Öteki Ben ;Kadınların gözüyle aşkın tarifi

Sinema - Tiyatro | XIDIR | Temmuz 16, 2009 at 11:50

otekiben
‘’Kadınlar sever aşktan, sevgiden konuşmayı. Derin konuşurlar, samimi ve duyguyla. Bazen hayallerle süsleyerek sunarlar kendi aşk hikayelerini. İçinde çok şeyler gizler; nefret, düş kırıklıkları, hayaller, beklentiler, sevinçler, acılar, değer yargıları, sınırlar, yüzleşmeler, ezilmişlik, başkaldırı, politika, cinsellik ve daha neler neler…
Filmin konusu aşk diye yola çıkarken biliyordum kadın asla zavallı olmamalıydı. Kahraman yapmak diye bir niyetimde yoktu. Öteki Ben’i ortaya koymak, bazen unutulan öteki benleri biraz daha derin anlamaya çalışmak. Öteki ben suçlamaz, sorgular, hesaplaşır. Çözümü bir formül gibi sunmaz. Düşündürtür, güldürür, duygulandırır, şaşırtır…

Ben de bunların toplamından çıktım yola. Kadın kimliği ön planda olmalıydı, bu kimlik Kürt ve Türk kadınları etrafında sunulsa da, her milliyetten kadın kendi öteki beninden bir parça bulabilmeliydi. Ataol Behramoğlu`nun dediği gibi ‘Bebeklerin ulusu yok’ bende bir parça kadınların ulusu yok demek de istiyorum.“

Bu sözler çekimleri 2 yıl süren, 2008 yılında biten, Almanya, Avusturya ve Türkiye’de festivallerde sinema salonlarında gösterime giren ve Nürnberg Film Festivali’nde Belgesel Film Dalında ödüle layık görülen ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ adlı belgeselin genç yönetmeni Mukadder Püskürt’ün kendi filmi üzerine söyledikleri. Avusturya’da yayınlanan Öneri gazetesine verdiği mülakatta filmini böyle tanımlıyor. Püskürt’ün ilk filmi aşk ve kadınlar üzerine.

Hani sinema filmlerinde, romanda, şiirde, destanlarda, masallarda, tiyatro oyunlarında, müzikte hep aşk anlatılır ya. Uğruna dağlar delinen, şehirler yakılan, çöller geçilen, devrim imkanları heba edilen, imparatorlukları yerlebir eden savaşlar yapılan aşk…

CİLALI İMAJDAN GERÇEKÇİ KADINLARA

Aşk, mayınlı arazide, cilalı imajı olan tema. Güzel kadın-yakışıklı erkek, prens ile prenses, zengin ile fakir çiftlerin yaşadıkları “aşklar” üzerine şiirler-romanlar yazılan; masallar anlatılan, tiyatro oyunları sahnelenen, filmler çekilen ve unutulmaz şarkılar yazılan. Hep “seçkin” kılınan o aşk hikayeleri, hep “gösterilmek istenen” gibi görüldü. Hele sinemada çoğunlukla “biçimlendirilmiş” bir aşkın estetiğini sunan Hollywood sinemasının izi vardı. Türkiye’de Yeşilçam, Hindistan’da “Bollywood” Brezilya’da “Pembe diziler”le anlatılsa da çok da farklı değildi içerikleri. Bağımsız sinemalardaki sınırlı üretimler hariç hepsi de Hollywood’un filtresinden geçen aşk öykülerinin ölçüsünü taşıyordu. Hep seçkinleştirilmiş, elit estetiği ile imaja kavuşturulmuş aşkı gördük sinema filmlerinde.

