yüz binlerce insan katledildi ve on binlerce insan sürgün edildi.
Bitti mi, hayır devam etti, hââda devam ediyor…
1980 ve 1990′lı yılların başında binlerce köy ve mezra boşaltıldı. Basında çıkan haberlerde de görülüyor ki, nüfusu iki yüz bini bulan Dersim’in şu an resmi nüfusu 70 bin ama trajik-komik olan yarısından fazlası polis ve askerden oluşuyor.
2000′lerin sonuna geldiğimiz şu günlerde zihniyet aynı, değişen hiçbir şey yok. Bugün barajlarda ısrar etmenin nedeni elbette ki elde edilecek enerji değil. Uzmanların ve bilirkişilerin raporuna göre Munzur’da yapılacak olan barajlardan elde edilecek olan gelir, baraj için harcanan paranın faizinin onda birini bile oluşturmuyor.
Şu bir gerçek ki; Dersim’de ‘enerji amaçlı’ denilen 11 barajın yapılmak istenmesi, aslında 1875 yılında Osmanlı döneminde devreye konulan, Dersim’i insansızlaştırma planının bir parçasıdır ve bu bir kere daha ortaya çıktı. Bugün yapılmak istenen baraj ise 84 köyün ve yüzlerce mezranın boşalmasına, binlerce bitki türünün yok olmasına neden olacak.
Gelelim mitinge…
Bir insan seliydi. Ucu bucağı olmayan, yaşlısı, genci, kadını, çocuğu hep bir yürek olmuş, ‘Munzur özgür akacak’ diye bağırıyordu. 12 Eylül’den sonra yapılan en büyük miting olduğunu söylüyordu orada yaşayanlar. 20 bini aşkın insanla birlikte yürüyorduk, mitingin en önünde yaşlı bir amca atına binmiş eşlik ediyordu bize, özellikle yaşlı kadınların gözü yaşlı yürümeleri can acıtıcıydı. Elbette bu tür protestolar önemlidir ama sorun kalkmış değil ve sorun çözülene kadar tepkilerimizi sürdürmek durumundayız.
Siyasi çıkarlar bir kenara bırakılmış herkes Munzur’un özgür akması için tek yürek olmuştu, bu gerçekten çok anlamlı ve önemliydi. Bu birlikteliğin devam etmesi gerekiyor, insanlık için.
Dersimliler tüm sivil toplum örgütleri, siyasal gruplar ve partileriyle birbirlerine dönük önyargıları kırmalı; çevre, dil, kültür, inanç, tarih ve tüm diğer yaşamsal değerleriyle temel sorunlarının sorumluğuyla hareket etmeli; ucuz siyasal jargonlara, küçük hesaplara, cahilliklere, vefasızlıklara pirim vermemeli; Alişer’in, Zarife Xatun’un, Şahan Ağa’nın, Usene Seydi’nin, Seyit Rıza’nın, İdare İbrahim’in ‘Kurmancîya Beleke/Ala Kurmancîye’ terbiyesini, töresini hatırlamalıdır. Munzur suyu üzerine bir kez daha yemin etmelidir. Ki Munzur bir daha ağıt yakmasın!
Tags: Ağıt, Esra Çiftçi, Günlük gazetesi, munzur








Merhaba,
Esra hanımın yazılarını keyifle okuyorum, dilerim Dersimliler Munzur’un ağıt yakmasına izin vermezler. Esra hanım güzel bir birlik çağrısı yapmış, kutluyorum. Kendiside asi bir Dersim kızıdır ve onunla gurur duyuyoruz.
Esra kardeşimin munzura sahiplenişine diyecek sözüm yok. Kutsal suyumuza akıtılan kanlara da diyeceğim yok. Sadece, nacizane bir hatırlatmam olacak. Dedeside 38 de katledilmiş biri olarak; yüzbinlerce atamızın katledildiği ifadenizin gerçeği yansıtmadığıdır. Dersimimizde o yıllarda söylediğiniz sayıda insanın yaşaması mümkün değil. bugün bile bütün köylerdeki evleri doldursanız o sayılara ulaşmanız mümkün değil. sorun sayılar da değil gerçi ama, savunduklarımızın böyle basit nedenlerle hafife alınması iyi olmaz bence . Orhan Pamuğun 1.500 000 Ermeninin öldürüldüğünü ifadesindeki gibi komik durumlara düşmeyelim. o dönemin nüfus sayımlarına girerek değerli zamanınızı almaya hiç gerek yok. Haklı olduğumuz savlarda gedik vermeyelim. saygılarımla