Çokça tarifler yapılır, çokça anlamlar yüklenir ya aşka; Dersimli genç sinemacı Mukades Püskürt de ilk filminde bu temayı seçmiş. ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ adıyla 102 dakikalık bir belgesel film çekmiş. Genç yönetmenin çektiği bu filmdeki aşk öyküleri “cilalı imajla” üretilen/türetilen aşk öyküleri değil. Yani erkeğin beğeni dünyasının ölçüleri yok. Sadece kadınları konuşturmuş, genç yönetmen. Kadınların gözünden, dilinden, yüreğinden aşk anlatılıyor. Anlatılanların hepsi gerçek ve çok yalın. Çünkü anlatanlar ve anlatılanlar sokakta hergün gördüğümüz o insanların yaşadıkları. Annelerimizin, kardeşlerimizin, fabrikada çalışanların, cezaevinde cezasını çekenlerin, okullarda okuyanların, göç etmek zorunda kalanların yaşadığı aşkları… Kısacası kadınların yaşadıkları…

Ailede erkekten sonra gelen, toplumda gelenek nedeni ile “namus” davası edilen, çoğu zaman cinayete kurban giden, taşlanan… Özgürlüğü için bir adım atınca da burun kıvrılan o kadınlar ‘Das Andere İch/Öteki Ben’ filminde kendilerini anlatıyorlar. Toplumdan gelenekten, devletten korkmadan. O kadar güçlü yaşanmışlıklar var ki filmde.

SADELİĞİN GÜCÜ YA DA KADININ DİLİ

Örneğin Dersim’deki bir köyünden yola çıkan, yaşadığı her anı acı ile dolu olan o kadın… 30 belki de 40 yıl boyunca sevdiği insanı bekleyen ve hala da beklediğini açıklıkla söyleyen yaşlı kadının anlattıklarını; hangi ölçüye ve değere vursanız saygı duymaktan başka bir seçeneğiz olmadığını göreceksiniz. Kürt olduğu için muhalif olmuş sonra dağa çıkmış ve dağa çıktığı için devletin kolluk güçlerinin akla hayale gelmeyecek işkencesine maruz kalan kadını dinlediğinizde kim olsa öfkesini tutamaz ve lanet okur. Sevdiğinin intihar ipini çözen genç kadının acısı… Sade bir annenin çocukları için katlandıkları, genç kadının umut ettiği mutluluk… Hemen hepsi ve belki de çok daha fazlası anlatılıyor belgeselde. Kadının dilinden. Kadının yaşadığı anlardan.

Yönetmen Mukades Püskürt için de seçilen öyküler çok uzak değil. “Bu hikayeler şu ya da bu şekilde tanıdık hikayelerdi. Beni şaşırtan kadınların bu kadar açık olmasıydı ben de beklemiyordum” diyor genç yönetmen.

Çekimleri 2 yıl süren belgesel, bir yönü ile sözlü tarih çalışması niteliğinde. Bir yandan kadınların gözüyle aşkın tarifi/tanımı yapılmak istenirken diğer taraftan toplum içinde mahremiyet olarak tanımlanan ve tabu sayılan birçok nokta kadınlar tarafından kamusal alana taşınıyor.

FARKLI KADINLAR AYNI HAYATIN İÇİNDE

Hem hiçbiri öykü değil bütün bunların. Gerçek. Hepsi yaşanmış. Ve yaşanan bütün o duygular aynı sadelik ve samimiyetle kameraya anlatılıyor. Aşk filmlerindeki kurgulu sahneleri çok aşan, anlatılanları dinledikçe çoğu zaman hayrete düşüyor insan.

“Das Andere İch/Öteki Ben” belgeselinde; Avusturya’da yaşayan farklı yaşlardaki Kürt, Türk, Avusturyalı kadınlarla aşkı konuşmuş. Küçük kız çocukları, öğrenci, devrimci, lezbiyen, ev kadını, göçmen kadın işçiler… Hepsi yaşadıkları aşkı anlatmışlar.

Birbirinden farklı mekanda, farklı statüde, farklı kültürde,farklı zaman diliminde yaşayan çok sayıda kadının anlattıkları değişik olsa da “Bu kadınlar aslında hepsi sadece bir hikaye anlatıyorlardı. Bazı noktalarda biri diğerlerinden ayrılsa da, yapmak istediğim bir hikayenin farklı renkleriyle bir buket sunabilmekti.” diyor genç yönetmen. 102 dakikalık belgeselde kadını “kurban rolüne sokmamak gibi, bir kahraman yaratmak gibi de bir derdim yoktu” diyen genç yönetmen Avrupalıların kafasındaki dar ve zavallı anadolu kadın resmini kırmak istediğine dikkat çekiyor. Belki de Avusturyalı kadınlar ile Kürt ve Türk kadınları “aşk” gibi evrensel geçişgenliği olan bir konuda aynı zeminde ve benzer durumda tutması da bunu bir ölçüde başardığını gösteriyor.

DERİNLİKLİ AÇIK VE SAMİMİ AMA…

Belgeselde kadın erkek tekelinde çizilmiş sınırlar içinde tutulmuyor. Bu noktanın kendisi için bir amaç olduğunu söyleyen Mukadder Püskürt’ün şu cümleleri de oldukça önemli; “Derdim biraz da kadınların kendi içlerinde yaşadıkları feodal sorunlarla birlikte vermekti, yani amacım sadece güçlü kadın portesi çizmek değildi aynı zamanda feodal yapının kadınlar üzerinde göstermiş olduğu baskıyı da içine alarak kendi kaderlerini çizen kadınların hikayesi, kendi sınırları içinde hapsolmamış kandınlar önemliydi benim için, bu bağlamıyla bütün kadınlar toplumun ve sistemin sunduğu kaderlerin dışına çıkmak isteyen kadınlar”

Püskürt’ün filmi istediği gibi bir etki yaratıyor: “Derinlikli, açık, samimi ve içten.” Ancak teknik açıdan belgeselin kamera pozisyonlarının ve montajının problemli olduğunu da belirtmekte fayda var. Her ne kadar ilk uzun metrajlı belgesel filmi olsa da ilk filmde de kabul edilemeyecek eksikliklerin filmi duygusal olarak beğenilmekle sınırlı tutuyor. Belgeselin kurgusundaki yaratıcılık teknik eksikliklerin gölgesinde kalmış. Müzik ve anlatılan yaşanmışlıklar izleyiciyi ekrana bağlasa da kamera çekim pozisyonları izleyiciyi bir hayli yoruyor. Yine de imkansızlıklar içinde sonuca gidilmiş ve 102 dakikalık bir belgesel ortaya çıkabilmiş. Hem festivallerde gösterilen. Görenlerin ilgi duyup etkilendiği bir film.

GENÇ YÖNETMENLER UMUT VERİYOR

Mukadder Püskürt’ün “Das Andere Ich/Öteki Ben” adlı belgeseli de gösteriyor ki Kürt sinemasında genç kuşak kendi yolunda başarılarla yürümeye devam ediyor. Birkaç yıl öncesine kadar “Kürt sineması var mı yok mu?” sorusuyla başlayan Kürt sineması üzerine kısır tartışmalar sona ermiş durumda. O kısır tartışmaların yerine şimdi yönetmenlerin tarzları, oyuncuların başarıları, senaryolardaki yaratıcılık ve alınan-alınamayan ödüller tartışılıyor. 2008/2009 yılları Kürt sineması için önemli bir dönemeç oluşturuyor. Kazım Öz’ün “Bahoz/Fırtına” ve “Şavaklılar”, Bahman Ghobadi’nin “Kasi Az Gorbehaye Irani Khabar Nadareh”, Shahram Alidi’nin “Sirta la gal ba”, Ekrem Kiro’nun “Havina Sar”, Babak Amini’nin “Angels Die in HeSoil”, Sait Ferat Okçuoğlu’nun “Ütopya”, Çayan Demirel’in “Diyarbakır Zindanı”, Özgür Fındık’ın “Kalema Sur/Kırmızı Kalem”i, Manuel Uebersax ve Özay Sahin’in “TransAsia Express”i, Müjde Arslan’ın “Ölüm Elbisesi: Kumalık” Metin Avdaç’ın “Kara Altından Altın Mikrofona” ve daha birçok film gösterime girdi. Festivallerde ödüller aldı. Hala yapım öncesi ve sonrası çok zor koşullarda yapılan filmler artık hak ettiği salonlarda hakkettikleri ilgiyi her yönü ile görecekler.

FİLMİN KÜNYESİ


Filmin Adı: Das andere Ich / Öteki Ben

Süre: 102 dakika.

Yıl: 2008

Yönetmen: Mukadder Püskürt

Kamera: Mahir Yildiz

Muzik: Ergin Aslan

Tags: , , ,
  • Benzer YAZILAR

  • YORUM YAP